Dil Haşlama

F

fa­ili muh­tar: (fail-i muhtar) ba­şı­na buy­ruk, is­te­di­ği­ni yap­mak­ta öz­gür
fa­ka bas­mak: al­da­tıl­mak, tu­za­ğa düş­mek
fa­ka bas­tır­mak: tu­za­ğa dü­şür­mek, aldatmak
fa­lân fes­te­kiz: bk. fi­lân feş­me­kân
fa­lân feş­me­kân: bk. fi­lân feş­me­kân
fa­lân fi­lân: bk. fi­lân feş­me­kân
fan­fin et­mek: ne­ce ol­du­ğu an­la­şıl­ma­yan ya­ban­cı bir dil­le ko­nuş­mak
faraş kadar: ağız: çok büyük
fa­re de­li­ğe sığ­ma­mış, bir de kuy­ru­ğu­na ­ka­bak bağ­la­mış: bk. sı­çan de­li­ğe sığ­ma­mış, bir de kuy­ru­ğu­na ka­bak bağ­la­mış
fa­re düş­se ba­şı ya­rı­lır: bk. sı­çan düş­se ba­şı ya­rı­lır
fa­re­ler ci­rit oy­na­mak: bir yer: çok ıs­sız ol­mak; bir yer­de kim­se­cik­ler bu­lun­ma­mak
fark edil­mek: ayırt olun­mak, an­la­şıl­mak, e.a. fark olun­mak
fark et­mek: 1) bir şey es­ki­sin­den ayırt edi­lir du­ru­ma gel­mek, 2) bir şe­yin var ol­du­ğu­nu an­la­mak, sez­mek, e.a. far­kı­na var­mak
fark etmez: bir etkisi olmaz
fark gö­zet­mek: bk. ay­rı se­çi yap­mak
far­kı­na var­mak: 1) bk. fark et­mek (2), 2) iki şey ara­sın­da­ki far­kı an­la­mak
far­kın­da ol­mak: bk. fark et­mek (2)
far­kın­da ol­ma­mak: bir du­ru­mu se­ze­me­mek, bir şe­yin var ol­du­ğu­nu an­la­ma­mak
fark olun­mak: bk. fark edil­mek
far­ta­sı fur­ta­sı ol­ma­mak: pa­ta­vat­sız­ca ko­nuş­mak
fart furt et­mek: an­lam­sız, boş söz­ler­le bö­bür­len­mek
farz olunmak: var sayılmak
fa­sul­ye gi­bi ken­di­ni ni­met­ten say­mak (biri): ken­di­ne ge­rek­siz ve yer­siz ola­rak de­ğer ver­mek; ken­di­ni önem­se­mek
fasulye sırığı: zayıf ve çok uzun boylu
faz­la gel­mek: 1) ge­re­ğin­den ar­tık ol­mak, 2) bk. çok ol­mak
faz­la ka­çır­mak: her za­man­kin­den çok, alı­şıl­mı­şın dı­şın­da, aşı­rı (ye­mek, iç­mek ya da ko­nuş­mak)
felâket tellalı: olayların kötü, üzücü yanlarının da olabileceğini söyleyerek keyif kaçıran
fel­ce uğ­ra­mak (bir iş): yü­rü­ye­mez, iler­le­ye­mez ol­mak, dur­mak, ya­rım kal­mak
fe­le­ğin çem­be­rin­den geç­miş: acı tat­lı çok gün­ler gör­müş ge­çir­miş, her işin al­tın­dan kalk­ma­sı­na ya­ra­ya­cak de­ne­yim­ler ka­zan­mış, e.a. fe­le­ğin germ ü ser­di­ni gör­müş
fe­le­ğin germ ü ser­di­ni gör­müş: bk. fe­le­di­ğin çem­be­rin­den geç­miş
fe­le­ğin sil­le­si­ni ye­mek: bü­yük bir fe­lâ­ke­te uğ­ra­mak
fe­lek­ten bir gün çal­mak: tek dü­ze gün­ler­den fark­lı, ke­yif­li, ne­şe­li bir gün ge­çir­mek
fe­lek­ten kâm al­mak: gön­lün­ce eğ­len­mek
fe­lek yâr olur­sa: Tan­rı yar­dım eder, bir ters­lik çık­maz­sa, ko­şul­lar uy­gun gi­der­se, bir en­gel çık­maz­sa, e.a. şan­sı ya­ver git­mek
fel­lik fel­lik ara­mak< birini, bir şeyi: te­lâş­la, he­ye­can­la, ora­ya bu­ra­ya koş­tu­ra­rak bulmaya çalışmak
fel­se­fe yap­mak: olay­la­rın se­bep ve so­nuç­la­rı üze­ri­ne dü­şün­ce­ler or­ta­ya at­mak
fe­na göz­le bak­mak: 1) bi­ri­ne, o kim­se için kö­tü dü­şün­ce­ler bes­le­mek, kö­tü ni­ye­ti­ni bel­li eder bi­çim­de bak­mak, :2) cin­sel duy­guy­la bak­mak
fe­na hal­de: aşı­rı öl­çü­de, son de­re­ce­de, son kertede
fe­na kalp­li: her­ke­sin kö­tü­lü­ğü­nü is­te­yen, baş­ka­la­rı için hep kö­tü­lük dü­şü­nen, k.a. iyi kalp­li
fe­na ol­mak: çok üzül­mek, bo­zul­mak, sar­sıl­mak
fe­na­sı­na git­mek: olumsuz et­ki­len­mek
fe­na­ya çek­mek: bir sö­ze kö­tü an­lam ver­mek
fe­na yap­mak: bi­ri­ni kö­tü du­ru­ma dü­şür­mek
fe­na­ya sar­mak: iş, du­rum kö­tü­ye doğ­ru git­mek
fe­na ye­ri­ne vur­mak: ya­şam­sal teh­li­ke yaratabilecek bir ye­ri­ne şiddetle vur­mak
fe­ner ala­yı: el­le­rin­de­ki ışık sa­çan ge­reç­ler­le şeh­ri do­la­şa­rak şen­lik gös­te­ri­si ya­pan halk ve bu şen­lik
fe­ner çek­mek: 1) ge­ce, elin­de fe­ner­le ön­den gi­de­rek ar­ka­dan ge­len­le­rin yo­lu­nu ay­dın­lat­mak, 2) ka­la­ba­lık bir gru­ba ön­der­lik et­mek, yönlendirmek, yönetmek
fe­ne­ri ne­re­de sön­dür­dün: sabah oldu bu sa­ate ka­dar ne­re­ler­dey­din; ne­re­de sa­bah­la­dın
fe­ner­siz ya­ka­lan­mak: bi­ri­nin, um­ma­dı­ğı bir sı­ra­da, giz­li bir iş yap­ma­ya ça­lış­tı­ğı an­la­şıl­mak
fe­rah fa­fur: bk. fe­rih fa­fur
fe­rih fa­fur: 1) bol­luk için­de, :2) ge­niş, sı­kın­tı­sız, e.a. fe­rah fa­fur
fer­man din­le­me­mek: ya­sa, buy­ruk, ku­ral ta­nı­ma­mak
fer­man­lı de­li: de­li­ce iş­ler yap­ma­ya ken­di­ne hak gö­ren, de­li ol­du­ğu açık ola­rak gö­rü­len ki­şi
fer­man si­zin: siz na­sıl is­ter­se­niz öy­le ol­sun
fer­ti­ği çek­mek: kaç­mak
fer­yat fi­gan: hay­kı­rı­şa, bağ­rı­şa
fe­sat ka­rış­tır­mak: in­san­la­rı bir­bi­ri­ne dü­şü­re­cek iş­ler yap­mak, e.a. fe­sat çı­kar­mak, iş ka­rış­tır­mak
fe­sat kum­ku­ma­sı: in­san­la­rı bir­bi­ri­ne dü­şür­me­yi huy edin­miş, içi bu duyguyla dolu kişi
fe­si­ni ha­va­ya at­mak: bk. kü­lâ­hı­nı ha­va­ya at­mak
fes­le­ğen ek­tim gül bit­ti: işe ne umut­lar­la baş­la­dım, hiç bek­le­me­di­ğim bi­çim­de so­nuç­lan­dı
fıçı gibi: bodur ve çok şişman
fıkdan hasebiyle: yokluktan
fıkır fıkır kaynamak< bir şey bir yerde: çok bulunmak
fın­dık ka­bu­ğu­nu dol­dur­maz: bk. in­cir çe­kir­de­ği­ni dol­dur­maz
fın­dık kır­mak: çap­kın­lık yap­mak
fın­dık kur­du: tom­bul, ha­re­ket­li ka­dın
fın­dık yu­va­sı: tom­bul el­le­rin üst yü­ze­yin­de, par­mak dip­le­rin­de gö­rü­len çu­kur­luk­lar
fır­ça çek­mek: as­tı­nı ağır bi­çim­de eleş­tir­mek, azar­la­mak
fır dön­mek: bir kim­se­ye ya­ran­mak ya da yar­dım et­mek için üs­tün ça­ba har­ca­mak
fı­rıl­dak çe­vir­mek: hi­le­li yol­lar­la­ ama­cı­na ulaş­ma­ya ça­lış­mak
fı­rın kü­re­ği gi­bi di­li ol­mak: tar­tı­şır­ken, ağız kav­ga­sı ya­par­ken sö­zü­nü esir­ge­me­mek, en ağır ve kız­dı­rı­cı söz­leri söy­le­ye­rek tar­tış­ma­yı uzat­mak,
fır­sat düş­kü­nü: 1) her fır­sat­ta kö­tü­lük ya­pan, uy­gun za­ma­nı bu­lun­ca kö­tü­lük yap­mak­tan çe­kin­me­yen, kö­tü­lük yap­mak için uy­gun za­man kol­la­yan, :2) fır­sat bu­lun­ca kö­tü­lük ya­pa­ca­ğı bi­li­nen ki­şi
fır­sa­tı fevt et­me­mek: uy­gun du­ru­mu ka­çır­ma­mak
fır­sa­tı ga­ni­met bil­mek: be­li­ren uy­gun du­ru­mu ka­zanç sa­ya­rak, he­men on­dan ya­rar­lan­mak, e.a. fır­sa­tı ga­ni­met say­mak
fır­sa­tı ga­ni­met say­mak: bk. fır­sa­tı ga­ni­met bil­mek
fır­sat kol­la­mak: yap­mak is­te­di­ği iş için uygun durum beklemek
fır­sat yok­su­lu: bk. fır­sat düş­kü­nü
fıs­tık gi­bi: 1) dol­gun, be­si­li, can­lı, :2) çok gü­zel
fıs­tı­kî ma­kam: te­laş­sız, ağır ağır, ya­vaş­tan, acele etmeden
fış­tık ver­mek: bk. fit ver­mek
fı­tık et­mek (bi­ri­ni): söz­le­ri ve dav­ra­nış­la­rıy­la bi­ri­ne bü­yük sı­kın­tı ver­mek; söylediklerinin tam tersini yaparak sinirlendirmek
fıtık olmak: büyük sıkıntı duymak
fi­kir al­mak: bir kim­se­nin, bil­gi­li ol­du­ğu ko­nu­lar­da dü­şün­ce­sin­den ya­rar­lan­mak
fi­kir ver­mek: bir ko­nu­da yol gös­te­ri­ci dü­şün­ce­si­ni bil­dir­mek
fi­kir yü­rüt­mek: ola­sı­lık­lar üze­ri­ne dü­şün­ce­le­ri­ni söy­le­mek
fi­lân fa­lan: bk. fi­lân feş­me­kân
fi­lân feş­me­kân: şun­lar şun­lar... ve de anıl­ma­sı­na, sa­yıl­ma­sı­na ge­rek ol­ma­yan bir­ta­kım önem­siz şey­ler da­ha, e.a. fa­lan fes­te­kiz; fa­lan feş­me­kân; fa­lan fi­lân; fi­lân fa­lan
film çe­vir­mek: giz­li­ce gö­nül eğ­le­mek, hoş­ça va­kit ge­çir­mek, a.
fin­can­cı ka­tır­la­rı­nı ür­küt­mek: kı­zın­ca çev­re­si­ne za­rar ve­re­bi­le­cek olan ki­şi­le­re do­ku­na­cak iş yap­mak
fink at­mak: gön­lün­ce ge­zip to­zup, eğ­len­mek
fi­ra­ra ka­dem bas­mak: kaç­mak, yok olmak
fi­re ver­mek: bir nes­ne, ku­ru­ma ya da çü­rük­le­ri ayık­lan­ma ne­de­niy­le ağır­lık yi­tir­mek, sa­yı­ca azal­mak
fis­ke fis­ke ka­bar­mak: in­san de­ri­sin­de ka­bar­cık­lar oluş­mak
fis­ke kon­dur­ma­mak: bir kim­se ya da nes­ne­yi en kü­çük bir teh­li­ke­den bi­le ko­ru­mak, sa­vun­mak
fi ta­ri­hin­de: tam bi­lin­me­ye­cek ka­dar, epey­ce es­ki bir za­man­da
fi­til fi­til bur­nun­dan gel­mek: bk. bur­nun­dan fi­til fi­til gel­mek
fi­til gi­bi: çok sar­hoş
fi­ti­li al­mak: bir­den­bi­re kız­mak, öf­ke­len­mek, e.a. al­dı fi­ti­li
fit­ne fü­cur: işi gü­cü in­san­la­rı bir­bi­ri­ne dü­şür­mek, ge­çim­siz­lik, ka­rı­şık­lık, kar­ga­şa çı­kar­mak olan
fit­ne kum­ku­ma­sı: ara bo­zu­cu
fit­ne sok­mak: in­san­la­rı bir­bi­ri­ne dü­şür­mek, ye­re­rek, çe­kiş­ti­re­rek, gam­maz­la­ya­rak iki in­san ara­sın­da ge­çim­siz­lik ya­rat­mak
fit ol­mak: 1) kar­şı­lık­lı bir şey ya­pa­rak ödeş­mek :2) uy­gun bul­mak, ra­zı ol­mak
fit ver­mek: bi­ri­ni baş­ka­sı­na kar­şı kız­dır­mak, az­dır­mak, kış­kırt­mak, e.a. fış­tık ver­mek
fi­ya­ka sat­mak:bk. ça­lım sat­mak
fi­yat biç­mek:bk. de­ğer biç­mek
fi­yat kır­mak: fi­ya­tı in­dir­mek
fi­yat­la­rı don­dur­mak: fi­yat­la­rın yük­sel­me­si­ni ön­le­mek
fi­yat ver­mek: sa­tın al­mak is­te­di­ği şe­ye, ne ka­dar öde­ye­bi­le­ce­ği­ni söy­le­mek
fol yok yu­mur­ta yok: ol­ma­yan bir ko­nu üze­ri­ne var­mış gi­bi kuş­ku­lu bir or­tam ya­ra­tı­lı­yor, e.a. or­ta­da fol yok, yu­mur­ta yok
fo­ra et­mek (bir şe­yi, bir şe­yi­ni): aç­mak, çöz­mek, çı­kar­mak, a.
for­mu­nu ko­ru­mak: di­ri ve can­lı gö­rün­mek
for­mül bul­mak: bir işi çö­züm­le­ye­cek çı­kar yol bul­mak, çö­züm bul­mak
for­su ol­mak: bir ko­nu­da say­gın­lı­ğı, gü­cü, söz ge­çi­rir­li­ği bu­lun­mak
fos çık­mak: bir işin so­nu gel­me­mek, ve­rim­siz so­nuç­lan­mak
fo­toğ­ra­fı­nı çek­mek: bir ola­yı tüm yön­le­ri ve ay­rın­tı­la­rıy­la ta­nım­la­ya­rak, söz­lü ya da ya­zı­lı bel­ge­ye dö­nüş­tür­mek
fo­ya­sı mey­da­na çık­mak: bi­ri­nin: giz­le­di­ği olum­suz bir ya­nı, za­man­la ya da bir olay ne­de­niy­le an­la­şıl­mak, e.a. ip­li­ği pa­za­ra çık­mak 
fri­kik ya­ka­la­mak: açık ba­cak gör­mek, a.
fu­ka­ra ba­ba­sı: yok­sul­la­rı ko­ru­ma­yı, yar­dım et­me­yi se­ven, e.a. ök­süz­ler ba­ba­sı
füc­ce­ten git­mek: an­sı­zın, bir­den­bi­re öl­mek
fü­lü­sü ah­me­re muh­taç: çok fa­kir, beş pa­ra­sı yok
fü­tur et­me­mek: umur­sa­ma­mak, önem­se­me­mek
fü­tur ge­tir­me­mek: usan­ma­mak, bez­gin­li­ğe düş­me­mek