Baba Tatlısı

S

Sabahın kızıllığı akşamı kış eder;
akşamın kızıllığı sabahı güz eder
Günün başlangıcından gecenin, gecenin başlangıcından
da ertesi günün nasıl olacağı anlaşılır. Kimi zaman aynı
belirtiden, birbirinin tam tersi sonuçlar da doğar.
 
Sabah ola, hayır gele
bkz. Sabah ola, hayır ola.
 
Sabah ola, hayır ola
Gün bitimine yakın kalkışacağın işten olumlu sonuç
alamayacaksan, sabahı bekle.
e.a. Akşamın hayrından sabahın şerri iyidir.
Sabah ola, hayır gele.
 
Sabah sürçen, geceye dek sürçer
Yeteneksiz, bilgisiz bir kimsenin el attığı iş, nasıl başlarsa
öyle sürer gider.
 
Sabahtan karnını doyuran,
küçükken evlenen aldanmamış
Kimi konularda zamanı geçirmemek, erken davranmak,
gelecek için bir hazırlık niteliği taşır. Örneğin, sabah
kahvaltısı vücuda enerji depolar, çalışan bir kimse daha
güçlü iş görür. Erken evlenenlerin ise yaşlandıklarında
çocukları yetişmiş olur.
 
Sabanın tutağına yapışan el aç kalmaz
Elinden iş gelen bir kimse, geçim sıkıntısı çekmez.
[Tutak: Bir şeyin tutulacak yeri.]
 
Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır
Bir işi başarmak için sıkıntılara katlanmayı, olacağı
ya da geleceği telâş göstermeden, yakınmadan beklemeyi
bilmek, bir erdemdir. Sonuçta yaşanan mutluluk ise, her şeyi
unutturacak kadar güzel bir duygudur.
e.a. Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas. Sabreden
derviş,muradına ermiş. Sabreyle işine, hayır gelsin başına.
Sabrın sonu selâmettir.
 
Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas
Her işin bir süreci vardır. Önemli olan zamanı telâş etmeden
değerlendirmeyi bilmektir.
e.a. Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
 
Sabreden derviş, muradına ermiş
bkz. Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
 
Sabreyle işine, hayır gelsin başına
bkz. Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
 
Sabrın sonu selâmettir
bkz. Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
 
“- Saçım ak mı kara mı”,
“- Önüne düşünce görürsün”
Ne durumda olduğunu başkalarından öğrenmeye çalışma,
yakında kendin anlarsın, merak etme.
 
Saç, sefadan; tırnak, cefadan uzar
Saç, bakım ister. Ancak derdi, tasası olmayan insan saçıyla,
başıyla uğraşır. Üzüntüler, sıkıntılar içinde olan bir insanın
değil kendine bakmak, tırnaklarını kesmek bile içinden gelmez.
 
Sade pirinç zerde olmaz, bal gerekir kazana;
baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana
Bir şeyin niteliği, ona gereken ögelerin birleşmesiyle sağlanır.
Çocuklara da babadan kalan malı satıp savmak değil, çalışıp
kazanıp ona değer katmak yaraşır.
e.a. Ata malı mal olmaz, kendin kazanmak gerek. Baba malı
tez tükenir, evlât gerek kazana.
 
Sadık dost akrabadan yeğdir
Bir insanın, sevdiği, güvendiği, dostluğuna, bağlılığının içten
olduğuna inandığı arkadaşı, bir yararı dokunmayan, ilgisiz,
duyarsız yakınlarından daha değerlidir.
 
Sağ baş yastık istemez
Çözüm gerektiren bir sorunun çıkması, o işin sağlıksız
yürüdüğünü gösterir.
[Sağ: Hastalığı olmayan, sağlıklı.]
 
Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin
İyilik ve hayır işleri bir insanlık ödevidir. Bunu gösteriş
olsun diye yapmak şöyle dursun, en yakınlarının dahi
bilmemesi gereken bir davranıştır.
e.a. Bir elinin verdiğini, öbür elin duymasın.
 
Sağılır ineğin buzağısı kesilmez
Çevresine yararı dokunan kimsenin ya da nesnenin,
senin de yararlanmanı sağlayan olanaklarını yok etmek
bir yana, zarar verecek davranışlardan bile kaçınmak,
hatta özenle korumak gerekir.
 
Sağır duymaz, uydurur
Anlayışsız, kavrayışı kıt kişi, olup bitenleri kendince
yorumlar.
e.a. Sağır işitmez, yakıştırır.
 
Sağır için iki kere kamet olmaz
Ddikkatli ol, kulağını aç, herkesin duyduğu şeyi
bir kez de senin için yinelemezler.
[Kamet: Camide, namaza kalkmak için okunan iç ezan.]
 
Sağır işitmez, yakıştırır
bkz.Ssağır duymaz, uydurur.
 
Sağlık, varlıktan yeğdir
Gerçek zenginlik, ruh ve beden sağlığıdır. Sağlık, her şeyden
önde gelir. Onmaz hastalığa yakalanmış bir kişi, dünyanın
en varlıklı insanı da olsa neye yarar
 
Sağ olsun da, dağ ardında olsun
Yeter ki ölüm ayırmasın. Ne denli uzak da düşsem,
bir gün sevdiğime kavuşacağım ve duyduğum özlem de
bitmiş olacak.
e.a. Taş altında olmasın da, dağ ardında olsun.
 
Sahipsiz eve it buyruk
Sahip çıkması gerekenlerin ilgilenmediği işler,
değersiz kişilerin eline kalır, onların sözü geçerli olur.
[Buyruk: Buradaki anlamı egemen, buyurucu.]
 
Sakal bıyığa denk olmayınca, berber ne yapsın
Bir evin, kurumun ya da devletin geliri giderini karşılamıyorsa,
düzeni sağlamakla yükümlü kişi bir çözüm bulamaz.
 
Sakal keçide de var
Bir insanın saygıdeğer olup olmadığı, dış görünüşünden
anlaşılmaz.
e.a. Keçide de sakal var. Sakalla olaydı kişi,
keçiye danışırlardı her işi.
 
Sakalla olaydı kişi, keçiye danışırlardı her işi
bkz. Sakal keçide de var.
 
Sakınılan göze çöp batar
Olmadık kazalar, insanın en esirgendiği, üzerine
titrercesine korumaya özen gösterdiği şeyin başına gelir.
e.a. Sandığına olmaz, sakındığına olur.
 
Sakla samanı, gelir zamanı
Bir şeyin değeri, ona gereksinim duyulduğu zaman
anlaşılır. Neyin ne zaman gerekli olacağını bilemezsin,
o nedenle, değer vermediğin şeyi bile kaldırıp atma.
 
Saksağan, danayı babası hayrına bitlemez
bkz. Karga, mandayı babası hayrına bitlemez.
 
Sanat, altın bileziktir
Bir insanın en değerli yatırımı zanaatı, mesleğidir. Yaptığı
işi iyi bilen bir kimse hiçbir zaman aç kalmaz.
 
Sana taşla vurana, sen aşla var
Sertliğe sertlikle yanıt vermek, işin en kolay yanıdır. Kötülük
gördüğü kimseye iyi davranabilmek, insanı daha yüceltir.
 
Sanatı çok olan, açlığından ölür
Uzmanlık her işten biraz anlayarak değil, bir işi hakkıyla
yaparak kazanılır
b.a. Sanatını hor gören, boğazına torba takar.
 
Sanatını hor gören, boğazına torba takar
Bir insan çalışmaktan, bildiği işi yapmaktan kaçınmamalıdır.
Para hırsına kapılıp bilmediği işlere kalkışan bir kimse,
sonunda başkalarından yardım dilenecek duruma düşer.
e.a. İşine hor bakan, boynuna torba takar.
b.a. Sanatı çok olan, açlığından ölür.
 
Sanatı ustadan görmeyen, öğrenmez
Bir sanatın gerçek öğretmenleri, o işin ustalarıdır. Pek çok
sanatçı mesleğini ustasından görerek öğrenir. Okuldan
yetişmiş bir kimse bile olsa, bir usta yanında çalışmadıkça
o sanatın inceliklerini kavrayamaz.
 
Sana vereyim bir öğüt: Kendi ununu kendin öğüt
Yapılan içine sinmeyecekse, işini başkalarına bırakma.
 
Sandığına olmaz, sakındığına olur
bkz. Sakınılan göze çöp batar.
[Sandığına: Zannettiğine.]
 
Sarhoşa dokunma, kendi yıkılsın
O insan başına buyruksa, söylediklerine kulak asmıyor,
kendi yaptığını doğru buluyorsa, bırak ne hali varsa görsün.
e.a. Değme sarhoşa, yıkılana kadar gitsin.
 
Sarhoştan, deli bile korkar
Esrimek, delirmekten de beterdir. Esrik bir insan kendini
denetleyemez, delinin yapmayacağı şeyleri yapar.
 
Sarmısağı gelin etmişler,
kırk gün kokusu çıkmamış
Bir topluluğa katılan bir kimse, nasıl biri olduğunu,
özellikle de hoşa gitmeyecek yanlarını ilk günler belli
etmemeye çalışır ama, sonuçta ne denli gizlemek de istese,
gerçek kişiliği ortaya çıkar.
 
 
Sarmısağı hesap eden, paça yiyemez
bkz. Sirkesini, sarmısağını sayan, paçayı yiyemez.
 
Sarmısak da acı ama, evde lâzım bir dişi
Gerekli olanın niceliğinden çok niteliği önemlidir.
 
Sarmısak içli dışlı, soğan yalnız başlı
İnsanlarla kaynaşmayı bilmeyen, tek başına yaşamayı göze
almak zorundadır.
 
Satılık ziftin olsun, Selânik’ten kel gelir
Satılığa çıkarılan en olmadık şeyin bile bir alıcısı vardır.
b.a. Çanakta balın olsun, Yemen’den arı gelir. Pekmez gibi
malın olsun, Bağdat’tan sinek gelir.
 
Say beni, sayayım seni
Saygı da sevgi de karşılıklı olur. Sen bana saygılı davranırsan
ben de sana saygı gösteririm. Sevildiğimi anlarsam, ben de
sana sevgiyle yaklaşırım.
e.a. Sev beni, seveyim seni.
 
Sayılı günler tez geçer
Tatil, bayram gibi kendini eğlenceye kaptırdığı günlerin 
bitiverdiğini insan nasıl anlayamazsa, araya özlemin girdiği,
uzun süreli ayrılıkların da sona ereceğini bilmek, o günlere
katlananların dayanma gücünü artırır.
 
Sayılı koyunu kurt kapmaz
Gözetildiği, niteciliğinin sürekli denetlendiği bilinen bir şeye
el sürmekten, zarar vermekten kaçınılır.
 
Sebepsiz, kuş bile uçmaz
Bir amaca, onu kendine hedef seçmekle ulaşılır.
b.a. Delilsiz, cenette bile girilmez.
 
Sefayla yenen, cefayla kazanılır
Zevk için para harcayanın, onu ne sıkıntılara katlanarak
kazandığını da unutmaması gerekir.
 
seksen, doksan; bir gün yoksan
birtakım hesaplar yaparken yaşama hırsına kapılma,
günün birinde öleceğini düşün, yaşamdan zevk almaya bak.
 
Selâm para, kelâm para
İnsanoğlu paradan başka bir şey düşünmüyor, çünkü,
onsuz hiçbir şey yapılmıyor.
 
Selden gelen, suya gider
bkz. Haydan gelen, huya gider.
 
Sel gider, kum kalır
Bir durumu değerlendirebilmek için, olanlara bakmak
yerine sonucu beklemek gerekir. Çünkü, neyin gelip geçici,
neyin kalıcı olduğu ancak o zaman anlaşılır.
 
Selin ağzı tutulur, elin ağzı tutulmaz
Doğal yıkımlara karşı önlem alınır da, söyledikleri yalan
yanlış da olsa konuşanı susturmaya kimsenin gücü yetmez.
 
Selle gelen, yelle gider
bkz. Haydan gelen, huya gider.
 
Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa
Herkes büyüklük taslar, buyurucu kesilirse, bekleyen
işleri kim yapacak.
 e.a. Sen dede, ben dede; bu atı kim tımar ede.
 
“Sen bilirsin” deyince, kavga olmaz
En büyük uyuşmazlıklar bile uysallıkla çözümlenir.
 
Sen dede, ben dede; bu atı kim tımar ede
bkz. Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa.
 
Senden devletliyle ortak olma
İki insan arasındaki beraberliğin sağlıklı yürüyebilmesi,
anlaşma koşullarının her iki taraf için de eşit olmasıyla
sağlanır. Bu denge kurulamazsa, yönetim güçlü olan tarafa
geçer, hep onun dediği olur.
[Devletli: Buradaki anlamı, varlıklı, zengin.]
 
Sen, dost kazan; düşman ocağın başında çıkar
bkz. Kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur.
 
Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler
Uğraşın ne olursa olsun, verim almak, elini genişletip
daha rahat bir yaşama kavuşmak istiyorsan, işinin başında
bulunman, herkesten çok senin çalışman gerekir.
 
Sen işten korkma, iş senden korksun
Her işte başarıya, doğacak engelleri yenmeye kararlı
olmakla, direnmekle ulaşılır.
 
Sen kazan da düşmana kalsın
Elinden iş gelen her insanın önce çalışıp kazanmayı
düşünmesi, edindiği mal, mülk, paranın kime kalacağı
kaygısına kapılarak çalışma isteğini köreltmemesi gerekir.
 
Sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz
İki insanın aralarındaki ilgiyi, ilişkiyi sıcak tutmaları, süreklilik
kazandırmaları kendi ellerindedir. Buna özen
gösterilmediğinde, araya soğukluk, umursamazlık girer,
birbirlerinin yokluğuna aldırmaz olurlar.
 
Sen, sen; ben, ben
Kimse, kendisinin küçümsenmesini, kendisine büyüklük
taslanmasını istemez. Geçimsizliklerin, uyuşmazlıkların
çoğu, “sen kendini nasıl görüyorsan, ben de kendimi öyle
görüyorum” çekişmesinden kaynaklanır.
 
Serçeden korkan darı ekmez
Daha başlangıçta, birtakım sakıncalar gözünü yıldırıyorsa
o işe hiç kalkışma.
 
Serkeş öküz, soluğu kasap dükkânında alır
Yasa, kural tanımayan başına buyruklar, en büyük cezayı
hak etmiş olurlar.
 
Sermayen bir yumurtaysa taşa çal
Yetersiz olanaklarla büyük işler yapmayı tasarlıyorsan,
başarılı olamazsın, vazgeç daha iyi.
 
Sev beni, seveyim seni
bkz. Say beni, sayayım seni.
 
Sevda geçer, yalan olur; sonra sokar yılan olur
Başta, insanı mutlu eden duygusal ilişkiler zamanla körelir
ve sonuçta acı veren birer anıya dönüşür.
 
Sevenin kuluyum, sevmeyenin sultanı
Beni sevdiğine inandığım kişi için yapmayacağım şey yoktur.
Onun bir dediğini iki etmem. Ama sevilmediğimi anlarsam
kendime olan saygımı ondan üstün tutarım.
 
Sevişip dostuna, boşanıp kocana varma
Kadına, duygularından önce aklını kullanmayı öğütleyen
bir atasözü. Çünkü erkekler bencildir. Seninle sevişirken
düşünmediği şeyler, evlendikten sonra aklını kurcalamaya
başlar, aynı ilişkiyi daha önce başka erkeklerle de kurup
kurmadığın kuşkusuna kapılır. Bu da aradaki saygıyı yok eder.
Boşandığın erkekle yeniden evlenirsen, bu kez de
geçmişte olanlar için karşılıklı suçlamalar başlar.
 
Sev seni seveni, hâk ile yeksan ise; 
sevme seni sevmeyeni, Mısır’a sultan ise
Toplumdaki yeri ne düzeyde olursa olsun, sevgi gördüğün
kişiye sen de sevgiyle karşılık ver. Sana içinde sevgi
taşımıyorsa, o kişi kim olursa olsun ondan uzak dur.
 
Seyrek git sen dostuna, kalksın ayak üstüne
Gideceğin yerde konukseverlik görmek istiyorsan,
iki ziyaret arasındaki zamanı iyi ayarla. Sıralı sırasız
gidersen en candan bildiğin kimseyi bile bıktırırsın.
e.a. Sıkça varma dostuna, kalksın ayak üstüne.
Sık gidersen dostuna, yatar arka üstüne.
 
Sıcağa kar mı dayanır
Gereksinimin ardı arkası kesilmeyince, elde avuçta ne
varsa eriyip gidiyor.
b.a. Hazıra dağlar dayanmaz.
 
Sıçan, çıktığı deliği bilir
Yasa dışı işler çevirmek için ortada dolaşan kişi,
yakalanacağını anlayınca, kurtuluşu yine gizlendiği yere
kaçmakta bulur.
 
Sıçan geçer yol olur
Yaradılışı kötü bir kişin başlattığı uygunsuz bir iş, başkalarına da
örnek olur ve aynı yolu tutturanlar giderek çoğalır.
 
Sıçanın sidiği denize faydadır
Yeri geldiğinde, en değersiz görülen,
önemsenmeyen şeyden bile yararlanılır.
 
Sıkça varma dostuna, kalksın ayak üstüne
bkz. Seyrek git sen dostuna, kalksın ayak üstüne.
 
Sık gidersen dostuna, yatar arka üstüne
bkz. Seyrek git sen dostuna, kalksın ayak üstüne.
 
Sırça köşkte oturan, komşusuna taş atmamalı
En küçük bir eleştiriden etkilenecek, zarar görecek kişi,
başkaları hakkında söz ederken dikkatli davranmalı,
kırıcı olmamalıdır.
 
Sırrını açma dostuna, o da söyler dostuna
bkz. Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.
 
Sinek küçüktür ama, mide bulandırır
Kirli, pis işlerin en küçüğü bile toplumda tepkiyle
karşılanır, tiksinti uyandırır.
 
Sinek, pekmezciyi tanır
Çıkar peşinde koşan kişi, kimden yararlanacağını iyi bilir.
 
Sirkesini, sarmısağını sayan, paçayı yiyemez
Küçük hesaplar peşinde koşan kişi, büyük işlere girişemez,
e.a. Sarmısağı hesap eden, paça yiyemez.
 
Sitteisevir, her saati bir devir
Fırtınalı günlerde hava her saat değişikliğe uğrar. En iyisi
kapıdan dışarıya çıkmamak, ortada dolaşmamaktır. Gergin
ortamlarda başını belâya sokmak istemeyenler de bu öğütten
yararlanabilir.
 e.a. Sitteisevir, kapıyı çevir.
[Sitte-i sevir: Nisan ayının sonlarında çıkan ve ortalama
altı gün süren fırtına.]
 
Sitteisevir, kapıyı çevir
bkz. Sitteisevir, her saati bir devir.
 
Sivilce kurcalanınca çıban olur
bkz. Kurcalama sivilceyi, çıban edersin.
 
Sivilceyi kurcalama, çıban edersin
bkz. Kurcalama sivilceyi, çıban edersin.
 
Sofrada elini, mecliste dilini sakla
Topluluk içinde kendini denetle, aşırı davranışlarda
bulunmaktan kaçın, açgözlülük ve gevezelik yapma.
e.a. Mecliste dilini, sofrada elini kısa tut.
 
Sofrayı aça kurdurmalı,
yatağı uykusuza serdirmeli
Bir işin çabucak görülmesi isteniyorsa, o iş kendisi de
yararlanacak olan kimseye gördürülmeli.
 
Soğanın acısını yiyen bilmez, doğrayan bilir
Bir işin nasıl kotarıldığını, nasıl başarıldığını, ondan
yararlananlar değil, o işin güçlüklerini çekenler bilir.
 
Soğuk: “kırk kat keçe, ben ondan geçe;
bir kat deri, ben ondan geri” demiş
Bir kat deri giysi, insanı kat kat yün giysiden daha iyi
korur, soğuk içine işlemez. Güncel olaylar için ise şöyle
yorumlanabilir: Gerekli bir önlem gereksiz bir çok
önlemin yerini tutar.
 
Sokma akıl, sekiz adım gider
bkz. Koyma akıl, akıl olmaz.
 
Sona kalan, donakalır
Herkesin ilgilendiği bir şeyden edinmek isteyenin
erken davranması gerekir.
 
Son pişmanlık fayda vermez
Yapılan bir işin, bir davranışın ya da söylenen bir sözün
yaratacağı olumsuz sonuç, üzülmekle değiştirilemez.
Düşünmeden yapılanın geriye dönüşü yoktur.
 
Sonradan gelen devlet, devlet değildir
İnsan, elindeki varlığı gençlik yıllarında daha iyi
değerlendirebilir. Bunu bir yatırıma dönüştürebilir.
İşten güçten uzak kaldıktan sonra gelen zenginliği, oturup
yemekten başka ne düşünebilir ki.
 
Soran yanılmamış
İnsan, en bildiği işte bile yanlış yapabilir. Zamanını, emeğini
boşa harcamaktansa o işi daha iyi bildiğine, deneyimine
inandığı kişilere sormaktan, akıl almaktan çekinmemelidir.
e.a. Bin bilsen de bir bilene danış.
b.a. Danışan, dağı aşmış; danışmayan, yolu şaşmış.
 
Sora sora Bağdat bulunur
Bilenlere düşen en büyük görev, doğruyu bulmakta güçlük
çekenlere yol göstermektir, onları yönlendirmektir.
e.a. Yol, sormakla bulunur.
 
Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir
Bir insanın, kimliği, kişiliği, nasıl biri olduğu, soyu sopu
araştırılmadan da öğrenilir. O, bilgisi, birikimi, değer
yargıları, yorumlarıyla, seçtiği konuları dile getiriş biçimiyle,
nasıl biri olduğunu kendisi belli eder.
 
Soy asma, soyuna çeker
bkz. Soydur çeker, boktur kokar.
 
Soydur çeker
bkz. Soydur çeker, boktur kokar.
 
Soydur çeker, boktur kokar
Her canlının (insan, hayvan, bitki) birtakım özellikleri
kalıtımsal yolla geçer. Kötü soydan gelende kötülükten,
iyi soydan gelende de iyilikten izler bulunur.
e.a. Soy asma, soyuna çeker. Soydur çeker. Yumurtadan çıkan,
yine yumurta çıkarır.
 
Sövüşme dövüşme getirir
Kavgaların çoğu ölçüsüz sözlerden çıkar.
 
Söyleyenden dinleyen arif gerek
Dinlemeyi bilmek bir meziyettir. Tam anlayamasa da dinleyen,
söyleyenin ne demek istediğini, neyi açıkça söylemekten
kaçındığını sezebilmelidir.
[Arif: Çok anlayışlı, sezgili kimse.]
 
Söyleyene bakma, söyletene bak
Biri, içinden gelerek bizim de gerçekleşmesini istediğimiz
şeyleri söylüyorsa, “bu sözleri ona Allah söyletiyor olmalı”
diye düşünür ve onu inanarak dinleriz.
 
 
Söz ağızdan çıkar
Söz vermek, bir sözleşmeyi imzalamakla eşdeğerdedir.
Sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan bir kişi,
verdiği sözü tutar, yapması gerekeni yerine getirir.
e.a. Söz namustur.
 
Söz dediğin, yaş deridir;
nereye çekersen oraya gider
İnsanlarla iletişim kurmak, zor işlerden biridir. Sen anlattığını
sanırsın ama, karşındaki anlamaz. Sözler çoğu zaman yanlış
algılanır. Söylenmek istenilenden farklı biçimde yorumlanır.
Buna yol açmak istemeyenin, söyleyeceği sözü iyi seçmesi gerekir.
 
Söz gümüşse, sükût altındır
Söylenen sözler güzel de olsa, kavram kargaşası, savunma
gereği yaratabilir. O nedenle yeri gelince susmayı bilmek,
konuşmaktan daha anlamlı, daha değerlidir.
 
Söz namustur
bkz. Söz ağızdan çıkar.
 
Sözünü bil, pişir; ağzını der, devşir
bkz. Önce düşün, sonra söyle.
 
Sözü söyle alana, kulağında kalana
Karşındaki seni dinlemeyecek, söylediklerinden ders
almayı bilmeyecek, verdiğin öğütler kulağında yer
etmeyecekse, boşuna nefes tüketmiş olursun.
 
Söz var, dağa çıkarır; söz var, dağdan indirir
Ortaya önder olarak çıkan, topluma yön vermesi beklenen
kişilerin, ağızlarından çıkanı kulaklarının duyması gerekir.
Çünkü onlar bir sözleriyle kitleleri azdırabilir de yatıştırabilir de.
b.a. Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir.
 
Söz var, gelir geçer; söz var, deler geçer
Kimileri düşünerek, kimileri de sözünü esirgemeden konuşur.
Kırıcı olmayan sözlerin üzerinde durulmaz, çabucak unutulur,
kırgınlık yaratmaz, ama yaralayıcı sözler o insanda iz bırakır.
 
Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir
Aynı insan, bir sözüyle en belâlı sorunları çözümleyebilir,
yine bir sözüyle başını belâya sokabilir. "Söz" denilen ve
insanlar üzerinde böylesi etkili olan bu aracı, akıllıca
kullanmak gerekir.
 
Su akarken testiyi doldur
Verimli yıllarını boşa harcama. Ömür akıp gidiyor,
yararlanman gereken fırsatları kaçırma.
 
Su, aktığı yere akar
Sen hak ettikten sonra, beklentilerin daha önce nasıl
gerçekleştiyse yine gerçekleşir, hiç tasalanma.
 
Su, başından kesilir
Sürüp giden bir sorun ancak, nereden kaynaklandığı
bulunduktan sonra çözümlenebilir.
 
Su, bulanmayınca durulmaz
Önemli konular her yönüyle irdelendikten sonra
açık seçik bir durum alır, anlaşılmayan yanı kalmaz.
 
Su bulununca, teyemmüm bozulur
Bir şeyin aslı ele geçince, onun yerine geçici olarak
kullanılanın bir değeri kalmaz.
[Teyemmüm: Su bulunmadığı zaman, su niyetiyle elleri temiz
toprak ve kum gibi şeylere sürerek alınan abdest.]
 
Suç, samur kürk olsa, kimse üstüne almaz
bkz. Kabahat, samur kürk olsa, kimse sırtına almaz.
 
Suçu gelin etmişler, kimse güvey girmemiş
Zevk verici bir konuda da olsa, sonuçta o eyleme girişen
suç işlemiş sayılacaksa, herkes böyle bir duruma düşmekten
kaçınır, başının belâya girmesini istemez.
b.a. Kabahat, samur kürk olsa, kimse sırtına almaz.
 
Su içene yılan bile dokunmaz
Su, en yaşamsal gereksinimdir. Susuzluğunu gidermekte
olan bir insanın, o sırada hayatı tehlikede bile olsa, gözü bir şey
görmez, kendini savunmayı düşünmez. Bu durumdaki bir kimseye
düşmanın da olsa, dokunma.
 
Su küçüğün, sofra büyüğün
bkz. Su küçüğün, söz büyüğün.
 
Su küçüğün, söz büyüğün
Türk aile geleneğinde sofraya oturanların hepsi susamış da
olsa, su, önce küçüklere verilir. Yemeğe ve söze ise önce büyükler
başlar. Ayrıca, herhangi bir ortamda susayanlar arasında küçükler
varsa öncelik onlara tanınır,
e.a. Su küçüğün, sofra büyüğün.
 
Susayan, kanmam sanır
bkz. Acıkan, doymam; susayan, kanmam sanır.
 
Su testisi su yolunda kırılır
Bir amaca hizmet etmek, günün birinde o uğurda yok
olup gitmeyi de göze almak demektir.
 
 
Su uyur, düşman uyumaz
Aklına kötülük yapmayı koyan kişi, her an fırsat kollar.
Onun sessiz durmasına, bir eylem içinde olmamasına
aldanmamak gerekir.
 
Su, yatağını bulur
bkz. Akar su, çukurunu kendi kazar.
 
Suyu getiren de bir, testiyi kıran da
bkz. Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
 
Suyun çağlamazı, insanın söylemezi
bkz. Adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından kork.
 
Suyun duru akanından,
insanın yere bakanından korkmalı
bkz.Aadamın yere bakanından, suyun yavaş akanından kork.
 
Suyun sessizinden, insanın
sözsüzünden korkmalı
bkz.A adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından kork.
 
Suyun yavaş akanından,
insanın yere bakanından kork
bkz. Adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından kork.
e.a. Suyun çağlamazı, insanın söylemezi.
 
Sükût, ikrardan gelir
Bir kimse, kendisine yöneltilen suçlamaları yanıtsız
bırakıyor, bütün zorlamalara karşın sorulara bir karşılık
vermiyorsa, suçu kabul etmiş sayılır.
[Sükût: Susma, konuşmama. İkrar: Benimseme, onama, kabul.]
 
“Sürgit” dememişler, “gör geç” demişler
Tepki gösterdiğin, benimsemediğin, karşı çıktığın bir
konuda da olsa, bunu uzayıp giden bir soruna dönüştürme,
hoşgörülü ol, geç git.
 
Sürüden ayrılanı, kurt kapar
İnsanlar gücünü, bir arada yaşadıkları topluluktan alırlar.
Yeri geldiğinde birbirlerini korur, desteklerler. Yalnız olmayı
yeğleyen bir kimse, bu olanaktan yoksun kalacağından,
doğacak sorunların üstesinden gelemez, kendisine yönelik
saldırıları tek başına göğüsleyemez, zarar görür.
 e.a. Yalnız kalanı kurt yer.
 
Sütle giren huy, canla çıkar
bkz. İnsan, yedisinde neyse, yetmişinde de odur.
 
 
Sütlüyü, sürüden çıkarmazlar
Verimli, yararlı olan bir şeyden kimse yoksun kalmak
istemez.
 
Sütsüz koyun meleğen olur
Elinden bir iş gelmeyenin, çevresine bir hayrı dokunmayanın,
kendisine de bir yararı olmaz, sürekli yakınır durur.
[Meleğen: Melemek sözcüğüden, çok meleyen.]
 
Sütten ağzı yanan, ayranı üfleyerek içer
bkz. Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
 
Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer
Sakıngan olmayışı yüzünden zarar gören bir kimse,
bundan ders alır ama, bu kez de benzeri bir durum karşısında
aşırı sakıngalık gösterir olur.
e.a. Sütten ağzı yanan, ayranı üfleyerek içer.