Dil Haşlama

H

ha Ali Ho­ca, ha Ho­ca Ali: ara­la­rın­da hiç­bir fark yok, iki­si de ay­nı şey, e.a. ha Ho­ca Ali, ha Ali Ho­ca
ha ba­bam: 1) sü­rek­li ola­rak, hiç dur­ma­dan, 2) hay­di, gös­ter ken­di­ni, e.a. ha ba­bam ha
ha ba­bam ha: bk. ha ba­bam
hab­be­yi kub­be yap­mak: önem­siz bir şe­yi, bü­yük bir so­run­muş gi­bi gö­rüp gös­ter­mek
ha­ber al­mak: ken­di­si­ne bil­gi ulaş­mak, bil­gi­len­di­ril­mek
ha­ber at­la­mak: ga­ze­te­ci­lik­te: öbür ga­ze­te­ler­de bu­lu­nan bir ha­be­ri ya­yın­la­ya­ma­mış ol­mak, k.a. haber atlatmak
ha­ber at­lat­mak: ay­nı gün öbür ga­ze­te­ler­de bu­lun­ma­yan önem­li bir ha­be­ri ya­yın­la­mak, k.a. ha­ber at­la­mak
ha­ber çık­ma­mak: bek­le­nen bil­gi gel­me­mek
ha­be­rin ol­sun: söy­le­me­di de­me
ha­be­ri ol­mak: bil­mek, bil­gi­si bu­lun­mak
ha­ber sal­mak: özel­lik­le bi­ri­ne: önem­li bir ha­ber gön­der­mek
ha­ber uçur­mak: bir ola­yı bi­ri­ne, giz­li­ce ya da he­men bil­dir­mek
ha­ber ver­mek: bil­dir­mek, bil­gi ulaş­tır­mak
ha bi­re: ar­ka ar­ka­ya, dur­ma­dan
ha bu­gün ha ya­rın: ne­re­dey­se, kı­sa bir sü­re­de
ha­ce­ti­ni yap­mak: kü­çük ya da bü­yük abdest et­mek
ha­cet kal­ma­mak: ge­rek­me­mek, ge­rek­li bu­lun­ma­mak
ha­cet ka­pı­sı: bk. ha­cet pen­ce­re­si
ha­cet pen­ce­re­si: tür­be­nin dua et­mek ya da adak­ta bu­lun­mak için önün­de du­ru­lan ye­ri
ha­cet ye­ri: he­lâ, tu­va­let, abdesthane, ayak­yo­lu
ha­cı ağa: bü­yük kent­ler­de ge­rek­siz, yer­siz çok pa­ra har­ca­yan taş­ra­lı ya da kültürsüz zen­gin
ha­cı ağa­lık et­mek: gös­te­riş için bol ve rast­ge­le pa­ra har­ca­mak
ha­cı bek­ler gi­bi bek­le­mek: bi­ri­nin, bü­yük bir sa­bır­sız­lık ve me­rak­la yolunu gözlemek
ha­cı san­dı­ğı­mı­zın ha­çı koy­nun­dan çık­tı: biz onu iyi bi­ri ola­rak bi­lir­dik, kö­tü bir kim­se ol­du­ğu an­la­şıl­dı
ha­cı­sı ho­ca­sı: kim var­sa, hep­si, her­kes
haciz koymak: paraya karşılık borçlunun malını tutmak
haç çı­kar­mak: bk. is­tav­roz çı­kar­mak
had­de­den ge­çir­mek: her yö­nüy­le dü­şün­mek, in­ce­den in­ce­ye araş­tır­mak, incelemek
had­di he­sa­bı ol­ma­mak: pek çok ol­mak, sa­yı­sı, sı­nı­rı, öl­çü­sü bu­lun­ma­mak; b.a. he­sa­ba gel­mez
had­di­ne mi: o mu ya­pa­cak bu işi, han­gi ye­te­nek­le, yet­kiy­le, böy­le bir işe gi­ri­şe­mez, e.a. had­di­ne mi düş­müş; gö­tü­ne mi düş­müş, k.; b.a. had­di var­sa; gö­tü var­sa, k.
had­di­ne mi düş­müş: bk. had­di­ne mi
had­di­ni bil­dir­mek (birine): yet­ki sı­nı­rı­nı aşan bi­ri­ni, sert uya­rı­lar­la ce­za­lan­dır­mak, yap­ma­sı ve yap­ma­ma­sı ge­re­ken­le­ri öğ­ret­mek
had­di­ni bil­mek (biri): ken­di­ni üs­tün gör­me­mek, yap­ma­sı ge­re­ke­nin öte­si­ne geç­me­mek
had­di var­sa: son­ra­dan ba­şı­na ge­le­cek­ler­den kork­mu­yor­sa, e.a. gö­tü var­sa, k.
ha de­yin­ce: he­men o an­da
ha­fa­kan­lar bas­mak: içi çok sı­kıl­mak, sı­kın­tı­dan bu­nal­mak
ha­fı­za­yı yok­la­mak: anım­sa­ma­ya ça­lış­mak
ha­fif at­lat­mak: kö­tü, teh­li­ke­li bir du­rum­dan faz­la et­ki­len­me­den kur­tul­mak, b.a. ucuz at­lat­mak; ucuz kur­tul­mak
ha­fi­fe al­mak: önem­se­me­mek, kü­çüm­se­mek
ha­fif gi­yin­mek: az ve in­ce şey­ler giy­mek
ha­fif­ten al­mak: üze­rin­de faz­la dü­şün­me­mek, ye­te­ri kadar ilgi gös­ter­me­mek, tam ilgilenmemek
ha­fif ter­tip: şöy­le böy­le, bi­raz, aşı­rı­lı­ğa kaç­ma­dan, bir par­ça
ha­fif uy­ku: de­rin ol­ma­yan, ko­lay­ca uya­nı­la­bi­len uyu­ma du­ru­mu
hafta arası: iki pazar arasındaki günler, e.a. hafta içi
hafta içi: bk. hafta arası
haf­ta se­kiz gün do­kuz: bık­tı­ra­cak sık­lık­ta, her gün
Ha Ho­ca Ali, ha Ali Ho­ca: bk. Ha Ali Ho­ca, ha Ho­ca Ali
hah şöy­le: bk. ha şöy­le
ha­ka­ret say­mak: bir sö­zü ya da dav­ra­nı­şı onur kı­rı­cı, kü­çül­tü­cü ola­rak ka­bul et­mek
hak et­mek: 1) eme­ği­nin kar­şı­lı­ğın­da ala­ca­ğı bir şey bu­lun­mak, 2) al­dı­ğı kö­tü kar­şı­lı­ğa la­yık ol­mak, 3) hak­kı­nı al­mak
hak ge­ti­re: Tan­rı ver­me­di, yok
hakikatsiz çıkmak: yakınlığı ve bağlılığı sürekli olmamamak
hâk ile yek­san et­mek: bk. yer­le bir et­mek
hâk ile yek­san ol­mak: bk. yer­le bir ol­mak
hâ­kim ol­mak: ) ken­di­ne ve çev­re­si­ne: hük­met­mek, et­ki­si­ni gö­ster­mek, 2) ege­men­li­ği­ni, etkinliğini, baskısını sür­dür­mek
hak­kı geç­mek: 1) al­ma­sı ge­re­ke­nin için­den baş­ka­sı­na da ve­ril­miş ol­mak, 2) bir şe­ye, bir kim­se­ye emek ver­miş ol­mak, bk. eme­ği geç­mek (2)
hak­kın­dan gel­mek: 1) zor bir işi ba­şa­rıy­la so­nuç­lan­dır­mak, 2) bi­ri­ne, hak et­ti­ği sert ya­nı­tı ver­mek, ce­za­lan­dır­mak
hak­kı­nı he­lal et­mek: geç­miş, har­can­mış emek­le­ri­ni ba­ğış­la­mak
hak­kı­nı he­lal et­me­mek: har­cadığı emek­le­ri­ni ba­ğış­la­ma­mak
hak­kı­nı ver­mek 1) bir şe­yin, ni­te­lik­li ola­bil­me­si için ne ge­re­ki­yor­sa har­ca­mak, kul­lan­mak, 2) ya­pı­lan bir ça­lış­ma­nın kar­şı­lı­ğı­nı ge­re­ğin­ce de­ğer­len­dir­mek
hak­kı­nı ye­mek: bi­ri­nin hak­kı olan şe­yi ver­me­mek
hak­kı ol­mak: 1) pa­yı, ala­ca­ğı bu­lun­mak, 2) sö­zü, dü­şün­ce­si, sa­vı doğ­ru yan­da ol­mak
hak­kı öden­mez: onun iyi­lik­le­ri­ne, ver­di­ği emek­le­re kar­şı­lık ola­rak ne ya­pıl­sa az­dır
hak­kı sü­kût: bk. sus pa­yı
hakkı var: doğru söylüyor
hak­lı bul­mak: bi­ri­nin dü­şün­ce­si­ni, sa­vı­nı, da­va­sı­nı, dav­ra­nı­şı­nı doğ­ru ve yerinde ­bul­mak, e.a. hak ver­mek
hak­lı çık­mak: dü­şün­ce­si­nin, da­va­sı­nın, sa­vı­nın, dav­ra­nı­şı­nın doğ­ru ol­du­ğu an­la­şıl­mak
hak­sız ye­re: hak­sız ola­rak, hak et­me­di­ği hal­de, hak­lı ol­ma­ya­rak
hak ver­mek: bk. hak­lı bul­mak
hal­den an­la­mak: bir kim­se­nin için­de bu­lun­du­ğu du­ru­mu bi­lip ona gö­re dav­ran­mak
ha­lef se­lef ol­mak: bi­ri­nin ay­rıl­dı­ğı gö­re­ve öte­ki baş­la­mak, bi­ri öte­ki­nin ye­ri­ne geç­mek
Ha­lep ora­day­sa ar­şın bu­ra­da: fa­lan yer­de yap­mış­tım de­mek yet­mez, ay­nı ko­şul­lar bu­ra­da da ha­zır, yap gö­re­lim
Ha­lep yo­lun­da de­ve izi ara­mak: sa­yı­sız ben­zer­le­ri ara­sın­da, ara­dı­ğı­nı bul­ma­ya ça­lış­mak
ha­le yo­la koy­mak: kul­la­nış­lı bir du­ru­ma ge­tir­mek, iyi bir dü­zen ver­mek, dü­zen­le­mek
hal ha­tır sor­mak: bir kim­se­ye “na­sıl­sı­nız, ne du­rum­da­sı­nız” di­ye ne­za­ket so­ru­su yö­nelt­mek, e.a. ha­tır sor­mak
ha­li du­man ol­mak: çok kö­tü du­ru­ma düş­mek
ha­li ha­rap ol­mak: 1) bk. ha­li du­man ol­mak, 2) bit­kin, pe­ri­şan, kö­tü du­rum­da ol­mak, sağ­lı­ğı bo­zul­mak
ha­li­ne bak­maz, Ha­san da­ğı­na odu­na gi­der: du­ru­mu­nu dü­şün­mez, gü­cü­nün yet­me­ye­ce­ği iş­le­re kal­kı­şır
ha­li­ne kö­pek­ler gü­lü­yor: ya­şa­dı­ğı kö­tü ko­şul­lar so­kak­lar­da sü­rün­mek­ten de be­ter
ha­li vak­ti ye­rin­de: pa­ra­dan ya­na bir sı­kın­tı­sı yok, zen­gin sa­yı­lır
hal­ka açıl­mak: ano­nim şir­ket, his­se­le­ri­nin bir bö­lü­mü­nü sa­ta­rak hal­kı da or­tak­la­rı ara­sı­na al­mak
hal­ka dö­nük: halk­tan ya­na, hal­kın ya­ra­rı­na, hal­kın an­la­ya­ca­ğı dü­zey­de, halk için
hal­ka ve­rir tal­kı­nı, ken­di yu­tar sal­kı­mı: bk. ele ve­rir tal­kı­nı, ken­di yu­tar sal­kı­mı
hal­laç osu­ru­ğu gi­bi ara­ya gir­mek: bk. da­vul­cu osu­ru­ğu gi­bi ara­ya git­mek
hal­laç pa­mu­ğu gi­bi at­mak: top­lu du­rum­da, bir ara­da du­ran ki­şi ya da nes­ne­le­rin her bi­ri­ni ay­rı bir ye­re at­mak, dar­ma­da­ğın et­mek
hal­le­nip kül­len­mek: ken­di ola­nak­la­rıy­la iyi kö­tü ge­çi­nip git­mek, e.a. ken­di ya­ğıy­la kav­rul­mak
hal­li­ha­mur ol­mak: gir­di­ği, ka­tıl­dı­ğı şe­yin için­de­ki­ler­le kay­na­şıp, bü­tün­leş­mek
halt et­mek: uy­gun­suz bir söz söy­le­mek
halt karıştırmak: uygunsuz iş yapmak, davranışta bulunmak
hal­vet ol­mak: içe­ri­ye baş­ka kim­se­nin alın­ma­dı­ğı bir ye­re, bir oda­ya ka­pa­na­rak giz­li­ce gö­rüş­mek
ham ah­lat gi­bi bo­ğa­za dur­mak: bk. ham ar­mut gi­bi bo­ğa­za dur­mak
ha­mal­lı­ğı­nı et­mek: bir işin uz­man­lık ge­rek­tir­me­yen, ağır ve yo­ru­cu yü­kü­nü ta­şı­mak
ha­ma­ma gi­der kur­na­ya, dü­ğü­ne gi­der zur­na­ya âşık olur: ilk gör­dü­ğü­ne gö­nül kap­tı­rır, ki­mi se­ve­ce­ği bel­li ol­maz
ha­mam ana­sı: 1) ka­dın­lar ha­ma­mın­da na­tır­la­rı yö­ne­ten ka­dın, :2) iri ya­rı, güç­lü ka­dın
ha­mam­da de­li var bir­lik­te ça­lı­şa­ca­ğı­mız ki­şi­ler ara­sın­da, sa­kın­ma­mız ge­re­ken bi­ri var
ha­ma­mın na­mu­su­nu kur­tar­mak: 1) te­miz ol­ma­dı­ğı bi­li­nen bir işin söz­de te­miz kal­ma­sı­nı sağ­la­ma­ya ça­lış­mak, 2) onu­ru le­ke­len­me teh­li­ke­si ge­çi­ren iş ye­ri­ni ye­ni­den yü­cel­te­cek bir ey­lem­de bu­lun­mak
ham ar­mut gi­bi bo­ğa­za dur­mak: bir işi: söz­le­ri, dav­ra­nış­la­rı, ya­rat­tı­ğı en­gel­ler­le zor­laş­tır­mak, e.a. ham ah­lat gi­bi bo­ğa­za dur­mak
ham er­vah: ol­gun­laş­ma­mış, yer­siz söz ve dav­ra­nış­la­rı olan ki­şi, çiğ adam
ham ha­lat: ken­di­si­ne gü­ven du­yul­ma­yan, gü­ven ver­me­yen kim­se
ham hum şa­ra­lop: bir­ta­kım da­la­ve­re ya da el ça­buk­lu­ğuy­la ya­pı­lan, kim­se­nin akıl er­di­re­me­di­ği iş
ham­le yap­mak: önem­li bir işe gi­riş­mek, bir iş­te ba­şa­rı sağ­la­mak için ça­ba har­ca­mak
ha­mur işi: un­la ya­pı­lan tat­lı ya da tuz­lu yi­ye­cek
ha­mur tut­mak: ha­mur ha­zır­la­mak
ham tek­lif: onay­la­na­ma­ya­cak, ka­bul gör­me­ye­cek öne­ri
han­cı sar­hoş yol­cu sar­hoş: ki­min ne yap­tı­ğı, ne et­ti­ği bel­li de­ğil
han­gi ak­la hiz­met edi­yor: ne gi­bi bir dü­şün­cey­le böy­le ol­ma­ya­cak, man­tık­sız bir iş ya­pı­yor, e.a. ne ak­la hiz­met edi­yor
han­gi dağ­da kurt öl­dü: bu il­gi­nin, gü­zel dav­ra­nı­şın se­be­bi ne
han­gi ke­şi­şin öl­dü­ğün­den: ha­be­ri yok; “vay Var­tan!” di­ye ağ­lı­yor: işin doğ­ru­sun­dan ha­be­ri yok, ya­lan yan­lış ko­nu­şu­yor, yakınıyor
han­gi pey­gam­be­re kul­luk ede­ce­ği­ni şa­şır­mak: hep­si de ben da­ha yet­ki­li­yim di­yen­ler­den han­gi­si­nin sö­zü­nü ye­ri­ne ge­ti­re­ce­ği­ni bi­le­me­mek
han­gi rüz­gâr at­tı: sen bu ta­raf­la­rı bi­lir miy­din, na­sıl ol­du da bu­ra­ya gel­din
han­gi ta­şı kal­dır­san al­tın­dan çı­kar: 1) her iş­ten an­lar ya da an­la­dı­ğı sa­vın­da bu­lu­nur, 2) han­gi işe bak­san, bir bu­laş­mış­lı­ğı var
han­gi taş pek­se ba­şı­nı ona vur: 1) işi­ni ben en­gel­li­yo­rum san­ma, is­ter­sen git en yük­sek yer­le­re der­di­ni an­lat, 2) işi­ni bu ber­bat du­ru­ma sen ge­tir­din, şim­di ka­pı ka­pı ça­re ara ba­ka­lım
han ha­mam sa­hi­bi: ma­lı mül­kü çok, var­lık­lı kim­se
ha­nım ev­la­dı: naz­lı bü­yü­tül­müş, alın­gan, ça­buk kü­sen, çıt­kı­rıl­dım
ha­nım ha­nım­cık: 1) evi­ne, ço­cuk­la­rı­na bağlı, ha­fif dav­ra­nış­la­rda bu­lun­ma­yan ka­dın, 2) böy­le bir ka­dı­na ya­ra­şır hal­le­ri olan, e.a. ka­dın ka­dın­cık 
hani ya: hani, nerede, ne oldu
ha­ni yok mu: 1) ne­re­dey­se, az kal­sın, az da­ha, 2) keş­ke, öy­le ist er­dim ki, ne iyi olur­du
hant hant öt­mek: duy­du­ğu aşı­rı is­te­ği baş­ka­la­rı­nı ra­hat­sız ede­cek bi­çim­de be­lirt­mek
Han­ya’yı Kon­ya’yı öğ­ren­mek: bk. dün­ya­nın kaç bu­cak ol­du­ğu­nu an­la­mak
ha­pı yut­mak: kö­tü bir du­ru­ma düş­mek
ha­pis­ha­ne kaç­kı­nı: kö­tü, ser­se­ri, hoy­rat kim­se
hapt et­mek:tartıştığı kişiyi sus­tur­mak, kar­şı­lık ve­re­mez du­ru­ma ge­tir­mek, k.a. hapt ol­mak
hapt ol­mak: bk. hapt et­mek
ha­ra­ca bağ­la­mak: bir kim­se­ye bel­li za­man­lar­da ken­di­si­ne bel­li mik­tar­da pa­ra ver­me­yi zor­ba­lık­la ka­bul et­tir­mek, b.a. ha­ra­ca kes­mek; ha­raç almak; haraç ye­mek
ha­ra­ca kes­mek: ken­di­si­ne çı­kar sağ­la­mak için, çev­re­sin­de­ki­le­re zor­ba­lık yap­mak, b.a. ha­ra­ca bağ­la­mak,; ha­raç ye­mek
haraç almak: bk. haraç yemek
ha­raç me­zat sat­mak: pa­ra­sal sı­kın­tı ne­de­niy­le elin­de­ki de­ğer­li eş­ya­yı ger­çek de­ğe­ri­ni bul­ma­sı­na bak­ma­dan el­den çı­kar­mak
ha­raç ye­mek: baş­ka­sı­nın sır­tın­dan ge­çin­mek, b.a. ha­ra­ca bağla­mak; ha­ra­ca kes­mek; haraç almak
ha­ra­la gü­re­le: ses­li ka­la­ba­lık­ta tar­tı­şa­rak, çe­ki­şe­rek; e.a. har gür
ha­ra­ma uç­kur çöz­mek: ni­kâh­sız ola­rak cin­sel iliş­ki­de bu­lun­mak; zina yapmak
ha­ram he­lâl ver Al­la­hım, ga­rip ku­lun yer Al­la­hım: na­sıl ka­za­nır­sam ka­za­na­yım, ye­ter ki kar­nım doy­sun
ha­ram et­mek: bi­ri­ne, bir şey­den beklenen, umu­lan ya­rar ve ra­ha­tı tat­tır­ma­mak
ha­ram ol­mak: bi­ri, bir şe­ye eri­şe­me­mek, bir şe­yi ele ge­çi­re­me­mek, bir şey­den ge­re­ği gi­bi ya­rar­la­na­ma­mak
ha­ram ol­sun: hay­rı­nı gör­me
ha­ra­ret bas­mak: 1) vü­cut ısı­sı art­mak, 2) çok su­sa­mak
ha­ra­ret kes­mek: su­suz­lu­ğu gi­der­mek, e.a. ha­ra­ret sön­dür­mek
ha­ra­ret sön­dür­mek: bk. ha­ra­ret kes­mek
ha­ra­ret ver­mek: su­sat­mak
ha­ra­za çı­kar­mak: or­ta­mın ta­dı­nı bo­za­cak dav­ra­nış­ta bu­lun­mak
har­bi bas: doğ­ru, hız­lı yü­rü
har­bi ko­nuş­mak: ger­çe­ği giz­le­me­mek, doğ­ru­yu söy­le­mek
har­cı âlem: (harc-i âlem) her­ke­sin kul­la­na­bi­le­ce­ği, her­ke­sin ala­bi­le­ce­ği, her ke­se­ye uy­gun; ye­ni­li­ği, hiç­bir özel­li­ği bu­lun­ma­yan
har­cı ol­mak (bi­ri­nin): 1) yapabileceği bir iş olmak, 2) ancak birine özgü bir iş olmak
ha­re­ke­te ge­çir­mek: can­lan­dır­mak, ya­pıl­ma­ya baş­lat­mak
ha­re­ke­te geç­mek: yap­ma­ya baş­la­mak, can­lan­mak, bi­tir­mek ama­cıy­la bir işe gi­riş­mek
ha­re­ket nok­ta­sı: ya­pı­la­cak işin, çı­kı­la­cak yol­cu­lu­ğun, in­ce­le­ne­cek ko­nu­nun, ge­liş­ti­ri­le­cek dü­şün­ce­nin baş­lan­gı­cı
ha­rem­lik se­lâm­lık ol­mak: bir top­lan­tı­da, ken­di­li­ğin­den ka­dın­lar bir yan­da, er­kek­ler bir yan­da otur­mak; rastgele ayrı gruplar oluşmak
harf at­mak: ta­nı­ma­dı­ğı bir ka­dı­na uy­gun­suz söz­ler söy­le­ye­rek yak­laş­ma­ya ça­lış­mak, e.a. söz at­mak; b.a. lâf at­mak
har­fi har­fi­ne: söz ya da ya­zı: bi­ri di­ğe­ri­nin ay­nı, tıpatıp, hiç de­ğiş­tir­me­den, ger­çek­te ol­du­ğu gi­bi
har gür:1) tar­tı­şıp çe­kiş­me, sür­tüş­me, 2) tar­tı­şıp çe­ki­şe­rek, bk. ha­ra­la gü­re­le
ha­rı ba­şı­na vur­mak: aşı­rı is­tek ya da öf­ke­den az­mak, çok kız­mak, de­li­ce iş­ler yap­mak
ha­rı geç­mek< bi­ri­nin ya da bir şe­yin: kız­gın­lı­ğı, sı­cak­lı­ğı, he­ve­si, is­te­ği, öf­ke­si azal­mak
ha­riç­ten ga­zel oku­mak: 1) bil­me­di­ği ko­nu üze­rin­de gö­rüş ve dü­şün­ce ile­ri sür­mek, 2) bir ko­nuş­ma­ya yer­siz ve za­man­sız ola­rak ka­tıl­mak
ha­ri­ta­dan si­lin­mek: 1) bir ül­ke, baş­ka bir dev­le­tin ege­men­li­ği al­tı­na gir­mek, 2) otu­ru­lan bir yö­re, sa­vaş ya da do­ğal bir yı­kım so­nun­da yok ol­mak
har­man çor­man: bk. kar­man çor­man
har­man et­mek: her tür­den bi­rer par­ça alıp ye­ni bir bi­le­şim oluş­tur­mak
har­man so­nu: bü­yük bir var­lık ya da iş­ten ar­ta­ka­lan
harp zen­gi­ni: sa­vaş sı­ra­sın­da yol­suz ka­zanç­lar sağ­la­ya­rak, var­lık sa­hi­bi olan kim­se
har­ta­sı hur­ta­sı ol­ma­mak: sı­ra­sız, say­gı­sız dav­ra­nış­lar­da bu­lun­ma­yan bi­ri ol­mak
har vu­rup har­man sa­vur­mak: pa­ra­sı­nı ya da za­ma­nı­nı: dü­şün­ce­siz­ce ve he­sap­sız­ca har­ca­mak, elin­de­ki­ni ge­rek­siz ye­re bol bol har­ca­yıp tü­ket­mek
has­bi geç­mek: bir şe­ye: il­gi gös­ter­me­mek, önem ver­me­mek, üze­rin­de faz­la­ca dur­ma­mak, b.a. al­dı­rış et­me­mek; ku­lak as­ma­mak; ora­lı ol­ma­mak; o ta­raf­lı ol­ma­mak
ha­sı­ral­tı et­mek: 1) bir ola­yı hak­sız ola­rak ört­bas edip unut­tur­ma­ya ça­lış­mak, 2) ya­zı­lı bel­ge­le­ri alı­ko­ya­rak, baş­la­mış iş­le­mi ya­vaş­lat­mak, yü­rüt­me­mek
has­ret çek­mek: 1) uzak­ta­ki sev­di­ği­ne ka­vuş­mak is­te­ği, öz­le­mi için­de bu­lun­mak, 2) ge­rek­si­nim duy­du­ğu hal­de o şe­yi el­de ede­me­me­nin üzün­tü­sü için­de bu­lun­mak, e.a. has­ret kal­mak; hasretini çekmek
has­ret gi­der­mek: za­ma­nı­nın bü­yük bir bö­lü­mü­nü, uzun sü­re öz­lem duy­duk­tan son­ra ka­vuş­tu­ğu kim­sey­le ge­çir­mek
has­ret git­mek: öz­le­mi­ni çek­ti­ği ye­ri ya da kim­se­yi gö­re­me­den öl­mek, b.a. gö­zü açık git­mek
has­re­ti­ni çek­mek: bk. has­ret çek­mek
has­ret kal­mak: öz­lem duy­du­ğu kim­se­ye, ye­re, şe­ye ka­vu­şa­maz ol­mak, e.a. has­ret çek­mek
has­ta, çor­ba­sı tas­ta: has­ta­yım de­di­ği­ne bak­ma­yın, ye­me­si iç­me­si ye­rin­de
has­ta et­mek: söz­le­ri ve dav­ra­nış­la­rıy­la bir kim­se­yi sağ­lık­lı dü­şü­ne­mez du­ru­ma ge­tir­mek
has­ta­ne­lik et­mek: bi­ri­ni aşı­rı de­re­ce­de döv­mek
has­ta­sı ol­mak: bir şe­ye on­suz ya­pa­ma­ya­cak ka­dar düş­kün­lü­ğü bu­lun­mak
has­ta­ya çor­ba sor­mak: bir kim­se­ye za­ten onun da en çok sev­di­ği şey­le­ri öner­mek
hâ­şâ hu­zur­dan: uygunsuz bir şey söylemek zorunda kaldığım için beni bağışlamanızı dilerim
hâşa sümme hâşa: öyle değil, kesinlikle öyle olamaz
ha­şa­tı çık­mak: 1) bozulmak, işe ya­ra­maz du­ru­ma gel­mek, :2) çok yo­rul­mak, bit­kin­leş­mek
ha­şir ne­şir ol­mak: kay­naş­mak, bi­ri­le­riy­le ya da ken­di iş­le­riy­le uğ­ra­şıp dur­mak
ha şöy­le: çok iyi ol­du, çok be­ğen­dim, bra­vo, afe­rin, ta­mam, tam is­te­di­ğim gi­bi, e.a. hah şöy­le
hah şöyle: bk. ha şöyle
ha şu­nu bi­ley­din: ko­nuş­man­dan du­ru­mu ye­ni kav­ra­dı­ğın an­la­şı­lı­yor, bu­nu çok­tan an­la­man gerekirdi
ha­ta­ya düş­mek: ya­nıl­mak
hatıra gelmemek: bk. hatıra ve hayale gelmemek
ha­tır al­mak: bk. gö­nül al­mak
ha­tı­ra ve ha­ya­le gel­me­mek: bir şe­yin ger­çek­le­şe­ce­ği­ni, ola­bi­le­ce­ği­ni hiç dü­şün­me­mek
ha­tır be­la­sı: ken­di­si­ne sev­gi, say­gı du­yu­lan kim­se­yi hoş­nut et­mek için kat­la­nı­lan sı­kın­tı­lı iş
ha­tır gö­nül bil­me­mek: bk. ha­tır gö­nül ta­nı­ma­mak
ha­tır gö­nül ta­nı­ma­mak: sev­gi ve say­gı duy­du­ğu kim­se­nin gü­cen­me­si­ni bi­le gö­ze ala­rak doğ­ru bil­di­ği­ni yap­mak, doğ­ru ol­du­ğu­na inan­dı­ğı söy­le­mek, e.a. ha­tır gö­nül bil­me­mek
ha­tır gö­nül say­ma­mak: ara­da­ki ya­kın­lı­ğa, dost­lu­ğa bak­mak­sı­zın kı­rı­cı dav­ran­mak
ha­tı­rı kal­mak (bi­rinin): gü­cen­mek, da­rıl­mak, kırılmak
ha­tı­rı­na bir şey gel­me­sin: böy­le söy­lü­yor ya da böy­le ya­pı­yo­rum ama, sa­na kar­şı kö­tü bir ama­cım yok, alın­ma sa­kın
ha­tı­rı­na gel­mek: anım­sa­mak, ak­lı­na gel­mek, ha­tır­la­mak
ha­tı­rın­da kal­mak: unut­ma­mak
ha­tı­rın­dan çı­ka­ma­mak (bi­ri­nin): gön­lü­nün kı­rıl­ma­sın­dan çe­ki­ne­rek, sev­di­ği, say­dı­ğı bi­ri­nin is­te­ği­ni yap­ma­yı red­de­de­me­mek
ha­tı­rın­dan çı­kar­ma­mak (bi­ri­ni), bir şe­yi: unut­ma­mak, ona kar­şı il­gi­si­ni sür­dür­mek, e.a. gö­nül­den çı­kar­ma­mak; b.a. akıl­da tut­mak
ha­tı­rın­dan çık­ma­mak: bk. ak­lın­dan çık­ma­mak; ak­lın­da tut­mak; hatırında tutmak
ha­tı­rın­dan geç­me­mek: dü­şün­me­mek, e.a. ak­lı­na gel­me­mek
hatırında olmak: unutmamış, aklından çıkmamış bulunmak
ha­tı­rın­da tut­mak: e.a. ha­tı­rın­dan çı­kar­ma­mak
ha­tı­rı­nı hoş et­mek: bk. gön­lü­nü hoş et­mek
ha­tı­rı­nı kır­mak: bk. gön­lü­nü kır­mak
ha­tı­rı­nı say­mak (birinin): say­gı bes­le­di­ği kim­se­yi kı­ra­cak dav­ra­nış­lar­dan ka­çın­mak
ha­tı­rı sa­yı­lır: 1) önem­li mik­tar­da, ol­duk­ça çok, 2) say­gı gö­ren, is­tek­le­ri ye­ri­ne ge­ti­ri­len ki­şi
ha­tır için: ge­rek­ti­ği için de­ğil, (bi­ri­nin) gön­lü hoş ol­sun di­ye
ha­tır sor­mak: bk. hal ha­tır sor­mak
ha­ti­me çek­mek: so­na er­dir­mek, son ver­mek, bi­tir­mek
ha­va açıl­mak: bk. ha­va aç­mak
ha­va aç­mak: bu­lut­lar da­ğıl­mak, e.a. ha­va açıl­mak
ha­va al­mak: 1) açık alan­da te­miz ha­va so­lu­ya­rak din­len­mek, 2) um­du­ğu­nu bu­la­ma­mak, hiç­bir şey ka­zan­ma­mak, eli­ne bir şey geç­me­mek, a.
ha­va at­mak: dav­ra­nış­la­rıy­la dik­kat­le­ri çek­mek, b.a. ha­va bas­mak
ha­va bas­mak: çev­re­sin­de­ki­leri kü­çüm­se­yen dav­ra­nış­lar­da bu­lun­mak, şi­şin­mek, b.a. ha­va at­mak
ha­va boz­mak: yağ­mur ya da fır­tı­na be­lir­ti­le­ri gö­zük­mek
ha­va bu­lan­mak: gö­ğü yağ­mur bu­lut­la­rı kap­la­mak
ha­va çal­mak: bir ara­da olan­la­rın her bi­ri ay­rı dav­ra­nış ve dü­şün­ce­de bu­lun­mak, e.a. her bi­ri ay­rı ha­va­da ol­mak
ha­va­da kal­mak: 1) bu­lun­ma­sı ge­re­ken yer­den da­ha yük­sek­te dur­mak, 2) bir iş so­nu­ca ulaş­ma­mak, 3) bir sav da­ya­nık­sız ol­du­ğun­dan ka­nıt­la­na­ma­mak
ha­va­dan su­dan ko­nuş­mak: be­lir­li bir ko­nu ye­ri­ne rast­ge­le ko­nu­la­ra de­ğin­mek, b.a. de­re­den te­pe­den ko­nuş­mak; şun­dan bun­dan ko­nuş­mak
ha­va de­ği­şi­mi: da­ha ça­buk iyi­leş­me­le­ri­ni sağ­la­mak ama­cıy­la has­ta­la­ra yap­tı­rı­lan çev­re de­ği­şik­li­ği
ha­va de­ğiş­tir­mek: da­ha sağ­lık­lı ol­mak ya da din­len­mek, yorgunluk atmak için bir sü­re ik­li­mi fark­lı bir yer­de otur­mak
ha­va fe­na es­mek: or­tam­la il­gi­li ko­şul­lar uy­gun ol­ma­mak, k.a. ha­va iyi es­mek
ha­va ga­zı: ni­te­lik­siz, bir ağır­lı­ğı, ol­ma­yan, boş, b.a. sa­de su­ya ti­rit
ha­va ger­gin­leş­mek: çe­kiş­me ya da tar­tış­ma­lar so­nu­cu si­nir­li bir or­tam be­lir­mek
ha­va hoş: bi­ri­ne gö­re: bir şe­yin ol­ma­sıy­la ol­ma­ma­sı, şöy­le ya da böy­le ol­ma­sı ara­sın­da fark yok
ha­va iyi es­mek: or­tam­la il­gi­li her tür­lü ko­şul uy­gun du­rum­da ol­mak, k.a. ha­va fe­na es­mek
ha­va ka­çır­mak: yel­len­mek
ha­va ka­pan­mak: gök­yü­zü bu­lut­lar­la ör­tül­mek
ha­va ka­rar­mak: 1) gün­düz gi­de­rek ge­ce­ye dö­nüş­mek, :2) gök­yü­zü­nü ko­yu bu­lut­lar kap­la­mak
ha­va köp­rü­sü: zo­run­lu du­rum­lar­da iki yer ara­sın­da oluş­tu­ru­lan ge­çi­ci ha­va ula­şım yo­lu
ha­van­da su döv­mek: bo­şu­na uğ­raş­mak
ha­van dö­vü­cü­nün hınk de­yi­ci­si: ya­pı­lan işe ka­tı­la­cak güç­te ol­ma­dı­ğı hal­de öy­le gö­rü­ne­rek yar­dım et­me­ye ça­lı­şan, e.a. kah­ve dö­vü­cü­nün hınk de­yi­ci­si
ha­va­nın gö­zü yaş­lı: ne­re­dey­se yağ­mur ya­ğa­cak
ha­va pa­ra­sı: 1) bir ye­ri ki­ray­la tu­ta­bil­mek için sa­hi­bi­ne ya da için­de­ki ki­ra­cı­ya açık­tan ve­ri­len pa­ra, 2) bir şe­yi el­de ede­bil­mek için de­ğe­ri­nin dı­şın­da faz­la­dan öde­nen pa­ra
ha­va­sı­na uy­mak: bi­ri­nin hu­yu­nu al­mak
ha­va­sı ol­mak: 1) bi­ri bir kim­se­ye ben­zer ol­mak, 2) ken­di­ne öz­gü hal­le­ri, ca­na ya­kın­lı­ğı bu­lun­mak
ha­va­ya gir­mek: bu­lun­du­ğu çev­re ve or­ta­mı ya­dır­gar ha­li, çe­kin­gen­li­ği geç­mek, alış­mak, be­nim­se­mek, or­ta­ma uy­mak
ha­va­ya git­mek: bir şe­ye ya­ra­ma­mak, bo­şa har­can­mak
ha­va­yı boz­mak: bir top­lu­lu­ğun iyi iş­le­yen dü­ze­ni­ni ve in­san iliş­ki­le­ri­ni kö­tü­leş­ti­re­cek dav­ra­nış­ta bu­lun­mak
hav­sa­la­sı al­ma­mak: ak­lı ka­bul et­me­mek, e.a. hav­sa­la­sı­na sığ­ma­mak
hav­sa­la­sı ge­niş: hiç­bir şe­ye al­dı­rış et­me­yen, umur­sa­maz
hav­sa­la­sı­na sığ­ma­mak: bk. hav­sa­la­sı al­ma­mak
hav­yar kes­mek: işi­ni yap­ma­yıp, vak­ti­ni bo­şa ge­çir­mek
ha­yal âle­min­de ya­şa­mak: ger­çek­leş­me­si güç ya da ola­nak­sız şey­ler düş­le­mek, e.a. ma­sal âle­min­de ya­şa­mak
ha­ya­li fe­ne­re dön­mek: çok za­yıf­la­mak
ha­ya­li ham: ger­çek­leş­me­si ola­nak­sız ta­sa­rım
hay Al­lah: iyi­li­ği­ni ver­sin, ra­zı ol­sun, akıl­lar ver­sin
ha­ya­le dal­mak: dış dün­ya­dan uzak­la­şa­rak dü­şün­mek
ha­ya­le ka­pıl­mak: dü­şün­dük­le­ri ger­çek­leş­miş­ce­si­ne et­ki­len­mek
ha­ya­lin­den ge­çir­mek: dü­şün­mek, ol­ma­sı­nı is­te­mek
ha­yal me­yal: bel­li be­lir­siz, açık se­çik ol­ma­yan, bu­la­nık bir gö­rün­tü gi­bi
ha­yal ol­mak: 1) ger­çek­leş­ti­re­me­mek, 2) geç­miş­te kal­mak, anı­ya dö­nüş­mek
ha­ya­ta atıl­mak: bir genç: ge­çi­mi­ni sağ­la­mak üze­re ça­lış­ma­ya, pa­ra ka­zan­ma­ya baş­la­mak
ha­yat ada­mı: her ko­şul­da ya­şa­ma­yı, her güç­lü­ğü yen­me­yi bi­len, za­ma­na ko­lay­ca uyan ki­şi
ha­ya­ta ge­çir­mek: ya­rım ka­lan bir gi­ri­şi­mi ya da bir ta­sa­rı­mı can­lan­dır­mak, iş­ler­lik ka­zan­dır­mak
ha­ya­ta göz­le­ri­ni yum­mak: öl­mek
ha­ya­ta küs­mek: ca­nın­dan bez­mek, ya­şa­ma is­te­ği­ni yi­tir­mek
ha­yat ar­ka­da­şı: ev­li çift­ler­de ka­rı ko­ca­dan her bi­ri, eş, bi­ri­ne gö­re di­ğe­ri
ha­yat do­lu: ne­şe­li, can­lı, ya­şa­ma is­te­ği çok kim­se
ha­yat ge­çir­mek: ya­şa­mı­nı sür­dür­mek, var ol­mak, ya­şa­mak
ha­ya­tı kay­mak: ya­şam dü­ze­ni al­tüst ol­mak, ken­di­ni bir da­ha to­par­la­ya­ma­ya­cak, es­ki gün­le­ri­ne dö­ne­me­ye­cek du­ru­ma düş­mek
ha­ya­tı­na gir­mek: ya­şa­yı­şın­da ye­ri ol­mak
ha­ya­tı­na mal ol­mak: bir şe­yin kar­şı­lı­ğı­nı ca­nıy­la öde­mek
ha­ya­tın ba­ha­rı: genç­lik ça­ğı
ha­ya­tın cil­ve­si: ya­şa­mın, dün­ya­nın bek­len­me­dik du­rum­la­rı, ba­şa ge­len olum­lu ya da olum­suz olay
ha­ya­tı­nı ka­zan­mak: ça­lı­şıp ge­çi­mi­ni sağ­la­mak
ha­ya­tı­nı ya­şa­mak: di­le­di­ği gi­bi, gön­lün­ce ya­şam sür­mek
ha­yat ka­dı­nı: er­kek­ler­le pa­ra kar­şı­lı­ğı cin­sel iliş­ki ku­ran, ge­çi­mi­ni bu yol­la sağ­la­yan ka­dın
ha­yat me­mat me­se­le­si: bk. ölüm ka­lım me­se­le­si
ha­yat oku­lu: ya­şam bo­yu kar­şı­la­şı­lan olay­lar, ya­şa­nan ger­çek­ler so­nu­cu edi­ni­len bil­gi­ler
ha­yat pa­ha­lı­lı­ğı: yi­ye­cek, gi­ye­cek, içe­cek gi­bi ge­çim için ge­rek­li olan şey­le­rin fi­yat yük­sek­li­ği
ha­yat ver­mek: dur­gun bir şe­ye can­lı­lık ka­zan­dır­mak
hay­di ca­nım sen de: sa­na inan­mı­yo­rum, böy­le şey ol­maz, e.a. hay­di ora­dan (2)
hay­di hay­di: 1) bol bol, ko­lay ko­lay, 2) ol­sa ol­sa, en ço­ğu
hay­di ora­dan: 1) çe­kil, yak­laş­ma ora­ya, :2) bk. hay­di ca­nım sen­de
ha­yır bek­le­me­mek: ya­rar­lı, iyi ola­ca­ğı­nı san­ma­mak, um­ma­mak
ha­yır de­me­mek: bir şe­yi ge­ri çe­vir­me­mek, kar­şı çık­ma­mak
ha­yır­dır in­şal­lah: 1) gör­dü­ğün dü­şün iyi bir ola­yın be­lir­ti­si ol­ma­sı­nı di­le­rim, 2) o da ne, ne bu böy­le
ha­yır dua: iyi­lik di­le­ği
ha­yır du­a al­mak: ai­le bü­yük­le­ri­ne on­la­rın iyi­lik di­lek­le­riy­le kar­şı­la­şa­cak dav­ra­nış­lar­da bu­lun­mak
ha­yır et­me­mek: 1) ya­ra­rı do­kun­ma­mak, e.a. ha­yır gel­me­mek, ha­yır gör­me­mek, 2) teh­li­ke­li ol­mak, mah­vı­na yol aç­mak
ha­yır gel­me­mek: bk. ha­yır et­me­mek (1)
ha­yır gör­me­mek: bk. ha­yır et­me­mek (1)
ha­yır iş­le­mek: din­ce ve in­san­lık­ça iyi kar­şı­la­na­cak bir dav­ra­nış­ta bu­lun­mak
ha­yır kal­ma­mak: bir şey: ya­rar­lı ol­mak­tan çı­kıp işe ya­ra­maz du­ru­ma gel­mek
ha­yır­la an­mak: öl­müş bir kim­se­nin ar­dın­dan iyi ko­nuş­mak
ha­yır ola: ne var, ne olu­yor, kö­tü bir du­rum yok­tur in­şal­lah
ha­yır sa­hi­bi: ha­yır­se­ver
hay­ra alâ­met: iyi bir du­rum ol­du­ğu an­la­şı­lı­yor
hay­ra kar­şı: iyi­lik­le, ha­yır­lı ol­ma­sı di­le­ğiy­le
hay­ra yor­mak: bir ola­yı, bir dü­şü iyi bir ola­yın ha­ber­ci­si say­mak
hay­ret­ler için­de kal­mak: çok şa­şır­mak, şa­şa­kal­mak
hay­rı­nı gör: aman al se­nin ol­sun, ne mal ol­du­ğu­nu ya­kın­da an­lar­sın
hay­rı­nı gör­mek: ye­ni alı­nan bir şey: ken­di­si için ha­yır­lı ol­mak, iyi gün­ler­de kul­lan­mak
ha­zı­ra kon­mak: ken­di emek ver­me­miş, baş­ka­sı­nın eme­ğiy­le or­ta­ya çık­mış olan şey­den ya­rar­lan­mak
ha­zır bu­lun­mak: 1) bir yer­de ken­di­si ol­mak, 2) ge­re­ke­ni he­men ya­pa­bi­le­cek du­rum­da ol­mak
ha­zır­dan ye­mek: ye­ni­si­ni ka­zan­mak­sı­zın da­ha ön­ce ka­zan­dı­ğı­nı har­ca­mak, b.a. ha­zı­ra dağ da­yan­maz; ha­zır yi­yi­ci
ha­zır evin has ka­dı­nı: ku­rul­muş olan dü­zen­den ya­rar­la­nan fa­kat bir kat­kı­da bu­lun­ma­yan
ha­zır­lık gör­mek: yol­cu­luk ya da bir iş için ge­re­ken­le­ri top­la­ma­ya, ta­mam­la­ma­ya ça­lış­mak
ha­zır me­za­rın ölü­sü: şa­ka yol­lu: çok tem­bel, ken­di­si işe eli­ni sür­me­yip her hiz­me­ti baş­ka­la­rın­dan bek­le­yen
ha­zır ol­mak: bk. ha­zır bu­lun­mak
ha­zır yi­yi­ci: ye­ni­si­ni ka­zan­mak­sı­zın da­ha ön­ce ka­za­nıl­mış ola­nı har­ca­yan, b.a. ha­zır­a dağ da­yan­maz; ha­zır­dan ye­mek
Haz­re­ti Nuh’tan kal­ma: bk. Nuh Ne­bi’den kal­ma
haz vermek: hoşlandırmak
he­def al­mak: bir kim­se­ye, bir ye­re: yıp­rat­mak, eleş­tir­mek ama­cıy­la kar­şı çık­mak
he­di­ye et­mek: bir yen­gi­de, ye­nen­den çok ye­ni­le­nin yan­lış­la­rı et­ki­li ol­mak
he­lâ­lin­den ka­zan­mak: ge­li­ri­ni ku­ral­la­ra, ge­le­nek­le­re uy­gun ola­rak ça­lı­şıp di­din­mek­le sağ­la­mak
he­lâl­li­ğe al­mak: bir er­kek bir ka­dın­la ni­kâh­lan­mak, ev­len­mek
he­lâl ol­sun: 1) bu­nu ona is­te­ye­rek ve­ri­yo­rum, gü­le gü­le kul­lan­sın,:2) bu işi yar­dım ol­sun di­ye yap­tım, bir kar­şı­lık is­te­mi­yo­rum, 3) bra­vo, afe­rin, işi­ni çok iyi ya­pı­yor, e.a. he­lâl ü hoş ol­sun
he­lâl süt em­miş: çok dü­rüst, doğ­ru­luk­tan ay­rıl­ma­yan ki­şi
he­lâl ü hoş ol­sun: bk. he­lâl ol­sun (1,2)
he­le he­le: 1) vay ca­nı­na, şa­şı­la­cak şey, 2) az da­ha, bi­raz da­ha
he­le şü­kür: bir so­run çık­ma­dı, is­te­nen so­nuç alın­dı
hel­va de­me­si­ni de bi­li­rim, hal­va de­me­si­ni de: her or­ta­ma uya­rım, ge­rek­ti­ğin­de ki­bar ol­ma­sı­nı da bi­li­rim ka­ba ol­ma­sı­nı da
hem de na­sıl: 1) pek çok, üs­tün de­re­ce­de, dü­zey­de, 2) öze­ne be­ze­ne, bü­yük bir dik­kat­le
hem İsa’yı hem de Mu­sa’yı mem­nun et­mek: is­tek­le­ri bir­bi­ri­ne kar­şıt olan iki ki­şi­yi bir­den hoş­nut ede­cek bir dav­ra­nış­ta bu­lun­mak
hem ka­çar, hem da­vul ça­lar: çe­ki­nir gö­rün­dü­ğü işi yap­mak­tan ka­çın­maz
hem kel, hem fo­dul: ye­te­nek­siz­li­ği­ne bak­ma­dan bir de üs­tün­lük tas­lar, böbürlenir
hem na­lı­na, hem mı­hı­na: bir­bi­ri­ne kar­şıt iki ya­nı da des­tek­le­me du­ru­mu
hem suç­lu, hem güç­lü: ken­di ka­ba­ha­ti­ni baş­ka­la­rı­na yük­le­me­ye yel­te­nen
hem şam­dan pak­lan­dı, hem pi­lâv yağ­lan­dı: bir ey­lem­den iki ya­rar el­de edil­di, bir pü­rüz or­ta­dan kal­dı­rı­lır­ken, bir şe­ye de de­ğer ka­zan­dı­rıl­dı
hem zi­ya­ret, hem ti­ca­ret: bi­riy­le gö­rüş­me­ye gi­den kim­se­nin, bu gi­diş­ten ken­di­si­ne baş­ka bir ya­rar sağ­la­ma­sı du­ru­mu
her aşın ka­şı­ğı: her şe­ye ka­rı­şan, her işe bur­nu­nu so­kan, e.a. her bo­ka may­da­noz , k.
her bi­ri ay­rı ha­va­da ol­mak: bk. ay­rı ha­va çal­mak
her bo­ka may­da­noz : bk. her aşın ka­şı­ğı
her bo­ya­ya gi­rip çık­mak: bir­bi­riy­le il­gi­siz iş­ler­de kı­sa sü­re de ol­sa ça­lış­mış ol­mak
her bo­ya­yı bo­ya­dık da fıs­tı­kî mi kal­dı: ya­pı­la­cak da­ha bir­çok ek­si­ği­miz var­ken, zo­run­lu ol­ma­yan bu önem­siz ya da lüks şey­ler­le mi il­gi­le­ne­ce­ğiz
her dem ta­ze: 1) yaş­lı ol­du­ğu hal­de genç gö­rü­nen kim­se, 2) yap­rak­la­rı yıl bo­yun­ca ye­şil olan bit­ki
her der­de de­va: birçok so­ru­nu çö­zen, bir­çok şe­ye iyi ge­len
her fi­ra­vu­nun bir Mu­sa’sı çı­kar: acı­ma­sız kim­se­le­rin elin­den ya da yö­ne­ti­min­den in­sa­nı kur­ta­ra­cak bi­ri bu­lu­nur
her işe bur­nu­nu sok­mak: bk. bur­nu­nu sok­mak
her ka­fa­dan bir ses: ay­nı ko­nu­yu tar­tı­şan­la­rın her bi­ri rast­ge­le ko­nu­şu­yor, ay­rı şey­ler söy­lü­yor, b.a. ne­re­de çok­luk ora­da bok­luk
her­ke­se şa­pur şu­pur da bi­ze ge­lin­ce ya Rab­bi şü­kür mü: baş­ka­la­rı­na bol bol ver­di­ğin şe­yi ben­den ni­çin esir­gi­yor­sun
her­kes gi­der Mer­sin’e, biz gi­de­riz ter­si­ne: biz bu işi baş­ka­la­rı gi­bi ya­pa­ca­ğı­mız yer­de bi­le bi­le yan­lış yol iz­li­yo­ruz
her ne ka­dar: ....dır ama; ise de
her ne pa­ha­sı­na olur­sa ol­sun: bk. ne pa­ha­sı­na olur­sa ol­sun
her şe­ye bur­nu­nu sok­mak: bk. bur­nu­nu sok­mak
her ta­rak­ta be­zi ol­mak: bk. kırk ta­rak­ta be­zi ol­mak
her tar­la­dan bir ke­sek: ko­nuş­ma: bir­bi­riy­le il­gi­siz ko­nu­la­ra kı­sa kı­sa de­ği­ne­rek
her tel­den çal­mak: çok şey bi­lir, elin­den çok iş ge­lir ol­mak, za­ma­na, or­ta­ma uy­ma­yı bil­mek
he­sa­ba al­mak: ola­sı­lık­lar ara­sın­da ona da önem ver­mek, onu da göz önün­de bu­lun­dur­mak, onu da de­ğer­len­dir­mek, e.a. he­sa­ba kat­mak, k.a. he­sa­ba al­ma­mak
he­sa­ba al­ma­mak: önem ver­me­mek, göz önün­de bu­lun­dur­ma­mak, k.a. he­sa­ba al­mak, e.a. hesaba katmamak
he­sa­ba çek­mek: bir ki­şi ya da ku­rul­dan yap­tık­la­rı iş­ler­le il­gi­li açık­la­ma ve sa­vun­ma is­te­mek, b.a. he­sap sor­mak
he­sa­ba dök­mek: sa­yıy­la il­gi­li bir ko­nu­yu açık­lı­ğa ka­vuş­tur­mak için he­sap iş­lem­le­ri­ni kâ­ğıt üze­rin­de yap­mak
he­sa­ba gel­mez: sa­yı­la­ma­ya­cak ka­dar çok, pek çok, bi­lin­mez, kes­ti­ril­mez, e.a. he­sa­ba ki­ta­ba gel­mez; b.a. had­di he­sa­bı ol­ma­mak
he­sa­ba kat­mak: bk. he­sa­ba al­mak
hesaba katmamak: bk. hesaba almamak
he­sa­ba ki­ta­ba gel­mez: bk. he­sa­ba gel­mez
he­sa­bı ka­pa­mak: 1) ala­cak ve­re­cek bı­rak­ma­mak, 2) tar­tış­ma­ya son ver­mek, e.a. he­sa­bı ka­pat­mak; b.a. def­te­ri ka­pa­mak
he­sa­bı ka­pat­mak: bk. he­sa­bı ka­pa­mak
he­sa­bı kes­mek< bi­riy­le: alış­ve­ri­şe ya da iliş­ki­ye son ver­mek
he­sa­bı­na gel­mek: bi­ri için: ya­ra­rı­na uy­gun, ken­di­si için: el­ve­riş­li ol­mak, e.a. işi­ne gel­mek; k.a. he­sa­bı­na gel­me­mek
he­sa­bı­na gel­me­mek: bk. he­sa­bı­na gel­mek, e.a. işi­ne gel­me­mek
he­sa­bı­nı bil­mek: pa­ra­sı­nı har­car­ken sa­vur­gan­lık yap­ma­mak, e.a. he­sa­bı­nı ki­ta­bı­nı bil­mek
he­sa­bı­nı gör­mek: 1) ala­ca­ğı­nı öde­yip iliş­ki­yi kes­mek, 2) öl­dü­re­rek ce­za­lan­dır­mak, vü­cu­du­nu or­ta­dan kal­dır­mak
he­sa­bı­nı ki­ta­bı­nı bil­mek: bk. he­sa­bı­nı bil­mek
he­sa­bı te­miz­le­mek: bor­cu­nu öde­mek
he­sap aç­mak: bi­ri­ne: alış­ve­riş­le­rin­de borç­lan­ma ola­na­ğı ta­nı­mak, mu­ha­se­be def­te­rin­de ona da bir yer ayır­mak
he­sap çı­kar­mak: ala­ca­ğı ve­re­ce­ği kâ­ğıt üze­rin­de be­lir­le­mek
he­sap et­mek: 1) bir işin ne ge­ti­rip ne gö­tü­re­ce­ği­ni kar­şı­laş­tıra­rak bir so­nu­ca var­mak, :2) ken­di ken­di­ne tar­tı­şa­rak dü­şün­mek, ta­sar­la­mak
he­sap et­mek, ki­tap et­mek: bir ko­nu üze­rin­de bü­tün yön­le­ri, bü­tün ay­rın­tı­la­rıy­la dü­şün­mek
he­sap gör­mek: ta­raf­lar: ala­cak­la­rıy­la borç­la­rı­nı kar­şı­laş­tı­rıp so­nu­cu­nu sap­ta­mak
he­sap ki­tap: 1) he­sap so­nun­da, 2) dü­şü­nüp ta­şın­dık­tan son­ra
he­sap­sız ki­tap­sız: 1) def­te­re ge­çir­me­den, bel­ge­len­dir­me­den, 2) so­rum­suz, öl­çü­süz
he­sap sor­mak: bi­ri­ni: so­rum­lu ol­du­ğu ko­nu­da ya da ya­sa dı­şı dav­ra­nış­la­rın­dan do­la­yı sor­gu­ya çek­mek, e.a. he­sa­ba çek­mek
he­sap­tan düş­mek: he­sap­tan, borç­tan, ala­cak­tan in­dir­mek
he­sap­ta ol­ma­mak: da­ha ön­ce dü­şü­nü­len şey­le­rin dı­şın­da ol­mak
he­sap tut­mak: alış­ve­riş­le il­gi­li ra­kam­sal ve­ri­le­ri ve pa­ra tu­ta­rı­nı bir def­te­re yaz­mak
he­ve­si kur­sa­ğın­da kal­mak: is­te­di­ği, im­ren­di­ği şe­yi bek­len­me­dik bir ne­den­le el­de ede­me­mek
he­ve­si­ne düş­mek: bir şe­yi: kuv­vet­le is­te­mek, e.a. he­ve­si­ne ka­pıl­mak
hevesine kapılmak: bk. hevesine düşmek
he­ve­si­ni al­mak: is­te­di­ği, im­ren­di­ği şe­yi el­de ede­rek ona doy­mak
he­ve­si­ni kır­mak: is­tek­le­ri­ni, dü­şün­ce­le­ri­ni kö­relt­mek
hey gi­di hey: ney­di o gün­ler
hey­hey­le­ri tut­mak: çok sinirlenmek, e.a. hey­hey­le­ri üs­tün­de ol­mak; b.a. ba­ba­la­rı tut­mak
hey­hey­le­ri üs­tün­de ol­mak: bk. hey­hey­le­ri tut­mak
hık de­miş (ana­sı­nın, ba­ba­sı­nın) bur­nun­dan düş­müş: her du­ru­mu tıp­kı ana­sı (ya da ba­ba­sı)
heykel gibi: 1) hareketsiz, duygusuz, 2) çok güzel vücut
hık mık et­mek: 1) bir iş­ten ka­çın­mak için ba­ha­ne­ler ile­ri sür­me­ye ça­lış­mak, 2) ve­re­cek ya­nıt bu­la­ma­ya­rak, an­lam­sız, tu­tar­sız söz­ler söy­le­mek, e.a. kem küm et­mek
hım­hım ile bu­run­suz, bir­bi­rin­den uğur­suz: işe ya­ra­ma­mak­ta, ters­lik­te iki­si de bir­bi­ri­ni arat­maz
hın­zır­lık et­mek: za­rar ve­ri­ci, si­nir­len­di­ri­ci, ters dav­ra­nış­ta bu­lun­mak, muzırlık yapmak
hın­zır oğ­lu hın­zır: kö­tü­lük­te, ka­tı yü­rek­li­lik­te üs­tü­ne yok
hır çı­kar­mak:kav­ga, gü­rül­tü doğ­ma­sı­na ne­den ol­mak, kav­ga yap­mak, e.a. hır gür et­mek; hır gür yap­mak
hır gür çı­kar­mak: bk. hır çı­kar­mak
hır gür et­mek: bk. hır çı­kar­mak
hır­ka­yı ba­şı­na çek­mek: kim­sey­le gö­rüş­me­mek, bir kö­şe­ye çe­ki­lip çev­re­siy­le il­gi­si­ni kes­mek
hırt­lam­ba gi­bi gi­yin­mek: es­ki, par­tal şey­le­ri üst üs­te gi­yin­mek, gi­yi­mi­ne özen gös­ter­me­mek
hırt­lam­ba­sı çık­mak: eş­ya ya da giy­si: dö­kü­le­cek ka­dar es­ki­miş, kul­la­nıl­ma­ya­cak du­ru­ma gel­miş ol­mak
hı­şı­rı çık­mak: 1) bir şey: çok hır­pa­la­nıp ör­se­len­mek, 2) in­san: ağır iş­ler ne­de­niy­le be­de­ni çok yo­rul­mak
hı­yar ağa: ka­ba sa­ba, gör­gü­süz, bu­da­la, e.a. hı­yar ağa­sı
hı­yar ağa­sı: bk. hı­yar ağa
hı­zı­nı ala­ma­mak: 1) ya­vaş­la­ya­ma­mak, 2) öf­ke­si, şid­de­ti ya­tış­ma­mak, k.a. hı­zı­nı al­mak
hı­zı­nı al­mak: şid­de­ti­ni yen­mek, ya­tış­mak, do­yu­ma ulaş­mak
hı­zı­nı kay­bet­mek: et­ki­si, ge­çer­li­li­ği, hük­mü kal­ma­mak
hı­zır gi­bi ye­tiş­mek: bi­ri­nin ça­re­siz kal­dı­ğı zor bir za­ma­nın­da, bek­le­me­di­ği bi­ri, yar­dım­da bu­lun­mak
hiç de­ğil­se: 1) önem­li sa­yıl­ma­sa bi­le, baş­ka bir şey ya­pıl­ma­mış ol­sa da, 2) ba­ri, ye­ter­siz ol­sa da, e.a. hiç olmazsa
hi­çe say­mak: önem ver­me­mek, yok ka­bul et­mek
hiç ol­maz­sa: bk. hiç de­ğil­se
hiç yok­tan: bir ne­de­ne da­yan­ma­dan, ne­den­siz ye­re, ne­de­ni ol­ma­dı­ğı hal­de, b.a. yok ye­re
hi­da­ye­te er­mek: Müs­lü­man ol­mak, İs­lam di­ni­ni ka­bul et­mek
hik­me­ti Hu­da: Tan­rı’­nın işi
hik­me­tin­den su­al olun­maz: so­nu­cu­nun ne­de­ni so­rul­maz, araş­tı­rıl­maz
hi­laf ol­ma­sın: ya­nıl­mı­yor­sam
hi­le hur­da bil­mez: kim­se­yi al­dat­maz
hi­le­si hur­da­sı yok: ya­lan­sız do­lan­sız
hin­di gi­bi ka­bar­mak: bü­yük­lük tas­la­mak, ku­rum­lan­mak
hin oğ­lu hin: çok kur­naz
his­le­ri­ne ka­pıl­mak: duy­gu­sal davranmak
hi­za­ya gel­mek: 1) birçok kişi: çiz­gi du­ru­mun­da, düz­gün sı­ra ol­mak, 2) ay­kı­rı git­me­yi bı­ra­kıp, dav­ra­nış­la­rı doğ­ru olan­la­ra uy­mak
hizmete girmek: 1) çalışmaya başlamak,:2) görev almak
ho­ca­lık et­mek: öğüt ver­mek, akıl öğ­ret­mek
hod­ri mey­dan: ken­di­ne gü­ve­nen or­ta­ya çık­sın, e.a. mey­dan oku­mak
hok­ka gi­bi otur­mak: giy­si: gi­ye­nin be­de­ni­ne tam uy­mak
hop otu­rup hop kalk­mak: öf­ke ya da me­rak­tan ye­rin­de du­ra­maz ol­mak, e.a. kal­kıp kal­kıp otur­mak
hop­pa­la be­bek: dav­ra­nış­la­rı ço­cuk­ça olan
ho­ra geç­mek: be­ğe­nil­mek, ka­bul gör­mek, ho­şa git­mek, ve­ri­le­nin işi­ne ya­ra­mak
ho­ra tep­mek: ayak­la­rı­nı vu­ra­rak gü­rül­tü et­mek
hor gör­mek: bir kim­se­ye: de­ğer­siz, aşa­ğı­sa­yan göz­le bak­mak, b.a. hor tut­mak
hor kul­lan­mak: dik­kat­siz­ce, hoy­rat­ça ya­rar­lan­mak
ho­roz akıl­lı: ap­tal, akıl­sız
ho­roz­dan kaç­mak: ka­dın: er­kek­ler­den uzak dur­mak
hort­la­ğa dön­mek: yor­gun, bit­kin ol­mak, ayak­ta du­ra­cak gü­cü kal­ma­mak, b.a. me­zar kaç­kı­nı
hor tut­mak: bi­ri­ne kar­şı sü­rek­li kü­çüm­se­yi­ci, in­ci­ti­ci dav­ra­nış­lar­da bu­lun­mak, b.a. hor gör­mek
ho­şa­fı­na git­mek: hoş­lan­mak
ho­şa­fın ya­ğı ke­sil­di: bi­ri: or­ta­ya çı­kan du­rum ne­de­niy­le ne söy­le­ye­ce­ği­ni, ne kar­şı­lık ve­re­ce­ği­ni, ne ya­pa­ca­ğı­nı bi­le­me­di
hoş­beş et­mek: söy­leş­mek, şun­dan bun­dan ko­nuş­mak
hoş bul­duk: “hoş gel­di­niz” ya da “se­fa gel­di­niz” söz­le­ri­ne ve­ri­len kar­şı­lık
hoş­ça kal: ay­rı­lan kim­se­nin ka­lan ki­şi­ye, ya da ki­şi­le­re söy­le­di­ği iyi di­lek sö­zü, e.a. hoş­ça ka­lın; al­la­haıs­mar­la­dık
hoşça kalın: bk. hoşça kal
hoş gel­di­niz: ge­le­ne söy­le­nen esen­le­me sö­zü, e.a. se­fa gel­di­niz
hoş gör­mek: gü­ce­ni­le­cek ya da kar­şı­lık ve­ri­le­cek bir dav­ra­nı­şı ku­sur say­ma­mak, an­la­yış­la kar­şı­la­mak
hoş tut­mak: bi­ri­ne: iyi ve se­ve­cen dav­ran­mak, in­cin­me­me­si­ne dik­kat et­mek
ho­şu­na git­mek: bir kim­se: bir şey­den ya da bir ki­şi­den hoş­lan­mak, be­ğen­mek
höt de­mek: sert ko­nu­şa­rak kor­kut­mak, gözdağı vermek
hurdahaş etmek: kırıp dökmek, parçalamak
hur­da­sı çık­mak: eş­ya: işe ya­ra­ma­ya­cak de­re­ce­de es­ki­mek
hur­da­ya çe­vir­mek: kul­la­nıl­ma­ya­cak du­ru­ma ge­tir­mek
huri gibi: çok güzel genç kadın
huy edinmek< bir şeyi: alışkanlık durumuna getirmek
hu­yu hu­yu­na, su­yu su­yu­na uy­gun ol­mak: iki ki­şi: her yön­den birbi­riy­le uyum için­de bu­lun­mak
hu­yu­na su­yu­na git­mek< bi­ri­nin: is­tek­le­ri­ne, alış­kan­lık­la­rı­na uy­gun dav­ra­nış­lar­da bu­lun­mak
hu­zur hak­kı: bel­li bir ko­nu­yu gö­rüş­mek için top­la­nan bir ku­ru­lun üye­le­ri­ne öde­nen pa­ra
hük­mün­de ol­mak< bir şey: ay­nı de­ğe­ri ta­şı­mak, ye­ri­ne geç­mek
hük­mü pa­ra­sı­na geç­mek: pa­ray­la di­le­di­ği­ni ya­pa­bil­me gü­cü­nü ka­zan­mak
hü­kü­met dar­be­si: zor kul­la­na­rak dev­let yö­ne­ti­min­de de­ği­şi­klik yap­mak
hü­kü­met ka­pı­sı: dev­let da­ire­si
hü­kü­met gi­bi: kim­se: güç­lü, her de­di­ği­ni yap­tı­ran
hü­küm giy­mek: mah­ke­me­ce ken­di­si­ne ce­za ve­ril­mek
hü­küm sür­mek: 1) bir şe­yin güç­lü var­lı­ğı,et­ki­si, egemenliği sü­rüp git­mek, 2) er­ki­ni yü­rü­tür ol­mak
hü­küm ver­mek: iyi­ce dü­şün­dük­ten son­ra bir ka­nı­ya var­mak
hür­ya et­mek: bir ye­re doğ­ru bir­lik­te saldırmak, atıl­mak
hüs­nü ku­run­tu: her­han­gi bir du­ru­mu, ken­din­den ya­na ve saf­ça iyi­ye yor­ma
Hüt da­ğı gi­bi şiş­mek: has­talık ya da her­han­gi bir neden­le kar­nı kabarıp büyümek