5 Ocak 1997 Pazar günü Milliyet gazetesindeki
Olaylar ve İnsanlar adlı köşesinde Hasan Pulur
Çobansalatası için şöyle diyor:


 
Zengin Türkçeyi
doğru kullanmak
 
Hani “Tam zamanında, ilaç gibi geldi!” derler ya, Vural Sözer’in “Çobansalatası” kitabı da öyle oldu.
Bu memlekette, Türkçe değil, Türkçeye benzer bir dil konuşulacağının nihayet farkına varanlar, “Kanun mu çıkarsak, ceza mı versek?” diye tartışırlarken, Vural Sözer’in kitabı sanırız herkesin işine yarayacak…
 
                                            ***
 
Kitabın kapağında “Her okuryazar için güncel yazım kılavuzu” yazılı.
Hemen çoğumuzun başına gelir, mesela hiç düşünmeden “Sivribiber” ya da “Sivrisinek” deriz de, yazmaya kalkınca duraksarız:
“Acaba bitişik mi, yoksa ayrı mı yazılacak?” diye.
İşte Vural Sözer, bu duraksamaları, tereddütleri gidermek için bu kılavuzu hazırlamış…
Kılavuzun ağırlığı, dilimize giren yabancı kelimeler, Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce kelimeleri kullanıyoruz, bari doğru kullansak…
Vural Sözer birkaç örnek vermiş…
“Mail i inhidam” Arapça, yıkılmaya yüz tutmuş, demektir; gazetede “mali idam” diye geçiyor.
Madem Arapçadan başladık,biz de bir örnek verelim…
Hukuki bir deyimdir; “mahkemenin mehabeti” denir, mahkemenin ululuğu, büyüklüğü…
Haber şöyle yayınlandı:
“Sanıklar, mahkemenin muhabbetini bozduklarından!!!”
 
                                            ***
 
Vural Sözer’in apartmandaki posta kutusuna, bir el ilanı bırakılmış, “Teknik servis” yapabileceği işleri sayıp, döküyormuş…
“Fırın, şohben (şofben olacak), doğal gaz bağlantısı, gar dolap (gardrop olacak) ve mutfak dolapları arızası..”
Bir ikinci el ilanı…
“Ahmet Atmaca sıhhı (sıhhi) kalorifer tesisatcı (tesisatçı), pezarvar (herhalde rezervuar olacak), pancur (panjur), çöp öyütücü (öğütücü), fayas (fayans) tamir işleri yapılır.”
Vural Sözer’e göre “Türkçe, yabancı sözcüklerin akınına uğramış uğrayacağı kadar..”
Dün, frijider, asansör, çarliston, revir girmiş, bugün de reyting, zaping, gayd, praym taym, şov rum, klip giriyor…
Türkçe tutkunu dil uzmanları bu yabancı sözcükleri yazım (imla) kılavuzlarına almamaya, yerlerine Türkçe karşılıkları önermeye çalışıyorlarsa da etkili olamıyorlar.
Peki ne yapmalı?
Okur yazarları öz Türkçe konuşmaya yazmaya zorlamalı mı, yönlendirmeli mi?
Vural Sözer, “Hayır!” diyor.
“Bir oranda ayrıntı sayılabilecek örneklerime bakarak, okur yazarlarımızı öz Türkçe konuşmaya ve yazmaya yönlendirdiğim sanılmasın. Böyle bir davranış, sınırı aşmak, dil uzmanlarına saygısızlık etmek olur. Ayrıca, abesle uğraşmak olur. Dil devriminden bu yana, hâlâ Hıfzıssıhha Enstitüsü, diyorsak; meydan sözcüğünün yerini, alan sözcüğü almış olsa da, er meydanı deyimi tüm güzelliğini koruyorsa, yapılacak tek şey kalıyor; bu zengin dili doğru kullanmak.”
Evet, dil konusunda en gerçekçi yaklaşımlardan biri de bu:
“Zengin dili doğru kullanmak”
Kitapta 33 binden fazla sözcük var, bunları 30 binden çoğu Türkçedeki yabancı sözcükler…
Arapça, Farsça sözcüklerin aynı kökten türevleri de belirtilmiş… Mesela Kemal, kâmil, ekmel, mükemmel, mütekâmil, gibi…
Dilimizde yer eden yabancı sözcüklerin özgün yazılış biçimleri de belirtiliyor… Abonman sözcüğünün Fransızca olduğu, abonnement diye yazıldığı, ya da “makarna”nın İtalyanca olduğu ve maccherone diye yazıldığı…
 
                                               ***
 
Biz sık sık “Bu memlekette insanlar, sadece memleket saat ayarında anlaşır hale geldiler” diye yazarız…
Ama şimdi Türkçe konusunda umutluyuz, çünkü Türkçenin kargaşaya sürüklendiğinde, giderek memlektee Türkçeye benzer bir dil konuşulacağında görüş birliği var…
Ama çare deyince, herkes ayrı şeyler söylüyor…
Varsın söylesin.
Eski bir deyim vardır:
“Cümlenin maksudu bir ama, rivayet muhtelif?”
Yani herkesin istediği bir ama, söylenti çeşitli…
Biz buna da razıyız.