Dil Haşlama
M
maaşa geçmek: bk. aylığa geçmek
maaş bağlamak: bk. aylık bağlamak
maça beyi gibi kurulmak: saygısızca yayılarak oturmak
madalyanın öteki yüzü: olumlu bir durumun, hesaba katılması gereken olumuz yanı, yönü, e.a madalyanın ters tarafı; madalyonun tersi
madalyanın ters tarafı: bk. madalyanın öteki yüzü
madalyonun tersi: bk. madalyanın öteki yüzü
madara etmek (birini): kötü duruma düşürmek, yalanını, yanlışını çıkarmak, a.
madara olmak (biri): kötü duruma düşmek, yalanı, yanlışı ortaya çıkmak, a.
madik atmak (birini): hile yaparak zarara uğratmak, e.a. madik oynamak (birine)
madik oynamak (birine) bk. madik atmak
mahal kalmamak: 1) onun: gereği olmamak, 2) bu işte: yeri olmamak
mahallebi çocuğu: bk. muhallebi çocuğu
mahalle çapkını: yakın çevresinde çapkın geçinen
mahalle karısı: kavgacı, kaba, görgüsüz, eğitimsiz kadın
mahalleyi ayağa kaldırmak: bağırıp çağırarak konu komşuyu rahatsız etmek, ortalığı telaşa vermek
maharet kazanmak: beceri edinmek, ustalaşmak
mahkemede dayısı olmak: sorunun çözümleneceği makamda koruyucusu bulunmak, e.a. dayısı dümende olmak
mahkemelik olmak: 1) bk. mahkemeye düşmek, 2) sorun mahkemede çözümlenebilecek boyut kazanmak
mahkemeye düşmek: ralarında anlaşmazlık bulunanlar, çözüm için mahkemeye başvurmak, b.a. mahkemelik olmak
mahkûm olmak: mecbur kalmak, katlanmak, çıkar yol bulamamak
mahmur bakış: süzgün bakış
mahşere dönmek (bir yer): çok kalabalıklaşmak
mahşer midillisi (kimse): kısa boylu, fitneci, ara bozucu
makable şamil: daha önceki zamanı kapsayan
makable şamil olmamak: bir yasa yayımlandığı tarihten geriye yürümemek, daha önceki zamanı, alınmış kararları kapsamamak
makara çekmek (ötücü kuş): bir solukta uzun uzun ötmek
makaraları koyuvermek: kendini tutamayarak, kahkahalarla uzun uzun gülmek, e.a. makaraları salıvermek; zembereği boşanmak
makaraları salıvermek: bk. makaraları koyuvermek
makaralı kuş: sürekli öten kuş
makaraya almak (birini): bir kimseyle alay etmek
makas almak: birinin yanağını orta parmakla işaret parmağı arasında sıkmak
makas vurmak (film, yazı vb. için): kısaltmak, kesmek, sakıncalı saydığı bölümü atmak, sansür
makbule geçmek: hoşa gitmek, işe yaramak, beğenilmek
mal bulmuş Mağribi gibi: birden zengin oluverme olasılığını sezmişcesine, bir varlık ele geçirecekmişcesine sevinmek
mal canlısı: mal edinmeye çok düşkün, malına mal katan
mal çingenesi: malını başkasına kullandırtmayan, bir şeyini ödünç vermekten esirgenen
mal etmek: 1) başkasına ait olan şeyi kendisininmiş gibi göstermek, 2) bir şeyi belli bir para karşılığı yapmış ya da sağlamış olmak
malı götürmek: isteyeni çok olan bir şeyi ele geçirmek, a.
malın gözü: 1) bk. anasının gözü, 2) iffetsiz
malını it, bağrını bit yer: bk. ekmeğini it yer, yakasını bit
mal kaldırmak: ürün elde etmek
mal meydanda: bu işin saklısı, gizlisi yok
malûm olmak: bk. içine doğmak
mal yapmak: zenginleşmek, servet sahibi olmak
mana çıkarmak: yersiz bir yargıya varmak, bir söze söyleyenin, bir davranışa davrananın aklından geçmeyen bir anlam vermek
mana vermek: yorumlamak, kendince bir yargıya varmak
manda gibi: çok iri, hantal
manda gibi yayılmak< bir yere: dikkatsizce ve olanca ağırlığıyla oturmak
manda gibi yemek: büyük bir iştahla çok ve acele yemek
mandepsiye basmak: bk. mantara basmak, a.
mandepsiye düşmek: bk. mantara basmak, a.
maneviyatı bozulmak: bk. morali bozulmak
mangalda kül bırakmamak: yapamayacağı işleri yapabilirmiş gibi bağıra bağıra anlatmak, b.a. yüksekten atmak
mantara basmak: tuzağa düşmek/düşürülmek, oyuna gelmek/getirilmek, aldatılmak, e.a. mandepsiye basmak; mandepsiye düşmek, a.
mantar atmak: bk. martaval atmak, a.
mantar gibi yerden bitmek: birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak, belirmek
manzarası bozuk (kimse): yüzü gözü bakımsız, saçı başı dağınık, görünüşü kötü
maraza aramak: olay çıkarmak için bahane aramak, sürtünmek, kaşınmak
maraza çıkarmak: kavgaya, anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak
marsıvan ayısı: bk. marsıvan eşeği
marsıvan eşeği: çok kaba, aptal, geri zekâlı, b.a. meşe odunu
martaval atmak: inanılmayacak şeyler uydurmak, yalan yanlış konuşmak, a. e.a. mantar atmak, a.
mart içeri, pire dışarı: rahat kaçırıcının biri gelince öteki gitmek zorunda kaldı
masal âleminde yaşamak: bk. hayal âleminde yaşamak
masal okumak: inandırıcı olmayan sözler söylemek
maskara olmak: gülünç bir duruma düşmek
maskarası olmak (birisi için): eğlence aracı durumuna düşmek
maskaraya almak: biriyle alay etmek, eğlenmek, e.a. maytaba almak; sarakaya almak
maskesi düşmek: gerçek kişiliği, niteliği ortaya çıkmak
maskeyi atmak: gizlediği gerçek kişiliğini ve amaçlarını kendisi ortaya koymak, belli etmek
masrafa girmek: bir iş için büyük ölçüde para harcamak, b.a. masraftan çıkmak
masraf görmek: evin günlük alışverişini ve ödemeleri yapmak
masrafı çekmek: gereken parayı ödemek, gideri karşılamak
masraf kapısı açmak: para harcamayı gerektiren bir işe girişmek
masraftan çıkmak: beklenmedik bir nedenle epey para harcama zorunda kalmak, e.a. paradan çıkmak; b.a. masrafa girmek
maşallahı var: nazar değmemesini dilemek gerek, maşallah denecek bir durumda, maşallahlık
maşası olmak: birinin sakıncalı işlerinde araç olarak kullanılmak
mat etmek: 1) satrançta: yenmek, 2) tartışmada: karşısındakini yanıt veremez duruma düşürmek, k.a. mat olmak
matiz olmak: sarhoşluktan sızacak duruma gelmek
mat olmak: bk. mat etmek
matrak geçmek: bk. dalga geçmek (2)
maval okumak: bk. masal okumak
mavi boncuk dağıtmak: birçok kişiye birden sevgi göstermek, sevgi gösterilen kişilerden birini bu sevginin yalnız kendisine verildiğine inandırmak, b.a. mavi boncuk kimde
mavi boncuk kimde: birçoklarına ayrı ayrı “en çok seni seviyorum” diyen kimsenin: şimdi en çok sevdiği kim
mayası bozuk (kişi): kötü yaradılışlı, soysuz, e.a. sütü bozuk
mayın tarlası: sık ve çok sayıda mayın döşeli yer
maymuna benzetmek: bk. maymuna çevirmek
maymuna çevirmek (bir şeyi): gülünç ve çirkin duruma sokmak, e.a. maymuna benzetmek; maymuna döndürmek
maymuna döndürmek: bk. maymuna çevirmek
maymuna dönmek: 1) çirkin ve gülünç duruma girmek, 2) uslanmak
maymun iştahlı: sevgisi, hevesi çabuk geçen, kararsız
maytaba almak: bk. maskaraya almak
medet Allah: yardım et Tanrım
medet ummak: yardım beklemek
Medine dilencisi gibi dizilmek: yapılacak işleri olan kişler sıralanıp bekleşmek, e.a. Medine fukarası gibi dizilmek
Medine fukarası gibi dizilmek: bk. Medine dilencisi gibi dizilmek
medreseye düşmek: bk. iş medreseye düşmek
mehtaba çıkmak: ay ışığında gezip dolaşmak
mekik dokumak: iki yer arasında sürekli gidip gelmek
mektubu dışından okumak: bir kimsenin yüzünde oluşan çizgilerden o an içinden geçenleri anlamak
mel mel bakmak: bakışları üzgün üzgün, aptal aptal olmak
memeden kesmek (çocuğu): artık emzirmemek
memede olmak ( çocuk): henüz memeyle beslenmek
meme vermek: emzirmek
mendil kadar (alan için): çok küçük, ufacık
mendil sallamak: birini uzaktan selâmlamak ya da uğurlamak
menekşe gözlü: gözleri koyu lâcivert renkte olan
menzilci beygiri gibi koşmak: işi gereği oradan oraya koşturup durmak, durup dinlenmek bilmeden çalışmak
meraka düşmek: kaygılanmak
merak etme: kaygılanma (sen)
merak getirmek: kara sevdaya tutulmak
merakına dokunmak: ilgisini çekmek
merak olmak: anlamak ve öğrenmek istemek
merak sarmak (bir şeye): edinmek, yapmak ya da onunla uğraşmak isteğine kapılmak, eğilim duymak, üstüne düşmek, e.a. merak sardırmak; b.a. meram etmek
merak sardırmak: bk. merak sarmak
meraktan çatlamak: 1) aşırı derecede kaygılanmak, 2) aşırı ölçüde bir şeyi öğrenme isteğine kapılmak
meram etmek (bir şeye): üstüne düşmek, yapmak istemek, b.a. merak sarmak
meramı kalaycılık değil, göt çalkalamak: amacı iş yapmak değil, iş yapıyor görünerek eğlenmek, e.a. meramı kalaycılık değil, kıç çalkalamak
meramı kalaycılık değil, kıç çalkalamak: bk. meramı kalaycılık değil, göt çalkalamak
mercimeği fırına vermek: bk. işi pişirmek (2)
merdiven dayamak: oldukça ileri bir yaşa ya da büyük bir aşamaya basmak ya da ulaşmak üzere olmak
merhabası olmak (biriyle): arada selâmlaşacak kadar tanımak
merhabayı kesmek (biriyle): dostluğa son vermek
merhamete gelmek: acıma duygusuna kapılmak
merhem olmak: bir derde çare sayılmak
mermer gibi: beyaz, parlak, sert ve pürüzsüz
mesafe bırakmak: ilişkilerde samimi olmamak, e.a. mesafe koymak
mesafe koymak: bk. mesafe bırakmak
mesaiye kalmak: günlük iş süresi dışında ek ücretle fazla çalışmak
mescit yapılmadan körler dizildi: bk. imaret yapılmadan dilenciler dizildi
mesele çıkarmak: olmayacak bir nedenle sorun yaratmak, b.a. mesele yapmak
mesele yapmak: önemsiz bir konuyu anlaşmazlık nedenine dönüştürmek, b.a. mesele çıkarmak
mesken tutmak (bir yeri): yatıp kalkarak evi gibi kullanmaya başlamak
meskût geçmek: bk. es geçmek
meşe odunu: anlayışsız, görgüsüz, kaba saba adam, b.a. marsıvan eşeği
meşgul etmek: uğraştırmak
meşin suratlı (kimse): utanması olmayan, onursuz
meteliğe kurşun atmak: hiç parası kalmamak
metelik etmez: çok değersiz
metelik vermemek: önemsememek, umursamamak, aldırış etmemek
metres tutmak: bir kadınla nikâhsız yaşamak
mevlâsını bulmak: istediğine erişmek
mevsimli mevsimsiz (konuşmak): yerli yersiz
meyanesi gelmek: kıvamı tutmak
meydana atılmak: 1) ortaya çıkarılmak, ileri sürülmek, herkesin bilgisine sunulmak, 2) bir iş yapmak için ortaya çıkmak, e.a. ortaya atılmak
meydana atmak: bk. ortaya atmak
meydana çıkmak: 1) bir durum: belli olmak, 2) biri: ortada kendini göstermek, e.a. ortaya çıkmak
meydana dökmek: herkesin görebileceği biçimde hepsini sergilemek, e.a. ortaya dökmek
meydana düşmek (bir iş yapmak için): kendini ortaya atmak, e.a. ortaya düşmek
meydana gelmek: olmak, oluşmak, yapımı bitmek
meydana getirmek: oluşturmak, olmasını sağlamak
meydana koymak: herkesin bilgisine sunmak, herkese göstermek, ortaya çıkarmak, açıklamak
meydana vurmak: belli etmek
meydan bırakmamak: bk. meydan vermemek
meydan dayağı (eskiden): açıklık bir yerde, herkesin gözü önünde suçluya kırbaç ya da falakayla uygulanan dayak cezası
meydanı boş bulmak: ortada çekinecek ya da kendisine engel olacak kimse bulunmadığından istediği şeyi yapmak
meydan kalmamak: bir şeyin yapılmasına: fırsat olmamak, gereklik ortadan kalkmak
meydan okumak: korkmadığını, çekinmediğini açıkça bildirmek, kendisinin daha üstün olduğu savıyla başkasını kavgaya ya da yarışmaya çağırmak, b.a. hodri meydan
meydan vermemek: kötü bir durumun doğması olasılığını ortadan kaldırmak, e.a. meydan bırakmamak
meyil vermek: sevmek
mezar kaçkını: çok zayıflamış kimse, b.a. bir deri bir kemik kalmak; hortlağa dönmek
mezhebi geniş: namus konusunda aşırı hoşgörülü, yakını olan kadınların toplumun iffet anlayışına aykırı davranışlarını doğal karşılayan, e.a. geniş mezhepli
mezhebi meşrebine uymamak: davranışları inancına, savunduğu görüşlerine ters düşmek
mırın kırın etmek: bir isteği yerine getirmemek için türlü nedenler, bahaneler ileri sürmek, nazlanmak
mısır püskülü (saç): seyrek, ince, cansız
mışıl mışıl uyumak: uyurken rahat, sessiz ve derin soluk almak
mızıkçılık etmek: oyundan ya da birlikte yapılacak işten bahaneler ileri sürerek kaçmak, b.a. oyunbozanlık etmek
mıymıntılık etmek: ağırdan almak, yavaş davranmak
mızmızlık etmek: 1) her şeyde bir kusur arar olmak, 2) işten kaçmak, tembelleşmek
mide bulandırmak: 1) mideyi kusacak duruma getirmek, 2) kuşkulandırmak, bir iş kötü bir sonuç doğuracağı kuşkusu uyandırmak
mide fesadı: çok ve çeşitli yemenin yol açtığı mide bozukluğu
mide fesadına uğramak: çok ve çeşitli yiyecekler yemekten midesi bozulmak
midesi almamak: bk. midesi kaldırmamak
midesi bulanmak: 1) kusacak gibi olmak, 2) işkillenmek, bir işin kötü sonuç doğuracağından kuşkulanmak
midesi ezilmek: bk. içi ezilmek
midesi kabul etmemek: bk. midesi kaldırmamak
midesi kaldırmamak: 1) daha önceki denemeler sonucu o şeyi midesinin sindiremeyeceğini bilmek, 2) hastalık, tiksinme gibi nedenlerle bir şeyi yiyememek, 3) çirkin bir davranış karşısında huzursuz olmak, rahatı kaçmak, 4) kuşkulanmak, işkillenmek, b.a. midesi almamak; midesi kabul etmemek; mideye oturmak
midesi kazınmak: bk. içi ezilmek ; e.a. midesi ezilmek
mideye oturmak: yenen şey güçlükle sindirilmek, midede katı bir şey var duygusu yaratmak, b.a. midesi kaldırmamak
mideyi bastırmak: hafif şeyler yiyerek açlığı gidermek
mikrofona koymak: öykü, roman, oyun gibi yapıtları radyo için elverişli duruma getirip yayımlamak
mil çekmek (birinin gözlerine): kızgın mille gözlerini kör etmek
milimi milimine: tam, tastamamam, iyicene
milim şaşmamak: tam denk düşmek, tam uyum göstermek
milim oynamamak: hiç kıpırdamamak, yerine sıkı sıkı oturmak
millî olmak: yeni yetme genç erkek: bir kadınla ilk kez cinsel ilişkide bulunmak
mim koymak: 1) bir şeyin: unutulmaması gerektiğini belirtmek 2) birinin: ileride hatırlaması için dikkatini çekmek, e.a. balmumu yapıştırmak, mum yapıştırmak
minare gibi: çok uzun nesne
minare kırması: çok uzun boylu kimse
minderaltı etmek: bk. hasıraltı etmek
minder çürütmek: 1) otururken yapılan okuyup yazma gibi işlerle uzun yıllar uğraşmış olmak, b.a. mürekkep yalamış, 2) işsiz güçsüz oturup durmak
mirasa konmak: kendine hesapta olmayan bir miras kalmak
miras yemek: kendine kalan mirası tüketmek
misafir gibi oturmak: bulunduğu yerden her an ayrılacak izlenimi uyandırmak
miskinler tekkesi: işsiz güçsüzlerin, tembellerin toplaşıp oturdukları kuytu, havasız yer
misli memendi yok: eşi, benzeri bulunmaz
mis sabunu: güzel kokulu sabun
mitralyöz gibi (konuşma için): hiç durmadan, ara vermeden
modası geçmek: önemini yitirmek, artık aranmaz olmak
mola vermek: uzun süren yolculukta, yürüyüşte, çalışmada bir süre durup dinlenmek
moral eğitimi: ruhsal gücü ve direnci artırmak amacıyla düzenlenen eğlence, gösteri gibi etkinlikler, b.a. moral vermek
morali bozulmak:içine korku düşmek, direnme gücü sarsılmak, cesareti kırılmak, e.a. maneviyatı bozulmak
moral vermek: bir kimsenin: ruhsal gücünü, direncini artırmak, yüreklendirmek
mortoyu çekmek: ölmek
muhabbet beslemek: sevgi duymak
muhabbet tellâlı: kadınla erkek arasında yolsuz ilişkilere aracılık eden kimse, pezevenk, kavat
muhallebi çocuğu: nazlı büyütülmüş, zora gelemeyen, alıngan, e.a. mahallebi çocuğu
muhasebesini yapmak: bir şeyin olumlu ya da olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya varmak
muhayyer bırakmak (alışverişte): seçenek tanımak
muhit edinmek: bk. muhit yapmak
muhit yapmak: çevresinde yeni eşler dostlar kazanmak, eşinin dostunun sayısını çoğaltmak, çevresini genişletmek, e.a. muhit edinmek
mum direk: 1) dimdik, 2) yaramazlık yapmayan, uslu
mumla aramak: önem verdiği ve özenle seçeceği bir şeyi bulmaya çalışmak
mumla aratmak (bir şey, bir durum, bir kimse): daha kötü olan yenisi, pek iyi olmayan eskisinin yerini tutamamak
mum gibi: 1) dümdüz, dosdoğru,:2) çok uslu, 3) düzenli, düzgün, derli toplu, 4) solgun, zayıf
mum olmak: hırçınlığı, yaramazlığı bırakıp uslanmak
mumya gibi: çok zayıf, renksiz
mum yapıştırmak: akılda tutmak, e.a. mim koymak
muradına ermek: çok istediği şeye kavuşmak
muşamba gibi: çok kirli çamaşır
muşmula suratlı: yüzü kırışıklarla dolu, çirkin
mübarek olsun: haydi bakalım hayrını gör, kutlarım
müflise mal mı kaptırdın: merak etme, karşılığını alamayacağın bir durum yok, telâşlanma
mülâhazat hanesini açık bırakmak (bir kimse, bir durum hakkında): şimdiye göre yargıya varmayıp, zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek
mümkün mertebe: olabildiğince, ne kadar yapılabilirse
münasebet almamak: (bir davranış): uygun düşmemek, yakışıksız olmak
münasebet düşmek: uygun bir durum ortaya çıkmak
münasebetini getirmek (sözü): uygun bir zamana, yerine, sırasına rastlatmak
münasebette bulunmak: 1) ilişkisi olmak, 2) ilişki kurmak, 3) cinsel yaklaşımda bulunmak
mürekkebi kurumadan (bir şeyin): yazılmasından kısa bir süre sonra
mürekkep yalamış: okumuş, öğrenim görmüş, kültürlü
mürüvvetini görmek (ana, baba): 1) yetiştirdiği çocuğun yardımı ve hizmetiyle rahat bir yaşam sürmek, 2) yetiştirdiği çocuğun rahat bir yaşam sürdüğünü, kimsenin yardımına gerekseme duymadığını bilmekten mutlu olmak, b.a. gününü görmek (1)
müzelik olmak: çok eskimek, kullanımdan kalkmak, yaşlanmak