|
Buradan Bakınca adlı köşesinde
Yalçın Pekşen, Çobansalatası için şöyle diyor:
|
![]() |
“Çobansalatası”
Başlık yanlış anlaşılmasın; bugünkü konumuz kahraman Türk polisi, kahraman Türk politikacısı ve kahraman Türk katillerinin ‘salata’ya çevirdiği ortamla bir ilişkisi yok. Ancak bu ortamda hâlâ yaşamayı sürdürebilen ve gerçekten kahramanlıklar yaratan Türk halkının konuştuğu Türkçe ile ilgisi var.
Yazar ve reklamcı dostum Vural Sözer, konuştuğumuz Türkçe’ye doğrusu güzel bir isim bulmuş: Çobansalatası.
Sonra oturmuş bu Türkçe’nin sözlüğünü hazırlamış… Türkçe Sözlük dese konuştuğumuz Türkçe artık Türkçe değil, yanlış olacak. Çözümü böyle bulmuş.
Önsözünde bir-iki örnek veriyor:
“Apartmanın posta kutularına el ilanları bırakıldı. Biri teknik servis. Yaptığı işleri sayıp dökerken şunları belirtiyor: ‘Fırın ve şohben (şofben olacak) doğal gaz bağlantısı. Gar dolap (gardırop olacak) ve mutfak dolapları arızası…’ Öteki de benzer konuda, fakat yaptığı işi anlamak için şifre çözücü olmak gerekiyor! Aynen şöyle: ‘Ahmet Atmaca Sıhhı (sıhhi) kalorifer tesisatcı (tesisatçı), Pezarvar (herhalde rezervuar olacak), pancur (panjur), çöp öyütücü (öğütücü) fayas (fayans) tamirat işleri yapılır.’
Yaptığı işi reklam amacıyla dağıttığı el ilanında söyleyemiyor! Bu yanlışları kendisinin yapmamış olduğunu varsaysak, el ilanlarını bu biçimiyle dağıtmaması gerekir. İlanın müsveddesini matbaaya kendisi böyle vermiş olsa, bunu dizenin, basanın: ‘Ahmet usta, bunlar yanlış galiba’ demesi gerekmez mi? Bulmaca!”
***
İşte Vural Sözer bunun gibi nedenlerle yola çıkmış. Ancak akıntıya kürek çekmeye çalışmak yerine, kendisini akıntıya bırakmayı yeğlemiş.
Bakmış ki Arapça, Farsça, Osmanlıca, İngilizce ve diğer dillerden gelen sözcüklerin dilimize girmesine engel olmaya imkân yok. Üstelik gerek de yok. Hiç olmazsa kullandığımız bu sözcükleri doğru kullanalım diye sözlüğü hazırlamış.
Kitapçıkta 33.000’i aşkın sözcük var ve bunların 30.000’den fazlasını yabancı sözcükler oluşturuyor. Başka bir deyişle biz Türkçe’yi yabancı sözcüklerle okuyup yazmaya ve konuşmaya başlamışız haberimiz yok.
Vural Sözer işin bu yanına hiç aldırmıyor. Tersine olumluyor gelişmeleri:
“Türkçe, yabancı sözcükleri almak ve kullanmak ya da karşılıklarını bulmak zorunda” diyor.
Karşılık bulmak tabii zor bir mesele…
Biz bu dünyaya sözcük bulmak için mi geldik birader…
***
Başka bir neden daha varmış. Ben bilmiyordum. Vural Sözer şu açıklamayı yapıyor:
“Nedeni bugün kullandığımız 29 harfli abece. Oysa Orta Asya’dan getirdiğimiz Türkçe’de: C,F,H,J,L,M,N,P,R,Ş,V,Z harfleri yok! Ğ’yi de sayarsak tam 13 harf… Neredeyse yarı yarıya. Bunun bir anlamı: cıvıl cıvıl, faşır fuşur, harıl harıl, lıkır lıkır, mırıl mırıl, pırıl pırıl, rap rap, şırıl şırıl, vızır vızır, zırıl zırıl… gibi doğadan yansıma seslerinden (onamatope) oluşan sözcüklerin dışında öz Türkçe’de bu 13 harfle başlayan sözcük yok. Var olanların hepsi yabancı kökenli. Ya aynen almışız, ya da dilimize uyarlamışız.”
Kısacası Türkçe’yi alabildiğine bozmuşuz. Sonra oturmuşuz bozduğumuz sözcükleri de iyice bozmuşuz (Ahmet ustanın el ilanındaki gibi).
Vural Sözer de dayanamamış, bozuk Türkçe’nin bozulmuş sözcüklerinin doğrularını içeren “Çobansalatası”nı hazırlamış.
Afiyetle yiyin, diye…
