Dil Haşlama
Ç
çaba göstermek: bir işi başarmak için çalışmak,
uğraşmak
çabalama kaptan ben gidemem: zorlamanın yararı yok, bu işi yapacak güçte değilim.
çadır kurmak: sertleşen erkeklik organı giyside
kabartı yapmak, a.
çağ açmak: herhangi bir bakımdan ayrı olan yeni bir evrensel gidişe öncülük etmek
çağ atlamak: geri kaldığı konuda, önde gidenlere
yetişecek atılımı yapmak
çağlamadan çatlamak: tam olgunlaşmadan olgun davranışlarda bulunmak, büyüklük taslamak
çakal yağmuru: güneş varken yağan yağmur
çakar almaz :görünüşü sağlam gibi ama, bozuk, işe yaramaz.
çakı gibi: canlı ve atik
çakılıp kalmak: bir yerde uzun süre hareketsiz
durmak
çala kalem: gelişigüzel, durmadan yazarak
çala kamçı: sürekli kamçılayarak
çala kaşık: soluk almadan yiyerek
çala kürek: sürekli kürek çekerek
çala paça: zorla yürüterek, sürükleye sürükleye
çalgı çağanak: çalgı, neşe, gürültü hepsi bir arada
çalı çırpı: kuru, ince, dayanıksız
çalı idi çırpı idi evim idi ya, ayı idi uyu idi
kocam idi ya: derme çatma da olsa bir evim, kaba
saba da olsa bir kocam vardı, şimdi o günlerimi bile arar oldum
çalımına getirmek: tasarladığı bir iş için beliren fırsatı değerlendirmek, fırsatı kaçırmamak
çalımından geçilmemek: kibirinden, kurumundan
yanına yaklaşılmaz olmak
çalım satmak: sağladığı bir başarıyı üstünlük
gösterisine dönüştürüp büyüklük taslamak, e.a. caka satmak; fiyaka satmak
çalıp çırpmak: azına çoğuna bakmayıp ne bulursa
çalmak
çalmadan oynamak: 1) neşe, sevinç içinde olmak,
2) bir işe çok istekli görünmek
çalyaka etmek: yakalamak, yakasına yapışıp
götürmek
çam devirmek: karşısındakine dokunacak ya da kötü bir sonuç doğuracak söz söylemek, e.a. baltayı taşa vurmak; gaf yapmak; pot kırmak
çam sakızı gibi yapışmak: rahatını, huzurunu
kaçıracak kadar bir insanın peşinden ayrılmamak
çamura basıp çalıya asmak: 1) verilen işi üstünkörü, özensiz yapmak, 2) çamaşırı suyun temiz olup
olmadığına bakmadan yıkayıp, kuruması için rastgele bir yere sermek
çamura bulaşmak: kirli bir işe karışmak
çamur atmak: birini kötü bir işe karışmış göstermek, kara çalmak, lekelemek, e.a. leke sürmek
çamura yatmak: birtakım bahaneler ileri sürerek,
verdiği sözü yerine getirmemek, a.
çamurdan çekip çıkarmak: onurunu zedeleyecek bir durumdan kurtarmak
çamuru karnında, çiçeği burnunda: bk. çiçeği
burnunda, çamuru karnında
çam yarması: iri gövdeli insan
çanak açmak: bk. çanak tutmak
çanak ağızlı: 1) ağzı büyük, 2) sır saklamaz
çanak tutmak: davranışları ya da sözleriyle, kendisine kötü karşılıklar verilmesine yol açmak, e.a. çanak
açmak
çanak yalayıcı: dalkavuk
çan çan etmek: yüksek sesle ve sürekli konuşmak, gevezelik, e.a. çan çan ötmek
çan çan ötmek: bk. çan çan etmek
çangıl çungul: kulağa hoş gelmeyen kaba sesler çıkaran (çıkararak)
çanına ot tıkamak (birinin): sesini çıkaramayacak, eylemini sürdüremeyecek duruma getirmek
çantada keklik: elde edilmesi, elde edilmiş sayılacak kadar kolay, e.a. torbada keklik
Çapanoğlu’nun abdest suyu gibi: bz. imamın abdest suyu gibi
çapıtına çuluna, âşıklık ne halına: kendine bir
baksana, tasarladığın büyük işlere kalkışabilecek
durumda mısın
çapraza sarmak: işler içinden çıkılamayacak kadar kötülemek, e.a. iş sarpa sarmak
çapraz ateş: karşılıklı iki yönden gelen tehlike
çaptan düşmek: eski niteliğini yitirmek
çarçur etmek: önemsiz, gereksiz yerlere harcayıp
tüketmek
çarçur olmak: bir yarar sağlamadan harcanıp gitmek, ziyan olmak
çaresine bakmak: gerekeni yapmak, çözüm yolu
bulmak
çaresiz kalmak: çözüm yolu, çıkar yol bulamamak
çarıklı erkânıharp: okuyup yazması yok ama,
plânlar kurabilecek kadar kurnaz ve uyanık
çark etmek: 1) verdiği sözün tam tersini yapmak,
2) yüz geri dönmek
çarkına etmek (birinin): bir kimseye yolunda giden işlerini bozacak boyutta kötülük yapmak, zarara
sokmak, e.a. çarkına okumak; çarkına sıçmak, k.
çarkına okumak: bk. çarkına etmek
çarkına sıçmak (k.): bk. çarkına etmek
çarpık çurpuk: düzgün yanı yok, e.a. eğri büğrü;
eciş bücüş
çarşamba karısı: özensiz giyinmiş, saçı başı dağınık
çarşamba pazarı: ne varsa karmakarışık ortada
çatal avuç: iki avucu yanyana getirerek birleştirmek
çatal görmek: net görememek, bir şeyi iki görmek
çatal kazık: uyumsuz oldukları için işlerin düzgün
gitmesini engelleyen yetki sahipleri
çatık kaş: 1) kaşları birbirine çok yakın, 2) öfkeden kaşları birbirine yaklaşmış, e.a. çatık yüz; asık surat
çatık yüz: bk. çatık kaş; asık surat
çatır çatır çatlamak: 1) çatlamayan yanı kalmamak, 2) çok kıskanmak
çatır çatır sökmek: bir şeyi zorlayarak yerinden
çekip çıkarmak
çatıyı almak: yapıda çatıya ulaşmak; işin büyük
bölümünü tamamlamak
çat kapı: habersiz, zamansız, beklenmedik bir saatte gelen
çatlak ses: çoğunluğun onayladığı olumlu
düşüncelere, tutarsız gerekçelerle karşı çıkan
çatla patla: hırsından, öfkenden öl, geber
çatlasa da patlasa da: bu iş olacak: elinden ne
geliyorsa yapsın, istediği kadar karşı gelsin
çat orda, çat burda, çat kapı ardında: bir yerde
durmaz, çok sık yer değiştirir, ara ki bulasın
çat pat: 1) ara sıra, 2) biraz, az çok, yalan yanlış (yabancı dilde konuşma derecesi), e.a. çatra patra
çatra patra: bk. çat pat
çattık teyellemesi kaldı: zaten zor durumdaydık, daha da zorlanacağız öyle anlaşılıyor
çaydan geçip derede boğulmak: işin zor yanını
atlatmışken önemsiz bir nedenden başarısızlığa
uğramak
çayı görmeden paçaları sıvamak: bk. dereyi
görmeden paçaları sıvamak
çay kenarında kuyu kazmak: daha kolay elde etmek varken zor yolları denemek
çay vermek: konuklara çay ve çeşitli yiyeceklerin
sunulduğu toplantı düzenlemek
çehre züğürdü: yüzü çirkin
çek arabanı: git buradan, uzaklaş
çekeceği olmak: başına birtakım dertler geleceği
anlaşılır olmak
çekidüzen vermek: üstüne başına, ortalığa: derleyip toplamak, düzgün, düzenli duruma getirmek, dağınıklığı gidermek
çekip çevirmek: bir kişi ya da kurumu düzenli,
tutumlu yönetilir duruma getirmek ve öyle de
yönetmek
çekip gitmek: bk. basıp gitmek
çekirdekten yetişme:mesleğini küçük yaşta başladığı işin içinde çalışarak öğrenmiş olan
çekişe çekişe pazarlık: ne yapıp yapıp satıcının
verdiği fiyatın altında almaya çalışmak
çeki taşı gibi: ağır, kımıldamaz
çekiver kuyruğunu: artık ondan hayır bekleme; yok say, unut gitsin onu
çekiye gelmemek: 1) hiçbir ölçü ona uymamak,
2) düzen verilememek, bir düzene girememek
çelme takmak: 1) yürüyen bir kimseyi ayağına ayak uzatarak düşürmeye çalışmak, 2) bir kimsenin iyi
giden, yolunda yürüyen işlerini bozacak davranışta
bulunmak
çembere almak (bir yeri): kuşatmak, çepeçevre sarmak
çene çalmak: önemsiz, sıradan konuları oturup dostça, arkadaşça konuşarak vakit geçirmek, e.a. çene
yarıştırmak
çenesi açılmak: sessiz sakin dinlerken, sözü kimseye bırakmaz olmak, hep o konuşur olmak
çenesi atmak: can çekişirken: çenesi titremek
çenesi durmamak: sürekli konuşmak, çenesi hiç kapanmamak
çenesi düşük: gereksiz konularda uzun uzun konuşan, susmak nedir bilmeyen
çenesi kitlenmek: alt ve üst çeneleri sımsıkı kapanıp, ağzını açamaz, konuşamaz duruma gelmek, çeneleri oynamamak
çenesi kuvvetli: ilgiyle dinlenen konular bulup bunları anlatmaktan, konuşmaktan yorulmayan
çenesini bağlamak: bir kimsenin ölümünü istemek
çenesini bıçak açmamak: sıkıntı ya da üzüntüden
konuşmamak
çenesini dağıtmak (birinin): çenesine güçlü bir
yumruk vurmak
çenesini kapatmak: susturmak
çenesini tutmak: bk. ağzını tutmak
çenesi oynamak: ağzında bir şeyler çiğner olmak
çenesi pırtı: çok konuşan
çene yarıştırmak: karşılıklı gevezelik etmek,
bk. çene çalmak
çeneye kuvvet: konuşma gücünü göstererek,
durmamacasına konuşup anlatarak
çene yormak: boşuna konuşmak, bir etkisi olmadığı halde aynı şeyi söyleyip durmak
çengelde kokmuş etim yok: hayırlı bir kısmet çıkar elbet, kızımı şu an evlendirmek niyetinde değilim
çer çöp: ince, kuru çalı çırpı kırıntısı, dal parçaları
çerden çöpten: dayanıksız, çürük, niteliksiz
çeşmeye gitse çeşme kuruyacak: çok talihsiz
çeşni tutmak: fırıncılıkta birbirine karıştırılacak
unların oranını saptamak
çeteleye dönmek (insanın yüzü ya da vücudunun
herhangi bir yeri için): üzerinde birçok çizikler,
kesikler ya da sıyrıklar olmak veya herhangi bir etkenle oluşmak
çetin ceviz: 1) inandığından, bildiğinden,
düşüncesinden kolaylıkla vazgeçmeyen kişi,
2) uğraştırıcı, zor iş
çevir kazı yanmasın: dokunacak, yersiz bir söz
söylediğini fark ettin, şimdi lâfı çevir bakalım
çeyiz çemen: eksiksiz, bol çeyiz
çıban başı: her an bir sorun yaratmaya, patlamaya
hazır durum, konu
çıbanın başını koparmak: patlamaya hazır bir
konuyu, durumu kurcalayarak sorun çıkmasına neden olmak
çıfıt çarşısı: 1) türlü şeylerin karmakarışık bir
durumda bulunduğu yer, 2) düzen, dolap, entrikanın döndüğü yer
çığır açmak: bir alanda, kendisinden sonra izlenecek yeni bir yöntem başlatmak
çığırından çıkmak: iş doğru ve uygun yolundan
ayrılmak, amacından uzaklaşmak, düzeltilmesi zor bir durum almak, e.a. iş çığırından çıkmak; iş şirazeden çıkmak; şirazeden çıkmak; raydan çıkmak; rayından çıkmak
çığlık koparmak: kulak tırmalayıcı sesler çıkararak acı acı bağırmak
çıkar yol: bir sorunun çözümünü sağlayacak yöntem, çare, e.a. çıkış yolu
çıkış almak: işten ayrılmak
çıkış yapmak: bir tartışmada ya da konuşma sırasında, karşı düşüncede olanları alt etmek için sert sözler
söylemek
çıkış yolu bk. çıkar yol
çıkmaza girmek: çözümlenemeyecek, içinden
çıkılamayacak bir duruma düşmek, k.a. çıkmaza sokmak
çıkmaza sokmak: bk. çıkmaza girmek
çıkmaz ayın son çarşambası: hiç olmayacak bir iş için verilen, hiç gelmeyecek sözde bir zaman
çıktı dokuza, inmez sekize: inatçı, dediği dedik, kendi bildiğinde direniyor
çın çın inletmek: gür ve tiz ses çıkarmak
çın çın ötmek: sürekli olarak keskin, tiz ses çıkarmak
çıngar çıkarmak: kavga, gürültüye neden olmak
çıngar kopmak: kavga, gürültü çıkmak
çın sabah: sabahın en erken zamanı
çırak çıkarmak: ortağına kazançtan çok az pay
vererek ya da hiç vermeyip zarara sokarak ortaklığı bozmak
çırak etmek: bir ustanın yanında uzun süre çalıştıktan sonra kendi işini kurabilecek beceriye erişmiş olan
kişiye, bağımsız çalışması için izin vermek
çıt çıkmamak: en ufak bir ses bile duyulmamak
çıtı pıtı: ufak tefek ve sevimli
çiçeği burnunda: çamuru karnında: taptaze, yeni
koparılmış, körpe; deneyimsiz; haber niteliği taşıyan yeni bir olay, e.a. çamuru karnında, çiçeği burnunda
çiçek olmak: yaşına, durumuna uymayan aşırı
davranışlarda bulunmak
çift çubuk: çiftçilikte kullanılan her türlü araç, gereç
çift dikiş: aynı sınıfta üst üste iki yıl okuma, a.
çifte atmak: 1) arka iki ayağıyla vurmak (at, eşek,
katır), 2) horlanan kişi beklenmedik bir zamanda tepki göstermek
çifte kavrulmuş: 1) bir tür sert ve ufak kesilmiş lokum, 2) çok pişkin (kimse), 3) çok çile çekmiş, acılar yaşamış (kimse)
çifte kumrular: çok sevişen, birbirinden ayrılmayan kimseler
çift görmek: sarhoş olmak
çiğ çiğ yemek: birine, onu parçalayıp öldürecek kadar kızmak
çiğden vermek: askerlikte ya da yardımlaşmada
yiyecek karşılığını para olarak ödemek
çiğ iplik: bükülmemiş iplik
çiğ iplikle bağlamak: bk. pamuk ipliğiyle bağlamak
çiğ kaçmak: söz, davranış: yersiz, yakışıksız olmak
çiğlik etmek: kendisinden beklenen olgunluğu
gösterememek
çiğneyip geçmek: 1) yolu üzerindeki dostuna
uğramamak, 2) işini başvurması gereken yerine onun üstündeki kişiyle çözümlemek
çiğ renk: saf, katıksız renk
çiğ süt emmiş ( insanoğlu): insanlardan tam bir
doğruluk beklenmez
çiğ yemedim ki karnım ağrısın: neden korkayım, suç işlemedim ki
çile çekmek: yaşamı büyük sıkıntı ve üzüntü içinde geçmek
çile çıkarmak: bk. çile doldurmak
çileden çıkmak: olup bitenler karşısında sabrı taşıp sert bir biçimde karşılık vermek
çile doldurmak: belirli bir süre dayanması gereken
sıkıntının sona ermesini beklemek, e.a. çile çıkarmak
çilingir sofrası: fazla meze çeşidi bulunmayan içki sofrası ya da üzerine meze ve içki konmuş tepsi
çil yavrusu gibi dağılmak: insan, hayvan: kalabalığı oluşturanların her biri bir yana kaçışmak
çimdik atmak: çimdiklemek, e.a. çimdik basmak
çimdik basmak: bk. çimdik atmak
çingene borcu: tutarları az, dağınık borçların bütünü
Çingene çalar, Kürt oynar: 1) darmadağınık, eşyası karışık yer, 2) kimin ne yaptığı belli olmayan, düzensiz toplantı
çingene çergesi: pis ve derme çatma bir yer
çingene çorbası: bir sorunu çözmek isterken daha
karmaşık duruma gelmesine neden olan birbiriyle
ilgisiz ve tutarsız öneriler
çingene düğünü: gürültü, patırtı arasında yapılan
toplantı
çingene kavgası: önemsiz bir nedenle başlayıp
gittikçe kızışan, yakası açılmadık laflar ve küfürlerle büyüyen ağız dalaşı
çingene maşası: sıska, kara kuru, çirkin (kadın ya da erkek)
çingene parası: bozuk para, ufaklık
çingene pembesi: göz alıcı, çiğ pembe renk, e.a. çingene sarısı
çingene sarısı: bk. çingene pembesi
çiriş çanağı gibi: yapışkan ve acı
çirkefe taş atmak: edepsiz, kavgacı bir kimsenin tepkisine yol açacak bir davranışta bulunmak, e.a. çirkefi üzerine sıçratmak
çirkefi üzerine sıçratmak: bkz. çirkefe taş atmak
çirkin kaçmak: bir söz ya da davranış yakışık
almamak; hoş karşılanmamak, hoş olmayan bir durum yaratmak
çişini söylemek: çocuk: işemesi gerektiğini anlamaya ve bunu büyüklerine belirtmeye başlaması
çitlembik gibi: ufak tefek, esmer ve sevimli
çivi gibi: 1) çok sağlam ve çevik insan, :2) çok soğuk
çivi gibi olmak: 1) sertleşmek, güçlenmek,
sağlamlaşmak, 2) el, ayak ve parmak: çok üşümek, donmak
çivi kesmek: çok üşümek, soğuktan donacak duruma gelmek
çivi sokmak: bir işin olmasında engel, güçlük
çıkarmak
çizmeden yukarı çıkmak: bilmediği, aklının ermediği işe karışmak, yetkisini aşmak
çoban aldı bağa gitti, kurt aldı dağa gitti: varlığından, kazancından başkaları yararlandı, kendisine bir şey kalmadı.
çoban kulübesinde padişah rüyası görmek: durumuna bakmayıp büyük düşler kurmak
çocukla çocuk, büyükle büyük olmak: bulunduğu
ortama ya da çevresindeki insanlara uymak, onlarla kaynaşmak
çocuklar başı Deli Ömer: çocuksu işler yapmayı, çocuk gibi davranmayı, çocukların oyunlarına
katılmayı seven yaşlı adam
çocukluğu tutmak: çocuksu davranışlarda bulunmak, çocuğun yapacağı şeyleri yapmak
çocukluk etmek: gereği gibi düşünmeden iş yapmak, tecrübesizce davranmak
çocuk oyuncağı: çok basit, kullanması çok kolay, önemsiz
çocuk oyuncağı haline getirmek: önemli bir işi, yeteneksizlerin elinde sıradan bir iş durumuna düşürmek
çocuk peydahlamak: evli olmayan kadın gebe kalmak
çocuk ruhlu: çocuklara benzeyen bir iç dünyası olan, çocuksu davranışlarda bulunan
çoğa varmak: ölçüyü aşmak, aşırı davranmak, gereğinden çok yapmak, fazla kaçırmak
çoğu gitti azı kaldı: yapılmakta olan işin en önemli, en güç bölümü bitti, gerisi kolay
çok görmek: 1) bir şeyi, bir kimseden esirgemek, 2) bir kimsenin bir davranışını, ondan ummadığı için yadırgamak
çok olmak (biri): davranışları biri ya da birileri için dayanılmaz hale gelmek, e.a. fazla gelmek (2)
çok şey: vay canına; şaşmamak elde değil; inanılmaz; beklenir bir şey olamaz bu
çok şükür: Tanrı verdiği nimetlerle bizi hoşnut ediyor
çoluk çocuğa karışmak: evlenip, dünyaya gelen çocuklarıyla uğraşır olmak
çoluk çocuk: 1) çocuklarla birlikte aile topluluğu, 2) bir işte gereken deneyimi kazanmamış, henüz işe aklı ermeyen çocuklar, gençler
çoluk çocuk elinde kalmak: deneyimsiz, çok genç kişilerin yönetimine, yardımına katlanır olmak
çomak sokmak: bk. tekerine çomak sokmak
çorap kaçmak: bir çorabın örgüsü, uzunlamasına açılmak
çorap söküğü gibi gitmek: başlayan bir iş ya da birbirine bağlı birçok iş arka arkaya ve kolayca devam etmek
çorbada tuzu bulunmak: bir iş ya da göreve az da olsa emeği geçmiş olmak, katkısı olmak
çorba içmeye çağırmak: yemeğe davet etmek
çorba olmak: karmakarışık, içinden çıkılmaz bir durum almak, e.a. çorbaya dönmek
çorbaya dönmek: bk. çorba olmak
çömleği kırmak: kıçüstü düşmek, e.a. kâseyi kırmak
çömlek hesabı: basit ve güvenilmez hesap
çöp atlamaz: gözünden hiçbir şey kaçmaz, çok dikkatli, aldatılmaz
çöplük horuzu: güzeli çirkini ayırt etmeyen kadın düşkünü erkek, zampara
çöpten çelebi: çok zayıf, güçsüz kişi
çör çöp: bk. çer çöp; çalı çırpı
çörden çöpten: bkz. çerden çöpten
çözüm yolu: bir güçlüğü ortadan kaldırmanın girişimi, eylemi, işlemi, yöntemi, biçimi
çubuğunu tüttürmek: üzüntüsüz, kaygısız yaşamak
çuhasını giymedikse kenarını kuşandık: 1) bu konuda ben de bilgiliyim, deneyim sahibiyim, 2) biliyorum, bir benzerini ben de kullandım
çukurunu kazmak (birinin): yıkımına, büyük zarara uğramasına yol açacak kötülükler tasarlamak
çul tutmaz: ne kazanırsa harcayan, bir şey sahibi olamayan
çulu düzmek: 1) giyimi kuşamı düzelmek, güzel giyinmeye başlamak, 2) parasal durumu iyileşmek
çük kadar: çok küçük, küçücük
çürüğe çıkmak: 1) işe yaramadığı anlaşıldığından. kullanılmayıp bir yana ayrılmak, 2) sağlık durumu elverişsiz olduğu için askerlik görevinden bağışık tutulmak
çürük çarık: her yanı kırık, eski olan (şey); içlerinde sağlam, işe yarar olanı bulunmayan (şeyler)
çürük çıkmak: sağlam olmadığı anlaşılmak
çürük tahtaya basmak: tedbirsizlik edip sonu tehlikeli olabilecek bir öneriyi kabul etmek ya da böyle bir işe girişmek