Dil Haşlama

Ç

ça­ba gös­ter­mek: bir işi ba­şar­mak için ça­lış­mak,
uğ­raş­mak
ça­ba­la­ma kap­tan ben gi­de­mem: zor­la­ma­nın ya­ra­rı yok, bu işi ya­pa­cak güç­te de­ği­lim.
ça­dır kur­mak: sert­le­şen er­kek­lik or­ga­nı giy­si­de
ka­bar­tı yap­mak, a.
çağ aç­mak: her­han­gi bir ba­kım­dan ay­rı olan ye­ni bir ev­ren­sel gi­di­şe ön­cü­lük et­mek
çağ at­la­mak: ge­ri kal­dı­ğı ko­nu­da, ön­de gi­den­le­re
ye­ti­şe­cek atı­lı­mı yap­mak
çağ­la­ma­dan çat­la­mak: tam olgunlaşmadan ol­gun dav­ra­nış­lar­da bu­lun­mak, bü­yük­lük tas­la­mak
çakal yağmuru: güneş varken yağan yağmur
ça­kar al­maz :gö­rü­nü­şü sağ­lam gi­bi ama, bo­zuk, işe ya­ra­maz.
çakı gibi: canlı ve atik
ça­kı­lıp kal­mak: bir yer­de uzun sü­re ha­re­ket­siz
dur­mak
ça­la ka­lem: ge­li­şi­gü­zel, dur­ma­dan ya­za­rak
ça­la kam­çı: sürekli kam­çı­la­ya­rak
ça­la ka­şık: so­luk al­ma­dan yi­ye­rek
ça­la kü­rek: sü­rek­li kü­rek çe­ke­rek
ça­la pa­ça: zor­la yü­rü­te­rek, sü­rük­le­ye sü­rük­le­ye
çal­gı ça­ğa­nak: çal­gı, ne­şe, gü­rül­tü hep­si bir ara­da
ça­lı çır­pı: ku­ru, in­ce, da­ya­nık­sız
ça­lı idi çır­pı idi evim idi ya, ayı idi uyu idi
ko­cam idi ya: der­me çat­ma da ol­sa bir evim, ka­ba
sa­ba da ol­sa bir ko­cam var­dı, şim­di o gün­le­ri­mi bi­le arar ol­dum
ça­lı­mı­na ge­tir­mek: ta­sar­la­dı­ğı bir iş için be­li­ren fır­sa­tı de­ğer­len­dir­mek, fır­sa­tı ka­çır­ma­mak
ça­lı­mın­dan ge­çil­me­mek: ki­bi­rin­den, ku­ru­mun­dan
ya­nı­na yak­la­şıl­maz ol­mak
ça­lım sat­mak: sağ­la­dı­ğı bir ba­şa­rı­yı üs­tün­lük
gös­te­ri­si­ne dö­nüş­tü­rüp bü­yük­lük tas­la­mak, e.a. ca­ka sat­mak; fi­ya­ka sat­mak
ça­lıp çırp­mak: azı­na ço­ğu­na bak­ma­yıp ne bu­lur­sa
çal­mak
çal­ma­dan oy­na­mak: 1) ne­şe, se­vinç için­de ol­mak,
2) bir işe çok is­tek­li gö­rün­mek
çal­ya­ka et­mek: ya­ka­la­mak, ya­ka­sı­na ya­pı­şıp
gö­tür­mek
çam de­vir­mek: kar­şı­sın­da­ki­ne do­ku­na­cak ya da kö­tü bir so­nuç do­ğu­ra­cak söz söy­le­mek, e.a. bal­ta­yı ta­şa vur­mak; gaf yap­mak; pot kır­mak
çam sa­kı­zı gi­bi ya­pış­mak: ra­ha­tı­nı, hu­zu­ru­nu
ka­çı­ra­cak ka­dar bir in­sa­nın pe­şin­den ay­rıl­ma­mak
ça­mu­ra ba­sıp ça­lı­ya as­mak: 1) ve­ri­len işi üs­tün­kö­rü, özen­siz yap­mak, 2) ça­ma­şı­rı su­yun te­miz olup
ol­ma­dı­ğı­na bak­ma­dan yı­ka­yıp, ku­ru­ma­sı için rast­ge­le bir ye­re ser­mek
ça­mu­ra bu­laş­mak: kir­li bir işe ka­rış­mak
ça­mur at­mak: bi­ri­ni kö­tü bir işe ka­rış­mış gös­ter­mek, ka­ra çal­mak, le­ke­le­me­k, e.a. le­ke sür­mek
ça­mu­ra yat­mak: bir­ta­kım ba­ha­ne­ler ile­ri sü­re­rek,
ver­di­ği sö­zü ye­ri­ne ge­tir­me­mek, a.
ça­mur­dan çe­kip çı­kar­mak: onu­ru­nu ze­de­le­ye­cek bir du­rum­dan kur­tar­mak
ça­mu­ru kar­nın­da, çi­çe­ği bur­nun­da: bk. çi­çe­ği
bur­nun­da, ça­mu­ru kar­nın­da
çam yarması: iri gövdeli insan
ça­nak aç­mak: bk. ça­nak tut­mak
ça­nak ağız­lı: 1) ağ­zı bü­yük, 2) sır sak­la­maz
ça­nak tut­mak: dav­ra­nış­la­rı ya da söz­le­riy­le, ken­di­si­ne kö­tü kar­şı­lık­lar ve­ril­me­si­ne yol aç­mak, e.a. ça­nak
aç­mak
ça­nak ya­la­yı­cı: dal­ka­vuk
çan çan et­mek: yük­sek ses­le ve sü­rek­li ko­nuş­mak, gevezelik, e.a. çan çan ötmek
çan çan öt­mek: bk. çan çan et­mek
çan­gıl çun­gul: ku­la­ğa hoş gel­me­yen ka­ba ses­ler çı­ka­ran (çı­ka­ra­rak)
ça­nı­na ot tı­ka­mak (bi­ri­nin): se­si­ni çı­ka­ra­ma­ya­cak, ey­le­mi­ni sür­dü­re­me­ye­cek du­ru­ma ge­tir­mek
çan­ta­da kek­lik: el­de edil­me­si, el­de edil­miş sa­yı­la­cak ka­dar ko­lay, e.a. tor­ba­da kek­lik
Ça­pa­noğ­lu’nun abdest su­yu gi­bi: bz. ima­mın abdest su­yu gi­bi
ça­pı­tı­na çu­lu­na, âşık­lık ne ha­lı­na: ken­di­ne bir
bak­sa­na, ta­sar­la­dı­ğın bü­yük iş­le­re kal­kı­şa­bi­le­cek
du­rum­da mı­sın
çap­ra­za sar­mak: iş­ler için­den çı­kı­la­ma­ya­cak ka­dar kö­tü­le­mek, e.a. iş sarpa sarmak
çap­raz ateş: kar­şı­lık­lı iki yön­den ge­len teh­li­ke
çap­tan düş­mek: es­ki ni­te­li­ği­ni yi­tir­mek
çar­çur et­mek: önem­siz, ge­rek­siz yer­le­re har­ca­yıp
tü­ket­mek
çar­çur ol­mak: bir ya­rar sağ­la­ma­dan har­ca­nıp git­mek, zi­yan ol­mak
ça­re­si­ne bak­mak: ge­re­ke­ni yap­mak, çö­züm yo­lu
bul­mak
ça­re­siz kal­mak: çö­züm yo­lu, çı­kar yol bu­la­ma­mak
ça­rık­lı er­kâ­nı­harp: oku­yup yaz­ma­sı yok ama,
plân­lar ku­ra­bi­le­cek ka­dar kur­naz ve uya­nık
çark et­mek: 1) ver­di­ği sö­zün tam ter­si­ni yap­mak,
2) yüz ge­ri dön­mek
çar­kı­na et­mek (birinin): bir kimseye yo­lun­da gi­den iş­le­ri­ni bo­za­cak boyutta kö­tü­lük yapmak, za­ra­ra
sok­mak, e.a. çar­kı­na oku­mak; çar­kı­na sıç­mak, k.
çar­kı­na oku­mak: bk. çar­kı­na et­mek
çar­kı­na sıç­mak (k.): bk. çar­kı­na et­mek
çar­pık çur­puk: düz­gün ya­nı yok, e.a. eğ­ri büğ­rü;
eciş bü­cüş
çar­şam­ba ka­rı­sı: özen­siz gi­yin­miş, sa­çı ba­şı da­ğı­nık
çar­şam­ba pa­za­rı: ne var­sa kar­ma­ka­rı­şık or­ta­da
ça­tal avuç: iki avu­cu yan­ya­na ge­ti­re­rek bir­leş­tir­mek
ça­tal gör­mek: net gö­re­me­mek, bir şe­yi iki gör­mek
ça­tal ka­zık: uyum­suz ol­duk­la­rı için iş­le­rin düz­gün
git­me­si­ni en­gel­le­yen yet­ki sa­hip­le­ri
ça­tık kaş: 1) kaş­la­rı bir­bi­ri­ne çok ya­kın, 2) öf­ke­den kaş­la­rı bir­bi­ri­ne yak­laş­mış, e.a. ça­tık yüz; asık su­rat
ça­tık yüz: bk. ça­tık kaş; asık su­rat
ça­tır ça­tır çat­la­mak: 1) çat­la­ma­yan ya­nı kal­ma­mak, 2) çok kıs­kan­mak
ça­tır ça­tır sök­mek: bir şe­yi zor­la­ya­rak ye­rin­den
çe­kip çı­kar­mak
ça­tı­yı al­mak: ya­pı­da ça­tı­ya ulaş­mak; işin bü­yük
bö­lü­mü­nü ta­mam­la­mak
çat ka­pı: ha­ber­siz, za­man­sız, bek­len­me­dik bir sa­at­te ge­len
çat­lak ses: ço­ğun­lu­ğun onay­la­dı­ğı olum­lu
dü­şün­ce­le­re, tu­tar­sız ge­rek­çe­ler­le kar­şı çı­kan
çat­la pat­la: hır­sın­dan, öf­ken­den öl, geber
çat­la­sa da pat­la­sa da: bu iş olacak: elin­den ne
ge­li­yor­sa yap­sın, is­te­di­ği ka­dar kar­şı gel­sin
çat or­da, çat bur­da, çat ka­pı ar­dın­da: bir yer­de
dur­maz, çok sık yer de­ğiş­ti­rir, ara ki bu­la­sın
çat pat: 1) ara sı­ra, 2) bi­raz, az çok, ya­lan yan­lış (ya­ban­cı dil­de ko­nuş­ma de­re­ce­si), e.a. çat­ra pat­ra
çat­ra pat­ra: bk. çat pat
çat­tık te­yel­le­me­si kal­dı: za­ten zor du­rum­day­dık, da­ha da zor­la­na­ca­ğız öy­le an­la­şı­lı­yor
çay­dan ge­çip de­re­de bo­ğul­mak: işin zor ya­nı­nı
at­lat­mış­ken önem­siz bir ne­den­den ba­şa­rı­sız­lı­ğa
uğ­ra­mak
ça­yı gör­me­den pa­ça­la­rı sı­va­mak: bk. de­re­yi
gör­me­den pa­ça­la­rı sı­va­mak
çay ke­na­rın­da ku­yu kaz­mak: da­ha ko­lay el­de et­mek var­ken zor yol­la­rı de­ne­mek
çay ver­mek: ko­nuk­la­ra çay ve çe­şit­li yi­ye­cek­le­rin
su­nul­du­ğu top­lan­tı dü­zen­le­mek
çeh­re zü­ğür­dü: yü­zü çir­kin
çek ara­ba­nı: git bu­ra­dan, uzak­laş
çe­ke­ce­ği ol­mak: ba­şı­na bir­ta­kım dert­ler ge­le­ce­ği
an­la­şı­lır ol­mak
çe­ki­dü­zen ver­mek: üs­tü­ne ba­şı­na, or­ta­lı­ğa: der­le­yip top­la­mak, düz­gün, dü­zen­li du­ru­ma ge­tir­mek, dağınıklığı gidermek
çe­kip çe­vir­mek: bir ki­şi ya da ku­ru­mu dü­zen­li,
tu­tum­lu yö­ne­ti­lir du­ru­ma ge­tir­mek ve öy­le de
yö­net­mek
çe­kip git­mek: bk. ba­sıp git­mek
çe­kir­dek­ten ye­tiş­me:mes­le­ği­ni kü­çük yaş­ta baş­la­dı­ğı işin için­de ça­lı­şa­rak öğ­ren­miş olan
çe­ki­şe çe­ki­şe pa­zar­lık: ne yapıp yapıp sa­tı­cı­nın
ver­di­ği fi­ya­tın al­tın­da al­ma­ya ça­lış­mak
çe­ki ta­şı gi­bi: ağır, kı­mıl­da­maz
çe­ki­ver kuy­ru­ğu­nu: ar­tık on­dan ha­yır bek­le­me; yok say, unut gitsin onu
çe­ki­ye gel­me­mek: 1) hiç­bir öl­çü ona uy­ma­mak,
2) dü­zen ve­ri­le­me­mek, bir dü­ze­ne gi­re­me­mek
çel­me tak­mak: 1) yürüyen bir kim­se­yi aya­ğı­na ayak uza­ta­rak dü­şür­me­ye ça­lış­mak, 2) bir kim­se­nin iyi
gi­den, yolunda yürüyen iş­le­ri­ni bo­za­cak dav­ra­nış­ta
bu­lun­mak
çem­be­re al­mak (bir ye­ri): ku­şat­mak, çepeçevre sarmak
çe­ne çal­mak: önem­siz, sı­ra­dan ko­nu­la­rı otu­rup dost­ça, ar­ka­daş­ça ko­nu­şa­rak va­kit ge­çir­mek, e.a. çe­ne
ya­rış­tır­mak
çe­ne­si açıl­mak: ses­siz sa­kin din­ler­ken, sö­zü kim­se­ye bı­rak­maz ol­mak, hep o konuşur olmak
çenesi atmak: can çekişirken: çenesi titremek
çe­ne­si dur­ma­mak: sü­rek­li ko­nuş­mak, çenesi hiç kapanmamak
çe­ne­si dü­şük: ge­rek­siz ko­nu­lar­da uzun uzun ko­nu­şan, sus­mak nedir bil­me­yen
çe­ne­si kit­len­mek: alt ve üst çe­ne­le­ri sım­sı­kı ka­pa­nıp, ağ­zı­nı aça­maz, ko­nu­şa­maz du­ru­ma gel­mek, çe­ne­le­ri oy­na­ma­mak
çe­ne­si kuv­vet­li: il­giy­le din­le­nen ko­nu­lar bu­lup bun­la­rı an­lat­mak­tan, ko­nuş­mak­tan yo­rul­ma­yan
çe­ne­si­ni bağ­la­mak: bir kim­se­nin ölü­mü­nü is­te­mek
çe­ne­si­ni bı­çak aç­ma­mak: sı­kın­tı ya da üzün­tü­den
ko­nuş­ma­mak
çe­ne­si­ni da­ğıt­mak (bi­ri­nin): çe­ne­si­ne güç­lü bir
yum­ruk vur­mak
çe­ne­si­ni ka­pat­mak: sus­tur­mak
çe­ne­si­ni tut­mak: bk. ağ­zı­nı tut­mak
çe­ne­si oy­na­mak: ağ­zın­da bir şey­ler çiğ­ner ol­mak
çenesi pırtı: çok konuşan
çe­ne ya­rış­tır­mak: kar­şı­lık­lı ge­ve­ze­lik et­mek,
bk. çe­ne çal­mak
çe­ne­ye kuv­vet: ko­nuş­ma gü­cü­nü gös­te­re­rek,
dur­ma­ma­ca­sı­na ko­nu­şup an­la­ta­rak
çe­ne yor­mak: bo­şu­na ko­nuş­mak, bir et­ki­si ol­ma­dı­ğı hal­de ay­nı şe­yi söy­le­yip dur­mak
çen­gel­de kok­muş etim yok: ha­yır­lı bir kıs­met çı­kar el­bet, kı­zı­mı şu an ev­len­dir­mek ni­ye­tin­de de­ği­lim
çer çöp: in­ce, ku­ru ça­lı çır­pı kı­rın­tı­sı, dal par­ça­la­rı
çer­den çöp­ten: da­ya­nık­sız, çü­rük, ni­te­lik­siz
çeş­me­ye git­se çeş­me ku­ru­ya­cak: çok ta­lih­siz
çeş­ni tut­mak: fı­rın­cı­lık­ta bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­rı­la­cak
un­la­rın ora­nı­nı sap­ta­mak
çe­te­le­ye dön­mek (in­sa­nın yü­zü ya da vü­cu­du­nun
her­han­gi bir ye­ri için): üze­rin­de bir­çok çi­zik­ler,
ke­sik­ler ya da sıy­rık­lar ol­mak veya herhangi bir etkenle oluşmak
çe­tin ce­viz: 1) inan­dı­ğın­dan, bil­di­ğin­den,
dü­şün­ce­sin­den ko­lay­lık­la vaz­geç­me­yen ki­şi,
2) uğ­raş­tı­rı­cı, zor iş
çe­vir ka­zı yan­ma­sın: do­ku­na­cak, yer­siz bir söz
söy­le­di­ği­ni fark et­tin, şim­di lâ­fı çe­vir ba­ka­lım
çe­yiz çe­men: ek­sik­siz, bol çe­yiz
çı­ban ba­şı: her an bir so­run ya­rat­ma­ya, pat­la­ma­ya
 ha­zır du­rum, ko­nu
çı­ba­nın ba­şı­nı ko­par­mak: pat­la­ma­ya ha­zır bir
ko­nu­yu, du­ru­mu kur­ca­la­ya­rak so­run çık­ma­sı­na ne­den ol­mak
çı­fıt çar­şı­sı: 1) tür­lü şey­le­rin kar­ma­ka­rı­şık bir
du­rum­da bu­lun­du­ğu yer, 2) dü­zen, do­lap, ent­ri­ka­nın dön­dü­ğü yer
çı­ğır aç­mak: bir alan­da, ken­di­sin­den son­ra iz­le­ne­cek ye­ni bir yön­tem baş­lat­mak
çı­ğı­rın­dan çık­mak: iş doğ­ru ve uy­gun yo­lun­dan
ay­rıl­mak, ama­cın­dan uzak­laş­mak, dü­zel­til­me­si zor bir du­rum al­mak, e.a. iş çı­ğı­rın­dan çık­mak; iş şi­ra­ze­den çık­mak; şi­ra­ze­den çık­mak; ray­dan çık­mak; ra­yın­dan çık­mak
çığ­lık ko­par­mak: ku­lak tır­ma­la­yı­cı ses­ler çı­ka­ra­rak acı acı ba­ğır­mak
çı­kar yol: bir so­ru­nun çö­zü­mü­nü sağ­la­ya­cak yön­tem, ça­re, e.a. çı­kış yo­lu
çı­kış al­mak: iş­ten ay­rıl­mak
çı­kış yap­mak: bir tar­tış­ma­da ya da ko­nuş­ma sı­ra­sın­da, kar­şı dü­şün­ce­de olan­la­rı alt et­mek için sert söz­ler
söy­lem­ek
çı­kış yo­lu  bk. çı­kar yol
çık­ma­za gir­mek: çö­züm­le­ne­me­ye­cek, için­den
çı­kı­la­ma­ya­cak bir du­ru­ma düş­mek, k.a. çıkmaza sokmak
çıkmaza sokmak: bk. çıkmaza girmek
çık­maz ayın son çar­şam­ba­sı: hiç olmayacak bir iş için ve­ri­len, hiç gel­me­ye­cek söz­de bir za­man
çık­tı do­ku­za, in­mez se­ki­ze: inat­çı, de­di­ği de­dik, ken­di bil­di­ğin­de di­re­ni­yor
çın çın in­let­mek: gür ve tiz ses çı­kar­mak
çın çın öt­mek: sü­rek­li ola­rak kes­kin, tiz ses çı­kar­mak
çın­gar çı­kar­mak: kav­ga, gü­rül­tü­ye ne­den ol­mak
çın­gar kop­mak: kav­ga, gü­rül­tü çık­mak
çın sa­bah: sa­ba­hın en er­ken za­ma­nı
çı­rak çı­kar­mak: or­ta­ğı­na ka­zanç­tan çok az pay
ve­re­rek ya da hiç ver­me­yip za­ra­ra so­ka­rak or­tak­lı­ğı boz­mak
çı­rak et­mek: bir us­ta­nın ya­nın­da uzun sü­re ça­lış­tık­tan son­ra ken­di işi­ni ku­ra­bi­le­cek be­ce­ri­ye eriş­miş olan
ki­şi­ye, ba­ğım­sız ça­lış­ma­sı için izin ver­mek
çıt çık­ma­mak: en ufak bir ses bi­le du­yul­ma­mak
çıtı pıtı: ufak tefek ve sevimli
çi­çe­ği bur­nun­da: ça­mu­ru kar­nın­da: tap­ta­ze, ye­ni
ko­pa­rıl­mış, kör­pe; de­ne­yim­siz; ha­ber ni­te­li­ği ta­şı­yan yeni bir olay, e.a. ça­mu­ru kar­nın­da, çi­çe­ği bur­nun­da
çi­çek ol­mak: ya­şı­na, du­ru­mu­na uy­ma­yan aşı­rı
dav­ra­nış­lar­da bu­lun­mak
çift çu­buk: çift­çi­lik­te kul­la­nı­lan her tür­lü araç, ge­reç
çift dikiş: aynı sınıfta üst üste iki yıl okuma, a.
çif­te at­mak: 1) ar­ka iki aya­ğıy­la vur­mak (at, eşek,
ka­tır), 2) hor­la­nan ki­şi bek­len­me­dik bir za­man­da tep­ki gös­ter­mek
çif­te kav­rul­muş: 1) bir tür sert ve ufak ke­sil­miş lo­kum, 2) çok piş­kin (kim­se), 3) çok çi­le çek­miş, acılar yaşamış (kim­se)
çif­te kum­ru­lar: çok se­vi­şen, bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­yan kim­se­ler
çift görmek: sarhoş olmak
çiğ çiğ ye­mek: bi­ri­ne, onu par­ça­la­yıp öl­dü­re­cek ka­dar kız­mak
çiğ­den ver­mek: as­ker­lik­te ya da yar­dım­laş­ma­da
yi­ye­cek kar­şı­lı­ğı­nı pa­ra ola­rak öde­mek
çiğ ip­lik: bü­kül­me­miş ip­lik
çiğ ip­lik­le bağ­la­mak: bk. pa­muk ip­li­ğiy­le bağ­la­mak
çiğ kaç­mak: söz, dav­ra­nış: yer­siz, ya­kı­şık­sız ol­mak
çiğ­lik et­mek: ken­di­sin­den bek­le­nen ol­gun­lu­ğu
gös­te­re­me­mek
çiğ­ne­yip geç­mek: 1) yo­lu üze­rin­de­ki dos­tu­na
uğ­ra­ma­mak, 2) işi­ni baş­vur­ma­sı ge­re­ken ye­ri­ne onun üs­tün­de­ki ki­şiy­le çö­züm­le­mek
çiğ renk: saf, ka­tık­sız renk
çiğ süt em­miş ( in­sa­noğ­lu): in­san­lar­dan tam bir
doğ­ru­luk bek­len­mez
çiğ ye­me­dim ki kar­nım ağ­rı­sın: ne­den kor­ka­yım, suç iş­le­me­dim ki
çi­le çek­mek: ya­şa­mı bü­yük sı­kın­tı ve üzün­tü için­de geç­mek
çi­le çı­kar­mak: bk. çi­le dol­dur­mak
çi­le­den çık­mak: olup bi­ten­ler kar­şı­sın­da sab­rı ta­şıp sert bir bi­çim­de kar­şı­lık ver­mek
çi­le dol­dur­mak: be­lir­li bir sü­re da­yan­ma­sı ge­re­ken
sı­kın­tı­nın so­na er­me­si­ni bek­le­mek, e.a. çile çıkarmak
çi­lin­gir sof­ra­sı: faz­la me­ze çe­şi­di bu­lun­ma­yan iç­ki sof­ra­sı ya da üze­ri­ne me­ze ve iç­ki kon­muş tep­si
çil yav­ru­su gi­bi da­ğıl­mak: in­san, hay­van: ka­la­ba­lı­ğı oluş­tu­ran­lar­ın her bi­ri bir ya­na ka­çış­mak
çim­dik at­mak: çim­dik­le­mek, e.a. çim­dik bas­mak
çim­dik bas­mak: bk. çim­dik at­mak
çin­ge­ne bor­cu: tu­tar­la­rı az, da­ğı­nık borç­la­rın bü­tü­nü
Çin­ge­ne ça­lar, Kürt oy­nar: 1) dar­ma­da­ğı­nık, eş­ya­sı ka­rı­şık yer, 2) ki­min ne yap­tı­ğı bel­li ol­ma­yan, düzensiz top­lan­tı
çin­ge­ne çer­gsi: pis ve der­me çat­ma bir yer
çin­ge­ne çor­ba­sı: bir so­ru­nu çöz­mek ister­ken da­ha
kar­ma­şık du­ru­ma gel­me­si­ne ne­den olan bir­bi­riy­le
 il­gi­siz ve tu­tar­sız öne­ri­ler
çin­ge­ne dü­ğü­nü: gü­rül­tü, pa­tır­tı ara­sın­da ya­pı­lan
top­lan­tı
çin­ge­ne kav­ga­sı: önem­siz bir ne­den­le baş­la­yıp
git­tik­çe kı­zı­şan, ya­ka­sı açıl­ma­dık laf­lar ve kü­für­ler­le bü­yü­yen ağız da­la­şı
çin­ge­ne ma­şa­sı: sıs­ka, ka­ra ku­ru, çir­kin (ka­dın ya da er­kek)
çin­ge­ne pa­ra­sı: bo­zuk pa­ra, ufak­lık
çin­ge­ne pem­be­si: göz alı­cı, çiğ pem­be renk, e.a. çin­ge­ne sa­rı­sı
çin­ge­ne sa­rı­sı: bk. çin­ge­ne pem­be­si
çi­riş ça­na­ğı gi­bi: ya­pış­kan ve acı
çir­ke­fe taş at­mak: edep­siz, kav­ga­cı bir kim­se­nin tep­ki­si­ne yol aça­cak bir dav­ra­nış­ta bu­lun­mak, e.a. çir­ke­fi üze­ri­ne sıç­rat­mak
çir­ke­fi üze­ri­ne sıç­rat­mak: bkz. çir­ke­fe taş at­mak
çir­kin kaç­mak: bir söz ya da dav­ra­nış ya­kı­şık
al­ma­mak; hoş kar­şı­lan­ma­mak, hoş ol­ma­yan bir du­rum ya­rat­mak
çi­şi­ni söy­le­mek: ço­cuk: işe­me­si ge­rek­ti­ği­ni an­la­ma­ya ve bu­nu bü­yük­le­ri­ne be­lirt­me­ye baş­la­ması
çit­lem­bik gi­bi: ufak te­fek, es­mer ve se­vim­li
çi­vi gi­bi: 1) çok sağ­lam ve çe­vik in­san, :2) çok so­ğuk
çi­vi gi­bi ol­mak: 1) sert­leş­mek, güç­len­mek,
sağ­lam­laş­mak, 2) el, ayak ve par­mak: çok üşümek, don­mak
çi­vi kes­mek: çok üşü­mek, so­ğuk­tan do­na­cak du­ru­ma gel­mek
çi­vi sok­mak: bir işin ol­ma­sın­da en­gel, güç­lük
çı­kar­mak
çiz­me­den yu­ka­rı çık­mak: bil­me­di­ği, ak­lı­nın er­me­di­ği işe ka­rış­mak, yet­ki­si­ni aş­mak
ço­ban al­dı ba­ğa git­ti, kurt al­dı da­ğa git­ti: var­lı­ğın­dan, ka­zan­cın­dan baş­ka­la­rı ya­rar­lan­dı, ken­di­si­ne bir şey kal­ma­dı.
ço­ban ku­lü­be­sin­de pa­di­şah rü­ya­sı gör­mek: du­ru­mu­na bak­ma­yıp bü­yük düş­ler kur­mak
ço­cuk­la ço­cuk, bü­yük­le bü­yük ol­mak: bu­lun­du­ğu
or­ta­ma ya da çev­re­sin­de­ki in­san­la­ra uy­mak, onlarla kaynaşmak
ço­cuk­lar ba­şı De­li Ömer: ço­cuk­su iş­ler yap­ma­yı, çocuk gibi davranmayı, ço­cuk­la­rın oyun­la­rı­na
ka­tıl­ma­yı se­ven yaş­lı adam
ço­cuk­lu­ğu tut­mak: ço­cuk­su dav­ra­nış­lar­da bu­lun­mak, ço­cu­ğun ya­pa­ca­ğı şey­le­ri yap­mak
ço­cuk­luk et­mek: ge­re­ği gi­bi dü­şün­me­den iş yap­mak, tec­rü­be­siz­ce dav­ran­mak
ço­cuk oyun­ca­ğı: çok ba­sit, kul­lan­ma­sı çok ko­lay, önem­siz
ço­cuk oyun­ca­ğı ha­li­ne ge­tir­mek: önem­li bir işi, ye­te­nek­siz­le­rin elin­de sı­ra­dan bir iş du­ru­mu­na dü­şür­mek
ço­cuk pey­dah­la­mak: ev­li ol­ma­yan ka­dın ge­be kal­mak
ço­cuk ruh­lu: ço­cuk­la­ra ben­ze­yen bir iç dün­ya­sı olan, ço­cuk­su dav­ra­nış­lar­da bu­lu­nan
ço­ğa var­mak: öl­çü­yü aş­mak, aşı­rı dav­ran­mak, ge­re­ğin­den çok yap­mak, fazla kaçırmak
ço­ğu git­ti azı kal­dı: ya­pıl­mak­ta olan işin en önem­li, en güç bö­lü­mü bit­ti, ge­ri­si ko­lay
çok gör­mek: 1) bir şe­yi, bir kim­se­den esir­ge­mek, 2) bir kim­se­nin bir dav­ra­nı­şı­nı, on­dan um­ma­dı­ğı için ya­dır­ga­mak
çok ol­mak (biri): dav­ra­nış­la­rı bi­ri ya da bi­ri­le­ri için da­ya­nıl­maz ha­le gel­mek, e.a. faz­la gel­mek (2)
çok şey: vay ca­nı­na; şaş­ma­mak el­de de­ğil; ina­nıl­maz; beklenir bir şey olamaz bu
çok şü­kür: Tan­rı ver­di­ği ni­met­ler­le bi­zi hoş­nut edi­yor
ço­luk ço­cu­ğa ka­rış­mak: ev­le­nip, dün­ya­ya ge­len ço­cuk­la­rıy­la uğ­ra­şır ol­mak
ço­luk ço­cuk: 1) ço­cuk­lar­la bir­lik­te ai­le top­lu­lu­ğu, 2) bir iş­te ge­re­ken de­ne­yi­mi ka­zan­ma­mış, he­nüz işe ak­lı er­me­yen ço­cuk­lar, genç­ler
ço­luk ço­cuk elin­de kal­mak: de­ne­yim­siz, çok genç ki­şi­le­rin yö­ne­ti­mi­ne, yar­dı­mı­na kat­la­nır ol­mak
ço­mak sok­mak: bk. te­ke­ri­ne ço­mak sok­mak
ço­rap kaç­mak: bir ço­ra­bın ör­gü­sü, uzun­la­ma­sı­na açıl­mak
ço­rap sö­kü­ğü gi­bi git­mek: baş­la­yan bir iş ya da bir­bi­ri­ne bağ­lı bir­çok iş ar­ka ar­ka­ya ve ko­lay­ca de­vam et­mek
çor­ba­da tu­zu bu­lun­mak: bir iş ya da gö­re­ve az da ol­sa eme­ği geç­miş ol­mak, kat­kı­sı ol­mak
çor­ba iç­me­ye ça­ğır­mak: ye­me­ğe da­vet et­mek
çor­ba ol­mak: kar­ma­ka­rı­şık, için­den çı­kıl­maz bir du­rum al­mak, e.a. çor­ba­ya dön­mek
çor­ba­ya dön­mek: bk. çor­ba ol­mak
çöm­le­ği kır­mak: kı­çüs­tü düş­mek, e.a. kâseyi kırmak
çöm­lek he­sa­bı: ba­sit ve gü­ve­nil­mez he­sap
çöp at­la­maz: gö­zün­den hiç­bir şey kaç­maz, çok dik­kat­li, al­da­tıl­maz
çöp­lük ho­ru­zu: gü­ze­li çir­ki­ni ayırt et­me­yen ka­dın düş­kü­nü er­kek, zampara
çöp­ten çe­le­bi: çok za­yıf, güç­süz ki­şi
çör çöp: bk. çer çöp; ça­lı çır­pı
çör­den çöp­ten: bkz. çer­den çöp­ten
çö­züm yo­lu: bir güç­lü­ğü or­ta­dan kal­dır­ma­nın gi­ri­şi­mi, ey­le­mi, iş­le­mi, yön­te­mi, bi­çi­mi
çubuğunu tüttürmek: üzüntüsüz, kaygısız yaşamak
çu­ha­sı­nı giy­me­dik­se ke­na­rı­nı ku­şan­dık: 1) bu ko­nu­da ben de bil­gi­li­yim, de­ne­yim sa­hi­bi­yim, 2) bi­li­yo­rum, bir ben­ze­ri­ni ben de kul­lan­dım
çu­ku­ru­nu kaz­mak (bi­ri­nin): yıkımına, büyük zarara uğramasına yol aça­cak kö­tü­lük­ler ta­sar­la­mak
çul tut­maz: ne ka­za­nır­sa har­ca­yan, bir şey sa­hi­bi ola­ma­yan
çu­lu dü­zmek: 1) gi­yi­mi ku­şa­mı dü­zel­mek, gü­zel gi­yin­me­ye baş­la­mak, 2) pa­ra­sal du­ru­mu iyi­leş­mek
çük ka­dar: çok kü­çük, kü­çü­cük
çü­rü­ğe çık­mak: 1) işe ya­ra­ma­dı­ğı an­la­şıl­dı­ğın­dan. kullanılmayıp bir yana ayrılmak, 2) sağ­lık du­ru­mu el­ve­riş­siz ol­du­ğu için as­ker­lik gö­re­vin­den ba­ğı­şık tu­tul­mak
çü­rük ça­rık: her ya­nı kı­rık, es­ki olan (şey); iç­le­rin­de sağ­lam, işe ya­rar ola­nı bu­lun­ma­yan (şey­ler)
çü­rük çık­mak: sağ­lam ol­ma­dı­ğı an­la­şıl­mak
çü­rük tah­ta­ya bas­mak: ted­bir­siz­lik edip so­nu teh­li­ke­li ola­bi­le­cek bir öne­ri­yi ka­bul et­mek ya da böy­le bir işe gi­riş­mek