Dil Haşlama
Ö
öbek öbek: toplu kümeler biçiminde, yığın yığın
öbür dünya: insanların öldükten sonra yaşamayı başka bir biçimde orada sürdüreceklerine inandıkları âlem, ahret
öcünü almak: yapılan bir kötülüğün acısını kötülük yaparak çıkarmak, e.a. öcünü çıkarmak; öç almak
öcünü çıkarmak: bk. öcünü almak
öç almak: bk. öcünü almak
ödev bilmek: bk. borç bilmek, e.a. ödev saymak
ödev saymak: bk. borç bilmek
ödü bokuna karışmak: çok korkmak, k.
ödü kopmak: ansızın çok korkmak, e.a. ödü patlamak
ödü patlamak: bk. ödü kopmak
öfkesi burnunda: çok sinirli, e.a. burnundan solumak
öfkesi kabarmak: sinirlenmek, öfkelenmek
öfkesini almak: bk. öfkesini çıkarmak
öfkesini çıkarmak: öfkeli kişi haksız yere birine çatmak, e.a. öfkesini almak
öfkesini yenmek: iradesini kullanarak sinirini yatıştırmak
öğür olmak: çokça birlikte bulunmaktan çok sıkı bir alışkanlık edinmek, onsuz olamamak, onu görmeden duramamak
ökseye basmak: dikkat etmeyerek ya da bilmeyerek kendisine zararı dokunmak
öksürüklü tıksırıklı: sağlıksız
öksüzler babası: bk. fukara babası
öksüz sevindiren: değeri az fakat süslü, gösterişli armağan
öküz altında buzağı aramak: olmayacak nedenler, bahanelerle suç ve suçlu bulmaya çabalamak, e.a. öküzün altında buzağı aramak
öküz arabası (kimse): kafasız, görgüsüz, hantal, dikkatsiz
öküz gibi: aptal, anlayışsız
öküz gibi bakmak: bk. öküz trene bakar gibi bakmak
öküz öldü, ortaklık bitti: aradaki yakınlığın nedeni ortadan kalkınca yakınlık da kalmadı
öküz trene bakar gibi bakmak: bakışlarından aptallığı, hiçbir şey anlamadığı belli olmak, e.a. öküz gibi bakmak
öküzün altında buzağı aramak: bk. öküz altında buzağı aramak
ölçü almak: yapılacak ya da bir yere uyumu sağlanacak şeyin boyutlarını saptamak
ölçülü biçili: özenle hazırlanmış, iyice hesaplanmış
ölçülü davranmak: ılımlı, dengeli olmak
ölçülü konuşmak: söyleyeceği sözlerin tepki uyandırmamasına dikkat etmek
ölçüp biçmek: tüm olasılıkları ayrıntılarıyla hesaba katarak düşünmek, inceden inceye düşünmek
ölçü vermek: bir şeye uyacak nesneyi bulması ya da yapması istenen kişiye o şeyin boyutlarını bildirmek ya da bu boyutları onun almasını sağlamak
ölçüyü kaçırmak: yeme içmede ya da davranışlarda aşırı gitmek
öl dediği yerde ölmek, kal dediği yerde kalmak (birinin): onun sözünden hiç çıkmamak, verdiği her buyruğu yerine getirmek
ölme eşeğim ölme, yaza yonca bitecek: şimdi gereği olan şeyin sağlanmasını, iş işten geçene, o şeye gerek kalmayana kadar bekleyebilirsin, yeterki sabırlı ol
ölmek var, dönmek yok: neye mal olursa olsun bu iş yapılacak; yapılmasından kaçınılmayacak
ölmüş eşek arıyor...: bk. ölmüş eşek arıyor ki nal’ını söksün
ölmüş eşek arıyor ki nalını söksün: çok hesapçı, çok pintidir, olmayacak yerden kendisine çıkar sağlamaya çalışır
ölü fiyatına: değerinden çok daha ucuza, değerinin çok altında bir paraya, e.a. yok pahasına
ölüm Allah’ın emri: 1) herkes ölecek; ölümden kurtuluş yok, 2) ölümden korkmuyorum, bu işi başarmak için ölümü bile göze alırım
ölüm döşeğinde: ölüm halinde, ölmek üzere, hastalığı çok ağırlaştı, belli ki ölecek, b.a. rahat döşeği
ölü mevsim: işin ya da alışverişin durgun olduğu dönem
ölüm kalım meselesi: ya yok olmayla ya da hayatta kalmayla sonuçlanacak durum, e.a. hayat memat meselesi
ölümle burun buruna gelmek: can kaybına neden olabilecek çok büyük bir tehlikeyle karşılaşmak
ölümlü dünya: sonunda öleceğimizi bilerek yaşadığımız bir düzen
ölüm sessizliği: derin sessizlik
ölümü gör: şunu yapmazsan beni ölmüş bil
ölümü göze almak: elde etmek istediği şey uğruna canını vermekten korkmamak
ölümüne susamak: sanki canından olmayı istercesine tehlikeli bir işe kalkışmak
ölünün körü: bk. elinin körü
ölüp ölüp dirilmek: 1) birkaç kez yaşamından umut kesilecek kadar ağırlaşan bir hastalıktan kurtulmak, 2) çok sıkıntılı evreler geçirdikten sonra rahata ermek
ölür müsün, öldürür müsün: beni sinirlendirecek öyle şeyler yapıyor ki, ya “ölsem de kurtulsam”, ya da “şunu öldürsem de kurtulsam” diyeceğim geliyor
ölüsü kandilli: geberesi, canı çıkası, Allah’ın belâsı, e.a. ölüsü kınalı
ölüsü kınalı: bk. ölüsü kandilli
ölüsünü öp (en sevdiğinin): şunu yapmazsan en sevdiğini ölmüş gör
ölüyü güldürmek: anlattığı şeylerle en durgun insanı bile neşelendirmek
ömrü billâh: yaşadığı sürece, hiç bir zaman
ömrümün varı: hayatım
ömrüne bereket: ömrün uzun olsun, sağ ol, çok yaşa
ömür adam: farklı yanlarıyla hoşa giden, çok beğenilen kimse
ömür çürütmek: uzun zaman emek vermiş ya da karşılığını düşünmeden vaktini geçirmiş olmak
ömürde bir: bk. kırk yılın başı
ömür sürmek: 1) iyi yaşamak, 2) yaşamı tekdüze geçip gitmek
ömür törpüsü: yaşamı çekilmez kılan, yıpratan, üzücü, sıkıcı iş
önayak olmak: bir işi ilk kez başlatmak ya da yaptığı işle başkalarını da yüreklendirmek
öne düşmek: 1) önde yürümek, 2) kılavuzluk etmek, e.a. önüne düşmek
öne sürmek: 1) bk. ileri sürmek (1,2), 2) eyleme geçecek ilk kişiyi önermek
ön takımlar: erkeklik organları, a.
önünde ardında gidilmez: güvenilir kişi değildir, birlikte iş yapılmaz, arkadaşlığına güvenilmez
önüne bir kemik atmak: bk. ağzına bir kemik atmak
önüne çıkmak: bk. karşısına çıkmak (1)
önüne dikilmek: bk. karşısına dikilmek
önüne düşmek: bk. öne düşmek
önüne geçmek: 1) önünde yer almak, 2) önlemek, e.a. önünü almak
önüne gelen: 1) karşısına çıkan, 2) kim rastlarsa, rastgele herkes
önüne geleni kapar, ardına geleni teper: geçimsizdir, saldırgandır, herkesi kırar, incitir
önüne katmak: onu önden yürütüp kendisi arkadan izlemek
önünü almak: bk. önüne geçmek (2)
önünü kesmek: 1) engel olmak için yoluna çıkmak, 2) akar suyun: akmasına engel olmak
önünü ardını düşünmemek: bk. ilerisini gerisini hesaba katmamak
önü sıra: gitmek: önden, önünden, k.a. ardı sıra
öp babanın elini: bu durumu beklemiyorduk, şimdi ne yapacağız
öperken ısırmak: güleryüz gösterirken bir yandan hırpalamak
öpücük göndermek: elinin parmak uçlarını öptükten sonra bunu karşısındakine atar gibi yapmak, e.a. öpücük yollamak
öpücük yollamak: bk. öpücük göndermek
öpüp de başına koymak (bir şeyi): teşekküre değer karşılamak, bir bağış, önemli bir iyilik saymak
örneğini çıkarmak: çizerek ya da yazarak bir benzerini yapmak
örnek almak: davranışlarını birinin davranışlarına uydurarak ona benzemeye çalışmak
örnek olmak: davranışlarıyla başkalarını etkileyerek kendisine benzemelerine yol açmak
örtbas etmek: bir durumun duyulmamasını, yayılmamasını sağlayan önlemler almak
ört ki ölem: niçin vermiyorsunuz ya da niçin elimden alıyorsunuz: ben onlarsız ne yaparım, öleyim daha iyi
örümcek bağlamak: 1) üzerine örümcek ağ örmüş olmak, 2) uzun süre kullanılmadan kendi haline bırakılmış olmak
örümcek kafalı: eskiye bağlılığından yenilikleri kabul etmeyen, geri düşünceli
öte beri: fazla önemi, değeri olmayan ufak tefek şeyler
ötede beride: şurada burada
öteden beriden: şuradan buradan, şundan bundan
öteki beriki: 1) olur olmaz kimseler, 2) şu bu
ötesi çıkmaz sokak: bu yöntemle bir sonuca varılmaz
ötesi var mı: korkmuyorum, bundan daha kötü olacak değil ya
öteye beriye: türlü yerlere
övünmek gibi olmasın: bunu kendimi yüceltmek için değil, bir gerçeği belirtmek için anlatmak istiyorum
öyle gelmek: zannetmek
öz be öz kardeş: ana babaları ya da yalnız babaları bir olan kardeşlerden her biri
özene bezene: özenle, istekle
özen göstermek: bir şeyi iyi olması için çok dikkat ederek yapmak
özenip bezenmek: bir işi ayrıntılarına varıncaya değin büyük bir titizlikle yapmak
özrü kabahatinden büyük: suçunu bağışlatmak için söyledikleriyle daha büyük suç işliyor
özür dilemek: 1) işlediği suçun ya da yaptığı yanlışın bağışlanmasını istemek, 2) bir özürü olduğunu söyleyerek kendisine verilecek görevden bağışlanmasını istemek
özü sözü bir: düşündüğünü aynen söyleyen ve yapan, b.a. içi dışı bir