Baba Tatlısı
O
Od ile su, dilsiz yağıdır
Yangın ve sel felâketi tıpkı düşman gibidir, sessizce,
haber vermeden gelir.
[Yağı: Düşman.]
Oduncunun gözü omçada,
dilencinin gözü çömçede
Herkes, çıkar sağlayacağı şey ne ise onunla ilgilenir,
onu elde etmeye bakar.
[Omça: Omaca da denir, bağ kütüğü, kesilmiş ağaç kökü.
Çömçe: Tahta kepçe.]
Oğlan anası kapı arkası, kız anası minder kabası
Gelin, kaynanasını evin içinde fazla görür, onunla birlikte
olmayı istemez, ama kendi anasına gelince onu baş köşelerde
ağırlar, saygıda kusur etmez.
Oğlan atadan öğrenir sofra açmayı,
kız anadan öğrenir biçki biçmeyi
En önemli eğitim ocağı ailedir. Çocuklar, büyüdüklerinde
kendilerine düşecek görevleri, anne ve babalarına bakarak öğrenirler.
Babalar erkek çocuklara, analar kız çocuklara örnek olurlar.
Oğlan dayıya, kız halaya çeker
Aynı aileden gelen bireyler, kalıtımsal yolla geçen birtakım
benzerlikler gösterirler. Genellikle, fiziksel yapılarından huylarına
kadar birçok özelliklerini, oğlan çocukların ana tarafından,
kız çocuklarının da baba tarafından aldıkları gözlenir.
Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün
Çocuklarını büyüdüklerinde yararlanacakları birer araç gibi
gören aileler, bu atasözünü pek sever. Babalar, erkek çocuğuna
kendilerine yardımcı gelmiş gözüyle bakarlar. Kız çocuğu ise
evlenip gideceğinden, onu yararsız bir varlık olarak görürler.
Oğlanınki oğul balı, kızınki bahçe gülü
Türk aile yapısındaki, geleneksel kız-erkek ayrımının temel
taşlarından birini de bu atasözü oluşturur. Kızlar evlenip
çoluğa çocuğa karışsalar da ikinci sınıf evlât olmaktan
kurtulamazlar, çünkü torunlar bile oğlan çocuğundan olursa
"oğul balı", kız çocuğundan olursa "bahçe gülü" diye sevilir.
Oğlan yetir, kız yetir; ağır yükü sen götür
Anne olmak kolay iş değildir. Çocuk büyütmek sende,
evi yönetmek sende. Hatta günümüzde çalışıp evin bütçesine
para yetirmek de sende.
[Yetirmek: Yetiştirmek.]
Oğlum deli, malı neylesin;
oğlum akıllı, malı neylesin
bkz. Akıllı oğlan neyler ata malını, akılsız oğlan neyler
ata malını.
Oğlumu ben doğurdum ama,
gönlünü ben doğurmadım
bkz. Evlâdı ben doğurdum ama, gönlünü ben doğurmadım.
Okka her yerde dört yüz dirhem
nitelikli kişi ya da nesneler nerede ve hangi ortamda
olurlarsa olsunlar, hak ettiklerini alırlar, onların değerini
belirleyen ölçü değişmez, her yerde birdir,
e.a. okka her yerde dört yüz dirhem.
[Okka: Eskiden kullanılan 1283 gramlık ağırlık ölçüsü
birimi. 400 dirhem 1 okka ederdi.]
Olacakla öleceğe çare bulunmaz
Kaderciler, ölüm gibi, başa geleceklerin de alında yazılı
olduğuna ve önlenemeyeceğine, doğanın gücüne karşı
gelinemeyeceğine inanırlar.
Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar
Zenginler varlığını katlayarak, yoksullar ise sıkıntılara
katlanarak yaşarlar.
“Olmaz olmaz” deme, olmaz olmaz
Bu dünyada her şeyin olabileceğini bilirsen, olmayacağını
sandığın şey olduğu zaman şaşırıp kalmazsın.
Olsa ile bulsayı ekmişler, yel ile yuf bitmiş
Bir işe kalkışırken gerçekçi olmak gerekir. Varsayımlara
dayanarak, sonucun iyi olacağını düşleyerek yapılan işler
başarısızlıkla sonuçlanır.
e.a. Olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş.
[Yuf: Üzüntü, hoşnutsuzluk.]
Olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş
bkz. Olsa ile bulsayı ekmişler, yel ile yuf bitmiş.
On beşindeki kız, ya erde gerek ya yerde
Kız çocukları ailenin başına dert, sırtına yük olarak gören
bir atasözü de bu. O denli ki, on beş yaşına ulaşan kız,
evlendirilemezse ölsün daha iyi.
Onmadık hacıyı, Arafat’ta yılan sokar
bkz. Onmadık hacıyı, deve üstünde yılan sokar.
Onmadık hacıyı, deve üstünde yılan sokar
Yaşamındaki en büyük ülküsü de olsa, eğer onu
gerçekleştirmek insanın yazgısında yoksa, akla hayale
gelmeyecek engellerle karşılaşır.
e.a. Talihsiz hacıyı, deve üstünde yılan sokar.
[Onmadık: Buradaki anlamı, talihsiz.]
Onmadık yılın yağmuru harman vakti yağar
Zamanında gerçekleşmeyen, yarar yerine zarar verir.
[Onmadık: Buradaki anlamı, uğursuz.]
On para, on aslanın ağzında
Bu atasözü on paranın para olduğu dönemde söylendiğine
göre, demek ki kazanmak için yaşam kavgası vermenin,
çalışıp didinmenin sonu yok.
Ortak gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş
bkz. Kuma gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
Ortaklık öküzden, başka buzağı yeğdir
Büyük bir ortaklıkta pay sahibi olacağına, küçük ama,
kendi malında söz sahibi olmak daha iyidir.
[Başka: Buradaki anlamı tek, bir tane.]
Osmanlının ayağı üzengide gerek
Ülke bütünlüğü, içeriden ya da dışarıdan gelecek tehlikelere,
düzeni bozacak girişimlere karşı uyanık olmakla sağlanır.
Osmanlının ekmeği dizi üstündedir
Sürekli hareket halinde olanlar, oturup yemek yiyecek
zamanı bulamazlar.
Osmanlı, tavşanı arabayla avlar
Ülke güvenliğini sağlamak rahatına düşkün olanların yapacağı
iş değildir. Atik davranmayı, dağ bayır, kar kış dinlemeden,
zor koşullara katlanmayı, kaçandan daha hızlı olmayı gerektirir.
Bu söz, Cumhuriyet öncesi dönemde, olmayacak işler peşinde
koşmayı kurnazlık sayan, bu arada iç güvenliği sağlamakta
da başarı gösteremeyen saray yönetimini alaya almak için söylemiştir.
Osurgan göte arpa ekmeği bahane
bkz. Osuruklu göte arpa ekmeği bahane.
Osurukla boya boyanmaz
Bir işin başarılabilmesi için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır.
Osuruklu göte arpa ekmeği bahane
Yeteneksiz kişi, başarısızlığını örtmek için olmadık nedenler
ileri sürer.
e.a. Osurgan göte arpa ekmeği bahane.
Otu çek, köküne bak
Bir kimse hakkında doğru bilgi edinmek istiyorsan,
soyunu sopunu incele.
Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır
İnsanoğlu, yerli yersiz demez, konuşacak lâf arar. Doğru
ya da yanlış birinin ağzından bir söz çıkmaya görsün,
ondan ona yayılır gider, duymayan kalmaz.
Oynamasını bilmeyen kız: “yerim dar” demiş;
yerini bollatmışlar: “yenim dar” demiş
Yeteneksizliğini örtmek isteyen kişi, kendini haklı gösterecek
bir neden bulmaya çalışır.
e.a. Oynamasını bilmeyen kız: “yerim dar demiş;
yerini genişletmişler: “gerim dar” demiş.
[Yen: Giysi kolu.]
Oynamasını bilmeyen kız: “yerim dar” demiş;
yerini genişletmişler: “gerim dar” demiş
bkz. Oynamasını bilmeyen kız: “yerim dar” demiş; yerini
bollatmışlar: “yenim dar” demiş.
[Gerim dar:Buradaki anlamı, “beden yapım, kalçalarım
bu işe göre değil”.]