Dil Haşlama

C

cadı gibi (kadın): 1) saçı başı dağınık, tırnakları uzun, pis, 2) çok becerikli
ca­dı ka­za­nı: de­di­ko­du­nun, fe­sa­dın çok ol­du­ğu,       
her­ke­sin bir­bi­ri­ne düş­tü­ğü, düş­man­lık­la­rın kay­naş­tı­ğı yer
ca­dı­lık et­mek: huy­suz­luk çı­kar­mak, kö­tü dav­ran­mak
ca­ka sat­mak: bk. ça­lım sat­mak
Ca­fer sıç­tı bez ge­tir: bk. sıçtı Cafer bez getir
ca­hil­lik et­mek: genç­lik, toy­luk, de­ney­siz­lik yü­zün­den ku­sur iş­le­mek
cam­bul cum­bul (yemek vb.): çok su­lu, tanesi az su­yu bol
ca­mi yı­kıl­mış ama mih­ra­bı ye­rin­de (ka­dın): yaş­lan­mış ama gü­zel­li­ği­ni ko­ru­yor, eda­sı, dav­ra­nış­la­rıy­la dik­ka­ti çe­ki­yor
ca­na can kat­mak: in­sa­nın ya­şa­ma gü­cü­nü, ne­şe­si­ni, dinç­li­ği­ni, azmini, isteğini ar­tır­mak
can acı­sı: vü­cu­dun her­han­gi bir ye­rin­de du­yu­lan şid­det­li acı
can ala­cak nok­ta: bk. can ala­cak yer
can ala­cak yer: bir şe­yin ya­şam­sal de­ğer ta­şı­yan ya­nı,
en önem­li ye­ri, e.a. can ala­cak nok­ta
can alıp can ver­mek: ölüm sı­kın­tı­sı ve acı­sı için­de bu­lun­mak;
öl­dü öle­cek du­rum­da ol­mak
ca­na min­net bil­mek: ara­yıp da bu­la­ma­dı­ğı şey­ler­den say­mak
can at­mak: eriş­me­yi, el­de et­me­yi çok is­te­mek; aşı­rı is­tek­li ol­mak
ca­na ya­kın: se­vim­li, so­kul­gan
can baş üs­tü­ne: is­te­ni­len şe­yi bü­yük bir hoş­nut­luk­la, is­tek­le, zevk­le ya­pa­rım
can be­nim ca­nım, çık­sın elin ca­nı: baş­ka­sı­nın sı­kın­tı
çek­me­si pa­ha­sı­na da ol­sa ben ra­ha­tıma ba­ka­rım,
e.a. can cüm­le­den aziz
can bes­le­mek: kay­gı­sız­ca yi­yip içip ra­ha­tı­na bak­mak
can borcunu ödemek: ölmek
cancağızı isterse: aramızda teklif yok, o nasıl dilerse
can ca­na, baş ba­şa: bir­bi­ri­ni se­ven iki ki­şi, bir ara­da yal­nız ola­rak
can­ci­ğer ku­zu sar­ma­sı: bir­bir­le­riy­le sı­kıfı­kı, çok ya­kın,
bir­bir­le­ri­ni çok se­ven, hiç ay­rıl­ma­yan dost­lar
can çe­kiş­mek: öl­mek üze­re bu­lun­mak
can da­ma­rı: 1) bir şe­yin iş­le­me­si­ni sağ­la­yan en önem­li araç, 2) bir du­ru­mun en önem­li nok­ta­sı, 3) bir kim­se­nin ken­di­si için ge­rek­li say­dı­ğı ilk şey
can da­ma­rı­na bas­mak: bir işin en önem­li nok­ta­sı
üze­rin­de dur­mak, il­gi­len­mek
can­dan geç­mek: öl­mek
can da­yan­ma­mak< bir şe­ye: olum­suz­luk­lar kar­şı­sın­da in­sa­nın da­yan­ma, yen­me gü­cü kal­ma­mak
can dostu: pek içten sevilen kişi
can düş­ma­nı: öl­dür­me­yi bi­le dü­şü­ne­cek ka­dar düş­man­lık gü­den
can evi: 1) yü­rek, 2) bir in­sa­nın en du­yar­lı ol­du­ğu şey
can evin­den vur­mak: 1) bir in­sa­na en du­yar­lı ol­du­ğu yö­nün­den sal­dır­mak, 2) bir kim­se­ye ya­şa­ma ola­na­ğı bı­rak­ma­mak
can fe­da: bk. can kur­ban
can gel­mek: güç­len­mek, ye­şer­mek, di­ril­mek, can­lan­mak
can­gıl cun­gul: hay­van­la­ra ta­kı­lan çan, çın­gı­rak ve ben­ze­ri ma­den eş­ya, ses­ler çı­ka­ra­rak
can hav­liy­le: ölüm kor­ku­sun­dan do­ğan güç­lü tep­kiy­le
ca­nı ağ­zı­na gel­mek: bü­yük bir teh­li­ke kar­şı­sın­da öle­cek­miş gi­bi bir kor­ku­ya ka­pıl­mak
ca­nı ­ce­hen­ne­me: ne ka­dar kö­tü du­ru­ma dü­şer­se düş­sün, ye­ter ki ben­den uzak ol­sun
ca­nı çe­kil­mek: can­lı­lı­ğı aza­lır gi­bi ol­mak
ca­nı çek­mek: is­tek duy­mak, im­ren­mek, e.a. gön­lü çek­mek
ca­nı çık­mak: 1) öl­mek, 2) yor­gun­luk­tan bit­kin ha­le gel­mek, 3) çok kul­la­nıl­mak­tan aşı­rı ör­se­le­nip yıp­ran­mak
ca­nı git­mek: önem ver­di­ği, özen gös­ter­di­ği bir şe­ye za­rar ge­le­cek di­ye kay­gı­lan­mak
ca­nı is­ter­se: ken­di bi­lir; is­te­mez­se is­te­me­sin
“ca­nım” de­se “ca­nın çık­sın” di­yor san­mak: bi­ri­nin en gö­nül ok­şa­yı­cı söz­le­ri­ni bi­le ken­di­si­ne kü­für edi­li­yor­muş gi­bi al­gı­la­mak
ca­nı­mı­n i­çi: ca­nım ka­dar, canımla eşdeğerde sev­di­ğim
ca­nı­na acı­ma­mak: ken­di­ne, sağ­lı­ğı­na önem ver­me­den, özen göstermeden ya­şa­mak
ca­nı­na değ­mek: ken­di­si için ya­pı­lan­dan çok hoş­lan­mak
ca­nı­na değ­sin: ölü­nün ru­hu şad ol­sun, ya­pı­lan iyi­lik, edi­len dua, ve­ri­len sa­da­ka ona ulaş­sın
ca­nı­na iş­le­mek: de­rin et­ki yap­mak, e.a. ca­nı­na kâr et­mek
ca­nı­na kâr et­mek: bk. ca­nı­na iş­le­mek
ca­nı­na kıy­mak: 1) birini acı­ma­dan öl­dür­mek, 2) ken­di­ni öl­dür­mek, e.a. ken­di­ne kıy­mak
ca­nı­na min­net : hiç um­mu­yor­du, ara­yıp da bu­la­ma­dı­ğı şey, min­net­tar ka­la­cak
ca­nı­na oku­mak: ber­bat, he­der, pe­ri­şan et­mek, bü­yük bir za­rar ver­mek, kullanılmaz duruma getirmek, e.a. canına sıçmak, k.
canına sıçmak: bk. canına okumak
ca­nı­na su­sa­mak: bk. ece­li­ne su­sa­mak
ca­nı­na tak de­mek< zor bir du­rum: da­ya­nıl­maz ha­le gel­mek, e.a. ca­nı­na tak et­mek; ca­nı­na yet­mek; bı­çak ke­mi­ğe da­yan­mak
ca­nı­na tak et­mek: bk.ca­nı­na tak de­mek
ca­nı­na tü­kür­dü­ğüm: Al­la­hın ce­za­sı, e.a. ca­nı­na tü­kür­dü­ğü­mün
ca­nı­na tü­kür­dü­ğü­mün: bk. can­ına tü­kür­dü­ğüm
ca­nı­na yan­dı­ğım: 1) kur­ban ol­du­ğum, 2) Al­la­hın be­la­sı, 3) o ben­zer­siz şey (bi­çi­mi, ne ol­du­ğu ilk ba­kış­ta an­la­şı­la­ma­yan), e.a. ca­nı­na yan­dı­ğı­mın
ca­nı­na yan­dı­ğı­mın: bk. ca­nı­na yan­dı­ğım
ca­nı­na yet­mek: bk. ca­nı­na tak de­mek
ca­nın­dan bez­mek: çek­ti­ği sı­kın­tı yü­zün­den ölü­mü gö­ze ala­cak du­ru­ma gel­mek, e.a. ca­nın­dan bık­mak; ca­nın­dan usan­mak
ca­nın­dan bık­mak: bk. ca­nın­dan bez­mek
ca­nın­dan usan­mak: bk. ca­nın­dan bez­mek
ca­nı­nı acıt­mak: bi­ri­ne, vü­cu­du­na acı ve­ren bir şey yap­mak
ca­nı­nı al­mak< Tan­rı: öl­dür­mek
ca­nı­nı ba­ğış­la­mak: öl­dü­re­bi­le­cek­ken vaz­geç­mek
ca­nı­nı çı­kar­mak: hır­pa­la­mak, çok yor­mak, es­kit­mek, yıp­ran­dır­mak, hor kul­lan­mak
ca­nı­nı dar at­mak: bir teh­li­ke­den güç­lük­le kur­tu­la­rak bir ye­re sı­ğın­mak
ca­nı­nı di­şi­ne tak­mak: güç­lük­le­re kar­şın ba­şar­ma­ya ça­lış­mak, olağanüstü çaba harcamak
ca­nı­nın der­di­ne düş­mek: baş­ka­la­rıy­la uğ­ra­şa­ma­ya­cak ka­dar bü­yük sı­kın­tı ya da ölüm teh­li­ke­siy­le kar­şı­laş­mak, e.a. ba­şı­nın der­di­ne düş­mek
ca­nı­nın içi­ne so­ka­ca­ğı gel­mek< bi­ri­ni: bağ­rı­na bas­mak­la, ona sa­rıl­mak­la, onu kucaklamakla kan­ma­ya­cak de­re­ce­de sev­mek
ca­nı­nı sık­mak< bir kim­se, bir olay, bir şey: key­fi­ni boz­mak, ne­şe­si­ni ka­çır­mak
ca­nı­nı so­kak­ta bul­ma­mak: sağ­lı­ğı ko­ru­mak ge­rek­ti­ği­ni bil­mek ve ön­lem­ler al­mak
ca­nı­nı ver­mek: bir şey uğ­ru­na ken­di­ni fe­da et­me­ye ha­zır ol­mak
ca­nı­nı yak­mak: 1) üzün­tü ve­re­cek bi­çim­de ce­za­lan­dır­mak, 2) bir ye­ri­ni acıt­mak, 3) za­ra­ra uğ­rat­mak
ca­nı pek: acı­ya, zo­ra da­ya­nık­lı
ca­nı sağ ol­sun: olan önem­li de­ğil, onun ba­şı­na bir şey gel­me­di ya gerisi boş
ca­nı sı­kıl­mak: 1) elin­de bir işi ol­ma­dı­ğın­dan içi sı­kıl­mak, 2) key­fi kaç­mak, üzül­mek, 3) öf­ke­len­mek, e.a. can sı­kın­tı­sı
ca­nı tat­lı: acı­ya, sı­kın­tı­ya ge­le­me­yen; zor­luk­lar­la uğ­raş­mak­tan ka­çı­nan
ca­nı tez: sa­bır­sız, ive­cen, bir işin uza­ma­sın­dan sı­kı­lan, bek­le­me­ye da­ya­na­ma­yan ya­ra­tı­lış­ta, e.a. içi dar; içi tez; tez can­lı
ca­nı yan­mak: 1) bir ye­ri çok acı­mak, 2) za­ra­ra uğ­ra­mak
ca­nı ye­ri­ne gel­mek: yor­gun­lu­ğu ge­çip ye­ni­den güç­len­miş ol­mak; acı­yı, üzün­tü­yü at­la­tıp ra­hat­la­mak
ca­nı yok mu< onun: 1) zor­lu­ğu, sı­kın­tı­yı o na­sıl yen­me­ye ça­lı­şı­yor­sa sen de ça­lı­şa­bi­lir­sin, 2) çok zor iş, ona yap­tır­mak in­saf­sız­lık olur
can kal­ma­mak: yor­gun­luk­tan güç­süz, bit­kin du­ru­ma gel­mek
can kay­gı­sı­na düş­mek: her şe­yi bı­ra­kıp ken­di var­lı­ğı­nı ko­ru­ma ya da kur­tar­ma ça­ba­sın­da ol­mak
can kor­ku­su: 1) öl­dü­rül­me kay­gı­sı,:2) öl­me­me­ye ça­ba­la­mak, di­ren­mek
can ku­la­ğıy­la din­le­mek: söy­le­ne­ni iyi kav­ra­ya­bil­mek için bü­yük bir dik­kat­le din­le­mek
can kur­ban: bu gü­zel­li­ğe, bu iyi­li­ğe, bu ilgiye ca­nım fe­da ol­sun, e.a. can fe­da
can kurtaran yok mu: imdat
can­la baş­la: se­ve se­ve, her tür­lü yor­gun­lu­ğu, sıkıntıyı gö­ze ala­rak, olan­ca gü­cüy­le
can­lı ce­na­ze: çok za­yıf, güç­süz, e.a. bir de­ri bir ke­mik
can­lı ya­yın: ses ve gö­rün­tü­yü o an­da ve­ren te­le­viz­yon ya­yı­nı
can pa­ha­sı­na: ölü­mü gö­ze ala­cak ka­dar ca­nı­nı teh­li­ke­ye ata­rak
can pa­za­rı: ölüm teh­li­ke­si­ne kar­şı her­ke­sin ken­di­ni kur­tar­ma­ya ça­lış­tı­ğı bir du­rum
can sağ­lı­ğı: sağ ve sağ­lık­lı ol­mak, esen­lik
can sı­kın­tı­sı: bk. ca­nı sı­kıl­mak: (1,2)
can­sız düş­mek: has­ta­lık ya da yor­gun­luk yü­zün­den bit­kin bir du­ru­ma gel­mek
can ver­mek: 1) öl­mek, 2) bir şe­yi, ölü­mü gö­ze ala­cak ka­dar çok is­te­mek, 3) ya­şa­ma gü­cü kat­mak, ya­şar du­ru­ma ge­tir­mek
can yak­mak: 1) ezi­yet et­mek, zul­met­mek, acı ver­mek, 2) bir kim­se­yi bü­yük za­ra­ra sok­mak
can yol­da­şı: yal­nız­lık­tan kur­tul­mak için bir­lik­te ya­şa­nı­lan kim­se
car­car et­mek: bık­tı­ra­cak bi­çim­de ve sü­rek­li ko­nuş­mak
car­cur et­mek: ge­li­şi­gü­zel ko­nuş­mak, rastgele bir şeyler söylemek
car­ta­yı çek­mek: öl­mek
cart cart öt­mek: ken­di­ni be­ğen­miş dav­ra­nış­lar ve bu­yu­rur­ca­sı­na söz­lerle kar­şı­sın­da­ki­ni kü­çüm­se­mek
cart curt et­mek: ya­pıp ya­pa­ma­ya­ca­ğı kuş­ku­lu şey­ler hak­kın­da ko­nuş­mak
cart ka­ba kâ­ğıt: sen yük­sek­ten atı­yor­sun ama, ina­nan kim, a.
cascavlak kalmak: bütün olanakları elinden alınmak
cavlağı çekmek: ölmek, a.
ca­yır­tı­yı ko­par­mak: bir­den­bi­re ba­ğı­rıp ça­ğır­ma­ya baş­la­mak
ce­be in­dir­mek: bk. ce­bi­ne in­dir­mek
ce­bel­le­zi et­mek: bk. ce­bi­ne in­dir­mek
ce­bi de­lik: ka­zan­dı­ğı­nı har­ca­yan, ce­bin­de pa­ra tut­ma­yan
ce­binden çı­kar­mak: bi­rin­den, çok üs­tün ol­mak
ce­bi­ne in­dir­mek: hak­kı ol­ma­yan pa­ra­yı al­mak, e.a. ce­be in­dir­mek; ce­bel­le­zi et­mek
ce­bi­ni dol­dur­mak: her el­ve­riş­li du­rum­dan ya­rar­la­na­rak bol pa­ra ka­za­nıp zen­gin ol­mak
ce­bi pa­ra gör­mek: azar azar da ol­sa ka­zan­ma­ya baş­la­yıp, pa­ra sı­kın­tı­sın­dan kur­tul­mak
ced­di­ne la­net: so­yun so­pun­la bir­lik­te Tan­rı ce­za­nı­zı ver­sin
ced­di­ne rah­met: afe­rin, bra­vo, Tan­rı sen­den ra­zı ol­sun
ce de­me­ye mi gel­din: bu ka­dar az otu­ru­lur mu, da­ha iki laf et­me­dik, kalk­tın gi­di­yor­sun
ce­hen­nem aza­bı: bi­ri­ne, bi­le­rek çek­ti­ri­len cefa, ezi­yet, üzün­tü, yor­gun­luk
ce­hen­ne­me git­se bir kö­se­ği ge­tir­mek: za­rar ede­ce­ği ke­sin iş­ten bi­le çı­kar sağ­la­mak
ce­hen­ne­me ka­dar yo­lu var:de­fo­lup git­sin, be­ğen­di­ği ye­re şi­ka­yet et­sin, kor­kum yok
cehennem gibi: çok sıcak
cehennem hayatı: büyük sıkıntı ve üzüntülerle dolu yaşayış
ce­hen­ne­mi boy­la­mak ( se­vil­me­yen ki­şi): öl­mek; yap­tı­ğı kö­tü­lük­le­rin he­sa­bı­nı öbür dün­ya­ya da git­se ve­re­cek ol­mak
ce­hen­ne­min bu­ca­ğı: bk. ce­hen­ne­min di­bi
ce­hen­ne­min di­bi: çok uzak, sa­pa, git­me­si zah­met­li yer, e.a. ce­hen­ne­min bu­ca­ğı
ce­hen­nem ol­mak (is­te­nme­yen ki­şi): de­fo­lup git­mek, oh kur­tul­mak
ce­hen­nem ze­ba­ni­si: za­lim, acı­ma­sız kim­se
ce­ma­zi­ye­lev­ve­li­ni bil­mek: bir kim­se­nin geç­miş­te­ki ve giz­le­di­ği kö­tü du­ru­mu­nu bil­iyor olmak
cen­de­re­ye koy­mak: bk. iki aya­ğı­nı bir pa­bu­ca koy­mak
cen­ne­tin ka­pı­sı­nı aç­mak: çok ye­rin­de bir iyi­lik ya­pa­rak, bü­yük se­vap ka­zan­mak
cen­net ökü­zü: yü­re­ği te­miz ama bu­da­la de­ne­cek ka­dar saf kim­se
cep harç­lı­ğı: ufak te­fek gi­der­le­ri kar­şı­la­ya­cak gün­de­lik pa­ra
cep­he al­mak: bi­ri­ne, bir dü­şün­ce­ye kar­şı ha­sım ol­mak
cep­ten ver­mek: baş­ka­la­rı­nın kar­şı­la­ma­sı ge­re­ken gi­der­le­ri ken­di ke­se­sin­den öde­mek
ceremesini çekmek: başkasının yol açtığı zararı ödemek
ce­va­bı da­ya­mak: bk. ce­va­bı dik­mek
ce­va­bı dik­mek: ke­sin, ters ve bek­len­me­dik bir ya­nıt ver­mek, e.a. ce­va­bı da­ya­mak; ce­va­bı ya­pış­tır­mak
ce­va­bı ya­pış­tır­mak: bk. ce­va­bı di­kmek
ce­va­hir yu­murt­la­mak: de­ğer­li söz­ler söy­le­di­ği­ni sa­na­rak saç­ma­la­mak, e.a. cev­her yu­murt­la­mak
cev­her yu­murt­la­mak: bk. ce­va­hir yu­murt­la­mak
ce­vi­zi çift gör­me­zse ağa­ca taş at­ma­mak: bk. bir dal­da do­kuz ce­viz gör­me­yin­ce taş at­ma­mak
ce­viz ka­bu­ğun­dan çık­mış. ka­bu­ğu­nu be­ğen­me­miş: ken­di­si­ni o ye­tiş­tir­di, ko­ru­du, bu du­ru­ma ge­tir­di, şim­di onu be­ğen­mi­yor, e.a. kes­ta­ne ka­bu­ğun­dan çık­mış da ka­bu­ğu­nu be­ğen­me­miş
ce­za çek­mek: 1) ha­pis­te yat­mak, 2) üzü­cü bir ola­yın et­ki­sin­den kur­tu­la­ma­mak, e.a. ce­za­sı­nı çek­mek
ce­za gör­mek: ken­di­si­ne ce­za ve­ril­mek, ce­za­lan­dı­rıl­mak
ce­za kes­mek (gö­rev­li ki­şi, bi­ri­ne): pa­ra ce­za­sı yaz­mak
ce­za­sı­nı bul­mak: hak et­ti­ği kö­tü so­na uğ­ra­mak
ce­za­sı­nı çek­mek: yap­tı­ğı yan­lış­tan do­ğan za­ra­ra, üzüntüye kat­lan­mak, e.a. ce­za çek­mek
ce­za­ya çarp­tı­rıl­mak: ce­za­lan­dı­rıl­mak, e.a. ce­za ye­mek
ce­za ye­mek: bk. ce­za­ya çarp­tı­rıl­mak
cıcığı çıkmak: çok yorulmak
cı­cı­ğı­nı çı­kar­mak: bk. ıcı­ğı­nı cı­cı­ğı­nı çı­kar­mak
cılk çık­mak: iyi ni­te­lik­li ol­du­ğu sa­nı­lan şey ya da ki­şi­nin, ku­sur­lu, bo­zuk, işe ya­ra­maz, güvenilmez ol­du­ğu an­la­şıl­mak
cıl­kı çık­mak: bo­zul­mak, doğ­ru ve uy­gun yo­lun­dan ay­rıl­mak
cın­cık bon­cuk: ya­lan­cı taş­lar­dan ya­pıl­mış kü­pe, kol­ye gi­bi şey­ler
cır cır öt­mek: ge­rek­li ge­rek­siz, yer­li yer­siz ko­nuş­mak
cı­va gi­bi: ye­rin­de dur­maz, ele avu­ca sığ­maz, çok ha­re­ket­li
cız etmek (içi): acı duymak
cız­la­mı çek­mek: kaç­mak, a.
ci­ci bi­ci: kü­çük ama gö­ze çar­pan renk­li süs eş­ya­sı; süs­lü giy­si
ci­ci­li bi­ci­li: gö­ze çar­pan süs­ler­le be­zen­miş, bezeli
ci­cim ayı: ev­li­li­ğin ilk haf­ta­la­rı
ci­ğer acı­sı : ev­lât acı­sı
ci­ğe­ri beş pa­ra et­me­mek: dü­zey­siz bir ki­şi ol­mak
ci­ğe­ri dağ­lan­mak: bk. ci­ğe­ri yan­mak
ci­ğe­ri ke­bap ol­mak: bk. ci­ğe­ri yan­mak
ci­ğe­ri­min kö­şe­si: sev­gi­de en de­ğer­li ye­ri ver­di­ğim ki­şi
ci­ğe­ri­ne iş­le­mek: bk. içi­ne iş­le­mek
ci­ğe­ri­ni del­mek (acık­lı bir du­rum): da­ya­nıl­maz üzün­tü ver­mek
ci­ğe­ri­ni oku­mak: onun ak­lın­dan ge­çen­le­ri bil­mek
ci­ğe­ri­ni yak­mak: bi­ri­nin bü­yük bir acı çek­me­si­ne ne­den ol­mak
ci­ğe­ri par­ça­lan­mak: bk. yü­re­ği par­ça­lan­mak
ci­ğe­ri sız­la­mak: de­rin bir acı­ma duy­gu­suy­la üzül­mek, e.a. yü­re­ği sız­la­mak
ci­ğe­ri yan­mak: bü­yük bir acı­ya uğ­ra­mak; çek­ti­ği acı­dan içi ya­nı­yor gi­bi ol­mak, e.a. ci­ğe­ri dağ­lan­mak; ci­ğe­ri ke­bap ol­mak
ci­ğer­le­ri bay­ram yap­mak: te­miz ha­va so­lu­mak
cim kar­nın­da nok­ta: top­lum­da yer edi­ne­me­miş, bil­gi­siz, ka­ra ca­hil
cin baş­ka, şey­tan baş­ka: se­nin için doğ­ru olan, onun için doğ­ru ola­maz
cin çarp­mak: boş ina­nı­şa gö­re, cin­ler yü­zün­den has­ta­lan­mak, sa­kat­lan­mak
cin çarp­mı­şa dön­mek: ne­ye uğ­ra­dı­ğı­nı bi­le­me­ye­cek ka­dar kö­tü bir du­ru­ma düş­mek
cin fi­kir­li: hem akıl­lı, hem ze­ki, hem kur­naz, e.a. cin gi­bi
cin gi­bi: bk. cin fi­kir­li
cin if­rit ol­mak: son de­re­ce kız­mak, öf­ke­len­mek
ci­ni te­pe­si­ne çık­mak: bk. cin­le­ri aya­ğa kalk­mak
cin­ler ci­rit oy­na­mak: kim­se­cik­ler yok, kor­ku ve­re­cek ka­dar ıs­sız, e.a. in cin yok; in cin top oy­nu­yor
cin­le­ri aya­ğa kalk­mak: çok si­nir­len­mek, öf­ke­len­mek, e.a.ci­ni te­pe­si­ne çık­mak; cin­le­ri ba­şı­na top­lan­mak; cin­le­ri ba­şı­na üşüş­mek; cin­le­ri tut­mak
cin­le­ri ba­şı­na top­lan­mak: bk. cin­le­ri aya­ğa kalk­mak
cin­le­ri ba­şı­na üşüş­mek: bk. cin­le­ri aya­ğa kalk­mak
cin­le­ri tut­mak: bk. cin­le­ri aya­ğa kalk­mak
cinsi cibilliyeti: aslı, soyu sopu
cin tut­mak: boş ina­nı­şa gö­re: de­lir­mek
ci­rit at­mak: çok sa­yı­da za­rar­lı ya­ra­tık (in­san ya da hay­van) or­ta­lı­ğı boş bu­lup is­te­di­ği gi­bi dav­ran­mak
cur­cu­na­ya çe­vir­mek: or­ta­lı­ğı söy­le­ne­nin an­la­şıl­ma­dı­ğı, gü­rül­tü­lü bir du­ru­ma ge­tir­mek
cüm­bür ce­ma­at: top­lu ola­rak, hep­si bir­den
cüm­büş yap­mak: top­lu hal­de, saz­lı söz­lü eğ­len­mek
cüp­pe gi­bi (giy­si): etek­le­ri yer­le­re kadar, çok geniş ve uzun