1 Şubat Gecesi, Evin Birinde
Kadın, kahve zamanını bilir.
Kadın, kahve zamanını bilir.
Kalkılınca sofradan, beş dakika geçmeden
fincan erkeğin önüne gelir.
O arada masanın çiçekli muşambası
silinir bir güzel.
Oğlan sinirli, kız hülyalı
ortaya ders kitapları serilir.
Kız, coğrafya çalışacak.
Atlasta Arap yarımadasına parmağını basarak sorar:
"Baba!.. Bir gün petrol biterse ne olur?"
Baba yanıt verir:
"Sen dersine bak.
Amerika denilen korkak
işletir kafasını bir şey bulur..."
On dokuz mayıs bin dokuz yüz on dokuzda
Atatürk Samsun'a ayak basar,
tarih kitabında.
Bu kez, oğlan sorar usulca:
"Baba! Öğretmen söyledi,
Atatürk hem dışardaki, hem içerdeki
düşmanlarla savaşmış!
Kolay olmamış yurdu kurtarmak.
İçerdeki düşmanlar kimmiş?"
Baba, eliyle "sus" işareti yapar,
haberlere kulak kesilmiş!..
Bulaşığı yıkamış,
buruşmuş ellerini önlüğüne kurulayarak
kadın içeriye girer:
"N'olmuş gene?"
"Gel bak hele, gel...
Yolun ortasında durmuşlar...
Abdi İpekçi'yi vurmuşlar!
Vay kudurmuşlar... vay kudurmuşlar!
Kimmiş!
Zoru neymiş!
Kaç kişiymiş!
Kimler yetiştiriyor bu ölüm mangalarını?
Kimler imzalıyor ölüm fermanlarını?
Bunlara dair haber yok!"
Bir süre de gazeteye göz gezdirilir.
Maaşların tavanına, tabanına dalınır.
Bu parayla ay sonu nasıl getirilir?
Ödevler biter.
Esnemeye başlar çocuklar.
Baba, kalkar koltuğundan, gerinir:
"Haberler bir şey söylemez.
Gazetede bir halt yok.
Yatalım..."
Çocuklara döner:
"Haydi, odanıza bakalım..."
Dışarıda, uzakta bir tren düdüğü...
Hemen yakında, bir bekçi düdüğü...
Bahçede rüzgârın önüne kattığı çöp tenekesi.
Güğümünü boşaltmaya uğraşan bozacının
boğuk, bezgin sesi.
Bir dişi kedinin istekli direnişi.
Bir küfür.
Bir adamın adımları...
"Çıt"... Kapatılan elektrik düğmesi.
Odaya doluveren karanlık.
Yorganın altına süzülen yorgunluk.
İki gövdenin ezdiği somyada
yaylanmaya hazır bir bekleyiş!
Kahvaltı, çarşı, yemek, çamaşır, ütü,
bulaşık bir yana, yataktadır artık iş.
Ne var ki, kadının sokulgan hali yoktur.
Kendine uzanan elleri
kavrar bileklerinden, solur:
"Çok üzüldüm o gazeteciye...
Bu gece dokunma bana... n'olur."
(10 Şubat 1979)