Dil Haşlama

B

ba­ba adam: yaş­lı, ağırbaş­lı, iyi yü­rek­li, ol­gun adam
-ba­ba bir hır­sız tut­tum, -ge­tir, -gel­mi­yor, -bı­rak, -o be­ni bı­rak­mı­yor: is­te­di­ğim yön­de ge­liş­me­yen bir işin içi­ne düş­tüm, bü­yük za­rar­la­ra uğ­ra­ma­dan da kur­tu­la­ma­ya­ca­ğım
ba­ba de­ğil, tı­rab­zan ba­ba­sı: ba­ba­lık gö­rev­le­ri­ni yap­ma­yan, ço­cuk­la­rı­na hay­rı ol­ma­yan bir ba­ba
ba­ba­la­rı tut­mak: çok si­nir­le­ne­rek ba­ğı­rıp ça­ğır­mak, e.a. ba­ba­la­rı üs­tün­de ol­mak; hey­hey­le­ri tut­mak; heh­hey­le­ri üs­tün­de ol­mak
ba­ba­la­rı üs­tün­de ol­mak: bk. ba­ba­la­rı tut­mak
ba­ba­mın adı Hı­dır, elim­den ge­len bu­dur: bil­gim an­cak bu ka­da­rı­nı yap­ma­ya ye­ter; da­ha faz­la­sı­nı bek­le­me­yin, e.a. us­ta­mın adı Hı­dır, bil­di­ğim bu­dur
ba­ba­na rah­met: çok doğ­ru söy­lü­yor­sun, yap­tı­ğın çok ye­rin­de, ben de öy­le dü­şü­nü­yor­dum
ba­ba­nın ca­nı için: öl­müş ba­ba­nı iyi­lik­le an­mak için ba­na yar­dım­cı ol
ba­ba oca­ğı: ai­le­nin ba­ba­dan oğu­la ma­lı olup, öte­den be­ri için­de ya­şa­dı­ğı ev, yurt, top­rak, e.a. ba­ba yur­du
ba­ba­sı­nın hay­rı­na mı: bir kar­şı­lık bek­le­me­den mi
ba­ba­sı­nın oğ­lu: her ha­liy­le ba­ba­sı­na ben­zi­yor
ba­ba­sı üs­tün­de ol­mak: bk. ba­ba­la­rı tut­mak
ba­ba yur­du: bk. ba­ba­oca­ğı
ba­cak ka­dar: çok kü­çük, kü­çü­cük (ço­cuk)
ba­cak ka­dar bo­yu var, tür­lü tür­lü hu­yu var: ya­şı çok kü­çük ama, tür­lü huy­lar edin­miş
ba­ca­sı tüt­mez ol­mak: ai­le­si da­ğıl­mak ya da bü­yük bir yı­kı­ma uğ­ra­mak
ba­da­na et­mek: (er­kek, kız­la) cin­sel or­gan­la­rı sür­tüş­tü­re­rek iliş­ki­de bu­lun­mak, k.
ba­dem göz: ba­dem içi bi­çi­min­de, si­yah ve iri göz
ba­di ba­di yü­rü­mek: ba­cak­la­rı açık, iki ya­na sal­la­na­rak, ör­dek gi­bi yü­rü­mek
bağ boz­mak: bü­tün üzüm­le­ri top­la­yıp, bağ­da hiç üzüm bı­rak­ma­mak
bağ­daş kur­mak: sağ aya­ğı­nı sol uy­lu­ğun, sol aya­ğı­nı sağ uy­lu­ğun al­tı­na ala­rak otur­mak
Bağ­dat ha­rap: çok acık­tım, kar­nım çok aç
ba­ğı­rıp ça­ğır­mak: öf­key­le ba­ğır­mak, b.a. bağ­rış çağ­rış
ba­ğır­sak­la­rı­nı de­şe­rim: “se­ni öl­dü­rü­rüm”, “ca­nı­na kı­ya­rım” an­la­mın­da göz­da­ğı
bağ­lan­dı­ğı yer­de ot­la­mak: uzun sü­re ay­nı du­rum­da ka­lıp, hiç­bir ge­liş­me gös­ter­me­mek, ay­nı ola­nak­lar­la ye­tin­mek, e.a. bı­rak­tı­ğı ça­yır­da ot­la­mak
bağ­lık bah­çe­lik: ye­şi­li, ve­rim­li top­rak­la­rı bol olan yer; ba­ğı bah­çe­si çok olan
bağ­rı­na bas­mak: 1) ku­cak­la­mak, göğ­sü üze­ri­ne yas­la­yıp sev­mek, 2) bi­riy­le ya­kın­dan il­gi­le­ne­rek onu ko­ru­yup ka­yır­mak, ye­tiş­tir­mek
bağ­rı­na taş bas­mak: kim­se­ye bel­li et­me­den, çek­ti­ği acı­ya kat­lan­mak
bağ­rı­nı del­mek: çok do­kun­mak, içi­ne iş­le­mek, çok dert­len­me­si­ne ne­den ol­mak
bağ­rı­şa çağ­rı­şa: bü­yük gü­rül­tüy­le
bağ­rış çağ­rış: 1) gü­rül­tü, şa­ma­ta, 2) gü­rül­tüy­le şa­ma­ta ede­rek
bağ­rı ya­nık: çok dert, acı, sı­kın­tı çek­miş
bağrı yanmak: 1) üzüntü çekmek, çok acı duymak, 2) çok susamış olmak
ba­ha­rı ba­şı­na vur­mak: genç­li­ğin ver­di­ği coş­kuy­la ge­rek­siz ya da aşı­rı dav­ra­nış­ta bu­lun­mak
ba­his tu­tuş­mak: kar­şı­lık­lı bah­se gi­riş­mek, bk. bah­se gi­riş­mek
bah­se gi­riş­mek: gö­rü­şün­de ya da sa­vın­da hak­lı çı­ka­cak ta­ra­fa bir şey ve­ril­me­si­ni ka­bul eden söz­lü an­laş­ma yap­mak, e.a. ba­his tu­tuş­mak
bah­tı açık ol­mak: ta­lih­li ol­mak, iş­le­ri hep iyi git­mek, e.a. ta­li­hi yâr ol­mak; ta­li­hi ya­ver git­mek
bah­tı bağ­lı ol­mak: 1) ta­lih­siz ol­mak, iş­le­ri is­te­di­ği gi­bi yü­rü­me­mek, 2) bir kı­za ev­le­ne­cek is­tek­li çık­ma­mak
bah­tı ka­ra: ta­li­hi kö­tü, iş­le­ri sü­rek­li ters gi­den, mut­suz
ba­kır ça­lı­ğı: ba­kır tuz­la­rıy­la ze­hir­li du­ru­ma gel­miş, bk. ba­kır çal­mak
ba­kır çal­mak: ba­kır kap­ta­ki ye­mek ba­kır tuz­la­rıy­la ze­hir­li du­ru­ma gel­mek
ba­kış açı­sı: bk. gö­rüş açı­sı
ba­ki kal­mak: 1) ka­lım­lı, sü­rek­li ol­mak, 2) bir şey­den art­mak
bak­ka­la bı­rak­ma: şa­ka yol­lu: “ba­ka­lım” di­ye­rek işi sav­sak­la­ma
bak­kal çak­kal: bak­kal­lık ve ben­ze­ri iş­le­ri ya­pan kim­se­ler
bak­kal def­te­ri: gi­bi: ka­rı­şık, dü­zen­siz ya­zı­lar­la do­lu
bak­kal kâ­ğı­dı (gi­bi): ka­lın ve ka­ba kâ­ğıt
bak­la at­mak: bak­lay­la fa­la bak­mak, e.a. bak­la dök­mek
bak­la dök­mek: bk. bak­la at­mak
bak­la ka­dar (kü­çük bö­cek­le­ri ta­nım­la­mak için): çok iri
bak­la oda no­hut so­fa: çok kü­çük ev, e.a. no­hut oda bak­la so­fa
bak­la­va bö­rek (bir baş­ka şey­le kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da): çok ko­lay ve zevk­li (iş)
bak­la­va di­li­mi: eş­ke­nar dört­gen bi­çi­min­de
bak­la­yı ağ­zın­dan çı­kar­mak: sab­rı tü­ke­nip o za­ma­na ka­dar söy­le­me­di­ği şey­le­ri söy­le­mek, e.a. ağ­zın­dan bak­la­yı çı­kar­mak
bak­san a (ses­len­mek ya da dik­ka­ti çek­mek için): ba­na ba­kar mı­sı­nız, be­ni din­le­yin, dik­kat , e.a. bak­sa­nız a
bak­sa­nız a : bk. bak­san a
bak­tık­ça alır: gü­zel­li­ği bir­den gö­ze çarp­maz
ba­la­ban aş pi­şir­miş, ço­cuk­la­rı­nı ba­şı­na üşür­müş: sağ­la­dı­ğı ola­nak­lar­dan yal­nız ken­di­si ve ya­kın­la­rı ya­rar­la­nı­yor
bal ala­cak çi­çe­ği bil­mek: çı­kar sağ­la­na­bi­le­cek ye­ri ya da şe­yi bil­mek
bal­dı­rı çıp­lak: ayak ta­kı­mın­dan, iş­siz, ser­se­ri
bal­dı­rı­nın eti­ni yi­yip ka­sa­ba min­net et­me­mek: eli sı­kı, ne­kes bi­rin­den bir şey is­te­mek­ten­se, ne ka­dar güç de ol­sa ge­rek­se­me­le­ri­ni ken­di ola­nak­la­rıy­la sağ­la­ma­ya ça­lış­mak
bal dök ya­la: yer­ler öy­le­si­ne te­miz ki, pı­rıl pı­rıl, ter­te­miz
bal du­dak: hep gü­zel şey­ler söy­le­yen, tat­lı tat­lı ko­nu­şan, e.a. ağ­zın­dan bal ak­mak
bal­gam at­mak: ya­pıl­mak­ta olan iş ya da ko­nu üze­ri­ne kuş­ku uyan­dı­ra­cak bir söz söy­le­mek
bal gi­bi: 1) çok tat­lı, 2) kuş­ku yok, çok iyi, ada­ma­kıl­lı, pek âlâ, uy­gun, olur, ge­re­ği gi­bi
ba­lık etin­de: ne şiş­man, ne za­yıf olan, bi­çim­li tom­bul, e.a. eti­ne dol­gun
ba­lık is­ti­fi: çok sı­kı­şık ola­rak bir ye­re dol­muş (in­san­lar)
ba­lık ka­va­ğa çı­kın­ca: ger­çek­leş­me ola­na­ğı bu­lun­ma­yan iş an­cak o za­man ger­çek­le­şir
ba­lık­la­ma dal­mak: fır­sat sa­yıp, eni­ne bo­yu­na dü­şün­me­den­ bir işe gi­riş­mek
ba­lık sır­tı: ba­lık kıl­çı­ğı bi­çi­min­de bir­bi­ri­ne pa­ra­lel ve çap­raz çiz­gi­li ku­maş de­se­ni
bal­mu­mu ya­pış­tır­mak: unu­tul­ma­ma­sı is­te­ne­ni önem­le be­lir­tip dik­ka­ti çek­mek
ba­lon uçur­mak: il­gi­li­le­rin ne di­ye­cek­le­ri­ni ve na­sıl dav­ra­na­cak­la­rı­nı an­la­mak ama­cıy­la as­lı ol­ma­yan bir ha­ber yay­mak
bal sağ­mak: ko­van­da­ki ba­lı al­mak
bal­ta gir­me­miş: orman: için­de hiç ağaç ke­sil­me­miş
bal­ta ol­mak: ra­hat­sız eder­ce­si­ne di­re­ne­rek, ıs­rar­la, mu­sal­lat ola­rak, ası­la­rak bir şey is­te­mek
bal­ta­sı kü­tük­ten çık­mak: bir sı­kın­tı­dan, en­gel­den kur­tul­mak
balta vurmak: baltayla kesmek, parçalamak
bal­ta­yı ta­şa vur­mak: far­kın­da ol­ma­ya­rak bi­ri­ne (ya da ora­da bu­lu­nan­la­ra) do­ku­na­cak söz söy­le­mek, e.a. pot kır­mak; çam de­vir­mek; gaf yap­mak
bam te­li­ne bas­mak: du­yar­lı ol­du­ğu ko­nu­da bir kim­se­yi çok kız­dı­ra­cak söz söy­le­mek ya da dav­ra­nış­ta bu­lun­mak
bana bak: beni dinle
ba­na da .... de­me­sin­ler: fa­lan­ca iş ke­sin­lik­le ya­pıl­maz­sa; fi­lân­ca ­so­ru­nu çö­züm­le­mez­sem
ba­na gö­re ha­va hoş: baş­ka­la­rı ne dü­şü­nür bil­mem, be­nim için fark et­mez, e.a. sa­na gö­re ha­va hoş; ona gö­re ha­va hoş
ba­na mı­sın de­me­mek: hiç­bir şey­den et­ki­len­me­mek
ban­gır ban­gır: ko­nuş­mak, ağ­la­mak, ba­ğır­mak, mü­zik din­le­mek:
    yük­sek ses­le, gü­rül­tüy­le
bar bar (bağırmak): öf­ke­li ve yük­sek ses­le
bar­dak­tan bo­şa­nır­ca­sı­na:yağ­mur çok şid­det­li yağ­mak
ba­rış gö­rüş ol­mak: ara­da­ki dar­gın­lı­ğı kal­dı­ra­rak, ye­ni­den dost­luk kur­mak
ba­rut fı­çı­sı: her an ka­rı­şık­lık ve si­lâh­lı ça­tış­ma çı­ka­bi­le­cek yer
ba­rut ke­sil­mek: çok öf­ke­len­mek
ba­rut ko­ku­su gel­mek: sa­vaş teh­li­ke­si se­zil­mek
ba­rut­la oy­na­mak: sa­kın­ca­lı ko­nu­la­ra de­ğin­mek, ters tep­ki uyan­dı­ra­cak gi­ri­şim­ler­de bu­lun­mak
ba­sa­mak yap­mak: bir du­ru­mu, da­ha yükselmek için araç ola­rak kul­lan­mak, e.a. at­la­ma tah­ta­sı
ba­sıp git­mek: ak­lı­na es­ti­ği an­da git­mek, çe­kip git­mek
ba­si­re­ti bağ­lan­mak: iyi dü­şü­ne­me­mek, ken­di­si­ne ya­rar­lı ola­nı gö­re­me­mek, al­ma­sı ge­re­ken uy­gun ön­le­mi ala­ma­mak
bas­kı­na uğ­ra­mak: 1) ani bir düş­man sal­dı­rı­sıy­la kar­şı­laş­mak, 2) su­çüs­tü ya­ka­lan­mak, 3) bek­len­me­dik bir za­man­da ko­nuk­lar gel­mek
bas­kın çık­mak: üs­tün­lü­ğü­nü gös­ter­mek
bas­kın ver­mek: bir­den ve ha­ber­siz sal­dı­rı­da bu­lun­mak
bas­kın yap­mak: 1) suç iş­len­di­ği ya da suç­lu­la­rın bu­lun­du­ğu sa­nı­lan bir ye­re an­sı­zın gir­mek, 2) düş­ma­na an­sı­zın sal­dır­mak, 3) bir ye­re ha­ber ver­me­den ko­nuk git­mek
bas­ma ka­lıp: bi­li­ne­ni yi­ne­le­yen, de­ği­şik­lik gös­ter­me­yen, öz­gün­lü­ğü­nü yi­ti­ren
bas­tı­ğı yer­de ot bit­mez: za­lim, uğur­suz, git­ti­ği ye­ri ha­ra­be­ye çe­vi­rir, git­ti­ği ye­rin be­re­ke­ti­ni ku­ru­tur
bas­tı­ğı ye­ri bil­me­mek: 1) çok se­vinç­li ol­mak, 2) genç­lik he­ye­ca­nı ya da de­ne­yim­siz­lik ne­de­niy­le öl­çü­süz, aşı­rı dav­ra­nış­lar­da ­bu­lun­mak
bas­ton yut­muş gi­bi: yü­rü­yü­şü, du­ru­şu dim­dik, e.a. ok­la­va yut­muş gi­bi
baş baş: ço­cuk di­lin­de: al­la­ha­ıs­mar­la­dık ha­re­ke­ti
ba­şa baş: bi­rin­den üs­tün ol­ma­dan, eşit, eş değerde
ba­şa baş gel­mek: bir­bi­ri­ne denk düşmek
ba­şa çık­mak: 1) bir işin üs­te­sin­den gel­mek, 2) bir ki­şi­ye gü­cü yet­mek
baş açık, ya­lın ayak: te­lâş­tan ne gi­ye­ce­ğini bi­le­me­den, pe­ri­şan bir kı­lık­ta
baş aç­mak: ön­cü­lük et­mek, bir işi yap­ma­ya bü­yük bir is­tek­le koş­mak
ba­şa geç­mek: 1) bir ki­şi, en üs­tün ko­nu­ma gel­mek, 2) bir ko­nu önem ba­kı­mın­dan ilk sı­ra­yı al­mak
ba­şa ge­len çe­ki­lir: ça­re­siz du­rum­lar­da ya­pı­la­cak en doğ­ru şey o du­ru­ma kat­lan­ma­yı bil­mek­tir.
ba­şa gel­mek: kö­tü bir du­ru­ma uğ­ra­mak
ba­şa gü­reş­mek: ele al­dı­ğı ko­nu­da ya da gi­ri­şim­de en bü­yük ba­şa­rı­yı ka­zan­ma­ya uğ­raş­mak
baş ağ­rı­sı: sı­kın­tı ve­ri­ci, uğ­raş­tı­rı­cı ko­nu
baş ağ­rıt­mak: var­lı­ğıy­la, dav­ra­nış­la­rıy­la, ko­nuş­ma­sıy­la hu­zur­suz et­mek, bık­kın­lık ver­mek, can sık­mak
ba­şa kak­mak: bk. ba­şı­na kak­mak
baş ala­ma­mak (bir şey­den): çok uğ­raş­tı­ran bir ko­nu yü­zün­den, ken­di­ne za­man ayı­ra­ma­mak
baş aşa­ğı: ba­şı aşa­ğı­ya ge­le­cek bi­çim­de
baş aşa­ğı git­mek: yük­se­li­şi ter­si­ne dön­mek, sü­rek­li kö­tü­leş­mek
baş bağ­la­mak: 1) ba­şı­nı ört­mek, 2) ba­şak ver­mek, 3) bir ye­re bağ­lan­mak
baş ba­şa kal­mak: et­raf da­ğıl­dık­tan son­ra iki ki­şi yal­nız kal­mak
baş ba­şa ver­mek: bk. ka­fa ka­fa­ya ver­mek
baş be­lâ­sı: as­kın­tı olup üzün­tü, sı­kın­tı ve­ren ki­şi, kur­tul­ma­ya ça­lı­şı­lan du­rum, ko­nu, şey
baş be­yin kal­ma­mak: bk. ka­fa be­yin kal­ma­mak
baş bul­mak: alış­ve­riş­te: sa­tı­lan şey ka­zanç bı­rak­mak
baş bul­ma­mak: alış­ve­riş­te: müş­te­ri­nin öner­di­ği fi­yat, ka­zanç sağ­la­ya­cak mik­tar­da ol­ma­mak
baş çek­mek:1) öna­yak ol­mak, :2) halk oyun­la­rın­da, sı­ra ba­şın­da bu­lu­nup oyu­nu yö­net­mek
baş ede­bil­mek: bir kim­se­yi yo­la ge­tir­me­ye ya da bir şe­yi yap­ma­ya gü­cü yet­mek, e. a. baş et­mek
baş ede­me­mek (bir şey­le, bir kim­sey­le): bir kim­se­yi yo­la ge­tir­me­ye ya da bir şe­yi yap­ma­ya gü­cü yet­me­mek
baş efen­di: başça­vuş, baş gö­rev­li
baş eğ­mek: buy­ruk al­tı­na gir­me­yi ka­bul et­mek, e.a. bo­yun eğ­mek
baş el­de iken: öl­me­den, ya­şar­ken, sağ iken, sağlığında
baş et­mek: bk. baş ede­bil­mek
baş gös­ter­mek: be­lir­mek, or­ta­ya çık­mak, e.a. yüz gös­ter­mek
baş­göz et­mek: ev­len­dir­mek
ba­şı ağ­rı­mak: bir iş­ten do­la­yı so­rum­lu du­ru­ma düş­mek
ba­şı al­tın­dan çık­mak (bir şey bir kim­se­nin): bir ki­şi­nin ta­sar­la­yıp uy­gu­la­ma­sıy­la kö­tü bir du­rum be­lir­mek
ba­şı bağ­lı ol­mak: 1) ni­şan­lı ya da ev­li ol­mak, 2) ser­best ol­ma­mak, he­men ay­rı­la­ma­ya­ca­ğı bir iş­te ça­lı­şı­yor ol­mak
ba­şı be­lâ­da ol­mak: çö­zül­me­si güç, sı­kın­tı­lı bir du­rum­da ol­mak
ba­şı be­lâ­ya gir­mek: sı­kı­cı, üzü­cü bir du­rum­la kar­şı­laş­mak
ba­şı­boş bı­rak­mak (bi­ri­ni): de­net­le­me­si ge­re­kir­ken, ken­di bil­di­ği­ni yap­ma­sı­na göz yum­mak
ba­şı da­ra düş­mek: ça­re bu­lun­ma­sı güç bir du­rum­da kal­mak, e.a. ba­şı sı­kıl­mak
ba­şı der­de gir­mek: güç ol­du­ğu­nu dü­şü­ne­me­di­ği ya da is­te­me­di­ği hal­de sı­kı­cı, üzü­cü bir iş­le uğ­raş­ma zo­run­da kal­mak
ba­şı dinç ol­mak: der­di, kay­gı­sı, ta­sa­sı bu­lun­ma­mak
ba­şı dön­mek: 1) çev­re­si dö­nü­yor, dü­şe­cek gi­bi olu­yor duy­gu­su için­de den­ge­si­ni yi­tir­mek, 2) ola­yın ha­re­ket­li­li­ği kar­şı­sın­da, dü­şü­ne­mez, olup bi­ten­le­ri kav­ra­ya­maz du­ru­ma düş­mek, 3) gör­kem­li bir şey kar­şı­sın­da hay­ran­lık duy­mak, 4) pa­ra ya da mev­ki ne­de­niy­le şı­mar­mak
ba­şı du­man­lı: 1) do­ru­ğu­nu sis bü­rü­müş (dağ), 2) sev­da­dan ya da iç­ki­den sar­hoş
ba­şı gö­ğe değ­mek: bk. ba­şı gö­ğe er­mek
ba­şı gö­ğe er­mek (beklemediği bir so­nuç kar­şı­sın­da): çok se­vi­nip bö­bür­len­mek, e.a. ba­şı gö­ğe değ­mek
ba­şı hoş ol­ma­mak< bir şey­le: o şey­den hoş­lan­ma­mak
ba­şı için (de­ğer ve­ri­len ki­şi­yi or­ta­ya ko­ya­rak kul­la­nı­lan ant ya da yal­var­ma sö­zü): “ev­lâ­dı­nın ba­şı için”, “an­ne­min ölü­sü­nü öpe­yim”
ba­şı ka­la­ba­lık ol­mak: işi yo­ğun, çok ki­şiy­le uğ­ra­şı­yor ol­mak
ba­şı ka­zan ol­mak: bk. ka­fa­sı şiş­mek
ba­şım­la be­ra­ber: di­le­ği­ni­zi say­gı du­ya­rak, mem­nu­ni­yet­le kar­şı­la­rım, e.a. baş üs­tü­ne
ba­şı­na be­lâ­yı sa­tın al­mak: üzün­tü ve­ri­ci ol­du­ğu son­ra­dan an­la­şı­lan bir işi ken­di is­te­ğiy­le üst­len­miş ol­mak
ba­şı­na bir ­hal gel­mek: kö­tü bir du­rum­la kar­şı­laş­mak
ba­şı­na bit­mek (bi­ri­nin): ça­lış­mak­ta olan bi­ri­nin ona en­gel ola­cak ka­dar ya­nın­da ka­lıp, ol­ma­dık is­tek­ler­de bu­lun­mak, e.a. te­bel­leş ol­mak; te­pe­sin­de bit­mek
ba­şı­na buy­ruk: kim­se­den izin al­mak­sı­zın is­te­di­ği­ni yapar
ba­şı­na çal­mak: bi­ri­ne bir şe­yi ve­rir­ken öf­ke­li, sert dav­ran­mak
ba­şı­na çık­mak: bk. te­pe­si­ne çık­mak
ba­şı­na çı­kart­mak: bir ki­şi­yi şı­mart­mak, çok yüz ver­mek
ba­şı­na ço­rap ör­mek (birinin): ona bel­li et­me­den birine kö­tü­lük ta­sar­la­mak
ba­şı­na çök­mek: 1) kav­ga­da, al­tı­na alıp hır­pa­la­mak, 2) bir işi ça­bu­cak bi­tir­me­ye dav­ran­mak, 3) çok acık­mış hal­de ye­me­ğe otur­mak
ba­şı­na dert aç­mak: bk. ba­şı­na iş aç­mak
ba­şı­na dev­let ku­şu kon­mak: bek­le­me­di­ği önem­li bir fır­sa­tı el­de et­mek
ba­şı­na di­kil­mek: ça­lış­ma­sı­na en­gel ola­cak bi­çim­de ya­nın­da dur­mak
ba­şı­na dik­mek: 1) bi­ri­ni, bir şe­yi ya da bir kim­se­yi ko­ru­ma­sı için gö­rev­len­dir­mek, 2) son dam­la­sı­na ka­dar iç­mek
ba­şı­na do­la­mak (onun): zor bir işi üze­ri­ne at­mak, e.a. ba­şı­na sar­mak; ba­şı­na yık­mak
ba­şı­na ek­şi­mek: baş­ka­la­rı­nın ka­çın­dı­ğı kim­se ya da şey ken­di­si­nin üs­tü­ne kal­mak
ba­şı­na ge­çir­mek: 1) ba­şı­na bir şey giy­mek, 2) bir şe­yi öf­key­le bi­ri­si­nin ba­şı­na vur­mak
ba­şı­na geç­mek: bir işin yö­ne­ti­mi­ni üst­le­nmek
ba­şı­na gü­neş geç­mek: bk. gü­neş çarp­mak
ba­şı­na hal gel­mek: bir işi ya­par­ken bü­yük güç­lü­ğe uğ­ra­mak
ba­şı­na iş aç­mak: so­nu­cun iyi ola­ca­ğı­nı dü­şü­ne­rek, ken­di­si­ni bü­yük üzün­tü­le­re dü­şü­ren bir işe gi­riş­mek, e.a. ba­şı­na iş çı­kar­mak; ba­şı­na dert aç­mak
ba­şı­na iş çı­kar­mak: bk. ba­şı­na iş aç­mak
ba­şı­na kak­mak: yap­tı­ğı iyi­li­ği o ki­şi­nin yü­zü­ne vu­ra­rak üz­mek, e.a. ba­şa kak­mak
ba­şı­na ka­ra­lar bağ­la­mak: çok ke­der­li ol­mak, bk. yas tut­mak
ba­şı nâ­ra yan­mak: bk. ate­şi­ne yan­mak
ba­şı­na sar­mak: bk. ba­şı­na do­la­mak
ba­şı­na sıç­mak: bi­ri­nin, uy­sal­lı­ğı­nı, sev­gi­si­ni sö­mür­mek, k.
ba­şı­na taç et­mek: bk. baş ta­cı et­mek
ba­şı­na top­la­mak: ken­di ön­der­li­ğin­de ko­nu­şa­cak, ça­lı­şa­cak olan­la­rı bir ara­ya ge­tir­mek
ba­şı­na vur ek­me­ği­ni elin­den al: bkz en­se­si­ne vur lok­ma­sı­nı ağ­zın­dan al
ba­şı­na vur­mak (iç­ki, oruç, za­rar­lı gaz): ba­şı­nı ağ­rıt­mak, ne yap­tı­ğı­nı bil­mez du­ru­ma ge­tir­mek
ba­şı­na yık­mak: bk. ba­şı­na do­la­mak
ba­şın­da bek­le­mek: has­ta­nın ya da ko­run­ma­sı ge­re­ke­nin ya­nın­da du­rup gö­zet­le­mek, e.a. ba­şı­nı bek­le­mek
ba­şın­da de­ğir­men çe­vir­mek: bir kim­se­yi, gü­rül­tü ya­pa­rak, çok ko­nu­şa­rak, ba­şı­nı dön­dü­re­cek ka­dar ra­hat­sız et­mek, e.a. te­pe­sin­de ha­van döv­mek
ba­şın­da dur­mak: bir işin özen­li ya­pıl­ma­sı­nı sağ­la­mak için, ora­da bu­lu­nup de­net­le­mek
ba­şın­da ka­vak ye­li es­mek: 1) yü­küm­lü­lük duy­gu­sun­dan uzak, zevk ve eğ­len­ce pe­şin­de koş­mak (genç için), 2) ol­ma­ya­cak şey­ler dü­şü­ne­rek va­kit ge­çir­mek
ba­şın­dan at­mak: 1) ken­di­ni zor bir işi yap­mak­tan kur­tar­mak, 2) sür­dü­rül­me­si ge­rek­siz gö­rü­len bir bağ­lı­lı­ğa, bir iliş­ki­ye son ver­mek, e.a. ba­şın­dan sav­mak
ba­şın­dan bü­yük halt et­mek: be­ce­ri ve ye­te­ne­ği­ni aşan bir gi­ri­şim­de bu­lu­na­rak ya da teh­li­ke­li, za­rar­lı bir iş ya­pa­rak kö­tü du­ru­ma düş­mek
ba­şın­dan bü­yük iş­le­re kal­kış­mak: ak­lı­nın er­me­di­ği, gü­cü­nün yet­me­di­ği iş­le­re gi­riş­mek, e.a. ba­şın­dan bü­yük iş­le­re ka­rış­mak
ba­şın­dan bü­yük iş­le­re ka­rış­mak: bk. ba­şın­dan bü­yük iş­le­re kal­kış­mak
ba­şın­dan geç­mek: da­ha ön­ce de ay­nı du­rum­la kar­şı­laş­mış ol­mak
ba­şın­dan kay­nar su­lar dö­kül­mek: utan­dı­rı­cı bir du­ru­mun tep­ki­si­ni ate­şi yük­sel­miş, ter bas­mış­ca­sı­na vü­cu­dun­da his­set­mek
ba­şın­dan kork­mak: ya­pa­ca­ğı bir işin ce­za­sı­nı ca­nıy­la ya da ona ya­kın ağır­lık­ta öde­ye­ce­ğin­den kay­gı duy­mak
ba­şın­dan sav­mak: is­tekte bu­lu­na­nı söz­de bir ba­ha­ney­le ya­nın­dan uzak­laş­tır­mak
ba­şın­da tor­ba­sı ek­sik: in­sa­na ben­zer ya­nı yok, hay­van gi­bi bir adam
ba­şı­nı ağ­rıt­mak:1) bir yı­ğın uzun, sı­kı­cı söz­ler­le ya da is­tek­ler­le bi­ri­ni bu­nalt­mak, bez­dir­mek, 2) ra­hat­sız edi­ci bir iş bir kim­se­yi uğ­raş­tır­mak
ba­şı­nı alıp git­mek: izin al­ma­dan ve ne­re­ye gi­de­ce­ği­ni kim­se­ye bil­dir­me­den, bu­lun­du­ğu ye­ri terk et­mek, sa­vuş­mak
ba­şı­nı bağ­la­mak: ev­len­dir­mek
ba­şı­nı bek­le­mek: bk. ba­şın­da bek­le­mek
ba­şı­nı be­lâ­ya sok­mak (bi­ri­nin): ge­re­ği yok­ken, onu ağır so­rum­lu­luk is­te­yen ve kö­tü so­nuç­lar do­ğur­ma ola­sı­lı­ğı bu­lu­nan bir işe it­mek
ba­şı­nı boş bı­rak­mak: bir kim­se­yi ya da bir şe­yi de­ne­tim­siz, gö­ze­tim­siz bı­rak­mak
ba­şı­nı der­de sok­mak (ken­di): ge­rek­siz ye­re, dert­li, üzü­cü, so­run­lu bir işe gi­riş­mek, e.a. ba­şı­nı be­la­ya sok­mak
ba­şı­nı din­le­mek: iş­ten, ka­la­ba­lık­tan, gü­rül­tü­den uzak kal­mak, e.a. ken­di­ni din­le­mek (2)
ba­şı­nı ez­mek: bi­ri­ni, bir da­ha kö­tü­lük ya­pa­ma­ya­cak du­ru­ma ge­tir­mek
ba­şı­nı gö­zü­nü yar­mak: bir işi ge­re­ken öze­ni gös­ter­me­den, bit­sin de na­sıl bi­ter­se bit­sin dü­şün­ce­siy­le yap­mak
ba­şı­nı kal­dı­ra­ma­mak: 1) bir tür­lü iyi­le­şip ya­tak­tan çı­ka­ma­mak, 2) yo­ğun bir ça­lış­ma için­de bu­lun­mak
ba­şı­nı ka­şı­ya­cak vak­ti ol­ma­mak: çok işi ol­mak, ara­da en ufak baş­ka bir iş ya­pa­ca­maya­cak ka­dar yo­ğun ça­lış­mak zo­run­da bu­lun­mak
ba­şı­nı kol­tu­ğu­nun al­tı­na al­mak: bk. kel­le­yi kol­tu­ğa al­mak
ba­şı­nın al­tın­dan çık­mak (bir şey, bi­ri­nin): kö­tü bir işi, kur­naz­ca ve giz­li­ce o ha­zır­la­mış ol­mak
ba­şı­nı nâ­ra yak­mak (bi­ri­nin, ken­di­si­nin): bi­ri­ni ya da ken­di ken­di­ni bü­yük za­ra­ra uğ­ra­mak, e.a. ba­şı nâ­ra yan­mak; ate­şi­ne yan­mak
ba­şı­nın ça­re­si­ne bak­mak: kim­se­den yar­dım um­ma­dan için­de bu­lun­du­ğu güç du­ru­mu ken­di ça­ba­sıy­la at­lat­mak
ba­şı­nın der­di­ne düş­mek: bk. ca­nı­nın der­di­ne düş­mek
ba­şı­nın eti­ni ye­mek (bi­ri­nin): kar­şı­sın­da­ki­ni bık­tı­rıp usan­dı­rın­ca­ya ka­dar ay­nı şe­yi söy­le­mek, sü­rek­li ay­nı şe­yi is­te­mek
ba­şı­nı sok­mak (bir ye­re): ye­ter­li ol­ma­sa da ba­rı­na­cak kadar bir yer bul­mak
ba­şı­nı taş­tan ta­şa vur­mak: ka­çır­dı­ğı fır­sat ya da ça­re­siz kal­dı­ğı için çok üzül­mek, dö­vün­mek, çır­pın­mak, e.a. ka­fa­sı­nı taş­la­ra çarp­mak
ba­şı­nı ver­mek: ül­kü­sü, inan­cı yo­lun­da ca­nı­nı fe­da et­mek, öl­dü­rül­mek, e.a. baş ver­mek (1)
ba­şı­nı ye­mek: bi­ri­nin, öl­me­si­ne ya da on­maz du­ru­ma düş­me­si­ne ne­den ol­mak, yol aç­mak
ba­şın için: sağ­lı­ğı­nı Tan­rı’nın sür­dür­me­si­ni is­ti­yor­san, ca­nı­nın sa­da­ka­sı ola­rak bu is­te­ği­mi ye­ri­ne ge­tir
ba­şın sağ ol­su­na git­mek: acı­sı­nı pay­laş­mak, ona, sağ ol­ma­sı­nı di­le­mek ama­cıy­la, ya­kı­nı ölen bir kim­se­yi zi­ya­ret et­mek, e.a. baş­sağ­lı­ğı di­le­mek
ba­şı önün­de: 1) us­lu, ter­bi­ye­li, efen­di, et­raf­ta gö­zü ol­ma­yan, 2) sı­kıl­gan, utan­gaç
ba­şı sı­kıl­mak: her­han­gi bir güç­lük kar­şı­sın­da kal­mak, bu­nal­mak, e.a. ba­şı da­ra düş­mek
ba­şı sı­kı­ya gel­mek: her­han­gi bir güç­lük kar­şı­sın­da bu­lun­mak, zor du­rum­da kal­mak
ba­şı ta­şa değ­mek: kar­şı­laş­tı­ğı ka­tı bir tu­tum, al­dı­ğı sert bir ya­nıt ken­di­si­ne ders ol­mak
ba­şı ta­şa, ta­şı ba­şa vur­mak: her yo­lu, her ola­na­ğı de­ne­ye­rek, ya­pıl­ma­sı güç bir işi ba­şar­ma­ya ça­lış­mak
ba­şı tut­mak: uzun uzun ko­nu­şu­lan or­tam­dan, gü­rül­tü­den ba­şı ağ­rı­mak
ba­şı yas­tık yü­zü gör­me­mek: 1) çok sağ­lık­lı, hiç has­ta­lan­ma­mış ol­mak, 2) bir ne­den­le sa­bah­la­mak, hiç ya­ta­ğa ya­tıp uyu­ma­mış ol­mak
ba­şı ye­ri­ne gel­mek: zi­hin yor­gun­lu­ğu geç­miş, ka­fa­sı din­len­miş ol­mak
ba­şı yu­mu­şak: uy­sal, söz din­ler, kar­şı çık­maz
baş kal­dır­mak: ayak­lan­mak, yö­ne­ti­me kar­şı gel­mek
baş kal­dır­ma­mak: ara­lık­sız, du­rup din­len­me­den ça­lış­mak
baş kıç bel­li de­ğil: ki­min ki­mi yö­net­ti­ği an­la­şı­la­ma­ya­cak ka­dar dü­zen­siz­lik var
baş kıç vur­mak: baş­tan ge­len dal­ga­lar­la ge­mi, ba­şı ile kı­çı üze­rin­de sal­lan­mak
baş ko­mak (koy­mak) (bir yo­la): bir şey uğ­ru­na ölü­mü gö­ze al­mak, e.a. yo­lu­na baş koy­mak
baş koş­mak: bir işi ba­şar­mak için öz­ve­riy­le ça­lış­mak
baş kö­şe: ev­de, top­lan­tı­da, ma­sa­da bü­yük­le­rin otur­ma­sı için ay­rı­lan yer
baş­lı ba­şı­na : bir tek o baş­ka­la­rı­na be­del, baş­ka­la­rı­na ge­rek yok, baş­ka şey­ler­den ay­rı, yal­nız o ye­ter
baş­sağ­lı­ğı di­le­mek: bir ya­kı­nı ölen kim­se­le­re il­gi ve ya­kın­lık gös­ter­mek, on­la­rın sağ­lı­ğı­nı di­le­yen söz­ler söy­le­ye­rek acı­la­rı­nı pay­laş­mak
baş sal­la­mak: kar­şı­sın­da­ki­nin her sö­zü­nü uy­gun bu­lur, onay­lar gö­rün­mek
baş ta­cı et­mek: çok se­vip çok de­ğer ve­re­rek üs­tün say­gı gös­ter­mek, e.a. baş­ta ta­şı­mak; baş üs­tün­de ye­ri var
baş­tan aşa­ğı: tü­müy­le, hep­si, ne var­sa, baş­tan so­na ka­dar, ba­şın­dan so­nu­na ka­dar, e.a. A’dan Z’ye ka­dar; baş­tan aya­ğa; baş­tan ba­şa; bir baş­tan bir ba­şa; te­pe­den tır­na­ğa
baş­tan aş­mak (iş, dert, ödev):gi­de­rek ço­ğal­mak, aşı­rı bi­rik­mek, yı­ğıl­mak, bu­nal­ta­cak ka­dar çok ol­mak
baş­tan aya­ğa: bk. baş­tan aşa­ğı
baş­tan ba­şa: bk. baş­tan aşa­ğı
baş­tan çı­kar­mak: ayart­mak, kö­tü yo­la sü­rük­le­mek, doğ­ru yol­dan sap­tır­mak
baş­tan çık­mak: kö­tü yo­la düş­mek, ah­lâ­kı bo­zul­mak
baş­tan ka­ra git­mek: so­nu­nu dü­şün­me­ye­rek, teh­li­ke­ye, fe­lâ­ke­te doğ­ru git­ti­ği­ni bi­le­rek ya­şa­mak
baş­tan kı­ça ha­ber yok: bk. baş kıç bel­li de­ğil
baş­tan sav­ma (iş): üs­tün­kö­rü, özen gös­ter­me­den, dik­kat et­me­den
baş­tan sav­mak: bk. ba­şın­dan sav­mak
baş­ta ta­şı­mak: bk. baş ta­cı et­mek
baş üs­tün­de ye­ri var: bü­yük bir sev­gi ve il­giy­le kar­şı­la­nır, en say­gın kö­şe­de ağır­la­nır, e.a. baş ta­cı et­mek
baş üs­tü­ne: em­re­der­si­niz, pe­ki efen­dim, bk. ba­şım­la be­ra­ber
baş ver­mek: 1) bk. ba­şı­nı ver­mek,2) buğ­day vb. bit­ki­ler bü­yü­yüp ba­şak­la­rı oluş­mak, 3) çı­ban ol­gun­laş­mak
baş vur­mak: 1) bir işin ya­pıl­ma­sı­nı bir kim­se ya da ku­rum­dan is­te­mek: mü­ra­ca­at et­mek, 2) bir ko­nu­da, bir so­run­da bil­gi ya da yar­dım için bir kay­nak­ça­dan, bir ge­reç­ten ya­rar­lan­mak
baş ya­rıp göz çı­kar­mak: bk. ba­şı­nı gö­zü­nü ya­ra­rak yap­mak
ba­ta çı­ka: güç ko­şul­la­rı aş­ma­ya ça­lı­şa­rak; ki­mi za­man umut ke­se­rek, ki­mi za­man umut­la­na­rak
bat­tı ba­lık yan gi­der: du­rum kö­tü, dü­ze­le­ce­ği de yok, ne so­nuç ve­rir­se ver­sin, al­dır­ma, ça­ba­la­ma
bay­rak aç­mak: bir ül­kü et­ra­fın­da top­lan­ma­ya ça­ğır­mak; ger­çek ni­ye­ti­ni açık­ça or­ta­ya koy­mak
bay­rak­la­rı aç­mak: hır­çın­laş­mak, kar­şı çık­mak, say­gı­yı, ter­bi­ye­yi bir ya­na bı­ra­kıp ba­ğı­rıp ça­ğır­mak
bay­ram­dan bay­ra­ma: çok sey­rek ola­rak, be­lir­li gün­ler­de
bay­ram­da sey­ran­da: sey­rek ola­rak, ara­da sı­ra­da, na­di­ren
bay­ram de­ğil, sey­ran de­ğil, eniş­tem be­ni ne­ye öp­tü: gör­dü­ğüm bu ya­kın­lık­ta, bu il­gi­de bir ne­den giz­li ama, aca­ba ne
bay­ram et­mek : çok se­vin­mek
bay­ram geç­tik­ten son­ra kı­na­yı gö­tü­ne yak: ge­rek­li ol­du­ğu za­man esir­ge­di­ğin yar­dım sen­de kal­sın, k.
bay­ram ko­çu gi­bi: gös­te­riş­li ve zevk­siz bi­çim­de süs­len­miş olan
bay­ram­lık ağ­zı­nı aç­mak: ka­ba ko­nuş­mak, küf­ret­mek
ba­zı ba­zı: ara sı­ra, ara­da bir, ki­mi za­man
be­bek bek­le­mek: (ka­dın) ge­be ol­mak
be­da­va­dan ucuz: çok ucuz, yok fi­ya­tı­na
bed­du­ası­nı al­mak: bi­ri ta­ra­fın­dan ken­di­si­ne ile­nil­mek
be­ğen­me­yen kü­çük kı­zı­nı ver­me­sin: ben böy­le yap­tım, böy­le söy­le­dim, be­ğe­ni­lip be­ğe­nil­me­me­si umu­rum­da de­ğil
bek­le yâ­rin kö­şe­si­ni: ya­kın­da ger­çek­le­şe­ce­ği­ni san­ma, bo­şu­na umut­lan­ma
bek­ta­şi sır­rı: çok giz­li tu­tu­lan, kim­se­nin öğ­re­ne­me­ye­ce­ği sır
be­lâ ara­mak: kav­ga çı­kar­mak ya da or­ta­lık­ta teh­li­ke­li bir du­rum ya­rat­mak için fır­sat kol­la­mak, ona bu­na çat­mak, e.a. be­lâ­sı­nı ara­mak
be­lâ çı­kar­mak: kav­ga, boz­gun, her­ke­se za­ra­rı do­ku­na­cak bir du­rum ya­rat­mak
be­lâ­lar mü­ba­re­ki: (alay yol­lu) ka­çın­dı­ğı­mız be­lâ­ya çat­tık, hay­di ba­ka­lım uğur­lu ol­sun
be­lâ­sı­nı ara­mak: bk. be­lâ ara­mak
be­lâ­sı­nı bul­mak: yap­ma­ya ça­lış­tı­ğı kö­tü­lü­ğe ken­di­si uğ­ra­mak; hak et­ti­ği kö­tü du­ru­ma düş­mek
be­lâ­ya çat­mak: bek­le­me­di­ği bir be­lây­la kar­şı­laş­mak, e.a. pa­pa­zı bul­mak
be­lâ­yı ber­zah: için­den çı­kıl­ma­sı çok güç olan be­lâ
be­lâ­yı sa­tın al­mak: be­lâ­nın ken­di üze­ri­ne gel­me­si­ne dav­ra­nış­la­rıy­la ne­den ol­mak
bel bağ­la­mak: bi­ri­nin ken­di­si­ne yar­dım­cı ola­ca­ğı­na ina­nıp ona gü­ven­mek
bel bel bak­mak: dur­gun, an­lam­sız göz­ler­le iz­le­mek
be­li açıl­mak: 1) ağır bir şey kal­dır­mak­tan omur­ga­sı in­cin­mek, 2) has­ta­lık ne­de­niy­le çi­şi­ni tu­ta­maz ol­mak
be­li bü­kül­mek: 1) yaş­lı­lık, güç­süz­lük ne­de­niy­le ­iş ya­pa­ma­ya­cak du­ru­ma gel­mek, 2) üzün­tü yü­zün­den ruh­ça çö­kün­tü­ye uğ­ra­mak
be­li gel­mek: 1) cin­sel yak­laş­mada sal­gı­sı ak­mak­; :2) çok ke­yif­len­mek, zevk duy­mak, k.
be­lin­den gel­mek: bi­ri onun ço­cu­ğu ola­rak dün­ya­ya gel­mek, bi­ri­nin dö­lü ol­mak
be­li­ni bük­mek: bir du­rum, bir şey bi­ri­ni ça­re­siz­lik, bü­yük üzün­tü için­de bı­rak­mak, bir şey ya­pa­maz du­ru­ma ge­tir­mek
be­li­ni doğ­rult­mak: ken­di­si­nin ya da baş­ka­sı­nın, bo­zu­lan du­ru­mu­nu, ya­şam bi­çi­mi­ni dü­zelt­mek, pa­ra­sal açı­dan ye­ni­den güç­len­mek, sıkıntılarından kurtulmak
be­li­ni ge­tir­mek: bir işi ya da sö­zü ge­rek­siz uza­ta­rak, iz­le­yi­ni, din­le­ye­ni bık­tı­ra­rak amaç­tan uzak­la­şıl­ma­sı­na ne­den ol­mak, k.
be­li­ni kır­mak: 1) bi­ri­ni bir şey ya­pa­ma­ya­cak, et­kin­lik gös­te­re­me­ye­cek du­ru­ma ge­tir­mek, 2) bir işin ya­pıl­ma­sı en güç, en uğ­raş­tı­rı­cı ya­nı­nı bi­tir­mek
be­lir­li be­lir­siz: zor­luk­la se­çi­le­bi­len, du­yu­la­bi­len; ya­rı bel­li ya­rı be­lir­siz, çok az bel­li
bel­li baş­lı: 1) be­lir­li, 2) önem­li
bel­li be­lir­siz: bk. be­lir­li be­lir­siz
bel ver­mek: 1) du­var vb. di­key şey­le­rin or­ta­sı kam­bur­laş­mak, bom­be yap­mak, şiş­mek, 2) ta­van di­re­ği vb. ya­tay şey­le­rin or­ta­sı sark­mak
ben bil­mez mi­yim güt­tü­ğüm do­mu­zun hu­yu­nu : uzun sü­re bir­lik­te ol­duk, onu yakından tanımak fırsatını bulduğum için ne kö­tü adam ol­du­ğu­nu iyi bi­li­rim; böy­le şey­ler on­dan bek­le­nir
ben bu iş­te yo­kum: ben bu işe ka­rış­mam
ben­den gü­nah git­ti: ben söy­le­me­yi gö­rev bil­dim, bu­na kar­şın yi­ne bil­di­ği­ni ya­par, bun­dan da za­rar gö­rür­se, ben ken­di­mi so­rum­lu say­mam, e.a. ben­den söy­le­me­si
ben­de­niz cen­net ku­şu: (şa­ka yol­lu) si­ze bağ­lı, bu­lun­maz ku­lu­nuz
ben­den söy­le­me­si: bk. ben­den gü­nah git­ti
ben­den uzak ol­sun da Mı­sır’a sul­tan ol­sun: onun ula­şa­ca­ğı yer­de, ge­le­ce­ği aşa­ma­da gö­züm yok, ye­ter ki bir­bi­ri­mi­ze ya­kın ol­ma­ya­lım
ben­de (sen­de..., on­da...) o göz var mı: ben ina­nır mı­yım; ben o ka­dar saf mı gö­rü­nü­yo­rum
ben de­rim bay­ram haf­ta­sı, o an­lar man­gal tah­ta­sı: ben ne di­yo­rum, o ne an­lı­yor
ben di­yo­rum ha­dı­mım, o di­yor oğul uşak­tan ne­yin var: ben, çalışacak gü­cüm ol­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yo­rum, o, ben­den hâ­lâ bir­ta­kım iş­ler yap­ma­mı is­ti­yor
ben gi­de­mem ben­de­re, alış­mı­şım ka­ba dö­şek min­de­re: var­lık için­de doğ­muş ve naz­lı bü­yü­tül­müş olan­lar, bu ko­şul­la­rın bu­lun­ma­dı­ğı yer­de ya­pa­maz­lar
ben han­cı, sen yol­cu (iken, ol­duk­ça): özel du­rum­la­rı­mız ve kar­şı­lık­lı iliş­ki­le­ri­miz böy­le sü­rüp git­tik­çe (se­nin ba­na da­ha çok işin dü­şer)
ben han­da yer yok di­yo­rum, o tüfeğimi ne­re­ye asa­yım di­yor: ben, se­ni ara­mı­za al­ma­dık, sen bu iş­te yok­sun di­yo­rum, o, ne za­man gö­re­ve baş­la­ya­ca­ğı­nı so­ru­yor
be­nim de adım Ya­kup ama o ka­dar uzun de­ğil: be­nim du­ru­mum da onun­kin­den (se­nin­kin­den) aşa­ğı de­ğil ama, ben onun gi­bi (se­nin gi­bi) gös­te­riş me­rak­lı­sı de­ği­lim
be­nim di­yen: ken­di­ne gü­ve­nen, güç­lü ol­du­ğu­na ina­nan, değ­me
be­nim oğ­lum bi­na okur, dö­ner dö­ner bir da­ha okur: çok ça­lı­şı­yor ama, ay­nı şey­le­ri yi­ne­le­yip dur­du­ğun­dan ve­rim­li ol­mu­yor, ye­rin­de sa­yı­yor
ben­lik da­va­sı: “her şey be­nim dü­şün­dü­ğüm gi­bi ol­ma­lı, söz sa­hi­bi ben ol­ma­lı­yım, be­nim söy­le­dik­le­rim har­fi har­fi­ne uy­gu­lan­ma­lı” tut­ku­su
ben sa­na hay­ran, sen ca­ma tır­man: bi­ri öbü­rü­ne tut­kun, öb­rü­nü al­dı­rış et­mi­yor
ben şa­hı­mı bu ka­dar ­se­ve­rim: bağ­lı­lı­ğım, öz­ve­rim bu­ra­ya ka­dar, da­ha ile­ri gi­de­mem
ben­zet­mek gi­bi ol­ma­sın: ay­nen bu du­rum­da kö­tü bir ör­nek var­dı, ama, ben­zet­mek ama­cıy­la söy­le­mi­yo­rum
ben­zi at­mak: kor­ku ya da he­ye­can­dan an­sı­zın yü­zü­nün ren­gi sa­rar­mak, sol­mak, e.a. ben­zi uç­mak; be­ti ben­zi kal­ma­mak; beti benzi solmak
ben­zi uç­mak: bk. ben­zi at­mak
be­ra­be­re kal­mak: oyun ya da ya­rış­ta iki ta­raf da ay­nı sa­yı­yı ka­za­nıp, bi­ri öte­ki­ni ye­ne­me­mek; biri öbürüne üstün gelememek
ber­bat et­mek: kö­tü du­ru­ma ge­tir­mek, boz­mak
ber­bat ol­mak: kö­tü du­ru­ma gel­mek, kir­len­mek, bo­zul­mak
be­re­ket ver­sin: 1) pa­ra alan kim­se­nin söy­le­di­ği iyi di­lek sö­zü: Tan­rı da­ha çok ver­sin, 2) bir kim­se­nin, bir du­rum­dan hoş­nut ol­ma­sı: çok şü­kür, iyi ki...
ber­hu­dar ol: mut­lu ol, iyi gün­ler gör, çok ya­şa
ber­ta­raf et­mek: or­ta­dan kal­dır­mak, gi­der­mek, yok et­mek
be­si­ye çek­mek: hay­va­nı se­mirt­mek için ça­lış­tır­ma­dan, yor­ma­dan bes­le­mek
bes­le­dik bü­yüt­tük da­na­yı, ta­nı­maz ol­du ana­yı: onu ye­tiş­ti­ren adam eden biz ol­du­ğu­muz hal­de, yü­zü­mü­ze bak­mı­yor, nan­kör
beş aşa­ğı beş yu­ka­rı: bk. üç aşa­ğı beş yu­ka­rı
beş beş pa­ra mı say­dı: bu­nu alır­ken pa­ra mı öde­di san­ki
be­şik kert­me ni­şan­lı: doğum tarihleri yakın olan ve ana ba­baların da­ha be­şik­tey­ken bir­bi­ri­ne ni­şan­la­dı­ğı ço­cuk­lar
be­şik­ten me­za­ra ka­dar: ya­şa­mı bo­yun­ca, ölün­ce­ye de­ğin
beş kar­deş: to­kat
beş­lik si­mit gi­bi ku­rul­mak: bir ye­re ya­yı­lıp otur­ma­sıy­la de­ğer­li ki­şi iz­le­ni­mi uyan­dır­mak
beş pa­ra et­mez: de­ğe­ri yok de­ne­cek ka­dar az
beş pa­ra­lık et­mek: bk. on pa­ra­lık et­mek
be­ter et­mek: da­ha kö­tü du­ru­ma ge­tir­mek
be­te­rin be­te­ri: bun­dan kö­tü­sü ol­maz, sa­nı­lan­dan da kö­tü
be­ti ben­zi kal­ma­mak: bk. ben­zi at­mak
be­ti ben­zi ki­reç ke­sil­mek: her­han­gi bir ne­den­le ka­nı çe­ki­lip yü­zü sol­mak
be­ti ben­zi sol­mak: bk. ben­zi at­mak
be­ti be­re­ke­ti ol­ma­mak: ele geç­me­siy­le tü­ken­me­si bir ol­mak
be­ti­ne git­mek: ayıp say­mak, utanç ve­ri­ci bul­mak, kö­tü kar­şı­la­mak, ken­di­ne ye­di­re­me­mek
bet su­rat­lı: yü­re­ği­nin kö­tü­lü­ğü yü­zün­den bel­li olan
be­ya­za çek­mek: ka­ra­la­ma du­ru­mun­da­ki ya­zı­yı baş­ka bir kâ­ğı­da te­miz ola­rak yaz­mak, e.a. te­mi­ze çek­mek
be­yaz cam: te­le­viz­yon ek­ra­nı
be­yaz el­ler: si­ya­sal ko­nu­mu­nu ken­di pa­ra­sal çı­ka­rı için kul­lan­ma­mış, ka­rapa­ra­ya el sür­me­miş olan­lar
be­yaz ki­tap: ba­rış­çıl bir so­run hak­kın­da ay­dın­la­tı­cı bil­gi ver­mek ve kamuoyu yaratmak için bir ku­rum ya da hü­kü­met­çe ya­yım­la­nan ki­tap
be­yaz kö­mür: akar su­lar­dan el­de edi­len elekt­rik gü­cü
be­yaz per­de : si­ne­ma
bey de­ve­si gi­bi yan ge­lip ge­viş ge­tir­mek: iş yap­ma­dan, yi­yip içip key­fi­ne bak­mak
be­yin fır­tı­na­sı: kı­sa sü­re­de ya­ra­tı­cı bir fi­kir üret­me­ çabası
be­yin gö­çü: ken­di alan­la­rın­da bi­rer de­ğer sa­yı­lan bi­lim adam­la­rı­nın, pa­ra­sal kay­gı­lar­la baş­ka ül­ke­le­re ça­lış­ma­ya git­me­si
be­yin jim­nas­ti­ği: zi­hin­sel ye­te­nek çe­vik­li­ği­ni bir ko­nu üze­rin­de yo­ğun­laş­tır­mak için ya­pı­lan alış­tır­ma­lar
be­yin ta­kı­mı: bir ku­rum ya da ku­ru­lu­şun ya­ra­tı­cı kad­ro­su
be­yin yı­ka­mak: tür­lü yol­la­ra baş­vu­ra­rak, ki­şi­yi ken­di gö­rüş ve dü­şün­ce­le­rin­den ayı­rıp baş­ka bir gö­rüş ve dü­şün­ce benim­set­mek
bey­lik söz: her­ke­sin kul­lan­dı­ğı, et­ki­si kal­ma­mış söz
bey­ni at­mak: bk. te­pe­si at­mak
bey­ni bu­lan­mak: 1) ser­sem­le­mek, sağ­lık­lı dü­şü­ne­mez ol­mak, 2) kö­tü bir şey se­zin­le­ye­rek kuş­ku duy­mak
bey­ni ka­rın­ca­lan­mak: zi­hin yor­gun­lu­ğun­dan dü­şü­ne­mez ol­mak
bey­nin­den vu­rul­mu­şa dön­mek: bek­len­me­dik bir ha­ber, bir du­rum kar­şı­sın­da aşı­rı bir sar­sın­tı­ya uğ­ra­yıp, dü­şün­me ye­te­ne­ği­ni yi­ti­rir gi­bi ol­mak
bey­nin­de şim­şek­ler çak­mak: zih­nin­de bir­den bir dü­şün­ce doğ­mak, belirmek
bey­ni­ne gir­mek: 1) öğ­re­ti­len bir şey bel­le­ğin­de yer et­mek, 2) bi­ri­ni bir şey yap­ma­ya kan­dır­mak, 3) bir dü­şün­ce­yi ak­lı­na uy­gun bul­mak, ak­lı yat­mak
bey­ni­ne vur­mak: iç­ki et­ki­siy­le ne yap­tı­ğı­nı bi­le­mez du­ru­ma gel­mek
bey­ni su­lan­mak: bu­na­mak, düz­gün dü­şü­ne­mez ol­mak
bı­cı bı­cı yap­mak: ço­cuk di­lin­de: yı­kan­mak
bı­çak al­tı­na yat­mak: ame­li­yat ol­mak
bı­çak at­mak: 1) bir he­de­fe bı­çak fır­lat­mak, 2) bi­ri­ni bı­çak­la­mak, 3) ame­li­yat et­mek
bı­çak çek­mek: üze­rin­de ta­şı­dı­ğı bı­çak­la, kar­şı­sın­da­ki­ni ya­ra­la­ma­ya dav­ran­mak
bı­çak gi­bi sap­lan­mak: bir­den ge­len san­cı ya da ağ­rı­, güç­lü bir acı ver­mek
bı­çak ke­mi­ğe da­yan­mak: çe­ki­len sı­kın­tı ar­tık da­ya­nı­la­ma­ya­cak bo­yu­ta gel­mek
bı­çak sır­tı: çok az (fark), çok ya­kın (ara­lık)
bıçak silmek: bir işi bitirmek
bıkıp usanmak: çok bezmek
bıl­dır­cın gi­bi: kı­sa boy­lu, dol­gun­ca, alım­lı (ka­dın)
bırak Allahını seversen: o da adam mı; sözünü etmeye değer mi
bı­rak ki: bun­la­rı say­ma­sak, he­sa­ba kat­ma­sak da
bı­rak­tı­ğı ça­yır­da ot­la­mak: bk. bağ­lan­dı­ğı yer­de ot­la­mak
bı­yı­ğı­nı bal­ta kes­mez ol­mak: kim­se­den kork­maz, çe­kin­mez du­ru­ma gel­mek, üs­tün, var­lık­lı adam du­ru­mu ta­kın­mak
bı­yı­ğı ter­le­mek: bı­yı­ğı ye­ni ye­ni çık­ma­ya baş­la­mak
bı­yı­ğı yel­li: ki­bir­li, ku­rum­lu
bı­yık al­tın­dan gül­mek: bi­ri­nin düş­tü­ğü du­ru­ma se­vin­di­ği ve için­den alay et­ti­ği hal­de, bu­nu sez­dir­me­me­ye ça­lış­mak
bı­yık bur­mak: ça­lım yap­mak, er­kek­lik, ka­ba­da­yı­lık tas­la­mak, e.a. bı­yık bük­mek
bı­yık bük­mek: bk. bı­yık bur­mak
bı­yık fa­lı­na var­mak: bı­yı­ğıy­la oynayarak dü­şün­ce­ye dal­mak
bıyıkları ele almak: delikanlılık çağına girmek
biber gibi yanmak (deri, göz, vb.): çok acımak
bib­lo gi­bi: ufak te­fek, za­rif (kız)
bi­çil­miş kaf­tan: çok uy­gun, çok el­ve­riş­li, tam ona gö­re (iş)
biçim almak: belli bir biçime girmek, biçimlenmek
bi­çi­mi­ne sok­mak: ya­ra­şır, uy­gun bi­çi­mi ver­mek, bi­çim­len­dir­mek, e.a. bi­çim ver­mek
bi­çi­mi­ne ge­tir­mek: fır­sat kol­la­yıp en uy­gun du­ru­mu­nu ve za­ma­nı­nı ya­ka­la­mak, tam sı­ra­sı­nı bul­mak, e.a. pun­du­na ge­tir­mek; us­tu­ru­bu­na ge­tir­mek; den­gi­ne ge­tir­mek
bi­çim ver­mek: bk. bi­çi­mi­ne sok­mak
bil­di­ğin­den saş­ma­mak: hiç­bir et­ki­ye al­dı­rış et­me­ye­rek doğ­ru ol­du­ğu­na inan­dı­ğı dav­ra­nı­şı­nı, dü­şün­ce­si­ni sür­dür­mek
bil­di­ği­ni oku­mak: söy­le­nen­le­re al­dır­ma­ya­rak is­te­di­ği gi­bi dav­ran­mak
bil­di­ği­ni yap­mak: öğüt­le­ri din­le­me­ye­rek tu­tu­mu­nu sür­dür­mek
bil­di­ği­ni ye­di ma­hal­le bil­mez: çok kur­naz­dır, öyle bil­miş­tir ki
bildik bileli: bk. bildim bileli
bil­dik çık­mak: ken­di­si­ni ya da ai­le­si­ni ta­nı­dı­ğı bir kim­sey­le kar­şı­laş­mak
bil­dim bi­le­li: öte­den be­ri, es­ki­den be­ri, e.a. bil­dik bi­le­li
bi­le bi­le lâdes: öy­le ge­rek­ti­ği için, kö­tü bir du­ru­mu bi­le­rek ka­bul­len­me, al­dan­ma­yı bi­le bi­le ka­bul et­me
bi­le­ği­ne gü­ven­mek: gü­cü­nden, be­ce­ri­si­nden, ye­te­ne­ği­nden kuşku duymamak
bi­le­ği­ni bük­mek: başarılması olanaksız görünen güç bir so­ru­nun üs­te­sin­den gel­mek, ken­di­sin­den da­ha güç­lü ola­na üs­tün­lük sağ­la­mak
bi­le­ği­nin hak­kıy­la: kim­se­nin yar­dı­mı ol­ma­dan, ken­di gü­cü, ken­di ça­ba­sıy­la
bil­giç­lik tas­la­mak: bil­me­di­ği hal­de bi­lir gö­rün­mek, ken­di­ni bil­gi­li gös­ter­me­ye ça­lış­mak
bi­linci­ne var­mak: bi­linç­li ola­rak an­la­mak, kav­ra­mak
bi­lin­ci­ni yi­tir­mek: ken­di­ni ve çev­re­si­ni ta­nı­maz du­ru­ma gel­mek
bi­lir bil­mez: ya­rım bil­giy­le, bi­lip bil­me­di­ği­ni dü­şün­me­den
bilmemezlikten gelmek: bk. bilmezlikten gelmek
bil­mez­lik­ten gel­mek: bil­mi­yor gö­rün­mek; bil­mi­yor gi­bi dav­ran­mak, e.a. bilmemezlikten gelmek
bil­mi­yor­sun bu bo­ku, git mek­te­bin­de oku: uğ­ra­şıp dur­man bir çö­züm sağ­la­mı­yor, ön­ce öğ­ren son­ra il­gi­len, k.
bin bir ayak bir ayak üs­tü­ne: her­ke­sin ayak­ta ol­du­ğu bü­yük bir ka­la­ba­lık
bin bir su­rat: yü­zü­nü bi­çim­den bi­çi­me so­ka­bi­len, e.a. lâs­tik yüz
bin­de bir: pek en­der, pek sey­rek ola­rak, na­di­ren
bin der­de de­va: pek çok işe ya­ra­yan, her sı­kın­tı­yı gi­de­ren
bin de­re­den su ge­tir­mek: bi­ri­ni kan­dır­mak için dil dök­mek, bir­çok al­da­tı­cı ge­rek­çe­ler ile­ri sür­mek, nedenler göstermek
bin­di­ği da­lı kes­mek: ken­di­si­ne ge­rek­li ve ya­rar­lı olan şe­yi ken­di eliy­le yok et­mek
bi­ni bir pa­ra­ya: hem bol hem çok ucuz
bi­nin ya­rı­sı beş yüz (o da biz­de yok): öy­le uzun uzun dü­şü­nüp ta­sa­lan­ma, al­dır­ma, olu­ru­na bı­rak
bin ka­lı­ba gir­mek: bir­bi­ri­ne ben­ze­yen bir­çok iş­le uğ­raş­mak, sü­rek­li ola­rak dü­şün­ce de­ğiş­tir­mek
bin kat: pek çok, kı­yas­lan­ma­ya­cak öl­çü­de (üs­tün, ni­te­lik­li)
bin piş­man ol­mak: bü­yük piş­man­lık duy­mak
bin ta­rak­ta be­zi ol­mak: ay­nı za­man­da bir­çok iş­le uğ­raş­mak
bir abam var ata­rım, ner­de ol­sa ya­ta­rım: tek ba­şı­ma­yım, faz­la eş­yam yok, ka­na­at­kâ­rım, baş­ka­la­rı­nın be­ğen­me­ye­ce­ği yer­de gö­nül ra­hat­lı­ğıy­la ka­lı­rım
bir ağız­dan (ne söy­le­ye­cek­ler­se): hep bir­lik­te, hep bir­den
bir alan piş­man, bir al­ma­yan: gö­ren­ler al­mak is­ti­yor, alan­la­rın ise bir işi­ne ya­ra­mı­yor
bir ara : bk. bir ara­lık
bir ara­ba lâf: pek çok, ge­re­ğin­den faz­la, ge­rek­li ge­rek­siz bir yı­ğın söz
bir ara­da: bir­lik­te, top­lu­ca
bir ara­lık: 1) iş, çalışma ara­sın­da kı­sa bir sü­re, 2) da­ha ön­ce bir za­man, e.a. bir ara
bir ara­ya gel­mek: bir yer­de top­lan­mak, bu­luş­mak
bir aşa­ğı bir yu­ka­rı do­laş­mak: ya­kın iki nok­ta ara­sın­da amaç­sız gi­dip gel­mek
bir atım­lık ba­ru­tu ol­mak: elindeki olanaklarla çok az şey ya­pa­bi­le­cek du­rum­da ol­mak
bir avuç: 1) bir avu­cun içi­ni dol­du­ra­cak ka­dar 2) önem­sen­me­ye­cek ka­dar az sa­yı­da (in­san)
bir aya­ğı çu­kur­da ol­mak: çok yaş­lan­mış, öm­rü­nün so­nu­na çok yak­laş­mış ol­mak
bir ayak ön­ce: ola­bil­di­ğin­ce ça­buk, çar­ça­buk, e.a. tez el­den
bir ayak üs­tün­de bin ya­lan söy­le­mek: bir “mer­ha­ba” di­ye­cek ka­dar kı­sa sü­re için­de bir­çok ya­lan sı­ra­la­mak
bir ba­kı­ma: de­ği­şik bir açı­dan ba­kı­lır­sa, bir baş­ka gö­rüş­le, bir de şöyle düşünecek olursak
bir bal­ta­ya sap ol­mak: be­lir­li bir iş sa­hi­bi ol­mak
bir bar­dak su­da fır­tı­na ko­par­mak: önem­siz bir so­ru­nu bü­yük olay du­ru­mu­na ge­tir­mek
bir ba­şı­na: kim­se­nin yar­dı­mı , desteği ol­ma­dan, yal­nız ken­di­si, e.a. tek ba­şı­na
bir baş­tan bir ba­şa: bir ye­rin, bir ala­nın bir sı­nı­rın­dan öbür sı­nı­rı­na ka­dar, e.a. bir uç­tan bir uca ka­dar; baş­tan aşa­ğı; boy­dan bo­ya
bir ben bi­li­rim, bir de Al­lah: durumunu kim­se­ye an­lat­ma­dım, Tan­rı’dan baş­ka­sı bil­mez, e.a. bir ben, bir de Al­lah bi­lir
bir ben, bir de Allah bilir: bk. bir ben bilirim, bir de Allah
bir bir: tek tek, ay­rı ay­rı
bir­bi­ri için ya­ra­tıl­mış ol­mak (ikisi): bir­bi­riy­le çok iyi an­laş­mak
bir­bi­ri­ne düş­mek: ara­la­rın­da an­laş­maz­lık çı­kıp dost­luk­la­rı bo­zul­mak, bir­bi­riy­le uğ­ra­şır ol­mak
bir­bi­ri­ne gir­mek: 1) kav­ga­da iki ta­raf kar­şı­lık­lı sal­dır­mak, 2) do­laş­mak, çö­zül­me­ye­cek du­ru­ma gel­mek (ip­lik, yün, kor­don vb.)
bir­bi­ri­ne kat­mak: 1) or­ta­lı­ğı da­ğıt­mak, 2) olay çı­kar­mak, ara­la­rı­nı boz­mak
bir­bi­ri­nin ağ­zı­na tü­kür­mek: kö­tü­lük et­mek­te, çe­kiş­tir­mek­te ağızbir­li­ği yap­mak
bir­bi­ri­nin gö­zü­nü çı­kar­mak: kı­ya­sı­ya dö­vüş­mek
bir­bi­ri­nin gö­zü­nü oy­mak: ara­la­rın­da aşı­rı ge­çim­siz­lik ol­mak
bir­bi­ri­ni ye­mek (iki ya da daha çok kimse): bir­bi­riy­le uğ­raş­mak, bir­bi­ri­ne kö­tü­lük et­mek
bir boy git­mek: ara­da­ki uzak­lık ka­dar git­mek
bir bu ek­sik­ti: çek­ti­ği­miz sı­kın­tı yet­mi­yor­muş gi­bi bir de bu çık­tı
bir bul­du iki is­ter, ak­ça bul­du çı­kın is­ter: eli­ne ge­çen­le ye­tin­mez, hep da­ha ço­ğu­nu is­ter
bir çe­kir­dek ge­ri kal­ma­mak: bir kim­sey­le ay­nı dü­zey­de, her yön­den onun­la denk ol­ma ça­ba­sı­nı gös­ter­mek
bir çık­tı pir çık­tı: tek­tir ama üs­tü­ne de yok­tur, eşi bu­lun­maz
bir ­çırpı­da: el atar at­maz, ele alır al­maz, uzat­ma­dan, he­men
bir çift söz: bir iki söz (si­tem, öğüt, uyarı, öneri)
bir çuval in­ci­ri ber­bat et­mek: dü­zel­mek­te, yo­lun­da git­mek­te olan bir işi, yan­lış dav­ra­nı­şıy­la kö­tü du­ru­ma sok­mak, e.a. bir çu­val in­ci­ri bok et­mek, k.
bir çu­val in­ci­ri bok et­mek: bk. bir çu­val in­ci­ri ber­bat et­mek
bir da­ha: ikin­ci kez, bir kez da­ha, hiç­bir za­man, as­la
bir dal­da do­kuz ce­viz gör­me­yin­ce taş at­ma­mak: ucun­da çok ka­zanç gö­rün­me­yen işe gi­riş­me­mek, e.a. ce­vi­zi çift gör­mez­se ağa­ca taş at­ma­mak
bir dal­da dur­ma­mak: sık sık iş ya da tu­tum de­ğiş­tir­mek
bir dam­la: 1) çok az (sı­vı), 2) pek kü­çük (ço­cuk)
bir de­di­ği bir de­di­ği­ni tut­ma­mak: söy­le­dik­le­ri bir­bi­ri­ne uy­ma­mak, tu­tar­sız ko­nuş­mak
bir de­di­ği iki ol­ma­mak: her is­te­ği he­men ye­ri­ne ge­ti­ril­mek
bir de­di­ği­ni iki et­me­mek: her is­te­di­ği­ni he­men yap­mak
bir de­ri bir ke­mik: çok za­yıf, b.a. me­zar kaç­kı­nı
bir di­ki­li ağa­cı ol­ma­mak: yer yü­zün­de hiç­bir ma­lı bu­lun­ma­mak, e.a. di­ki­li ağa­cı ol­ma­mak
bir di­kiş pa­yı: bir sı­ra di­kiş ya­pı­la­bi­le­cek ka­dar
bir di­lim ek­mek­le aç, bir di­lim ek­mek­le tok ol­mak: az’a ço­ğa bak­ma­mak, ka­na­at­kâr ol­mak, çok şey is­te­me­mek, eli­ne ge­çen­le ye­tin­mek
bir dir­hem bal için bir çe­ki ke­çi­boy­nu­zu çiğ­ne­mek: zah­met­li bir iş ya­pıp, az bir ve­rim el­de et­mek, elde ettiği kazanç verdiği emeğe değmemek
bir don bir göm­lek: ya­rı çıp­lak, üs­tün­de­ki­ giysiler yok de­ne­cek ka­dar az
bir du­da­ğı yer­de, bir du­da­ğı gök­te: ma­sal­lar­da­ki dev ya­ra­tık gi­bi kor­kunç ve çir­kin
bir dü­şün­ce(dir) al­dı: kay­gı duy­du­ğu bir ko­nu­da çö­züm yo­lu ara­ma­ya baş­la­dı
bir dü­zi­ye: sü­rek­li ola­rak, bir sü­re hiç ­dur­ma­dan, ar­dı ara­sı ke­sil­me­den, birbiri ardına
bi­re bin kat­mak: duy­du­ğu­nu bir baş­ka­sı­na bir­çok şey­ler ek­le­ye­rek, ol­ma­mış şey­le­ri ol­muş gi­bi an­la­ta­rak ak­tar­mak, olanları ise abar­ta­rak an­lat­mak
bi­re­ bir gel­mek (ilaç): olum­lu etk­si­ni he­men ve ke­sin ola­rak gös­ter­mek
bir eli kan, bir eli kat­ran: yap­tı­ğı tür­lü kö­tü­lük­ler­le ün­ salmış
bir eli­ni bı­ra­kıp öte­ki­ni öp­mek: gör­dü­ğü iyi­li­ğe kar­şı aşı­rı say­gı gös­ter­mek
bir eli yağ­da, bir eli bal­da ol­mak: sı­kın­tı­sız, var­lık için­de bir ya­şam sür­mek
bir el­le ver­di­ği­ni öbür el­le al­mak: bir kim­se­ye sağ­la­dı­ğı ya­ra­rı, kı­sa bir sü­re son­ra bir baş­ka dav­ra­nı­şıy­la ge­çer­siz kıl­mak
bir el oyun: bir oyun par­ti­si­ni oluş­tu­ran bel­li sa­yı­da­ki bö­lüm­ler­den bi­ri, b.a. par­ti çe­vir­mek
bir göm­lek aşa­ğı (bi­rin­den): bir de­re­ce da­ha dü­şük
bir göm­lek faz­la es­kit­miş ol­mak (bi­rin­den): da­ha yaş­lı, deneyimli , da­ha gör­müş ge­çir­miş ol­mak
bir gö­zü­nü kör, bir ku­la­ğı­nı sa­ğır et­mek (kendisinin): olup bi­te­ni tü­müy­le gör­me­miş ve duy­ma­mış gi­bi davran­mak, çevresinde olanlarla ilgilenmemek
bir gün­den bir gü­ne: hiç, hiç­bir za­man
bir gü­zel: iyi­ce, ada­ma­kıl­lı
bir hal ol­mak: 1) bi­ri­si, bir şe­yi sü­rek­li yap­mak­tan bit­kin du­ru­ma gel­mek, usanmak, bez­mek, 2) da­ha ön­ce ken­di­sin­de bu­lun­ma­yan bir­ta­kım huy­lar edin­mek, 3) ka­za­ya uğ­ra­mak, öl­mek
bir hoş­lu­ğu ol­mak: üze­rin­de ne­de­ni­ni tam bi­le­me­di­ği bir uyu­şuk­luk, is­tek­siz­lik, ne­şe­siz­lik, has­ta gi­bi bir ha­li bu­lun­mak
bir içim su: çok gü­zel bir ka­dın
bi­ri eşik­te, bi­ri be­şik­te: çok ya­kın do­ğum­lar yap­mış, ço­cuk­lar kü­çük kü­çük
bir iğ­ne bir ip­lik ol­mak: bk. iğ­ne ip­li­ğe dön­mek
bir iki: bir­kaç, çok az sa­yı­da
bi­rin­den bi­ri: şu ya da bu (ki­şi)
bir işa­re­ti­ne bak­mak: biri: bir işi yap­mak için ha­zır bek­le­mek
bir iş­tir ol­mak: is­ten­me­yen, kö­tü bir du­rum be­lir­mek
bi­ri var­dı ge­ce­den, bi­ri düş­tü ba­ca­dan: çok ye­ni bir ga­ile­ye bir ye­ni­si da­ha ek­len­di
bir ka­ba işe­mek (iki­si ya da hep­si): kö­tü iş­ler­de, olumsuz kavranışlarda bir­bi­rin­den far­klı dü­şün­me­mek, e.a. ay­nı ka­ba sıç­mak, k.
bir ka­lem­de: hep­si bir­den, top­tan, ay­nı iş­lem­de
bir ka­pı­ya çık­mak (hep­si): ay­nı so­nu­ca ulaş­mak
bir karar: aynı durumunu koruyarak, belli durumunu değiştirmeden, değişiklik yapmadan, aynen
bir karış: çok kısa; çok az
bir ka­şık su­da bo­ğa­cak (bi­ri­ni): öy­le­si­ne öf­ke­li ki, en ha­fif ce­za­sı onu öl­dür­mek ola­cak
bir ka­zan­da kay­na­ma­mak: an­laş­maz, uyuş­maz, kay­naş­maz, bağ­daş­maz ol­mak (iki­si)
bir ko­şu: he­men, ça­bu­cak, fır­la
bir kö­roğ­lu, bir ay­vaz: ço­luk ço­cuk yok, bir ka­rı bir ko­ca
bir ku­la­ğın­dan gi­rip bir ku­la­ğın­dan çık­mak: söy­le­nen sö­ze önem ver­me­mek
bir kurşun atımı: uzaklığı, aradaki uzaklık
bir lokma bir hırka: hayatta dervişçe geçinmeyi seçenler azla yetinmeyi bilir
bir mum al da der­di­ne yan: baş­ka­la­rıy­la uğ­ra­şa­ca­ğı­na sen ken­di du­ru­mu­nu dü­şün, dert edin
bir na­lı­na bir mı­hı­na: bk. hem na­lı­na hem mı­hı­na
bir numara: benzerleri arasında en başta gelen, birinci
bir ol­mak: 1) bir ara­ya gel­mek, iş­bir­li­ği, güçbirliği yap­mak, 2) söy­le­ye söy­le­ye bit­kin ha­le gel­mek, e.a. bir hal ol­mak
bir o ya­na bir bu ya­na: bi­linç­li, seç­ti­ği bir yön yok, rast­ge­le, çe­şit­li yön­le­re, bir şu­ra­ya, bir bu­ra­ya
bir pa­ra­lık et­mek: utanç ve­ri­ci, de­ğer­siz, işe ya­ra­maz du­ru­ma dü­şür­mek, say­gın­lı­ğı­nı yi­tirt­mek
bir pa­ra­lık ol­mak: say­gın­lı­ğı­nı yi­tir­mek, de­ğer­siz, işe ya­ra­maz du­ru­ma düş­mek
bir pi­re için yor­gan yak­mak: bk. pi­re için yor­gan yak­mak
bir pu­la sat­mak (bi­ri­ni): bir kim­se­yi bir çı­kar uğ­ru­na har­ca­mak
bir sı­kım­lık ca­nı ol­mak: çok cı­lız ve güç­süz ol­mak
bir so­luk­ta : ne­fes alıp ve­re­ne ka­dar, çar­ça­buk, ça­bu­cak, he­men
bir sö­zü­nü iki et­me­mek( bi­ri­nin): her de­di­ği­ni he­men ye­ri­ne ge­tir­mek, is­tek­le­ri­ni yi­ne­let­tir­me­den yap­mak, bir şe­yi bir kez söy­let­mek
bir sü­rü: çok sa­yı­da, pek çok
bir şe­ye ben­ze­me­mek: ni­te­lik­siz, işe ya­ra­maz du­rum­da ol­mak
bir şey san­mak: de­ğer­len­dir­me­de ya­nıl­mak, düş kı­rık­lı­ğı­na uğ­ra­mak
bir tah­ta­da: bir de­fa­da, tek­ten
bir tah­ta­sı ek­sik: bk. ak­lı­nın çi­vi­si ek­sik
bir taş­la iki kuş vur­mak: bir et­kin­lik­te işe ya­rar iki so­nuç el­de et­mek
bir uç­tan bir uca: bk. bir baş­tan bir ba­şa
bir va­kit: bk. bir va­kit­ler
bir ­va­kit­ler: es­ki­den, geç­miş za­man­da, vak­tiy­le, bir za­man
bir var­mış bir yok­muş: 1) ma­sa­la baş­lar­ken;es­ki­den, vak­tiy­le, 2) ma­sal gi­bi ge­çip git­miş; ya­şa­mış öl­müş; ar­tık ha­yâl ol­muş
bir ya­ka­dan baş çı­kar­mak: ay­nı ça­tı al­tın­da dir­lik ve dü­zen­lik için­de ya­şa­mak
bir yas­tı­ğa baş koy­mak: ka­rı ko­ca: iyi gün­de, zor gün­de bir­bi­ri­ni des­tek­le­miş ol­mak
bir yas­tık­ta ko­ca­mak (ka­rı ko­ca): bir­lik­te uzun bir ömür sür­mek
bir ya­şı­ma da­ha gir­dim: çok şa­şı­la­cak bir du­rum, şim­di­ye de­ğin böy­le­si­ne rast­la­ma­mış­tım
bir yi­yip bin şük­ret­mek: kö­tü du­rum­da olan­la­ra ba­ka­rak ken­di du­ru­mu­nun de­ğe­ri­ni bil­mek
bir yol: bir kez
bir za­man: bk. bir va­kit­ler
bir za­man­lar: bk. bir va­kit­ler
bir zey­tin ve­rir ağ­zı­na, bir tu­lum tu­tar ar­dı­na: bk. ağ­zı­na bir zey­tin ve­rip ar­dı­na bir tu­lum tut­mak
bis­mil­lâh de­mek: bir işe uğur­lu ol­ma­sı di­le­ğiy­le baş­la­mak
bi­ti kan­lan­mak: yok­sul­luk çe­ken bir kim­se, pa­ra­sal du­ru­mu düzelince dav­ra­nış­la­rı de­ğiş­mek
bi­tip tü­ken­mek bil­me­mek: bir tür­lü so­nu gel­me­mek, ek­sil­me­mek, bitmemek
bi­tip tü­ken­mez: bitmek bilmez, bk. bit­mez tü­ken­mez
bit kadar: çok küçük, en ufak
bit­mez tü­ken­mez: hiç bit­me­yen, so­nu gel­me­yen, ucu bu­ca­ğı ol­ma­yan, uçsuz bucaksız
bit ye­ni­ği: ku­sur­suz gi­bi gö­rü­nen bir işin kuş­ku uyan­dı­ran ya­nı
bi­yo­nik adam: di­rim kur­gu yo­luy­la ya­ra­tı­lan ya­pay in­san
biz at­tık ke­mik di­ye, el kap­tı ilik di­ye: bi­zim işe ya­ra­maz di­ye vaz­geç­ti­ği­miz, baş­ka­la­rı için de­ğer­li ol­du
biz bi­ze ben­ze­riz: önem­li bir ay­rı­ca­lı­ğı­mız yok
biz bi­ze­yiz: hep bir­bi­ri­ni ta­nı­yan­lar bir ara­da­yız, ya­ban­cı yok içi­miz­de, birbirimizi biliyoruz
bi­ze de mi lo­lo: se­ni ta­nı­ma­sak ne ise, ay­nı da­la­ve­re­le­ri bi­ze ya­pa­maz­sın, yutmayız
bi­zim ev­de ya­la­nır­sın, Kir­kor’un ba­ğın­da mı ürür­sün: iyi­li­ği biz­den gör­dü­ğün hal­de, ne­den baş­ka­la­rı­na hiz­met edi­yor­sun, nan­kör
bi­zim ge­lin biz­den ka­çar, tu­tar ele kı­çın açar: en ya­kın­la­rı­na ya­ban­cı gi­bi dav­ra­nı­yor, ya­ban­cı­lar­dan hiç­bir şe­yi­ni esir­ge­mi­yor, den­ge­siz, densiz
bi­zim kö­pek si­ze bal­ta ge­tir­di mi: işi dü­şen bi­ri­ni ilk gö­rü­şün­de, ge­liş ne­de­ni­ni an­lat­mak için sö­ze baş­la­ma­dan ön­ce böy­le an­lam­sız şey­ler söy­ler
bi­zim ta­vuk bir yu­mur­ta yu­murt­lar, ye­di ma­hal­le du­yar; elin kıs­ra­ğı kü­hey­lân do­ğu­rur, se­si çık­maz: bi­zim kü­çük de ol­sa ka­zan­cı­mız gö­ze ba­tı­yor, baş­ka­la­rı dün­ya­yı ka­zan­sa kim­se il­gi­len­mi­yor
biz kırk ki­şi­yiz, bir­bi­ri­mi­zi bi­li­riz: bir­bi­ri­ni ya­kın­dan ta­nı­yan ki­şi­le­riz, bir­bi­ri­miz­den fark­lı yan­la­rı­mız ol­ma­dı­ğı­nı bi­li­riz
biz leb­le­bi de­yin­ce­ye ka­dar pa­zar sa­vu­lur: kim­se bi­zi bek­le­mez, her­ke­se uy­mak is­ti­yor­sak bir an ön­ce ka­ra­rı­mı­zı ve­re­lim
blöf yap­mak: kar­şı­sın­da­ki­ni ya­nıl­ta­rak ya da yıl­dı­ra­rak bir iş­ten cay­dır­mak için asıl­sız söz söy­le­mek, al­da­tı­cı ta­vır ta­kın­mak
bo­ca et­mek: 1) ge­mi­nin ba­şı­nı bo­ca­ya (rüz­gâr al­ma­yan yö­nü­ne) çe­vir­mek, 2) ne var­sa hep­si­ni bir­den bo­şalt­mak, dök­mek
bo­cuk do­mu­zu­na dön­mek: aşı­rı bes­len­mek, se­mir­mek
bo­ğaz bo­ğa­za gel­mek: bir­bi­ri­ni öl­dür­mek is­ter­ce­si­ne kav­ga et­mek, e.a. gırt­lak gırt­la­ğa gel­mek
bo­ğaz der­di: 1) ya­şa­mak için ka­zan­mak kay­gı­sı, ek­mek pa­ra­sı için uğ­raş­ma, 2) ye­mek pi­şir­me, sof­ra ha­zır­la­ma sı­kın­tı­la­rı
bo­ğa­zı iş­le­mek: dur­ma­dan bir şey­ler ye­mek. atıştırmak
bo­ğa­zı ku­ru­mak: çok su­sa­mak; ba­ğır­mak­tan, çok ko­nuş­mak­tan se­si kı­sıl­mak
bo­ğa­zı­na bas­mak: bk. gırt­la­ğı­na bas­mak
bo­ğa­zı­na dik­kat et­mek: yi­ye­ce­ği­ni, içe­ce­ği­ni özen­le seç­mek
bo­ğa­zı­na di­zil­mek: üzün­tü, kay­gı gi­bi ne­den­ler­le is­tek­siz ye­mek, iş­ta­hı ke­sil­mek, ye­di­ği­nin ta­dı­na va­ra­ma­mak, b.a. bo­ğa­zın­dan geç­me­mek
bo­ğa­zı­na dur­mak: ye­di­ği şe­yi yu­ta­ma­mak, ye­di­ği şey bo­ğa­zın­dan ge­çe­me­mek
bo­ğa­zı­na düş­kün: yi­ye­ce­ğin, içeceğin gü­ze­li­ni, lez­zet­li­si­ni ara­yan; ye­me­yi iç­me­yi çok se­ven, e.a. bo­ğa­zı­nı sev­mek
bo­ğa­zı­na sa­rıl­mak: boğ­mak is­ter­ce­si­ne kav­ga­ya gi­riş­mek, e.a. gırt­la­ğı­na sa­rıl­mak
bo­ğa­zın­da dü­ğüm­len­mek: aşı­rı he­ye­can ya da üzün­tü yü­zün­den söy­le­ye­cek­le­ri­ni söy­le­ye­me­mek; güç­lük­le ko­nuş­mak
boğazında kalmak: ağzındaki lokmayı üzüntü dolayısıyla yutamaz duruma gelmek
bo­ğa­zın­dan ar­tır­mak: yi­ye­ce­ğin­den kı­sa­rak pa­ra bi­rik­tir­mek, e.a. boğazından kesmek
bo­ğa­zın­dan geç­me­mek: bk. bo­ğa­zı­na di­zil­mek
bo­ğa­zın­dan kes­mek: pa­ra bi­rik­tir­mek için yi­ye­cek, içe­cek gi­der­le­ri­ni azalt­mak, e.a. bo­ğa­zın­dan ar­tır­mak; gırt­la­ğın­dan kes­mek
bo­ğa­zı­nı do­yur­mak: yi­ye­ce­ği­ni, içe­ce­ği­ni bir yer­den sağ­la­mak, kar­nı­nı do­yur­mak
boğazını sevmek: bk. boğazına düşkün
bo­ğa­zi­çin­de kav­ga var: her­kes sof­rada, ye­me­ğe sal­dı­rıl­dı, kim­se­nin kim­se­yi gö­re­cek ha­li yok
bo­ğaz kav­ga­sı: ge­çim uğ­ru­na di­din­me
bo­ğaz ola: afi­yet ol­sun, be­re­ket­li ol­sun, ya­ra­sın
bo­ğaz tok­lu­ğu­na ça­lış­mak: 1) eli­ne, sa­de­ce yi­ye­cek içe­cek gi­der­le­ri­ni kar­şı­la­ya­cak ka­dar pa­ra geç­mek, 2) ay­rı­ca pa­ra al­ma­dan, sa­de­ce kar­nı­nı do­yur­ma kar­şı­lı­ğı ola­rak ça­lış­mak
bo­ğun­tu­ya ge­tir­mek: bu­nal­tıp şa­şır­ta­rak bir kim­se­ye bir şey ka­bul et­tir­mek; yi­ne ay­nı yol­la, de­ğe­rin­den faz­la­ya mal sat­mak, aldatmak, yanıltmak
boh­ça­sı­nı kol­tu­ğu­na al­mak: ken­di is­te­ğiy­le evin­den, işin­den ay­rıl­mak
boh­ça­sı­nı kol­tu­ğu­na ver­mek: kov­mak; işten çıkarmak
bok at­mak: le­ke sür­mek, ka­ra çal­mak, if­ti­ra et­mek. k.
bok et­mek: bir işi, bir şe­yi dü­zel­til­me­si zor du­ru­ma ge­tir­mek, boz­mak, ber­bat et­mek
bok ka­rış­tır­mak: kö­tü so­nuç­lar do­ğu­ra­cak bi­çim­de dav­ran­mak; bir işi boz­ma­ya ça­lış­mak
bok­lu­ca bül­bü­lü gi­bi öt­mek: bet se­siy­le üs­te­lik yük­sek per­de­den şar­kı söy­le­mek
bok­lu­ğu çık­mak: giz­le­nen kö­tü, kir­li, bo­zuk ya­nı, dü­zeltl­me­si çok güç ak­sak­lı­ğı bel­li ol­mak, an­la­şıl­mak, ortaya çıkmak
bok soy­lu: si­nir, tik­sin­ti uyan­dı­ran, mide bulandıran tip
bok­tan kü­net: der­me çat­ma, kö­tü, de­ğer­siz, ya­rar­sız
bo­ku bo­ku­na: bo­şu bo­şu­na; kö­tü, ge­rek­siz, de­ğer­siz bir ne­den­le, e.a. pi­si pi­si­ne
bo­kun­da bon­cuk bul­mak: bir kim­se­ye hak et­ti­ği­nin çok üs­tün­de de­ğer ver­mek, önem­se­mek
bo­ku­nu çı­kar­mak (bir işin, bir şe­yin): bir iş­le, bir şey­le ge­re­ğin­den çok uğ­ra­şa­rak, kurcalayarak onu boz­mak, kö­tü, ya­rar­sız du­ru­ma sok­mak
bo­ku pü­sü­rü: ken­di­si za­ten de­ğer­siz, can sı­kı­cı, bir de ay­rın­tı­la­rı, ek­len­ti­le­ri var
bo­kuy­la kav­ga et­mek: çok si­nir­li ve ge­çim­siz ol­mak; hiç yok­tan öf­ke­le­nip, kav­ga et­mek için ba­ha­ne ara­mak
bok üs­tün bok: kö­tü­nün de kö­tü­sü; pek kö­tü
bok­ye­di ba­şı: kö­tü, ka­rı­şık iş­le­rin dü­zen­le­yi­ci­si, yö­ne­ti­ci­si
bok ye­mek: bi­ri­ne, ya­kı­şık­sız, si­nir­len­di­ri­ci bir iş yap­mak
bok ye­mek dü­şer (bi­ri­ne): onun bu işe ka­rış­ma­ma­sı, bur­nu­nu sok­ma­ma­sı ge­re­kir
bok ye­me­nin Arap­ça­sı: ya­kı­şık­sız­lı­ğın bü­yü­ğü, den­siz­li­ğin, küs­tah­lı­ğın en kar­ma­şı­ğı
bok yo­lu­na git­mek: ya­rar­sız, ge­rek­siz bir şey uğ­ru­na yok ol­mak, ken­di­ni bo­şu­na fe­da et­mek
bol doğ­ra­mak: pa­ra­sı­nı sa­çıp sa­vur­mak
bol ke­se­den: bol bol, öl­çü­süz
bor­ca bat­mak: öde­me gü­cü­nü aşa­cak ka­dar borç­lan­mak. e.a. borç gırt­la­ğı­na çık­mak
bor­ca gir­mek: borç­lan­mak, borç pa­ra al­mak, e.a. borç et­mek
bor­cu­nu bil­mek: bor­cu­nu za­ma­nın­da öder ol­mak
bor­cu­nu ka­pat­mak: bor­cu­nu öde­yip bi­tir­mek
borç al­mak: da­ha son­ra öde­mek üze­re bi­rin­den pa­ra al­mak, e.a. borç et­mek
borç be­nim ka­sa­vet se­nin mi: üzül­me­ne ge­rek yok, bor­cu­nu dü­şün­mek borç­lu­ya ­dü­şer
borç bil­mek: bir şey yap­ma­yı, ken­di­si­ne dü­şen bir gö­rev, ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si zo­run­lu bir iş say­mak
borç bi­ni aş­mak: borcu pek ço­ğal­mak, al­tın­dan kal­kıl­ma­ya­cak du­ru­ma gel­mek
borç et­mek: bk. borç al­mak
borç gırt­la­ğı­na çık­mak: borç­tan ne­fes ala­maz du­ru­ma gel­mek, e.a. bor­ca bat­mak; gırt­la­ğı­na ka­dar bor­cu ol­mak
borç harç: borç­la­na­rak ve ben­ze­ri yol­la­ra baş­vu­ra­rak
bo­ru mu bu: azım­sa­na­cak, kü­çüm­se­ne­cek, önem ve­ril­me­ye­cek şey de­ğil, ona gö­re
bo­ru­su­nu çal­mak (bi­ri­nin): çı­kar sağ­la­dı­ğı kim­se­ye ters düş­me­mek, onun is­tek­le­ri doğ­rul­tu­sun­da ha­re­ket et­mek
bo­ru­su öt­mek: yet­ki­li, sö­zü ge­çer ol­mak
bos­tan kor­ku­lu­ğu: 1) ürü­ne za­rar ver­me­si ola­sı kuş­la­rı ür­kü­tüp ka­çır­mak için tar­la­ya di­ki­len adam bi­çi­min­de­ki nes­ne, 2) ken­di­sin­den bek­le­nen gö­re­vi yap­ma­yan, sö­zü geç­me­yen, güç­süz, ki­şi­lik­siz, gös­ter­me­lik ki­şi
bo­şa çık­mak: umu­du, dü­şün­ce­si, eme­ği so­nuç ver­me­mek, ger­çek­leş­me­mek, bek­le­di­ği­ni el­de ede­me­mek
bo­şa git­mek: har­ca­nan emek, pa­ra bir işe ya­ra­ma­mak
bo­şa koy­sam dol­maz, do­lu­ya koy­sam al­maz: güç bir du­rum, han­gi yo­lu de­ner­sen de­ne için­den çı­kı­lır gi­bi de­ğil
bo­şan da se­me­ri­ni ye: bu öf­key­le sen an­cak ken­di­ne za­rar ve­rir­sin, ba­na bir şey ya­pa­maz­sın
boş atıp do­lu tut­mak: bir başarı beklemeden, umut­suz ola­rak gi­ri­şi­len iş iyi so­nuç ver­mek, e.a. boş atıp do­lu vur­mak
boş atıp do­lu vur­mak: bk. boş atıp do­lu tut­mak
boş boş bak­mak: an­lam­sız bak­mak, gör­dü­ğüy­le il­gi­len­me­mek; dal­mak
boş bu­lun­mak: 1) bir an dik­kat et­me­mek, dal­gın ol­mak, 2) söy­len­me­si­nin sa­kın­ca­lı ol­du­ğu­nu bil­di­ği bir şe­yi söy­le­yi­ver­mek
boş düş­mek: din ni­kâ­hı­na gö­re ka­dın ko­ca­sın­dan bo­şan­mış sa­yıl­mak; ay­rıl­mak
boş ge­ze­nin baş kal­fa­sı: bk. boş ge­ze­nin boş kal­fa­sı
boş ge­ze­nin boş kal­fa­sı: iş­siz güç­süz do­la­şan, e.a. boş ge­ze­nin baş kal­fa­sı
boş koy­mak: yok­sun bı­rak­mak; mah­zun et­mek
bo­şu bo­şu­na: ge­rek­siz ye­re, hiç de ge­re­ği yok­ken
boş ver­mek: önem­se­me­mek, al­dır­ma­mak, e.a. sik­tir et, k.
boş ye­re: bo­şu­na; ge­rek­siz, ya­rar­sız ye­re
bo­ya­cı kü­pü de­ğil ki (he­men dal­dı­rıp çı­ka­ra­sın): ko­lay­ca ve ça­bu­cak ya­pı­la­cak iş de­ğil, emek ver­mek, za­man har­ca­mak is­ter, e.a. bo­ya­cı kü­pü mü bu
bo­ya çek­mek (ço­cuk, şiş­man­la­mak­sı­zın): bo­yu­na bü­yü­mek, uza­mak, e.a. boy almak; boy atmak
bo­ya­lı ba­sın: oku­yu­cu­nun il­gi­si­ni çek­mek için, ya­zı ve ha­ber­den çok renk­li fo­toğ­ra­fa yer ve­ren, ku­pon­la ar­ma­ğan da­ğı­tan ba­sın
boy al­mak: bo­yu uza­mak, boy­lan­mak, e.a. boy at­mak, boy sür­mek
boy abdesti: cin­sel iliş­ki­den son­ra bü­tün vü­cu­du yı­ka­ma
boy at­mak: bk. boy al­mak
boy bos: vü­cut ya­pı­sı, boy ve en­dam, boy ve bi­çim
boy boy: çe­şit­li bü­yük­lük­te, de­ği­şik ka­li­te­de
boy­dan bo­ya: bir uç­tan öbür uca, e.a. bir baş­tan bir ba­şa
boy gös­ter­mek: iş yap­ma­dan or­ta­da do­laş­mak; gös­te­riş için bir yer­de bu­lun­mak
boy­lu bo­yun­ca: bo­yu uza­na­bil­di­ğin­ce, bü­tün bo­yu ile
boy­nu al­tın­da kal­sın: öl­sün, ge­ber­sin
boy­nu ar­mut sa­pı­na dön­mek: za­yıf­lık­tan boy­nu in­cel­mek
boy­nu bü­kük: üz­gün, acı­na­cak ve yar­dım bek­ler du­rum­da
boy­nu eğ­ri: her­han­gi bir ne­den­le bi­ri­ne kar­şı di­re­ne­cek ya da söz söy­le­ye­cek du­rum­da ol­ma­yan; ken­di­ni o kim­se­nin is­te­di­ği­ni yap­ma­ya borç­lu sa­yan
boy­nu kıl­dan in­ce ol­mak: ada­let­li bir yar­gı so­nu­cu, hak­sız ol­du­ğu ka­nıt­la­nır­sa, ve­ri­le­cek her ce­za­ya ra­zı ol­mak
boy­nun­da kal­mak: ken­di­sin­den ilet­me­si ri­ca edi­len sö­zü ile­te­me­di­ği, ya da bi­ri­ne öde­ne­cek pa­ra­yı öde­ye­me­di­ği için ken­di­ni borç­lu say­mak
boy­nu­nun bor­cu: an­cak ölür­se ye­ri­ne ge­ti­re­me­ye­ce­ği gö­rev
boy­nu­nu vur­mak: ölüm ce­za­sın­da: ba­şı­nı ke­se­rek öl­dür­mek
boy­nuz çek­mek: bk. şi­şe çek­mek
boy­nuz is­ter­ken ku­lak­tan ol­mak: bk. Dim­yat’a pi­rin­ce gi­der­ken ev­de­ki bul­gur­dan ol­mak
boy­nuz ku­la­ğı geç­mek: bir ko­nu­da ye­ni ye­ti­şen­ler, ye­te­nek ba­kı­mın­dan es­ki­le­ri aşmak
boy­nuz tak­mak: bir ko­ca, ka­rı­sı baş­ka bir er­kek­le iliş­ki ku­ra­rak al­da­tıl­mak
boy öl­çüş­mek (bi­ri­siy­le): on­dan da­ha ge­ri ol­ma­dı­ğı­nı ka­nıt­la­ma­ya ça­lış­mak; ya­rış­mak
boy sür­mek: herhangi bir canlı, bitki uzamak, e.a. boy al­mak
bo­yu ba­ca­dan mı aş­tı (kız ço­cuk): da­ha ev­le­ne­cek yaş­ta de­ğil
bo­yu bo­yu­na, hu­yu hu­yu­na uy­mak: ka­rı ko­ca ara­sın­da: her ba­kım­dan bir­bi­ri­ne denk ol­mak
bo­yu dev­ri­le­si(ce): ge­be­re­si­ce
bo­yu bir ka­rış uza­dı: ge­re­ği ol­ma­yan o işi yap­mak­la san­ki yük­sel­din, büyüdün
bo­yun­du­ruk al­tı­na gir­mek: baş­ka­sı­nın buy­ru­ğu ve bas­kı­sı al­tın­da ya­şa­mak
bo­yun eğ­mek: bk. baş eğ­mek
bo­yun kes­mek: say­gı ve bağ­lı­lık gös­ter­di­ği ki­şi kar­şı­sın­da ba­şı­nı öne eğ­mek, e.a. baş eğ­mek
bo­yu­nun öl­çü­sü­nü al­mak: id­di­alı gi­riş­ti­ği bir iş­te, ba­şa­rı­sız olup, ye­te­nek­siz­li­ği­ni an­la­mak
bo­yu sı­rık ak­lı yı­lık: bo­yu uzun ol­du­ğu­na bak­ma, akıl­lı de­ğil­dir
boy ver­mek: 1) ekin­ler bü­yü­mek, 2) su­ya da­la­rak bo­yu ile su­yun de­rin­li­ği­ni ölç­mek
boy ver­me­mek: sığ ol­mak, su­yun de­rin­li­ği in­san bo­yu­nu aş­ma­mak
bo­zuk çal­mak: ca­nı sı­kıl­mış, yü­zü asıl­mış ol­mak
bo­zuk çık­mak: kı­zın, ev­len­me­den ön­ce ba­ki­re­li­ği­ni yi­tir­miş ol­du­ğu an­la­şıl­mak
bo­zuk dü­zen: 1) top­lum­sal yö­ne­tim­de yan­lış ku­ral­la­rın uy­gu­lan­ma­sı so­nu­cu olu­şan kar­ma­şa, 2) ye­ter­siz bir dü­zen için­de
bo­zum ol­mak: iyi kar­şı­lan­ma­yan sö­zü ya da dav­ra­nı­şı ne­de­niy­le uta­na­cak du­ru­ma düş­mek; mah­çup ol­mak
bo­zun­tu­ya ver­me­mek: gör­dü­ğü bir yan­lı­şın ya da ho­şu­na git­me­yen bir du­ru­mun far­kı­na var­ma­mış gi­bi dav­ran­mak
bö­lük pör­çük: bü­tün­lü­ğü sağ­la­na­ma­mış du­rum­da, par­ça par­ça
bör­tü bö­cek: tür­lü tür­lü bö­cek
böy­le ba­şa böy­le tı­raş: uğ­ra­dık­la­rı dav­ra­nış bi­çim­le­ri­ne ki­şi­ler ken­di­le­ri ne­den olur
böy­le böy­le: gi­de­rek, git­gi­de, git­tik­çe, böy­le­lik­le
böy­le­si­ne can kur­ban: her tür­lü öz­ve­ri­ye de­ğer
bu abdestle da­ha çok na­maz kı­lı­nır: yap­tı­ğı­mı­zı kü­çük­se­me, et­ki­si uzun sü­re­li ola­cak
bu­cak bu­cak kaç­mak: bir kim­sey­le kar­şı­laş­ma­ma­ya, bir ola­ya ka­rış­ma­mak için or­ta­da gö­rün­me­me­ye ça­lış­mak
bu­gün ba­na ise ya­rın sa­na: şim­di bi­ri­nin ba­şı­na ge­len kö­tü bir du­rum­la, ile­ri­de baş­ka­sı da kar­şı­la­şa­bi­lir
bu­gün bul­dum bu­gün ye­rim, ya­rı­na Al­lah ke­rim: eli­me ge­çe­ni o gün har­ca­rım, ya­rı­nın na­sıl ola­ca­ğı­nı dü­şün­mem
bu­gün­den te­zi yok: he­men şim­di, der­hal, za­man yi­tir­me­den
bu­gün­den ya­rı­na: 1) az za­man­da, 2) şim­di ya­şa­yan­lar­dan ge­le­cek ku­şak­la­ra
bu­gün dün­den gü­zel­sin de­dik, yi­ne ya­ra­na­ma­dık; onu yü­celt­mek için söy­le­dik­le­ri­min hiç­bi­ri ho­şu­na git­me­di
bu­gü­ne bu­gün: şim­di­ki ko­şul­lar­la, e.a. bu­gün­kü gün­de
bu­gün­kü gün­de: bk. bu­gü­ne bu­gün
bu­gün­kü ta­vuk ya­rın­ki kaz­dan iyi­dir: el­de edil­miş bir ka­zanç, sağ­lan­mak­ta, ar­ka­sı sü­rek­li gel­mek­te olan bir ge­lir, umu­lan da­ha bü­yük bir ka­zan­ca fe­da edil­me­me­li­dir
bu­gün pe­şin, ya­rın ve­re­si­ye: bu­gün böy­le, ya­rın böy­le ol­ma­ya­cak (bu va­at hep ay­nı bi­çim­de yi­ne­len­di­ği için, du­rum hiç de­ğiş­me­ye­cek)
bu­gün ya­rın: çok ya­kın­da, ne­re­dey­se, bir iki gü­ne ka­dar
bu ka­dar ku­sur ka­dı kı­zın­da da bu­lu­nur: üze­rin­de dur­ma­ya bi­le değ­mez, çok kü­çük bir ku­sur
bu­ka­le­mun gi­bi renk­ten ren­ge gir­mek: sü­rek­li dü­şün­ce de­ğiş­tir­mek
bu­la­nık su­da ba­lık av­la­mak: ka­rı­şık bir du­rum­dan ya­rar­la­na­rak çı­kar sağ­la­mak
bul­duk­ça bu­na­mak: el­de et­ti­ğiy­le ye­tin­me­yip, da­ha ço­ğu­nu, da­ha iyi­si­ni is­te­mek
bul­dum­cuk ol­mak: bir şe­ye son­ra­dan ula­şın­ca şı­mar­mak
bul­dun bal ala­cak çi­çe­ği: ya­rar­la­na­cak ki­şi­yi ya da şe­yi ele ge­çir­din
Bul­gur­lu’ya ge­lin mi gi­de­cek: ne­dir bu kı­zın hazır­lı­ğı, süs­len­me­si
bu­lun­maz Hint ku­ma­şı mı: çok mu de­ğer­li, az rast­la­nır bir şey mi; çok üstün nitelikli biri mi
bu­lup bu­luş­tur­mak: ge­re­ke­ni ne ya­pıp ya­pıp sağ­la­mak, ola­nak­sı­zı olur du­ru­ma dö­nüş­tür­mek
bu­lut­tan nem kap­mak: çok alın­gan ol­mak, e.a. osu­ruk­tan nem kap­mak, k.
bu­na değ­di, bu­na değ­me­di di­ye­rek: iyi­le­ri­ni seç­me­ye baş­la­mış­ken, ön­ce be­ğen­me­yip bı­rak­tı­ğı şey­le­ri ye­ni­den göz­den ge­çi­rip, ara­la­rın­dan da­ha az kö­tü olan­la­rı da seç­mek
bun­da bir iş var: ola­yın bir iç­yü­zü, du­ru­mun giz­li kal­mış bir yö­nü var ama, şu an bi­lin­mi­yor
bun­dan böy­le : bun­dan son­ra
bun­dan iyi­si can sağ­lı­ğı: bu en iyi­si­dir, da­ha iyi­si­ni ara­ma bu­la­maz­sın, da­ha iyi­si ola­maz
bu ne per­hiz, bu ne lâ­ha­na tur­şu­su: söz­le­ri ve dav­ra­nış­la­rı bir­bi­ri­ni tut­mu­yor, çe­liş­ki için­de
bununla beraber: bk. bununla birlikte
bu­nun­la bir­lik­te: bu­na ek ola­rak, bu­nun böy­le ol­du­ğu­na bak­ma­ya­rak, şu da var, e.a. bu­nun­la be­ra­ber
bu­ram bu­ram (du­man, ko­ku): pek çok, pek yo­ğun
bur­cu bur­cu ( kok­mak): pek gü­zel koku yaymak
bur­nu bi­le ka­na­ma­mak: teh­li­ke­li bir du­rum­dan bir yerine zarar gelmeden kur­tul­mak, ca­nı­na mal ola­bi­le­cek bir ka­za­yı ya­ra­sız be­re­siz at­lat­mak
bur­nu bok­tan kur­tul­ma­mak: dert­li, be­lâ­lı, üzücü, sıkıcı iş­ler gelip hep onu bul­mak
bur­nu bü­yü­mek: ki­bir­len­mek, bü­yük­len­mek, e.a. bur­nu ha­va­da ol­mak; bur­nu Kaf da­ğın­da ol­mak
bur­nu düş­mek: yo­ğun kö­tü ko­ku­dan bur­nu du­yar­lı­ğı­nı yi­tir­mek
bur­nu ha­va­da (ol­mak): ki­bir­li, her­ke­se te­pe­den ba­kar ol­mak, e.a. bur­nu Kaf da­ğın­da ol­mak
bur­nu Kaf da­ğın­da (ol­mak): çok ki­bir­li, her­ke­se çok yu­kar­dan ba­kar ol­mak, e.a. bur­nu bü­yü­mek
bur­nu­na gir­mek (birinin): bi­ri­ne çok so­kul­mak
bur­nun­dan gel­mek: el­de et­ti­ği gü­zel şey, son­ra­dan ge­len ters­lik­ler yü­zü­den üzün­tü­ye dö­nüş­mek
bur­nun­dan kıl al­dır­ma­mak: ken­di­si­ne lâf söy­let­tir­me­mek, en kü­çük eleş­ti­ri­ye bi­le si­nir­le­ne­cek ka­dar huy­suz ol­mak
bur­nun­dan so­lu­mak: çok öf­ke­len­miş ol­mak, e.a. öf­ke­si bur­nun­da
bur­nun­dan ya­ka­la­mak: yö­ne­ti­min­de­ki ki­şi­yi, ka­ça­mak yo­lu bu­la­ma­ya­cak du­ru­ma ge­tir­mek
bur­nun­da tüt­mek: çok öz­le­mek, e.a. gö­zün­de tüt­mek
bur­nu­nu çek­mek: 1) sü­mü­ğü­nü çek­mek, 2) um­du­ğu­nu bu­la­ma­dı­ğı, ama­cı­na ula­şa­ma­dı­ğı için üzüntü duymak
bur­nu­nu her bo­ka sok­mak: çok me­rak­lı ol­mak, bi­lir bil­mez her şe­ye ka­rış­mak
bur­nu­nu kır­mak: ki­bir­le­nen bir kim­se­yi, sert tep­ki gös­te­re­rek bü­yük­le­ne­mez du­ru­ma ge­tir­mek
bur­nu­nun di­bin­de: çok ya­kı­nın­da, hemen yanıbaşında
bur­nu­nun di­ki­ne git­mek: ken­di bil­di­ği­ni yap­mak, öğüt din­le­me­mek,dostça yapılan uyarılara aldırış etmemek, bil­di­ği gi­bi dav­ran­mak, e.a. bur­nu­nun doğ­rul­tu­su­na git­mek; di­ki­ne git­mek
bur­nu­nun di­re­ği sız­la­mak: 1) bir ye­ri­nin acı­sı­nı çok de­rin­den, bur­nu sız­lar­ca­sı­na duy­mak, 2) bir ya­kı­nı­nın, sevdiği bir kimsenin du­ru­mu­na çok üzü­lüp acı­mak
bur­nu­nun doğ­rul­tu­su­na git­mek: bk. bur­nu­nun di­ki­ne git­mek
bur­nu­nun ucu­nu gör­me­mek: 1) çok sar­hoş ol­mak, 2) az son­ra ola­cak­la­rı se­zin­le­ye­me­mek
bur­nu­nun ye­li har­man sa­vur­mak: 1) çok bö­bür­len­mek, ki­bir­len­mek, 2) çok öf­ke­len­mek
bur­nu­nu sık­san ca­nı çı­kar: çok za­yıf, çok güç­süz
bur­nu­nu sok­mak: ken­di­si­ni il­gi­len­dir­me­yen işe ka­rış­mak
bur­nu sür­tül­mek: yap­tı­ğı taş­kın­lık­la­rın ce­za­sı­nı çe­ke­rek ya da her en­ge­li aşa­ma­ya­ca­ğı­nı an­la­ya­rak, gu­ru­run­dan vaz­geç­mek, ılım­lı bir yol tut­mak
bur­nu ye­re düş­se al­maz: ki­bir­li, ken­di­ni be­ğen­miş
bu­run bu­ru­na gel­mek: bek­len­me­dik bir an­da kar­şı­laş­mak, bir­bi­ri­ne çok yak­laş­mak
bu­run kı­vır­mak: önem ver­me­mek, önem­se­me­mek, be­ğen­me­yip kü­çüm­se­mek
bu­yur et­mek: “bu­yu­run” di­ye­rek ko­nu­ğu say­gıy­la kar­şı­la­yıp içe­ri al­mak ya da sof­ra­ya ça­ğır­mak
bu­yu­run ce­na­ze na­ma­zı­na: böy­le bir so­nuç is­ten­mi­yor­du ama ol­du, bu du­ru­mu dü­zelt­mek için ya­pı­la­cak bir şey yok
buz bağ­la­mak: bk. buz tut­mak
buz ke­sil­mek: 1) buz ka­dar so­ğu­mak, 2) şa­şı­la­cak, üzü­le­cek bir du­rum kar­şı­sın­da do­na­kal­mak
buz kes­mek: çok üşü­mek, vü­cu­du­nun her ya­nı buz gi­bi ol­mak
buz­lar çö­zül­mek: ara­da­ki so­ğuk­luk, dar­gın­lık, ger­gin­lik or­ta­dan kalk­mak
buz tut­mak: üze­ri buz­lan­mak, buz­la kap­lı du­ru­ma gel­mek, e.a. buz bağ­la­mak
buz üs­tü­ne ya­zı yaz­mak: 1) bir kim­se­ye, üze­rin­de et­ki ya­rat­ma­yan söz­ler söy­le­mek, 2) et­ki­si çok kı­sa sü­ren bir iş yap­mak
bül­bül ça­na­ğı: çok ufak (kâ­se)
bül­bül gi­bi ko­nuş­tur­mak: iti­raf et­tir­mek
bül­bül gi­bi şa­kı­mak: gü­zel ses­le, ne­şey­le ko­nuş­mak
bül­bül ke­sil­mek: bir et­ki ya da bas­kı al­tın­da tüm bil­dik­le­ri­ni an­la­tır ol­mak, çok ko­nuş­mak 
bü­tün bü­tü­ne: hep­ten, tü­müy­le, büs­bü­tün
bü­yük abdest: in­san dış­kı­sı, dış­kı çı­kar­ma ge­rek­se­me­si
bü­yük ko­nuş­mak: bk. bü­yük söy­le­mek
bü­yük­le bü­yük, kü­çük­le kü­çük ol­mak: her yaş ve du­rum­da­ki ki­şi­le­re kar­şı dost­ça, ar­ka­daş­ça dav­ran­mak
büyüklü küçüklü: büyük küçük hepsi bir arada, e.a. irili ufaklı
bü­yük oy­na­mak: 1) tüm olum­suz­luk­la­rı gö­ze ala­rak bir işe gi­riş­mek, 2) çok pa­ra ko­ya­rak ku­mar oy­na­mak
bü­yük söy­le­mek: 1) ya­pa­ca­ğı şe­yin olum­lu so­nuç­la­na­ca­ğı­nı, kö­tü bir du­ru­ma mey­dan ver­me­ye­ce­ği­ni ile­ri sür­mek, övün­mek, 2) bir kim­se­nin, ken­di­si­nin de ba­şı­na ge­le­bi­le­cek bir du­ru­muy­la alay ede­rek onu kı­na­mak, e.a. bü­yük söz söy­le­mek
bü­yük söz söy­le­mek: bk. bü­yük söy­le­mek
bü­yük sö­zü­me töv­be: kö­tü bir şey ol­ma­ya­ca­ğı­na da­ir çok ke­sin ko­nu­şu­yo­rum, do­ğa­bi­le­cek ters­lik­le­re kar­şı Tan­rı be­ni ko­ru­sun
bü­yük ye­min et­mek: en kut­sal şey­ler üze­ri­ne ant iç­mek
bü­yü­müş de kü­çül­müş: bü­yük­le­re ben­ze­yen ko­nuş­ma­la­rı ve dav­ra­nış­la­rıy­la, ya­şıt­la­rın­dan üs­tün olan çocuk