Dil Haşlama

SUNUŞ

Türkçenin kavram doğurganlığı, Türk ulusunun söz yaratmadaki benzersiz ustalığından kaynaklanır. Deyimlerimiz ise, ulusal kimliğimizi yansıtan, katkısız dil varlıklarımızdır.
 
Biçimsel özellikler:
* Atasözleri gibi, deyimler de kalıplaşmış sözlerdir. Bir deyimi oluşturan sözcükler, aynı anlamda da olsa başka sözcükle değiştirilemez; söz dizimi bozulamaz. Ancak, bu kurala uymak koşuluyla, bir mastarla biten tümce halindeki deyimler, farklı çekimlere girebilirler. Örneğin: Ağzına burnuna bulaştırmak (ağzına burnuna bulaştırdın); beş paralık etmek (beş paralık ettin); cinleri ayağa kalkmak (cinlerim ayağa kalktı); diline kira istemek (diline kira mı istiyorsun); gül gibi geçinmek (gül gibi geçiniyordunuz); havanda su dövmek (havanda su dövüyor) vb.
* Deyimlerin büyük çoğunluğu kısa, özlü ve ilgi çekici bir anlatımı içerir.
* Deyimler, en az iki sözcükten oluşur.
 
Kavramsal özellikler:
* Deyimler, bir kavramı belirtmek amacıyla oluşturulmuş özel anlatım kalıplarıdır. Bu özellikleri nedeniyle, genel kural niteliğinde olan atasözlerinden ayrılırlar.
* İki anlam taşıdığı ya da iki türlü yorumlanabildiği için hem deyim hem atasözü sayılan sözler de vardır. Örneğin: Açtırma kutuyu söyletme kötüyü sözü, “karşındakini kızdırıp senin için kötü sözler söylemesine fırsat verme” anlamında kullanılırsa atasözü: “beni kızdırma, sonra senin için kötü konuşurum” anlamında kullanılırsa deyim niteliği kazanır.
* Eylem çekiminin değişmesiyle atasözü iken deyime; deyim iken atasözüne dönüşen sözler de vardır. Örneğin: Hastaya döşek sorulmaz atasözü, hastaya döşek sormak biçiminde söylenirse, deyime dönüşür.
* Deyimlerin kalıplaşmış sözlerinden çıkan anlam, çoğunlukla sözcüklerin gerçek anlamları dışındadır. Örneğin: Abayı yakmak; acısı çıkmak; ağır oturmak; ağzını bıçak açmamak; çantada keklik; ayranı kabarmak; başını bağlamak; bit yeniği; dağ fare doğurdu; fındık yuvası; güllük gülistanlık; hapı yutmak; kafayı çekmek; kalın kafalı; kefeni yırtmak; kel başa şimşir tarak; öküz altında buzağı aramak; tükürdüğünü yalamak; tüy dikmek…vb.
* Kalıplaşmış anlamı, sözcüklerin gerçek anlamı dışında olmayan deyimler de vardır. Örneğin: Allah korusun; ağzına lâyık; besiye çekmek; çoğu gitti azı kaldı; hem suçlu hem güçlü; ismi var cismi yok; özü sözü bir; yükte hafif pahada ağır… vb.
* Tümce yapısını ve söz dizimini oluşturan sözcükler değişmemek koşuluyla, çekimler ve adıllar değiştirilerek, kimi deyimlere, yeni kavramlar da kazandırılabilir. Örneğin: Her boyayı boyadık da fıstıkî mi kaldı (her boyayı boyadın da fıstıkî mi kaldı); bana mısın dememek (bana mısın demiyor ya da bana mısın demedi); gözüne girmek (gözüne girdi ya da gözüne girdin)… vb.
* Benzetme ilgeçi “gibi” ile pekiştirilen benzetmeli anlatım da deyimlerin özellikleri arasında yer alır. Örneğin: Çok sıcak anlamındaki ateş gibi deyimi, çok çalışkan; çok zeki kavramlarını da taşır; karınca duası gibi (ufacık, sıkışık, iç içe, okunaksız el yazısı); karınca yuvası gibi (çok kalabalık, hareketli); çiriş çanağı gibi (yapışkan ve acı); çorap söküğü gibi (gitmek); çil yavrusu gibi (dağılmak); eliyle koymuş gibi (bulmak); tabanı yanmış it gibi (dolaşmak)… vb.
* Atasözlerinin olduğu gibi, deyimlerin de kaba, açık saçık hatta terbiye dışı olanları vardır. Fakat, içerik bakımından hepsi birer zekâ ürünüdür.
 
A’dan Z’ye 12 binden fazla deyimden oluşan bu derlemenin, sözcük dağarcığınıza farklı tatlar katacağına inanıyorum.
 
Vural Sözer