Baba Tatlısı

K

Kabahat ölende mi, öldürende mi
İki kişi arasındaki çekişme, biri öbürünü öldürecek boyuta
varmışsa, suç ölende de aranır. Ne söyledi, ne yaptı da
karşısındakini bu denli tahrik etti.
[Tahrik: Kışkırtma.]
 
Kabahat samur kürk olsa, kimse sırtına almaz
Bilerek ya da bilmeyerek, yaptığı bir hatayı kabul etmek
erdemdir. Oysa, çoğu insan, kınanacak, ceza görecek bir kusuru,
suçu olduğu halde bunu üzerine almamaya çalışır.
e.a. Suçu gelin etmişler, kimse güvey girmemiş.
 
Kabiliyetli çırak ustayı geçer
Eğitimin, insan yetiştirmenin amacı da budur. Yetişenler
yetiştirenleri aşamazsa, sanatta ve bilimde ilerleme olmaz.
 
Kaçan balık büyük olur
Önemsenmeyen bir fırsatın değeri, kaçtığı zaman anlaşılır.
İnsan kendisini çok elverişli bir durumdan yararlanmak varken
bunu yapamamış olmakla suçlar.
e.a. Kaybolan koyunun kuyruğu büyük olur.
 
Kaçanı kovalamazlar, yıkılanı vurmazlar
Bir insan yenilgiyi kabul ettikten sonra onun ne üstüne varılır,
ne canına kıyılır.
b.a. İş amana binince kavga uzamaz.
 
Kaçanın anası ağlamamış
Bir olay canına mal olacak boyutlara varmışsa, ondan kaçıp
kurtulmak en akıllıca davranıştır. Bunu başaran kişi büyük acı
çekecek olan anasını ağlamaktan kurtarmış olur.
e.a. Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır.
 
Kader olmayınca kadir bilinmez
Başarıda talihin de payı vardır. Bir insan ne denli iyi de olsa,
talihsizliği yüzünden başarılı olamıyorsa, kendini kanıtlayamaz.
[Kadir: Değer, kıymet.]
 
Kadı, anlatışa göre fetva verir
Bir kimse, haksız olduğu bir olayı haklıymış gibi anlatırsa,
dinleyen de onun söylediklerine bakarak, ya da doğru olduğuna
inanarak bir yargıya varır.
[Kadı: Eskiden hukuk davalarına bakan yargıç. Fetva: Eskiden
din bilginlerinin verdiği ve bir sorunun dinî hukuk kurallarına
göre çözümünü açıklayan belge.]
 
Kadın erkeğin şeytanıdır
Kadınlar olmasa, erkek ne baştan çıkar, ne de yoldan sapar.
e.a. Erkeğin şeytanı kadın.
 
Kadının fendi, erkeği yendi
Kadınlar erkeklerden daha kurnazdır. Erkeklerin güçlerini
kullanarak çözümledikleri sorunları, kadınlar akıllarıyla çözümler.
 
Kadının sofusu, şeytanın maskarası
Bu atasözü, kadının öncelikli görevinin ev işleri olduğunu
savunur. Din de olsa ailesinin bakımını aksatan kadınla,
şeytan bile alay eder.
b.a. Cahilin sofusu, şeytanın maskarası.
[Sofu: Dinin buyruk ve yasaklarına bütünüyle uyan kimse.]
 
Kadının şamdanı altın olsa, mumu dikecek erkektir
Kadın ne denli varlıklı da olsa, o varlığı ayakta tutmak, evin
geçimini sağlamak erkeğe düşen bir görevdir.
 
Kalaylı bakır küflenmez
İyi huylu, temiz, dürüst bir kişinin yapısını kimse
değiştiremez, ona leke süremez.
 
Kalbin yolu mideden geçer
İkramseverlik insana sevgi kazandırır.
b.a. Erkeğin kalbine giden yol mideden geçer.
 
Kalemin yaptığını kılıç yapmaz
Barış, savaşarak değil, anlaşarak sağlanır.
 
Kalendere: “kış geliyor” demişler,
“titremeye hazırım” diye cevap vermiş
Dünya işlerini hoş gören, yaşamın güçlüklerine aldırış
etmeyen kimse, her koşula katlanmayı bilir.
b.a. Abdala “kar yağıyor” demişler, “titremeye hazırım” demiş.
[Kalender: Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçakgönüllü.]
 
Kalın incelene kadar ince üzülür
Her olay dayanıksızları daha çok etkiler. Güçlülerin, varlıklıların
direndikleri sıkıntılara, onlar aynı direnci gösteremezler.
 
Kalıp kıyafetle adam adam olmaz
Görgüsüz, kaba bir kimse, güzel giyinmekle beden yapısını
belki değiştirebilir ama, kafa yapısını gizleyemez.
Davranışları, konuşması onun eksik yanlarını ele verir.
e.a. Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir.
Kürkle, börkle adam olunmaz.
 
Kalp kalbe karşıdır
Birbirini seven iki kimse, aynı duyguları taşır, aynı
düşünceleri paylaşırlar.
e.a. Gönülden gönüle yol vardır.
Kalpten kalbe yol vardır.
 
Kalp kazanır, kaltaban gönenir
Akılsız kişi, oyuna geldiği bir alışverişten kazançlı çıktığını
sanarak sevinir. Oysa, asıl sevinen onu aldatan olur.
[Kalp: (a kalın okunur)İşe yaramaz, tembel kişi.
Kaltaban: Hileci, düzenci, düzenbaz, sahtekâr.]
 
Kalpten kalbe yol vardır
bkz. Kalp kalbe karşıdır.
 
Kanaat gibi devlet olmaz
Bir insan için en büyük varlık, elindekiyle yetinmeyi,
var olandan hoşnut olmayı bilmektir.
[Devlet: Buradaki anlamı, talih, mutluluk.]
 
Kanatsız kuş uçmaz
Bir amaca ulaşmak, gerekli koşulları sağlamakla olur.
 
Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yumarlar
Dostluk ve barış, kötülüğe kötülükle değil, iyilikle
karşılık vererek sağlanır.
[Yumak: Yıkamak.]
 
Kanlım olsun da kardeşim olsun
Araları ne denli bozulsa da kardeşler birbirinden vazgeçmez.
Günü geldiğinde insanın yardımına ilk koşan yine kardeşi olur.
e.a. Kardeşim olsun da kanlım olsun. Kardeş kardeşi
atmış, yar başında tutmuş. Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş
yine kucaklamış.
 
Kara gün kararıp kalmaz
İnsanın kimi zaman içine düştüğü sıkıntılar sürüp gitmez, her
sıkıntının sonu esenliktir.
b.a. Koç yiğit bunalıp ölmez.
 
Kara haber tez duyulur
Büyük üzüntülere yol açan olaylar kulaktan kulağa çabucak
yayıldığı için, bu kötü durumun ilgilendirdiği kimselere de 
aynı hızla ulaştırılmış olur.
e.a. Kötü haber tez duyulur.
 
Karakışta karlar, martta yağmaz,
nisanda durmazsa değme çiftçinin keyfine
Tarımla uğraşanların yüzlerinin gülmesi için mevsim
koşullarının uygun geçmesi gerekir. Özellikle kışın karlı,
martın kurak, nisanın da yağışlı olması beklenir.
b.a. Mart kuruluk, nisan yağmurluk. Martta tezek kuruya,
nisanda seller yürüye. Mart yağmasın, nisanda dinmesin.
Martta yağmaz, nisanda dinmezse sabanlar altın olur.
Mart yağar, nisan övünür, nisan yağar, insan övünür.
Nisan yağmuru altın araba, gümüş tekerlek.
 
Karaya sabun, deliye öğüt neylesin
Bir kimsede doğuştan bulunan beden ve ruh özelliklerini
değiştirme çabaları sonuç vermez.
 
Kardeşim olsun da kanlım olsun
bkz. Kanlım olsun da kardeşim olsun.
 
Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş
Ona yaptığı kötülüğün kardeşini yok edecek, hayatına mal
olacak boyutlara vardığını gören kişi bundan pişmanlık duyar
ve böyle bir sonucun doğmasına yine kendisi engel olur.
b.a. Kanlım olsun da kardeşim olsun. e.a. Kardeş kardeşi
bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış.
 
Kardeş kardeşi bıçaklamış,
dönmüş yine kucaklamış
bkz. Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş.
 
Kardeş kardeşin ne öldüğünü ister, ne onduğunu
Kardeşler birbirini kıskanır. Biri öbürünün ne sıkıntıya düşmesini,
ne de kendisinden üstün duruma gelmesini ister.
 
Kâr eden ar etmez
Bir malı belirli bir kârla satmak ticaretin temel kuralıdır.
O nedenle, sattığı malın fiyatını artıran kişi sıkılmayı, utanmayı
bir yana bırakır, sadece kârını düşünür.
 
Kargayla gezen boka konar
bkz. İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar.
b.a. Kılavuzu karga olanın burnu boktak kurtulmaz.
 
Karga, kekliği taklit edeyim derken
kendi yürüyüşünü şaşırmış
Yaradılışındaki özellikleri başkalarına öykünerek değiştirmeye
 kalkışan kişi, gülünç duruma düşer.
 
Karga mandayı babası hayrına bitlemez
Her hizmetten bir karşılık beklenir. İşin ucunda bir çıkar
olmasa, kimse kimseye hizmet etmez.
e.a. Saksağan danayı babası hayrına bitlemez.
 
Karga yavrusuna bakmış:
“Benim ak pak evlâdım” demiş
Kişi, sahiplendiği her şeyin güzel, yaptığı her işin kusursuz
olduğuna inanır
e.a. Kuzguna yavrusu güzel görünür.
 
Karı koca bir sözle yakın, bir sözle uzaktır
Evlilik bağı, tarafların “istiyorum” demesiyle başlar,
“istemiyorum” demesiyle de biter.
 
Karımın aklına gelen benim başıma,
anamın aklına gelen düşman başına
Kadın meraklanırken, kocasının bir eğlenceye dalmış
olabileceği kuruntusuna kapılır. Ana ise, oğlunun başına
bir kaza gelmiş olabileceğinden kaygılanır.
e.a. Karımın kurduğu başa, anamınki dağa taşa.
 
Karımın kurduğu başa, anamınki dağa taşa
bkz. Karımın aklına gelen benim başıma, anamın aklına
gelen düşman başına.
 
Karıncadan ibret al, yazdan kışı karşılar
Kişi, gücü kuvveti yerindeyken, eli iş tutarken çalışmaktan
yılmamalıdır. Yaşlılık günlerinin varlığı, gençlik yıllarında kazanılır.
 
Karınca, zevali gelince kanatlanır
Toplumdan gördüğü saygıyı sindiremeyen kişi, ulaştığı konumun
adamı olmadığını belli eden davranışlarda bulunmaya
başladığı zaman, gözden düşme zamanı da geldi demektir.
[Zeval: Yok olma, yok edilme.]
 
Kar kuytuda, para pintide eğleşir
Kimi şeyler gibi para da onu saklamasını bilende bulunur.
[Pinti: Aşırı derecede cimri, kısmık.]
 
Kar ne kadar çok yağsa, yaza kalmaz
Belirli bir koşulun var ettiğini, bir başka koşul yok eder.
 
Karnı tok it gölgede yatar
Tasasız kişi, gününü gün etmeye bakar, yarını düşünmez.
 
Karpuz kabuğunu görmeden denize girme
Kalkışılacak bir işten sağlıklı sonuç alabilmek için, koşulların
elverişli, ortamın uygun olduğu zamanı beklemek gerekir.
 
Karpuz kesmekle hararet sönmez
Birinden öç almaya susamışlık, onun yerine bir başkasına 
zarar vermekle giderilmez.
 
Karpuz kökeninde büyür
Bir insanın yetişmesine, gelişmesine en büyük katkıyı
aile ocağı sağlar,
e.a. Kavun karpuz kökeninde büyür.
[Köken: Kimi bitkilerin köke bağlı olarak toprak üstünde yayılan dalı.]
 
Kar susuzluk kandırmaz
Bir şeye karşı duyulan gereksemeyi, gereken neyse ancak
o giderir.
e.a. Kavurga karın doyurmaz.
 
Kartala bir ok değmiş, yine kendi yeleğinden
İnsana en büyük kötülükler, kendisine en yakın olanlardan gelir.
[Yelek: Telek de denir, kuş kanadının büyük tüyü, okun yay
kirişine gelen bölümüne takılan tüy.]
 
Kâr, zararın kardeşidir
Sadece ticarette değil, herhangi bir konuda kazanma olasılığı
varsa, kaybetme olasılığı da var demektir ve
her iki sonuca da razı olmayı, baştan bilmek gerekir.
 
Kasap, yağı bol bulunca gerisini yağlar
Bolluk, savurganlığı doğurur. Herhangi bir şeye gereğinden çok
sahip olan kimse, onu gereksiz yere tüketir.
e.a. Abdalın yağı çok olursa, gâh borusuna çalar, gâh gerisine.
 
Kasavetsiz ağız anahtarsız açılır
Üzüntülü, kaygılı insan, suskun olur, içine kapanır kalır,
zorlansa bile canı konuşmak istemez. Derdi, tasası olmayansa
konuşur durur, susmak bilmez.
[Kasavet: Üzüntü, tasa, kaygı, sıkıntı.]
 
Kasımdan on gün evvel ek, on gün sonra ekme
Verimli, iyi sonuç almak istiyorsan, ne yapacaksan zamanını
geçirmeden yap.
[Kasım: Kışın başlangıcı (8 kasım) ile yazın başlangıcı
(6 mayıs) günleri arasını kapsayan süre.]
 
Kasım yüz elli, yaz belli
İşin zor yanı atlatıldıktan sonra, gerisi nasıl olsa gelir.
[Kasım’ın 150. günü: 6 nisan.]
 
Kaşla göz, gerisi söz
Güzellik, bir insanın önce yüzünde aranmalıdır. Yüz güzelliği
birçok kusuru örter, başka güzellikler aranmasına gerek kalmaz.
 
Katıra “baban kim” demişler, “dayım at” demiş
Kimse, kötü yanlarının bilinmesini istemez. Çoğu insan,
olduğu gibi görüneceği yerde, hep iyi yönlerinden söz ederek,
kendisine övünç payı çıkarır.
 
Katıra “cilve yap” demişler, çifte atmış
bkz. Eşeğe “cilve yap” demişler, çifte atmış.
 
Katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker
Hiçbir iyileştirme, aslı bozuk, yaradılışı kötü olanı tümüyle
değiştiremez, birtakım izler kalır.
 
Kavak, yaprağını tepeden dökerse kış çok olur
Yüzyılların gözlemi olan bu yargı, üst düzey yöneticilere de
uyarlanabilir. Tepedekiler dökülmeye yani, gözden düşmeye başlarsa,
yatışması uzun zaman alacak toplumsal çalkantılar doğar.
 
Kavgada kılıç ödünç verilmez
Eşit koşullarda verilen savaşımda insan, kendi gücünü
kendisine zarar verecek biçimde kullanmaz.
 
Kavgada yumruk sayılmaz
Bir amaca erişmek, bir güce karşı koyabilmek için
uğraşırken, çaba harcarken, gereken neyse o yapılır.
 
Kavun karpuz kökeninde büyür
bkz. Karpuz kökeninde büyür.
 
Kavun karpuz yata yata büyür
Bu söz, uyuşukları, çalışmaktan kaçınanları alay yollu
kınamak için söylenir.
 
Kavurga karın doyurmaz
bkz. Kar susuzluk kandırmaz.
[Kavurga: Kavrulmuş mısır.]
 
Kaya uçmazsa dere dolmaz
Büyük sorunlar, büyük özverilere katlanılmadan
çözümlenmez.
 
Kaybolan koyunun kuyruğu büyük olur
bkz. Kaçan balık büyük olur.
 
Kayış bilir kotan ne çeker
Bir işin ağır, zor yanlarını o işe emek veren, ya da
yapılmasına katkıda bulunan bilir.
[Kotan: Büyük saban, pulluk.]
 
Kaymağı seven mandayı yanında taşır
bkz. Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır,
b.a. Zemheride yoğurt isteyen, cebinde bir inek taşır.
 
Kaynana öcü, oğlu cici
Oğlan anaları genellikle gelinlerine ısınamaz. O nedenle
kadın, kocasıyla anlaşsa bile kaynanasını korkulacak bir
yaratık olarak görür.
[Öcü: Çocuk dilinde umacı, korkunç ve çirkin görünüşlü.]
 
Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse,
gelinin başını yarar
Kaynana korkusu gelinlerin içine işlemiştir. Kaynanası ne denli
sevecen, iyi huylu da olsa, gelin onun her sözünden, her
davranışından bir anlam çıkarır. 
 
Kaynayan kazan kapak tutmaz
Sevgi de sevgisizlik de için için çoğalır, sonuçta açığa çıkar.
 
Kaza: “geliyorum” demez
İnsanın başına çoğu kez görünmez kaza gelir, zaten bilinse,
önceden sezilse, önlem alınır.
b.a. Kazaya rıza gerek.
 
Kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur
Düşman kazanmak, dost kazanmaktan daha kolaydır. İnsanın
düşmanı en yakın bildikleri arasından bile çıkar.
e.a. Sen dost kazan, düşman ocağın başından çıkar.
 
Kazanmayanın kazanı kaynamaz
Uyuşukluğun, tembelliğin sonu yoksulluktur.
 
Kazaya rıza gerek
Başa gelen bir kazanın yarattığı sonucu değiştirmek elimizde
olmadığına göre, ona katlanmaktan, kabul etmekten başka
yapacak bir şey yoktur.
b.a. Başa gelen çekilir.
 
Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez
Fırsatlar, küçük özverileri göze almamakla kaçırılır.
 
Kaz kazla, daz dazla, kel tavuk topal horozla
Herkes dengiyle, kendi tinsel yapısına uygun olanla yakınlık
kurar, arkadaşlık eder.
b.a. Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyliyeyim.
 
Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu
bkz. Az kaz, uz kaz, boyunca kaz.
e.a. El için kuyu kazan, evvelâ kendi düşer.
 
Kazma kuyuyu kendin düşersin
bkz. Az kaz, uz kaz, boyunca kaz.
e.a. El için kuyu kazan, evvelâ kendi düşer.
 
Keçide de sakal var
bkz. Sakal keçide de var.
e.a. Keçinin de sakalı var.
 
Keçi geberse de kuyruğunu indirmez
İnatçı, öleceğini de bilse inadından vazgeçmez.
 
Keçi kurttan kurtulsa, gergedan olur
Üstesinden gelinemeyecek engeller, karşı
koyulamayacak etkenler olmasa, her şey olabildiğince gelişir.
 
Keçi nereye çıkarsa, oğlağı da oraya çıkar
Büyükler, küçüklere örnek olur. Ana baba kendilerine
nasıl bir yol tutturmuşlarsa, çocuklar da aynı yolu seçer.
 
Keçinin de sakalı var
bkz. Sakal keçide de var. e.a. Keçide de sakal var.
 
Keçinin uyuzu, pınarın gözünden su içer
Değerli şeylere sahip olmak isteyen kişinin, önce kendisinin
o isteklere yaraşır değerde olup olmadığını bilmesi gerekir.
 
Keçiye can kaygısı, kasaba yağ kaygısı
bkz. Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde.
 
Kedi götünü görmüş, “yaram var” demiş
Öyle densizler vardırki, olmayacak şeyi kendisine dert edinir.
e.a. Kedi kıçına bakar da “yaram var” dermiş.
 
Kedi kıçına bakar da “yaram var” dermiş
bkz. Kedi götünü görmüş, “yaram var” demiş.
 
Kedinin boynuna ciğer asılmaz
Bir kimseye, değerini bildiği ve elde etmek için büyük
istek duyduğu bir şeyi emanet ederken, onu bir daha geri
vermeyeceği olasılığını da göze almak gerekir.
 
Kedinin gideceği samanlığa kadar
Birinin canını yakacak uygunsuz bir iş yapan kişi, nereye de
gizlense, yakayı ele vermekten kurtulamaz.
 
Kedinin kabahatini önüne koyarlar, öyle döverler
Ceza, suç işleyene verilir ve suçlu, neden cezalandırıldığını bildiği
için de aynı suçu bir daha işlememeye bakar.
 
Kedinin kanadı olsaydı, serçenin adı kalmazdı
İşi başkalarının canını yakmak olanlar diledikleri gibi
davranabilselerdi, ortada saldırmadık insan bırakmazlardı.
 
Kedinin usluluğu sıçan görünceye kadar
Saldırgan yaradılışlı olanları kışkırtmaya gelmez, sessiz,
uysal görünseler de yapacaklarını bir anda yaparlar. 
 
Kedi, uzanamadığı ciğere “murdar” der
Kişi, elde edemeyeceği şeyi kötülemekle avunur.
 
Kedi, yavrusunu yerken sıçana benzetir
Kişinin kötülük etmeyi aklına koyduğu kimse en yakını bile olsa,
onu düşmanıyla eşdeğerde görür.
 
Kediye “bokun kimya” demişler, üstünü örtmüş
İyilik yapmayı bilmeyen, insan sevgisinden yoksun kişi,
en değersiz şeyinden bile kimsenin yararlanması istemez.
[Kimya: Buradaki anlamı, zor bulunan, çok değerli şey.]
 
Kediyi sıkıştırırsan üstüne atılır
Söz ya da davranışlarınla birinin sürekli üstüne üstüne
gidersen sonunda bunalır, senden güçsüz de olsa tepki gösterir.
 
Kefen alacak adam, yüzünden belli olur
Bir kimsenin, bir olay ya da davranış karşısında artık dayanma
gücünün kalmadığı, ne pahasına olursa olsun karşı koymaya
karar verdiği, davranışlarından anlaşılır.
 
Kele köseden yardım olmaz
Kişi, yardıma muhtaç olduğu konuda başkasına yardım
edemez
b.a. Kelin ilâcı olsa, başına sürer.
 
Kel ilâç bilse, kendi başına sürer
bkz. Kelin ilâcı olsa, başına sürer.
 
Kelin ayıbını takke örter
Varlıklı ya da orun sahibi olanların kusurları göze batmaz.
 
Kelin ilâcı olsa, başına sürer
Bir insan, gerekseme duyduğu şeye sahip olsa niçin
kullanmasın.
e.a. Kel ilâç bilse, kendi başına sürer.
 
Kelle sağ olsun da külâh bulunur
Önemli olan yaşamaktır. Yaşama bağlı olan kişi, ne yapar
yapar aç açık kalmaz.
 
Kel ölür, sırma saçlı olur;
kör ölür, badem gözlü olur
bkz. Kör ölür, badem gözlü olur; kel ölür, sırma saçlı olur.
 
Kel yanında kabak anılmaz
Anımsatacak hatta çağrıştıracak biçimde de olsa, bir kimsenin
duyarlı olduğu konudan, onun yanında söz edilmez.
 
kem söz, kalp akçe sahibinindir
Kötü söz, sahte para gibidir, kimse kabul etmez.
e.a. Kem söz, kem akçe sahibinindir.
[Kalp: (a kalın okunur), sahte.]
 
Kem söz, kem akçe sahibinindir
bkz. Kem söz, kalp akçe sahibinindir.
[Kem: Kötü, fena, noksan, eksik.]
 
Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olmaz
İyi yetişmemiş kişinin ince yapılı olması onun görgüsüzlüğünü
gizlemez. Böyle bir kimse yaptığı kabalıklarla, nasıl bir
insan olduğunu belli eder.
 
Kendi düşen ağlamaz
Kişi, yaptığı yanlış yüzünden uğradığı zarara katlanmak
zorundadır. Bundan kimseyi suçlu saymaya, yakınmaya hakkı yoktur.
 
Kendinden küçükten kız al,
kendinden büyüğe kız ver
Bu atasözü evlilikte erkek tarafının daha seçkin olması gerektiğini
savunur. Gelinin, iyi bir aileye geldiği için övünç duyar,
ya da sen, kızını iyi bir aileye verdiğin için mutluluk duyarsın.
 
Kendine gelince eyvallah, halka gelince illâllah
Halka hizmet etmek için seçilen ya da göreve getirilen
çıkarcı, önce kendini düşünür.
 
Kepenek altında er yatar
Kişinin dış görünüşüne, kılık kıyafetine bakarak değer biçilmez.
Giyimine özen göstermediği için önemsemediğin kişi,
senden kat kat üstün olabilir.
 
Keseye danış, pazarlığa sonra giriş
Gücünün yetip yetmeyeceğine, aklının erip ermeyeceğine
bakmadan bir işe kalkışma. Sıra karşılığını ödemeye ya da
vermeye gelince zor durumda kalırsın.
 
Kesilen baş yerine konmaz
Hatadan dönülmez. Bir işe kalkışırken doğacak sonucun
değişmeyeceğini bilmek ve bunu göze almak gerekir.
 
Keskin akıl keramete kıç attırır
Üstün zekâlı bir insan, geleceği, keramet sahibi kişiden
daha iyi sezer.
[Keramet: Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü,
şaşkınlık uyandırıcı durum.]
 
Keskin sirke küpüne zarar
Aşırı öfke sorun çözmez, tersine, daha kötü sonuçlar doğurur.
 
Kesmez bıçak ele, iş bilmeyen avrat dile
bkz. Kör bıçak ele, iş bilmeyen avrat dile.
 
Kes parmağını çık pazara, em buyuran çok olur
Bir derdine çare aradığını görmesinler, herkes akıl vermeye kalkar.
[Em: İlâç, merhem.]
 
Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz
Kötü önder, arkasından gelenleri dertten derde sürükler.
 
Kılıç kınını kesmez
Bir kimse, ne denli sert yaradılışlı da olsa, yakınlarına
kötülük etmez, zarar vermez.
 
Kılıç yarası sağalır, dil yarası sağalmaz
Kırıcı sözün gönülde açtığı yara kalıcıdır, kapanmaz.
O nedenle en sert tartışmalarda bile ağır sözler sarfetmemeye
özen göstermek gerekir.
[Sağalmak: Sağlığa kavuşmak, iyileşmek.]
 
Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan
bkz. İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar.
 
Kırk gün taban eti, bir gün av eti
Güçlü isteklere özveriyle ve uzun uğraşlar sonunda erişilir.
 
Kırk hırsız bir çıplağı soyamamış
Verecek bir şeyi olmayandan, soyguncu bile yararlanamaz.
 
Kırkından sonra azanı teneşir paklar
Birtakım zevklerin tadına ileri yaşlarında varanlar,
ölür gider bu alışkanlıklarından vazgeçmezler.
 
Kırkından sonra saza başlayan, kıyamete kadar çalar
Bir işe yetenek ya da yatkınlık genç yaşlarda kendini belli eder.
Bu nitelikte olmayan bir kimse hele geç yaşlarda bir şeye
merak sararsa, bunu tam anlamıyla başarmaya ömrü yetmez.
 
Kırk yılda bir ölet olur, eceli gelen ölür
Hiçbir şey Tanrı’nın verdiği ömrü değiştiremez.
b.a. Kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş.
[Ölet: Öldürücü salgın hastalık.]
 
Kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş
Çok sayıda ölüme neden olan uzun süreli salgınlardan
ya da beklenmedik bir felâketten sağ kurtulanlar,
Tanrı’nın verdiği ömrü bitmemiş olanlardır.
b.a. Kırk yılda bir ölet olur, eceli gelen ölür.
 
Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani
Bir insan, çevresinde nasıl tanınmışsa hep öyle kalır,
alışkanlıklarını, inançlarını değiştirmesi beklenemez.
[Yani: a, kısa okunur, Hıristiyan adı.]
 
Kırlangıcın zararını biberciden sor
Bir kimsenin çevresine zararlı olup olmadığı dış görünüşünden
anlaşılmaz. Onu en iyi tanıyanlar, ondan kötülük görenlerdir.
 
Kısa günün kârı az olur
Yeteri kadar çalışmayan, elde ettiğiyle yetinmek zorundadır.
 
Kısmet, gökten zembille inmez
Kısmet, Tanrı’nın her kişiye uygun gördüğü yaşama
durumu olarak kabul edilir ama, onun çalışmadan, oturup
ayağına gelmesini beklemekle hiçbir şeye sahip olunmaz.
Kısmetinde ne varsa, kaşığında o çıkar
Kişi, ne kadar çabalarsa çabalasın, alın yazısındaki şeye ulaşır.
e.a. Her kaşığın kısmeti bir olmaz. Kısmetten fazlası olmaz.
 
Kısmetse gelir Hint’ten, Yemen’den;
kısmet değilse ne gelir elden
Tanrı’nın kısmet ettiği şey nerede de olsa, gelir seni bulur.
Ya da o seni bekler, gider bulursun. Etmemişse sen ne yaparsan
yap onu elde edemezsin.
e.a. Kimse kimsenin kısmetini yemez.
 
Kısmetsiz köpek, sabaha karşı uyuyakalır
Kimi zaman kişi, kısmetini kendisi teper. Kavuşacağı iyi bir
durumu değerlendirmeyi bilmez.
 
Kısmetten fazlası olmaz
bkz. Kısmetinde ne varsa, kaşığında o çıkar.
 
Kış kışlığını, kuş kuşluğunu gösterir
Doğa olayları ve varlıkların özellikleri değişmez, yapacaklarını
yaparlar.
 
Kız beşikte, çeyiz sandıkta
Kız çocuklar çabuk gelişir. Bir kız dünyaya gelir gelmez,
evleneceği günün de gelivereceğini düşünmek,
hazırlığa başlamak gerekir.
 
Kız evi, naz evi
Bir kısmet çıkınca kız aileleri, oğlan tarafı kadar istekli
görünmemeye çalışır, ağırdan alır.
 
Kızı gönlüne bırakırsan
ya davulcuya varır, ya zurnacıya
Evlenmeye hazırlanan bir kıza, yaşamın sadece eğlence
olmadığını, eşini seçerken duygularından önce aklını
kullanmasının daha doğru olacağını öğretmek, bu konuda
onu yalnız bırakmamak gerekir.
 
Kızını dövmeyen, dizini döver
Bir kızın, kendi yuvasında becerikli, mutlu olabilmesi için,
daha yetişme çağındayken annesinin ona zorla da olsa bazı bilgileri
aşılaması gerekir. Evinde çektiği sıkıntılara iş işten geçtikten
sonra dövünüp durmak, bir şeyi değiştirmez.
 
Kız kucakta, çeyiz bucakta
bkz. Kız beşikte, çeyiz sandıkta.
 
Kız kundakta, çeyiz sandıkta
bkz. Kız beşikte, çeyiz sandıkta.
 
Kimi köprü bulamaz geçmeye,
kimi su bulamaz içmeye
Kimilerin çokluğundan yakındıkların şeyin, kimileri
yokluğundan yakınır.
 
Kimine hay hay, kimine vay vay
Aynı beklenti kimi için sevindirici, kimi için üzücü
biçimde sonuçlanır.
 
Kiminin parası, kiminin duası
Sadece para kazanarak değil, kimi durumlarda gönül
kazanarak da insanlara hizmet edilebilir.
 
Kimse, “ayranım ekşi” demez
Kendisini ya da yakın çevresini ilgilendiren konularda,
olumsuz sözler söylemeye insanın dili varmaz.
 e.a. “Yoğurdum ekşidir” diyen olmaz.
 
Kimse bilmez; kim kazana, kim yiye
Açgözlü olma, kim bilir kimin için yırtınıyorsun.
Sen mal üstüne mal edin, para üstüne para yığ, bakalım
onları yemek sana kısmet olacak mı?
 
Kimseden kimseye hayır yok
Başkasına güvenip işe kalkışma. İnsanın tek yardımcısı yine
kendisidir., Destek olacaklarına söz verenler, işin düştüğü zaman
seni tanımazdan gelirler.
e.a. Tırnağın varsa başını kaşı.
 
Kimse kendi memleketinde peygamber olmamış
Bir insan, doğup büyüdüğü yöreye günün birinde dünyanın
tanıdığı, saydığı bir kimse olarak da dönse, ona yine falancanın
torunu, filâncanın kardeşi gözüyle bakarlar, değerini bilmezler.
Ya da sağlayacağı olanaklardan yararlanmayı düşünemezler.
 
Kimse kimsenin çukurunu doldurmaz
Ecel, ölecek olana gelir. Ölümü çok büyük acılar yaratacak da
olsa sıra değişmez. Kimse kimsenin yerine istese de ölemez.
 
Kimse kimsenin kısmetini yemez
Herkesin, yediği, yararlandığı kendi kısmetidir.
e.a. Kısmetse gelir Hint’ten Yemen’den, kısmet değilse
ne gelir elden.
 
Kimsenin ahı kimsede kalmaz
bkz. Ah alan onmaz.
 
 
 
 
Kişi arkadaşından bellidir
Yakın arkadaşlıklar, yaşam biçimleri, zevkleri, dünya görüşleri,
hatta huyları biririne uyanlar arasında doğar. O nedenle iki
arkadaştan birini tanımakla, ötekinin de nasıl bir insan
olduğu anlaşılır.
e.a. Adam ahbabından bellidir.
 
Kişi ektiğini biçer
bkz. Ne ekersen onu biçersin.
 
Kişi ne yaparsa kendine yapar
Kişi, başkalarına nasıl davranırsa, onlardan da aynı karşılığı
görür, iyilikse iyilik, kötülükse kötülük.
 
Kişinin kendine ettiğini
âlem bir araya gelse edemez
bkz. Kişinin kendine ettiğini kimse edemez.
 
Kişinin kendine ettiğini kimse edemez
İnsanın kendi yanlışları, başına bazen başkalarının isteseler de
yapacamayacakları dertler açar.
e.a. Kişinin kendine ettiğini âlem bir araya gelse edemez.
 
Kişi refikından azar
bkz. İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar.
[Refik: Arkadaş, dost.]
 
Kişiyi nasıl bilirsin, kendin gibi
bkz. Herkesi nasıl bilirsin, kendin gibi.
 
Kişiyi vezir eden de karısı, rezil eden de
Bir ailenin toplum içindeki yerini, değerini, saygınlığını 
yüceltmek de küçültmek de kadının elindedir. Onun kişiliği,
tutumu, davranışları, aile yapısının en önemli göstergesidir.
b.a. İyi evlât babayı vezir, kötü evlât rezil eder.
[Vezir: Eskiden, paşa sanını da taşıyan, üst düzeyde devlet adamı.]
 
Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını
Koşullar, kurallar neyi gerektiriyorsa ona uy, davranışlarını,
tutumunu, yaşayış biçimini ona göre düzenle. Olanaklarını
aşan işlere kalkışma.
[Harç: Buradaki anlamı, bir yemeğin yapılmasında
kullanılan ve tat veren nesnelerin tümü.]
 
Koça boynuzu yük değil
bkz. Hamala semeri yük olmaz.
 
Kol kesilirken parmak acımaz
İnsanın ne durumda olduğunu, neler çektiğini uzakta
bulunan en yakınları bile anlamaz.
 
Komşu boncuğunu çalan, gece takınır
Çalıntı mal (düşünce de olabilir) sahibine belli etmeden
kullanılır.
 
Komşu ekmeği komşuya borçtur
Komşun sana nasıl davranıyorsa sen de ona öyle davran.
İkramına ikramla, armağanına armağanla karşılık vermeyi
bir görev bil.
 
Komşu hakkı, Tanrı hakkıdır
Komşuluk, kuru bir selâmlaşmayla olmaz. Komşular birbirini
saymalı, hoş tutmalı, gereğinde yardımlaşmalıdır. Buna özen
gösterebilenler, Tanrı’nın isteğini de yerine getirmiş sayılırlar.
 
Komşu iti komşuya ürümez
Bir komşunun bireyleri arasındaki en densiz,
dengesiz kişi bile komşusunu başkalarıyla bir tutmaz.
[Ürümek: Havlamak.]
 
Komşu kızı almak, kalaylı tastan su içmek gibidir
Komşu, komşusunun her durumunu, aile yapısını yakından bildiği,
izlediği için, kız alıp vermek, akrabalık kurmak gibi çok duyarlı
bir konuda, gönül rahatlığıyla karar verir.
 
Komşu komşunun külüne muhtaçtır
En küçük sorununda bile, komşusunun kendisine yardıma
koşacağını bilmek, insana güven verir.
 
Komşunu iki inekli iste ki kendin bir inekli olasın
Kıskanmakla bir şey elde edilmez. Varlıklı olabilmek için
başkalarının varlığına göz dikmek yerine, onu örnek almak gerekir.
b.a. Hayır dile komşuna, hayır gele başına.
Ne dilersen eşine, o gelir başına.
 
Komşunun karısı, komşuya kız görünür
bkz. Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür.
 
Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür
Aralarında hiçbir fark bulunmasa da, insan başkasında olanı
kendisinde olandan daha üstün bulur, ya da öyle sanır.
b.a. Komşunun karısı, komşuya kız görünür.
 
Korkak bezirgân ne kâr eder ne ziyan
Ticaret, cesaret işidir. Kazanabilmek için zarara uğrama
tehlikesini göze almak gerekir.
[Bezirgân: Tüccar; alışverişte çok kâr amacını güden kimse.]
 
Kork Allah’tan korkmayandan
Allah korkusu olmayandan her kötülük beklenir. Böyleleri,
korkulacak, çekinilecek insanlardır.
 
Kork aprilin beşinden, öküzü ayırır eşinden
İşinin altüst olmasını istemiyorsan, karşılaşman kesin olan
zorluklar aklında bulunsun.
[Aprilin beşi: Şimdiki takvime göre 18 Nisan gününe denk gelen
ve çift süren iki öküzü bile birbirinden ayıracak kadar güçlü esen fırtına.]
 
Korku dağları bekletir
Kişi, korktuğunun başına gelmemesi için, en zor
koşullara bile katlanır.
 
Korkulu rüya görmektense,
uyanık yatmak hayırlıdır
Çekiciliğine kapıldığın işin, olası tehlikelerini göze
alamayacaksan hiç kalkışmaman senin için daha doğru olur.
b.a. Eşeğini sağlam bağla, sonra Allah’a ısmarla.
e.a. Ne karanlıkta yat, ne kara düş gör.
 
Korkunun ecele faydası yoktur
Uğrayacağını kesinlikle bildiğin bir zararı, korkarak,
üzülerek önleyemezsin.
 
Koy avucuma, koyayım avucuna
Yardımlaşma karşılıklı olur. Benim için yararlı bir şey
yap ki, ben de senin için yapayım.
 
Koyma akıl, akıl olmaz
Hep başkalarının verdiği akılla hareket eden kimse, bir
yere kadar başarılı olur, daha sonra ne yapacağını bilemez.
 e.a. Sokma akıl, sekiz adım gider.
 
Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde
İnsanoğlu bencildir. Birinin düştüğü zor durumdan kendisine
nasıl çıkar sağlayacağını bile düşünür,
e.a. Keçiye can kaygısı, kasaba yağ kaygısı.
 
Koyun güden kurdu görür
Görevini yaparken gereken dikkati gösteren kişi,
doğabilecek sorunları sezer.
 
Koyunun bulunmadığı yerde keçiye
Abdurrahman Çelebi derler
Nitelikli, bilgili, uzak görüşlü kişilerin ortaya çıkmadığı
yerlerde, iş niteliksiz, düzeysiz kişilerin eline kalır, onlar da adam
kıtlığında adam yerine geçer, saygı görürler,
e.a. Körler memleketinde, şaşılar padişah olur.
 
Koyunu yüze yetir, el onu bine yetirir
Kimi insan, başkaları hakkında abartarak konuşmaya
bayılır, sen yüz kazansan, o, bin kazandığını yayar.
[Yetirmek: Büyütmek, tamamlamak.]
 
Koz gölgesi: Kız gölgesi. Söğüt gölgesi:
Yiğit gölgesi. Dut gölgesi: İt gölgesi
Ağaçların gölgeleri bile doğal özelliklerini yansıtır. Koz, yani ceviz
ağacının altında insan, herkesin peşinde koştuğu bir kızın
yanındaymışcasına mutluluk duyar. Söğüdün gölgesi, boylu boslu
bir yiğitin güvenini verir. Dut ise, altına meyvelerini döktüğü için,
gölgesi çıkarcıların üşüştüğü bir yer kadar iticidir.
 
Köpeğe dalanmaktan, çalıyı dolanmak yeğdir
bkz. İtle dalaşmaktan, çalıyı dolaşmak yeğdir.
 
Köpeğe gem vurma, kendini at sanır
Düzeysiz kişiye değer vermeye gelmez. Gerçekten değerli
bulunduğu için kendisine böyle davranıldığını sanır.
 
Köpeği dövmeli ama, sahibinden utanmalı
İnsan, birini haklı olarak da hırpalamak zorunda kalsa aşırıya
kaçmamalı, onun da bir koruyanı, kollayanı olduğunu bilmelidir.
 
Köpeğin ahmağı baklavadan pay umar
bkz. İtin ahmağı baklavadan pay umar.
 
Köpeğin duası makbul olsaydı
gökten kemik yağardı
Düzeysiz, niteliksiz kişilerin istekleri de kendilerine yaraşacak
cinsten olur ve böylelerin istekleri yerine gelse, dünya yaşanacak
yer olmaktan çıkar,
e.a. İtin duası kabul olsa, gökten kemik yağar.
 
Köpeği öldürene sürütürler
Bir işe pislik karışmışsa, hesabını onu yapandan sorarlar.
e.a. İti öldürene sürütürler.
 
Köpek bile yal yediği kaba pislemez
İnsan olanın, çalıştığı, ekmek yediği yere ya da ona bu olanağı
sağlayan kimseye kötülük etmemesi, başkaları yapsa da engel olması
gerekir. Hayvanlar bile yedikleriyle ettikleri yeri birbirinden ayrı tutar.
[Yal: Köpek ve inekler için hazırlanan yiyecek.]
 
Köpek, ekmek veren kapıyı tanır
Kişinin, iyiliğini, sevgisini, yardımını, ilgisini gördüğü kimseyi
unutmaması, onu herkesten ayrı tutması gerekir. Hayvanlar bile
kendisine hayınlık edenden uzak durur, sevecen davranana sokulurlar.
 
Köpekle dalaşmaktan, çalıyı dolaşmak yeğdir
bkz. İtle dalaşmaktan, çalıyı dolaşmak yeğdir.
 
Köpek, sahibini ısırmaz
Kişi, ne denli düşüncesiz de olsa, kendini kollayana kötülük etmez.
 
Köpeksiz köye kurt iner
Korunmanın en güvenli yolu, önlem almaktır,
e.a. Köpeksiz sürüye kurt girer.
 
Köpeksiz sürüye kurt girer
bkz. Köpeksiz köye kurt iner.
 
Köpek suya düşmeyince yüzmeyi öğrenmez
Kişi, kendisine, kendisinden başka yardım edecek kimsenin
olmadığını bilirse, en zor koşullardan bile kurtulmanın yolunu bulur.
 
Köpek sürünmekle etek kesilmez
Düzeysiz sataşmalar, değerini herkesin bildiği kimseyi
etkilemez, onun gözden düşmesine neden olmaz.
b.a. İt işemekle deniz pis olmaz. Kalaylı bakır küflenmez.
 
Köprüyü geçinceye kadar ayıya “dayı” derler
Yaşamsal bir sorunun çözümü düzeysiz bir kimsenin elindeyse, i
şi düşenler ona hoş görünmeye çalışırlar.
 
Kör bıçak ele yavuz, iş bilmeyen avrat dile yavuz
İş görmeyen bir nesneyle, elinden iş gelmeyen kadın eşdeğerdedir.
Diyelim bu körelmiş bir bıçaksa, kullananın elini kesmekten, kadın da
beceriksizliğini örtmek için, çene çalmaktan başka bir şey yapmaz.
 
Kör bile düştüğü çukura bir daha düşmez
En dikkatsiz, en sağgörüsü kıt kişi bile zararını gördüğü bir
hatasından ders alır, aynı hataya düşmekten kendisini korur.
e.a. Eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez.
 
Köre elvandan bahsolunmaz
Bir kişiye, hiç görmediği şeyden söz etmek, tanımlamaya
çalışmak, boşuna çaba harcamaktan öteye geçmez.
[Elvan: Renk.]
 
Kör görmez, sezer
İnsan, bir olayın nasıl sonuç doğuracağını sezgileriyle
de görebilir.
 
Kör kuşun yuvasını Allah yapar
bkz. Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
 
Körler memleketinde şaşılar padişah olur
bkz. Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman
Çelebi derler.
 
Körle yatan şaşı kalkar
Dünya görüşü kıt kimseyle yakınlık kuran, giderek ona
benzemeye başlar.
e.a. İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar.
 
Kör ölür, badem gözlü olur;
kel ölür, sırma saçlı olur
İnsan, hiç önemsemediği bir şeyi, ondan yoksun kaldığı zaman,
çok değerli bir şeyini yitirmiş gibi anlatır.
e.a. Kel ölür, sırma saçlı olur; kör ölür, badem gözlü olur.
 
Kör pazara varmasın, pazar körsüz kalmasın
Gözü kapalı alışveriş yapacaksan, hiç çarşıya çıkma,
kazıklanırsın. Ama, esnaf için en saygıdeğer alıcı sensin,
onları müşterisiz de bırakma.
 
Körün istediği bir göz, iki olursa ne söz
İnsanı en sevindiren şey, umduğundan daha fazlasını
elde etmektir.
 
Körün istediği iki göz, biri elâ biri boz
Açgözlü insan, gerekseme duyduğu şeyi, yapılmasını
beklediği bir iyiliği elde etmekle yetinmez, ayrıntılarını da
isteyecek kadar yüzsüzleşir.
 
Kös dinleyen, davula kulak vermez
Başından büyük olaylar geçmiş kişi, küçük dertleri
sorun etmez.
 
Köseyle alay edenin top sakalı kara gerek
Başkalarında kusur bulanın, kendisi kusursuz olmak
zorundadır.
 
Köşe taşı köşede yakışır
Önemli görevler, o göreve yaraşacak, değerli kişilere
verilir, ya da verilmelidir.
 
Kötü haber tez duyulur
bkz. Kara haber tez duyulur.
 
Kötü komşu adamı hacet sahibi eder
Kimi insan malına düşkün olur, başkasına eğreti verip
kullandırmaz. Böylesine işi düşen kimse de, o istediği
şey ne ise gidip satın almak zorunda kalır.
[Hacet: Gerekseme duyulan şey.]
 
Kötülük her kişinin kârı, iyilik er kişinin kârı
Kötülük yapmak, iyilik yapmaktan daha kolaydır. İyilik yapan
kişinin yüreği insan sevgisiyle dolu olur.
b.a. İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
 
Kötürümden aksak, hiç yoktan torlak yeğdir
Az da olsa işe yarayan, hiç yaramayandan daha iyidir.
[Torlak: Acemi, toy, beceriksiz.]
 
Kötü söyleme eşine, ağı katar aşına
Yakınlarına iyi davranmayana, ağır sözler söyleyene
aynı yanıtı verirler, hayatı zehir ederler.
[Ağı: Zehir.]
 
Kötü söz insanı dininden çıkarır
bkz. Acı söz insanı dininden çıkarır.
 
Köylü, “misafir kabul etmeyiz” demez,
“konacak konak yoktur” der
Kişi, yapmak istemediği şeyi birtakım sözde nedenlerle
geçiştirerek kendini haklı çıkarmaya çalışır.
 
Köylünün kahve cezvesi karaca ama, sürece
Konuk ağırlamayı seven kişi, gösterişe önem vermez.
[Sürece: Buradaki anlamı sürekli kullanılmak]
 
Kul azmayınca Hak yazmaz
Azgınlık yapan, cezasını bulur. Yasalardan kurtulsa bile
Tanrı ona yaptığını ödetir.
[Kul: Tanrı’ya göre insan.]
 
Kul bunalmayınca Hızır yetişmez
bkz. Kul sıkılmayınca Hızır yetişmez.
 
Kul hatasız olmaz
bkz. Hatasız kul olmaz.
 
Kul kullanan, bir gözünü kör,
bir kulağını sağır etmeli
İşinin aksamasını istemeyen kimse, yanında çalışanların
ufak tefek hatalarını görmezden, kimi sözlerini duymazdan gelmeyi
bilmelidir. Bir toplulukta uyum, hoşgörüyle sağlanır.
[Kul: Buradaki anlamı hizmetli, köle.]
 
Kul kusursuz olmaz
bkz. Hatasız kul olmaz.
 
Kul sıkılmayınca Hızır yetişmez
En ağır canlı insan bile, başı dara düşünce, bir çare bulmak
için var gücüyle çalışır.
e.a. Kul bunalmayınca Hızır yetişmez.
[Sıkılmak: Buradaki anlamı, sıkıntıya düşmek. Hızır: Halk inanışına göre,
ölümsüzlüğe kavuşmuş olan ve dar zamanlarında insanların yardımına koşarak
işlerini kolaylaştıran İlyas Peygamber’e yakıştırılan ad.]
 
Kuma gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş
Aynı erkeği paylaşan iki kadın birbirleriyle anlaşabilir,
uyum içinde yaşayabilirler, ama iki kardeşin karıları geçinemez
e.a. Ortak gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
[Kuma: Aynı erkekle evli olan kadınların birbirine göre adı, ortak.]
 
Kurban kemiğiyle köpek tavlanmaz
Karnı doymayan, hak ettiğini alamayan kişiden verimli olması
beklenemez. İşler “Allah bana, ben de sana” demekle yürümez.
[Tavlanmak: Semirmek.]
 
Kurcalama sivilceyi çıban edersin
Küçük bir sorun deşelenir, karıştırılırsa daha büyük
soruna dönüşür.
e.a. Sivilce kurcalanınca çıban olur.
Sivilceyi kurcalama, çıban edersin.
 
Kurda konuk giden, köpeğini yanında götürür
Düzeysiz kişinin ne yapacağı belli olmaz. Böyle bir kimseye
işi düşenin, bunu bilmesi ve hazırlıklı olması gerekir.
e.a. Kurtla görüşürsen köpeğini yanından ayırma.
 
Kurda “neden boynun kalın” demişler,
“işimi kendim görürüm de ondan” demiş
El, insanın işini üstünkörü yapar. Böylelerine güvenip de
sonradan üzüleceğine, sorunlarını kendisinin çözümlemesi,
insanı güçlü kılar.
e.a. Kurda “neden ensen kalın” demişler, “işimi kimseye
inanmadığımdan“ demiş “Sana vereyim bir öğüt; kendi
ununu kendin öğüt.”
 
Kurda “neden ensen kalın” demişler,
“işimi kimseye inanmadığımdan” demiş
bkz. Kurda “neden boynun kalın” demişler, “işimi kendim
görürüm de ondan” demiş.
 
Kurdun adı yaman çıkmış, tilki vardır baş keser
Öyle içinden pazarlıklı, sinsi kimseler vardır ki, hayınlıklarıyla
bilinen kimselerden daha acımasız olabilirler.
 
Kurt dumanlı havayı sever
Çıkarcı, işini kimsenin gözüne batmadan, rahatça
çevirebileceği ortamdan hoşlanır.
 
Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur
Sözü geçtiği günler, çevresine kötü davranan, erkini zorbalıkta
kullanan kişiyi, gücünü yitirdiği zaman kimse adam yerine koymaz.
 
Kurt komşusunu yemez
Bir kimse, ne denli huysuz, geçimsiz, saldırgan da olsa,
yakınlarına kötülük yapmaz, zarar vermez.
 
Kurt köyünü değiştirir, huyunu değiştirmez
Yaradılışı kötü olan bir kimse, nereye giderse gitsin, ne kılığa
bürünürse bürünsün kendini yine belli eder.
e.a. Kurt tüyünü değiştirir, huyunu değiştirmez.
Kurtla koyun, kılıçla oyun olmaz
Geçimlinin geçimsizi, güçsüzün güçlüyü kurnazlık edip
aldatmaya kalkışmasından kötü sonuçlar doğar.
 
Kurtla ortak olan tilkinin hissesi,
ya tırnaktır, ya bağırsak
Güçlü ile kurnaz birlikte iş yapmaya kalksalar, güçlünün
sözü geçer, payın büyüğünü o kapar. Kurnaz, karşı çıksa da
sonucu değiştiremez, üstelik başı derde de girer.
 
Kurtlu baklanın kör alıcısı olur
bkz. Bitli baklanın kör alıcısı olur.
 
Kurt tüyünü değiştirir, huyunu değiştirmez
bkz. Kurt köyünü değiştirir, huyunu değiştirmez.
 
Kuru gayret, çarık eskitir
Amaca yönelik olmayan uğraşlarla başarılı sonuca
ulaşılamaz. Zaman ve emek boşa harcanmış olur.
 
Kuru lâf karın doyurmaz
Eyleme geçmedikçe, sadece boş sözler söylemekle,
akıl vermekle bir yere varılamaz.
 
Kurunun arasında yaş da yanar
bkz. Kurunun yanında yaş da yanar.
 
Kurunun yanında yaş da yanar
Kimilerini yola getirmek için öyle önlemler alınır ki,
bundan hak etmeyenler de zarar görür,
e.a. Kurunun arasında yaş da yanar.
 
Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır
Her insanın bir eleştirilecek yanı vardır. Tam yetkin insanı
aramaya kalkışanın, tek başına yaşamayı göze alması gerekir.
b.a. Ayıpsız yâr isteyen, yârsız kalır.
 
Kusursuz güzel olmaz
Görünüş yanıltıcıdır. İlgi çeken her şeyin, ona yaklaştıkça,
yakından tanıdıkça hoşa gitmeyecek yanları ortaya çıkar.
e.a. Her güzelin bir kusuru vardır.
 
Kuşa kafes lâzım, boruya nefes
Bir işi yapabilmek için, kullanılacak aracın o işi yapabilecek
nitelikte olması gerekir.
 
Kuşa süt nasip olsa, anasından olurdu
Her insan, yaradılışına uygun biçimde yaşar.
 
 
Kuş, kanadına kira istemez
Kendisi için harcayacağı çaba kişiye yük olmaz, bunu,
kimseden bir karşılık beklemeden yapar.
 
Kuşkulu uyku evin bekçisidir
Olası tehlikelerden korunmak için alınacak en güvenilir
önlem, dikkatli olmaktır.
 
Kuşu kuşla avlarlar
Bir kimseye kötülük yapılmak istendiğinde, çoğu kez
ona en yakın olan, en güvendiği kişilerden yararlanılır.
 
Kuş var eti yenir, kuş var et yedirilir
bkz. Her kuşun eti yenmez.
 
Kutlu gün, doğuşundan bellidir
Bir işin başlangıcından yolunda yürüyeceği, iyi
sonuçlanacağı anlaşılır.
e.a. Kutlu yaz yağışından bellidir.
[Kutlu: Uğurlu.]
 
Kutlu yaz, yağışından bellidir
bkz. Kutlu gün doğuşundan bellidir.
 
Kutsuz kuşun yuvası doğan yanında olur
İnsanın başına ne gelirse, yaşamak zorunda olduğu
çevreden, kötü niyetli yakınlarından gelir.
 
Kuzguna yavrusu güzel görünür
bkz. Karga yavrusuna bakmış: “benim ak pak
evlâdım” demiş.
 
Küheylân at, çul içinde de bellidir
Soylu, özü, mayası sağlam bir insan, kılık kıyafeti düzgün
olmasa da değerinden bir şey yitirmez.
 
Külhancının beyliği hamamcılık demişler
Sıradan işler yapanlar, ancak o işin sınırları içinde
yükselme olanağı bulurlar.
 
Küpe “küp” deyince, küp adama “düp” der
Kafası boş, bilgisiz kişiyi eleştirmeye gelmez. O tın tın kafasıyla
size hiç olmayacak bir karşılık verir.
[Düp: Ayı.]
 
Kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün börkü
Geçim kaygısı her şeyden önde gelir, pahalı şeyler üreten
ya da pazarlayanlar, aynı şeye gerekseme duysalar bile
önce satmaya bakarlar.
[Börk: Genellikle hayvan postundan yapılan bir tür başlık.]
 
Kürkle, börkle adam olunmaz
bkz. Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir.
 
Kürkü orak vaktinde, orağı kürk vaktinde
bkz. Aba vakti yaba, yaba vakti aba.