Baba Tatlısı

M

Mahkeme kadıya mülk değil 
Devletin kurumları kimsenin malı değildir. O nedenle kim olursa
olsun, bir kamu çalışanı babasının çiftliğini yönetir gibi
görevini kendi çıkarına araç edemez. Günü geldiğinde o gider
yerine bir başkası gelir. 
 
Mal adama hem dost, hem düşmandır
Kimi insan varlığa erişince kendisine ve çevresine yararlı olmanın
yollarını arar, kimi insan da yoldan çıkar, azar.
 
Mal canı kazanmaz, can malı kazanır
En değerli varlık sağlıktır. Mal edinme hırsı sağlığı bozacak
boyutlara vardırılmamalıdır. Cana mal olduktan sonra, o mal neye
yarar. İnsan, ancak canı sağ olduğu sürece mal sahibi
olabileceğini bilmeli, mal uğruna canından olacağına, gereğinde
canı uğruna malını feda etmekten kaçınmamalıdır.
 
Mal canın yongasıdır
Sahip olduğu şeyler insanın bir parçası gibidir. Onların yitip
gitmesini, bir zarar görmesini istemez. O nedenle birinin canını
yakmak isteyen, onun kendisi yerine malına zarar
vermekle de aynı şeyi yapmış sayılır.
[Yonga: Yontulan ya da rendelenen şeyden çıkan parça.]
 
Malını yemesini bilmeyen zengin
her gün züğürttür
Yoksul kişi bir gün eline geçecek parayı düşleyerek de olsa
harcar. Ama, varlığı olduğu halde harcamaya kıyamayan kişi,
yoksulluğu kendisine yaşam biçimi olarak seçmiş sayılır.
 
Malın iyisi boğazdan geçer
Varlığın, ondan yararlanıldığı sürece bir değeri vardır.
 
Malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın
Bir işyerinin, bu tarla da olur, fabrika da, ulaşımı kolay,
kullanılacak gereçlere yakın olması, verimi artırmanın
temel kuralıdır.
 
Malı ongun olanın, adı angın olur
Bir insan, verimli çalışmayı bilmekle de ün salabilir,
adından söz ettirebilir.
[Ongun: Çok verimli, bol. Angın: Anılmış, ünlü.]
 
Mal, melâneti önler
Varlıklının malı mülkü ilgi odağı olduğundan, lânetlenecek 
kötülükler de yapsa, dikkati çekmez.
[Melânet: Büyük kötülük.]
 
 
Mart ayı, dert ayı
İlkbaharın habecisi olan martta havalar günü gününe
uymaz. Bu değişkenlik nedeniyle hastalık da eksik olmaz.
e.a. Mart çıkmadıkça, dert çıkmaz.
 
Mart, ayların Çingenesidir
Her ayın belirgin bir özelliği olduğu halde, mart,
göçebe yaşamayı seven kararsız bir Çingeneye benzer,
ne yapacağı belli olmaz.
 
Mart çıkmadıkça, dert çıkmaz
bkz. Mart ayı, dert ayı.
 
Mart dokuzunda çıra yak, bağ buda
Bağ ya da bahçeden verim almak için, gece gündüz demeyip 
budama zamanını (bugünkü takvime göre Mart’ın 22’sini)
geçirmemek gerekir.
 
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır
Beklenmedik olaylar insanı hazırlıksız yakalar ve ne yapacağını
şaşırtır. Mart ayı da böyledir, yaz beklenirken sanki kış geri gelir,
yakacak dayanmaz olur.
 
Mart kuruluk, nisan yağmurluk
bkz. Martta tezek kuruya, nisanda seller yürüye.
 
Mart martladı, tavuk yumurtladı
Uzun kış aylarından çıkan doğa, martta uyanır, canlanır.
Her canlı, uygun ortamı bulunca varlığını belli eder.
 
Martta sürmez, eylülde ekmezsen sabanı bırak
Ağır koşullarına katlanamayacağın, zor yanlarının üstesinden
gelemeyeceğin işe hiç kalkışma.
 
Martta tezek kuruya, nisanda seller yürüye
Herkes, ortam ve koşulların işine uygun olmasını bekler ya da
diler. Tarımla uğraşanlar da martın tezekler kuruyacak kadar kurak,
nisanın ise durup dinmeyecek kadar yağışlı geçmesi ister.
Çünkü, martta yağan yağmur ekine zarar verir, nisan yağmurları
ise verimi artırır.
e.a. Martta yağmasın, nisanda dinmesin.
 
Martta yağmasın, nisanda dinmesin
bkz. Martta tezek kuruya, nisanda seller yürüye.
 
Martta yağmaz, nisanda dinmezse,
sabanlar altın olur
bkz. Karakışta karlar, martta yağmaz, nisanda durmazsa,
değme çiftçinin keyfine.
 
Mart yağar, nisan övünür; nisan yağar,
insan övünür
İşi için gerekli koşulların uygun olması, insanın yüzünü güldürür.
 
Maşa varken elini ateşe sokma
Bilmediğin işe ya da üstesinden gelemeyeceğin sorunu
çözmeye kalkışıp kendine zarar vereceğine, uzmanına bırak
(günümüzde çek senet mafyası kullananlar bu atasözünü
iyi algılamış olmalı).
 
Mayasız yoğurt tutmaz
Belirli bir anapara olmadan kalkışılan ticaret işleri yürümez.
 
Maymunu ateşe atmışlar,
yavrusunu ayağının altına almış
bkz. Ayıyı fırına atmışlar, yavrusunu ayağının altına almış.
 
Mazlumun ahı, indirir şahı
Devleti yönetenlerin halkı ezmeye ne hakkı ne de yetkisi vardır.
Bu gibi aymazlar toplumsal patlamalara yol açarlar, sonuçta
 kendileri de yok olur giderler
b.a. Mazlumun ahı yerde kalmaz.
[Mazlum: Zulüm gören.]
 
Mazlumun ahı yerde kalmaz
Ezilen bir kimsenin, kendisine acımasız davranana karşı
ilenmekten başka bir şey elinden gelmez. Eğer, yukarda
Allah varsa, onun beddualarını duyar, o acımasız kişi devletin
başı bile olsa cezalandırır, belâsını verir,
e.a. Mazlumun ahı, indirir şahı.
 
Mecliste dilini, sofrada elini kısa tut
bkz. Sofrada elini, mecliste dilini sakla.
 
Meramın elinden bir şey kurtulmaz
Başarıya, o işin peşini bırakmayıp, kesin yapmaya karar
vermekle ulaşılır.
[Meram etmek: Üstüne düşmek, yapmak istemek.]
 
Merdiven ayak ayak çıkılır
Üst düzeydeki görevlere, kendini kanıtlayarak, adım adım
yükselerek ulaşılır. Tepeden inme buyruklarla işbaşına
gelen yeteneksiz kişiler, hak etmedikleri halde oturdukları
koltukta fazla tutunamazlar.
 
Merhametten maraz hasıl olur
Acınacak durumda oldukları halde, kendilerine gösterilen ilgiyi
hak etmeyen, hatta kötüye kullanan insanlar da vardır. Böyleleri
iyiliğini gördükleri kişinin başını derde sokar, onu dayanılması
güç durumda bırakır.
 
Mermer iyi taştan, iyilik iki baştan
İki kişi arasındaki saygın, düzeyli ilişkiler, birbirine iyi
davranmakla sağlanır.
e.a. İyilik, iki baştan olur.
 
Mescide gerek olan meyhaneye haramdır
Kişi, nerede, nasıl davranılacağını, neyin nereye uygun
olup olmayacağını bilmek zorundadır.
 
Meyhaneciden şahit sormuşlar,
bozacıyı göstermiş
Yaptığı uygunsuz bir işte, haklı olduğunu kanıtlamak
isteyen kişinin tanığı da kendisine benzer.
 
Meyhanecinin yüzünü bayram topu güldürür
Az kazandıkları dönemleri atlatmak, iş sahiplerini sevindirir.
O nedenle içkili yerlerin sahipleri de Ramazan ayı geçince,
herkesten çok bayram ederler.
 
Meyveli ağacı taşlarlar
Başarılarıyla dikkat çeken kişileri eleştirmeye fırsat kollayanlar,
genellikle aynı konuda başarı gösteremedikleri için aşağılık
duygusuna kapılanlar arasından çıkar.
 
Mezar taşıyla övünülmez
Bir aile ya da toplumun değer ölçüsünü ölmüş gitmiş,
tarihe mal olmuş insanların başarıları değil, bugün yaşayanlar
belirler. Sorarlar adama: “Onlar yapacağını yapmış, şimdi
sen ne yapıyorsun?”
 
Mısıra “yağmur geliyor” demişler;
“çapan birlik mi” demiş
Bir işten verim almak için sadece elverişli koşulların oluşmasını
beklemek yetmez, hazırlıklı olmak da gerekir. Örneğin, kökleri
çapalanmazsa, yağan yağmur mısır tarlasına hiçbir yarar sağlamaz.
 
Mızrak çuvala sığmaz
Bilindiği, görüldüğü ya da yaşandığı yadsınamayan
olguları gizlemeye çalışmanın hiçbir etkisi olmaz.
 
Minare de doğru ama, içi eğri
Bir insanın içyüzünün ne olduğu, dış görünümüne
bakmakla anlaşılmaz. Davranışlarıyla yasalara, ahlâka bağlı,
namuslu, dürüst izlenimi uyandıran bir insanın içindeki kötülükler,
onu yakından tanıdıkça ortaya çıkar.
e.a. Doğruluk minarede kalmış.
 
Minareyi çalan, kılıfını hazırlar
İşlediği suç ne denli büyük de olsa, onu gizlemeyi aklına koyan
kişi, gereken önlemi daha önce alır, sonra suçu işler.
 
Minareyi yaptırmayan, yerden bitmiş sanır
Zorlu hiçbir işe kalkışmamış, emek harcamamış olanlar,
başarılan önemli işleri kendiliğinden oluvermiş sanır.
 
Miras helâl, hele al demişler
Ölen kimsenin bıraktıklarını çoluk çocuğunun, ona yakın olanların
paylaşması doğal ve yasal haklarıdır. Ancak mirasçılar arasındaki
çıkar hesapları yüzünden, bu hak paylaşımı çoğu kez hakça olmaz.
 
Mirî malı balık kılçığıdır, yutulmaz
Devletin malına sahiplenmek, üzerine oturmak kolay iş değildir.
Buna karşın bir kolayını bulup sahiplenen çıksa bile o malı rahatça
kullanamaz, günün birinde devlet yakasına yapışır (bu, günümüz
için geçerliği kalmamış bir atasözüdür, gecekondu yağmacıları,
hazine arazisi mafyası, daha çok "devletin malı deniz, yemeyen
domuz" atasözüne itibar etmektedir).
k.a. Devletin malı deniz, yemeyen domuz.
[Mirî: Devlet malı, hazine malı.]
 
Misafirin umduğu ev sahibine iki öğün olur
Konuk, ev sahibinin kendisini her şeyi bol bol sunarak ağırlayacağını
sanır, ama sofraya gelen kadarıyla yetinmek zorunda kalır.
b.a. Misafir, umduğunu değil bulduğunu yer.
 
Misafir, kısmetiyle gelir
Konukseverlik, Türk geleneklerinin başında yer alır.
O nedenle en yoksul ev bile sofrasını konuklarına açmaktan
kaçınmaz, çünkü, Tanrı’nın konukseveri utandırmayacağına,
hatta sunacağından kat kat fazlasıyla vereceği bolluğun
konuk gittikten sonraya bile kalacağına inanılır.
e.a. Misafir on kısmetle gelir, birini yer, dokuzunu bırakır.
 
Misafirlik üç gündür
bkz. Misafir üç gün misafirdir.
 
Misafir misafiri istemez, ev sahibi ikisini de
İki konuğu birden hoşnut etmeye çalışmak, ev sahibini yorar,
üstelik onların, “bir ben olsaydım, daha iyi ağırlanırdım” diye
düşündüklerini de bildiğinden, konuğun böyleleri gelip rahatını
kaçıracaklarına hiç gelmemelerini ister.
 
Misafir on kısmetle gelir;
birini yer, dokuzunu bırakır
bkz. Misafir kısmetiyle gelir.
 
Misafir, umduğunu değil, bulduğunu yer
Her ev sahibi konuğunu, onun gönlünden geçenlerle değil,
evinde bulunanlarla ağırlar.
b.a. Misafirin umduğu ev sahibinine iki övün olur.
 
Misafir üç gün misafirdir
Türk geleneklerine göre, uzun süre kalacak bir konuktan
ilk üç gün iş görmesi beklenmez. Ama bu süre geçtiği halde
hâlâ kendini ağırlatan, ev sahibine yardımcı olmayan konuk da
hoş karşılanmaz, ev işlerine bir ucundan yardımcı olması beklenir.
 
Misk, yerini belli eder
Bir kişinin niteliği, düzeyi, seçkinliği hangi ortamda olursa
olsun kendini gösterir.
 
Miyancının kesesi bol olur
İki kişiyi uzlaştırmaya çalışan aracı, bir an önce işi tatlıya bağlamak
için, taraflardan birinin çıkarına, öbürünün zararına da olsa, yerine
gelir mi gelmez mi diye düşünmez, bol keseden vaatte bulunur.
[Miyancı: Aracı.]
 
Muhabbet iki baştan olur
bkz. İyilik iki baştan olur.
 
Mum, dibine ışık vermez
Kendini yardıma koşmaya, iyilikte bulunmaya adamış olan kişi,
bunu yakın çevresine öncelik tanımadan yapar.
 
Mum yanmayınca pervane dönmez
Her insan çekici bulduğu şeyin çevresinde dolanır durur,
peşinden koşar.
 
Müflis bezirgân eski defterlerini karıştırır
Eline geçen varlığı kaçıran dargörüşlü ya da beceriksizler,
geçmişi düşünerek avunurlar,
e.a. Tüccar züğürtleyince geçmiş defterleri yoklar. Züğürtleyen
bezirgân eski defterleri yoklar.
[Müflis: İflâs etmiş, batmış kişi.]
 
Müft olsun da zift olsun
Kimileri, bedava olsun da ne olursa olsun diye düşünür,
böylelerine ne versen yer, ne olsa alır.
[Müft: Bedava, beleş.]
 
Mühür kimdeyse Süleyman odur
Yetki kimin elindeyse, onun dediği olur, söylediklerine
karşı çıkmadan uyulur.
 
Mürüvvete endaze olmaz
Yapacağı iyiliğin ya da yardımın ölçüsünü, sınırlarını
onu yapacak kişinin olanakları belirler.
[Mürüvvet: İyilikseverlik, cömertlik. Endaze: Buradaki anlamı, ölçü.]