Oyun Yanlış Oynanıyor
Biz, garip huyları olan bir milletiz.
Yargılanması uzayan bir katilin yaptıklarını unutuverir, giderek ona acımaya başlarız.
Ya da maçtan önce davul zurnayla, çoşkuyla yüreklendirdiğimiz takımımızın gol atamadığını görünce, oyuncuları yuhalar, taş ve küfür yağmuruna tutarız.
Spor yazarı değilim.
Fakat oynanan oyunu pekâlâ yazabilirim:
“Dünkü maçta seyirciler yine aradığını bulamadı sevgili kavgaseverler!..
Oysa, hava güneşli, saha yemyeşildi.
Tribünler maçın başlamasına yedi saat kala tıklım tıklım dolmuştu.
Takımlar sahaya önceden açıklanan kadrolarıyla çıktılar.
Kaleciler paça bağlarını bağladıktan ve köşelerini aldıktan sonra, hakem oyuncuları ortaya çağırarak eldivenlerini yokladı, oyunun kurallarını anlattı, enseye tokat atmanın yasak olduğunu hatırlattı.
Hakemin tabancasıyla oyun başladı.
İlk elli metreyi kurbağalama yüzen oyuncular, dönüşte kapalı slalom stilde inişe geçtiler.
İki bayrak deviren sol açıkları iyi gününde değildi.
Pota altında yaptığı fauller yüzünden beş fena puan alarak oyun dışı edildi ve oyun sertleşti.
Savunmada başarılı olan taraf, rakibinin arkasına dolanarak iki puan almasını bildi.
Fakat tecrübesizliği nedeniyle, silkmede göstertiği başarıyı koparmada gösteremedi.
İki kez üst üste hatalı servis atarak topu fileye değdirdi ve servis, set sayısı için karşı tarafa geçti.
Onuncu raundu Düzce-Adapazarı arasında koşan oyuncular, ikinci devreye hırslı girdiler.
Dört yüz metre engelli koşulurken, yüksek atlama rekorunun da birlikte kırıldığı maçta, itirazı hakem dinlemedi, penaltı noktasını gösterdi: 0-0.
Bu, maçın da skoruydu!
Seyirciler kendi oyuncularını yuhalamaya başladıkları zaman, gün akşam olmuş, stadyumun üzerine hüzün çökmüştü…”
Böyle yanlış oynan oyunda gol beklemek, Konya ovasında vapur beklemeye benzer. Oyuncuları yuhalamak gol atmaya yetmiyor. Boşuna nefes tüketmeyelim.
(1978)