Dil Haşlama
P
pabucu büyüğe okut (kendini): davranışlarında deli halleri var, kendini bir üfürükçüye okut da akıllan
pabucu dama atılma: daha yeni, daha üstün, daha iyiye kavuşunca eskisi gözden düşmek
pabucuna kum dolmak: tedirgin olacağı bir durum ortaya çıkmak, e.a. pabucuna taş kaçmak
pabucuna taş kaçmak: bk. pabucuna kum dolmak
pabucunu eline vermek: kovmak
pabucu ters giydirmek: bk. külâhı ters giydirmek
pabuç bırakmamak (bir şeye): o şeyden korkmamak, yılmayıp yapacağını yapmak, aldırmamak
pabuç eskitmek: bir işi sonuçlandırmak için bir yere çok gidip gelmek, ısrarla peşini bırakmamak, e.a. pabuç paralamak
pabuç paralamak: bk. pabuç eskitmek
pabuç kadar dili var: bk. kürek kadar dili var
pabuçlarını çevirmek (birinin): kovacığını dolaylı olarak belli etmek
pabuç pahalı: giriştiğimiz işin tehlikeli; karşımızdaki adamın bizden güçlü olduğu anlaşılıyor
paçaları sıvamak: ne gerekiyorsa yapmak üzere bir işe hazırlanmak, e.a. kolları sıvamak
paçası düşük: giyimine özen göstermeyen, dağınık, savruk
paçasından tutup atmak: aşağılayıcı sözlerle kovmak
paçasını kaptırmak: bk. paçayı kaptırmak
paçavrasını çıkarmak: eleştirerek, ağır sözlerle hırpalayarak işe yaramaz durumda olduğunu ortaya koymak, e.a. paçavraya çevirmek
paçavraya çevirmek: bk. paçavrasını çıkarmak
paçayı kaptırmak: başladığı, giriştiği işten caymak istediği halde kendini kurtaramamak, k.a. paçayı kurtarmak
paçayı kurtarmak: başladığı fakat sonradan pişmanlık duyduğu güç durumdan kendini sıyırmak
paha biçmek: değerini tahmin etmek ya da kendi ölçüsüne göre bir değer belirlemek
pahalıya oturmak: bk. pahalıya mal olmak
pahalıya mal olmak: çok özveriyle ya da çok para ve emek harcanarak meydana getirilmek
pahaya çıkmak: pahalılaşmak
pahaya geçmek: değerli bir şeymiş gibi esirgenmek
paket program: ilerde yayımlanmak üzere banda veya filme alınan radyo ya da televizyon programı
pala çalmak: uğraşmak, çabalamak, e.a. pala sallamak
palamarı çözmek: kaçmak, sıvışmak, e.a. palamarı koparmak
palamarı koparmak: bk. palamarı çözmek
pala sallamak: bk. pala çalmak
palas pandıras: hazırlanmak için yeterli zamanı bulamadan, b.a. yaka paça; paldır küldür (2)
palavra atmak: 1) uydurma, asılsız bir söz ya da haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak, 2) abartarak konuşmak, büyük başarılardan söz etmek, e.a. palavra savurmak; palavra sıkmak
palavra savurmak: bk. palavra atmak
palavra sıkmak: bk. palavra atmak
paldır küldür: düzensiz ve kurallara uyma gereğini duymadan
pamuk ipliğiyle bağlamak (bir işi): etkisi uzun süreli olmayacak bir çözümle geçiştirmek
pancar kesilmek: çok kızarmak
paniğe kapılmak: büyük bir korku ve dehşet duyarak telâşlanmak
papara yemek: ağır biçimde azarlanmak, e.a. zılgıt yemek
papaza kızıp oruç yemek: bk. gâvura kızıp oruç yemek
papaza kızıp perhiz bozmak: bk. gâvura kızıp oruç bozmak
papazı bulmak: kötü bir sonuçla karşılaşmak, e.a. belâya çatmak
papaz uçurmak: içkili eğlence düzenlemek, içki âlemi yapmak
para babası: parası çok olan, çok zengin
para basmak: kurduğu iş yerinde çok para kazanmak
para bozmak: büyük parayı ufak paralarla değiştirmek
para canlısı: paraya çok düşkün, b.a. para gözlü
para çekmek: 1) bir yere yatırılmış paradan bir bölümünü almak, 2) birinden, değişik gerekçelerle para almak
para çıkarmak: 1) devlet para basıp değişime sürmek, 2) başka yerde bulunan bir kimseye banka ya da postayla para göndermek, havale etmek
paradan çıkmak: bk. masraftan çıkmak
para dökmek: bir iş için çok para harcamak
para dönmek: bir işin yapılabilmesi için rüşvet verilmek
para etmemek: 1) satışta değerini bulamamak, 2) işe yaramamak, etkili olmamak
para gözlü: yaptığı her işten bir kazanç bekleyen, b.a. para canlısı
parayla değil: sanki bedava, o denli ucuz, çok ucuz
parayla değil, sırayla: hakça yapılan işlerde para değil sıra önemlidir, parası olanın değil, sırası gelenin işi yapılır
para kesmek: 1) devlet para basmak, e.a. para çıkarmak (1), 2) çok para kazanmak, e.a. para kırmak
para kırmak: bk. para kesmek (2)
para koparmak (birinden): vermek istemediği halde zorla, kandırarak, çeşitli yollara başvurarak para almak, e.a. para sızdırmak
paranın gümüş olduğunu anlamak: paranın tutumlu harcanması gereken değerli bir şey olduğu bilincine varmak
paranın üstü: verilen paradan satın alınan şeyin değeri düşüldükten sonra geri kalanı, artan para
para, pul olmak: paranın alım gücü azalmak
parasını çıkarmak (bir şey): sağladığı yararla ona ödenen parayı hak etmek, ona yatırılan parayı kazanca dönüştürmek
parasını sokağa atmak: değeri olmayan bir mala para vermek
parasını yemek (birinin): hiç çalışmadan birinin sırtından geçinmek, b.a. para sızdırmak
para sızdırmak: bk. para koparmak , b.a parasını yemek
parasız pulsuz: yoksul, züğürt
para tutmak: 1) tutumlu davranıp para biriktirmek, 2) satın alınan şey şu kadar paraya mal olmak
para vurmak: 1) yasal olmayan yollarla para almak, 2) beklenmeyen bir nedenle çok para elde etmek
paraya çevirmek: elindeki bir değeri paraya dönüştürmek
paraya kıymak: gereken yerde gerekeni harcamaktan kaçınmamak
paraya para dememek: 1) çok para kazanır olmak, 2) bol para harcar olmak, 3) şu kadara kadar parayı az bulmak, küçümsemek, e.a. paraya pul dememek
paraya pul dememek: bk. paraya para dememek (1,3)
para yapmak: kazanıp para sahibi olmak, para biriktirmek
para yatırmak: kazanç amacıyla ve gerektiğinde almak üzere bir yere para vermek
para yedirmek: 1) birine: bol para harcamak, 2) işinin görülmesi için birine yasa dışı para vermek, rüşvet vermek
para yemek: 1) gerekli gereksiz, keyfine göre bol para harcamak, 2) görevi olan işi para karşılığı yapmak, rüşvet almak
parayı denize atmak: harcanan boşa gitmek, gereksiz yere para harcamak
parça almak (doktorlukta): incelemek amacıyla canlının belli bir yerinden doku parçası çıkarmak
parça başına: her parça için
parçalı bohça (gibi): renkleri, boyutları birbirini tutmaz parçalardan oluşmuş biçimde
parça parça: 1) parçalanmış bir durumda, 2) bölüm bölüm
parça pörçük: az, önemsiz
park etmek: taşıtı kuralına uygun bir biçimde, bir yerde belli bir süre bırakmak, e.a. park yapmak
park yapmak: bk. park etmek
parmağı ağzında kalmak: şaşakalmak, büyük şaşkınlık duymak, büyük şaşkınlık geçirmek, hayret etmek, e.a. parmak ısırmak
parmağına dolamak: bir konuyu, bir olayı her fırsatta gündeme getirmek, unutturmamak, b.a. diline dolamak
parmağında oynatmak (birini): kukla gibi kullanmak, ona her istediğini yaptırmak
parmağının ucunda çevirmek: bir işi: büyük bir beceriyle, rahatlıkla ve ustaca yürütmek, e.a. parmağının ucuyla çevirmek
parmağının ucuyla çevirmek: bk. parmağının ucunda çevirmek
parmağının ucunu göstermemek: kapalı kadın: erkeklere görünmemede çok dikkatli olmak
parmağını oynatmak: bk. parmak oynatmak
parmağı olmak< bir işte: kötü bir işle gizli ilgisi, alınan sonuçta etkisi bulunmak, b.a. eli olmak
parmak atmak: 1) b.a. el atmak; e.a. parmak basmak (1), :2 birinin kıçına parmağının ucuyla dokunarak cinsel tacizde bulunmak
parmak basmak: 1) bir nokta üzerine dikkati, bir konu üzerine ilgiyi çekmek, e.a. parmak atmak (1), :2) parmağının ucunu mürekkepleyip imza yerine kağıt üzerinde iz bırakmak
parmak hesabı: 1) bir şeyi hesaplarken sayıları parmakların yardımıyla belirlemek, :2) hece ölçüsü
parmak hesabı göstermek: borçlu kendince yaptığı uydurma hesaplarla borcunun kalmadığını kanıtlamaya çalışmak
parmak ısırmak: bk. parmağı ağzında kalmak
parmak ısırtmak: herhangi bir davranışıyla beğeni kazanmak, şaşkınlık yaratmak, büyük ilgi uyandırmak
parmak kadar< çocuk: çok küçük
parmak kaldırmak: bir toplulukta söz istemek için işaret parmağını açık bırakıp öbür parmakları kapatarak eli yukarıda tutmak, :2) öneriyi kabul etmek, olumlu oy vermek, e.a. el kaldırmak (1)
parmakla gösterilmek: 1) çok ünlü, seçkin bir kimse olmak, :2) bir şey: az bulunur olmak
parmaklarını bile kıpırdatmamak: bir iş için hiçbir yararı, yardımı dokunmamak
parmaklarını yemek: yediği yemeği çok lezzetli bulmak, çok beğenmek, e.a. parmaklarını birlikte yemek
parmaklarını birlikte yemek: bk. parmaklarını yemek
parmakla sayılmak: bir şey: sayıca çok az olmak, benzerleri çok az bulunmak, giderek çok azalmak
parmak oynatmak: işini kolaylaştırmak ya da çabuklaştırmak için görevliye yasa dışı para vermek, e.a. parmağını oynatmak
parmak yalamak: bir işten kendisine hakkı olmaksızın çıkar sağlamak, sebeplenmek
parsayı başkası toplamak: emeğin karşılığını çalışmaya katılmayan biri almak, b.a. davulu biz çaldık, parsayı el topladı.
parti çevirmek: tavla, iskambil vb. oyunları belli bir süre oynamak
parti vermek: yakın çevresiyle bir araya gelerek bir şeyi kutlamak ya da eğlenmek
partiyi kaybetmek: başkasıyla çekiştiği konuda yenilgiye uğramak
partiyi vurmak: her zamankinden farklı etkenler nedeniyle büyük bir kazanç sağlamak
pasaportunu eline vermek: işten çıkarmak, atmak, kovmak, e.a. pasaportunu vermek, a.
pasaportunu vermek: bk. pasaportunu eline vermek
pas almak: top oyunlarında: bir oyuncu öbür oyuncudan gelen topu kullanmak
pas geçmek: vazgeçmek, caymak, aldırış etmemek
paskalya yumurtası< gibi: yüzü çok allıklı kadın
pastavla pazarlık: toptan pazarlık
pastırmasını çıkarmak: bk. pestilini çıkarmak
pas vermek: 1) top oyunlarında: bir oyuncu başlattığı eylemin sürmesi için topu başka bir oyuncuya geçirmek, :2) kadın: erkeği umutlandıracak davranışlarda bulunmak
paşa gibi yaşamak: bk. bey gibi yaşamak
paşa paşa: akıllı, uslu uslu, güzel güzel, kimseyi rahatsız etmeyecek bir davranış içinde
pata çakmak: askerce selam vermek, selam durmak
pata gelmek: 1) kağıt oyunlarında berabere kalmak, :2) ödeşmek, razı olmak
patırtı çıkarmak: bk. kavga çıkarmak
patırtı kopmak: kavga çıkmak
patırtıya pabuç bırakmamak: bk. gürültüye pabuç bırakmamak
patırtıya vermek< bir yeri: bk. gürültüye vermek
patlak göz: dışarı fırlamış göz
patlak vermek: gizlenen ya da istenmeyen durum birden ortaya çıkmak, belli olmak
Payas’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak: bk. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak
pay bırakmak: bir şeyin yapımı sırasında daha sonra kullanılmak üzere küçük bir yer ayırmak
pay biçmek< birinden, bir şeyden: durumu, bir kişi ya da bir şeyin durumuyla karşılaştırıp yargıya varmak, bir sonuç çıkarmak, b.a. pay çıkarmak
pay çıkarmak: bir olay ya da durumdan gereken deneyimi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek, b.a. pay biçmek
pay dağıtmak: hak ettiklerini hak sahiplerine vermek
paye vermek< birine: değerli, önemli saymak
pay vermek: küçük büyüğe sözle karşı gelmek, saygısızca davranmak
pazara çıkarmak: bir şeyi satmaya karar vermek
pazar etmek: bir konuda anlaşma sağlamak için görüşme yapmak
pazar kayığı< gibi: çok yüklenmiş taşıt
pazarlığı pişirmek: pazarlıkta uyuşma sağlanacak duruma gelmek
pazar ola: satışın bol olsun
pazar yeri< bir yer: çok kalabalık
pazar yerine dönmek< bir yer: giderek kalabalıklaşmak
pek gözlü: bk. gözü pek
peklik çekmek< sürekli olarak: güçlükle aptes bozmak
pek söylemek: kırıcı ve sert konuşmak
pek yürekli: acımasız
pek yüzlü: utanması olmayan, sıkılmaz
pembe görmek< dünyayı, çevreyi: çok iyimser olmak, her şeye iyimser bir gözle bakmak
pençe atmak: gücüne güvenerek bir şeyi elde etmeye çalışmak
pençe pençeye gelmek: kıyasıya, öldüresiye dövüşmek
pençesine düşmek: yakalanmak
perde arkasında: olayı yönetenin kendisi olduğunu belli etmeyerek, gizliden gizliye, e.a. perde arkasından
perde arkasından: bk. perde arkasında
perde çekmek: bir şeyi gizlemek, örtmek
perde inmek: gözde katarakt olmak
perdelerini açmak: tiyatro yeni mevsimde temsillerine başlamak
perdesi sıyrık: bk. perdesi yırtık
perdesi yırtık: utanmaz, arlanmaz, e.a. ar damarı çatlamış; perdesi sıyrık
perende atamamak< birinin yanında: onunla yarış edememek
peresesine getirmek: bk. biçimine getirmek, e.a. usturubuna getirmek
pereseye almak: hesaba katmak
pervane olmak< birine: bağlanıp yanından hiç ayrılmamak
pes demek: 1) karşısındakinin kendisinden üstün olduğunu kabul etmek, :2) aşırı kurnazlık, saldırganlık karşısında: “ancak bu kadar olur“ kanısına varmak
pes perdeden: konuşmak: konuşurken yumuşak bir dil kullanmak, b.a. alttan almak
pes perdeden konuşmak: bk. pes perdeden
pestile çevirmek: çok yormak
pestil gibi< olmak: kımıldayamayacak kadar güçsüz, bitkin
pestilini çıkarmak: 1) iyice ezmek, :2) çok dövmek, :3) çok yormak, b.a. pöstekisini sermek
pestili çıkmak: çok yorulmak, e.a. turşusu çıkmak
peşinde dolaşmak< birinin: bir işini yaptırmak ya da başka bir amaçla sürekli izlemek
peşinde gezmek< birinin: bk. peşinde dolaşmak
peşinde koşmak: 1) bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak, :2) bk. peşinde dolaşmak
peşinden yürümek: bir kimseye her konuda uymak
peşine düşmek: 1) bir kimsenin peşine takılmak, arkasından gitmek, :2) bk. peşinde dolaşmak, :3) bk. peşinde koşmak, b.a ardına düşmek
peşine takılmak: bk. peşine düşmek (1)
peşini bırakmak: bir şeyi, bir kimseyi izlemekten vazgeçmek, k.a. peşini bırakmamak
peşini bırakmamak: bir şeyi, bir kimseyi izlemekten vazgeçmemek, k.a. peşini bırakmak
peşi sıra: bk. ardı sıra
peşkeş çekmek: yaranmak ya da yarar sağlamak için, kendisinin ya da başkasının malını birine bağışlamak, armağan etmek
peş peşe: bk. arka arkaya
peştemal kuşanmak: bir zanaatta ustalık kazanmak
pey sürmek: artırmayla satılacak şey için önceden bir miktar para vermek ya da önermek
pılı pırtıyı toplamak: bk. pılıyı pırtıyı toplamak
pılıyı pırtıyı toplamak: gitmek üzere, eskisi yenisi ne varsa bütün eşyasını hazırlamak, e.a. pılı pırtıyı toplamak
piç etmek: yapayım derken bozmak, çıkmaza sokmak, boş geçirmek, tadını kaçırmak, e.a. bok etmek, k., b.a. gâvur etmek
piç kurusu: soysuz ve yaramaz çocuk
piç olmak: 1) tadı bozulmak, :2) boşa gitmek
pilavdan dönenin kaşığı kırılsın: benim için çok yararlı olduğunu biliyorum, elde etmek için sonuna değin uğraşacağım
pilot bölge: kalkınma hareketini halk ve devlet işbirliğiyle kolaylaştırmak ve örnek oluşturmak üzere seçilmiş yöre
pir aşkına: bir karşılık beklemeden ya da görmeden, tam inançla, gerçek sevgiyle, ülkü uğruna
pire için yorgan yakmak: önemsiz bir durum karşısında kızarak ya da sıradan bir istek uğruna kendisine daha büyük zarar verecek davranışta bulunmak, e.a. bir pire için yorgan yakmak
pireyi deve yapmak: önemsiz bir olayı büyütmek
pireyi gözünden, çakalı dizinden vurmak: bk. pireyi gözünden vurmak
pireyi gözünden vurmak: 1) usta nişancı olmak, :2) olmayacak şeyleri başarmada yetenekli olmak
pirinci çok su götürmemek: bk. pirinci su kaldırmamak
pirinci su kaldırmamak:1) alıngan olmak, şakadan anlamamak, :2) kendisinden beklenen özveriye katlanacak durumda olmamak
pir ü pak olmak: tertemiz, lekesiz hale gelmek
pir yoluna: bk. pir aşkına
pisi pisine: boş yere, boşuna, e.a. boku bokuna
pislik götürmek< bir yeri: bir yer pislik içinde olmak
pislik paçalarından akmak: çok kirli olmak
pis pis düşünmek: sıkıntı içinde derin derin düşünceye dalmak, e.a. kötü kötü düşünmek
pis pis gülmek: alaycı gülüşüyle karşısındakini sinirlendirmek
pişirip kotarmak: bir işi eksiksiz tamamlamak, ortaya çıkarmak
pişkinliğe vurmak: kendisine yönelik kötü ya da soğuk davranışa, söze aldırmamak, anlamazdan gelmek
pişmiş aşa soğuk su katmak: bk. pişmiş aşa su katmak
pişmiş aşa su katmak: yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozacak davranışta bulunmak, e.a. pişmiş aşa soğuk su katmak
pişmiş kelle gibi sırıtmak: dişlerini göstererek yersiz, anlamsız, aptalca gülmek
piyango vurmak: beklenmedik bir yerden büyük bir kazanç, çıkar sağlamak
plak bozulmak: biri, sürekli aynı şeyi yineleyerek can sıkmak
posasını çıkarmak: 1) bir kişi ya da şeyi sonuna değin sömürmek, :2) bir konuyu çok ince ve ayrıntılı olarak eleştirmek
posta etmek: 1) görevliler birini resmi bir daireye götürmek, :2) birini, gönlü olmasa da, bir kimseye teslim edip bir yere göndermek
posta koymak: korkutmak, gözdağı vermek
postayı kesmek: 1) bir yere gidip gelmeye son vermek, :2) bir işi sürdürmekten vazgeçmek
post elden gitmek: 1) öldürülmek, :2) yüksek düzeydeki işinden ayrılma zorunda kalmak
post kavgası: erki ele geçirme, iş başına geçme çekişmesi
postu deldirmek: kurşunla vurulmak, kurşunlanmak
postu kurtarmak: öldürülmek tehlikesini atlatmak
postunu çıkarmak: derisini yüzmek
postu sermek: kısa bir süre için gittiği yerde sorumsuzca oturma saygısızlığını göstermek
pot kırmak: bilmeyerek yersiz bir davranışta bulunmak ya da bir söz söylemek, b.a. baltayı taşa vurmak; çam devirmek; gaf yapmak
poz vermek: fotoğraf çektirmek için durum almak
pösteki saymak: içinden çıkılmaz bir işle uğraşıp durmak
pöstekisini sermek: döverek kımıldayamayacak duruma getirmek, e.a. pestilini çıkarmak
pres yapmak: rakibin baskısını durdurmaya çalışmak
puan tutturmak: gereken sayıdaki puanı kazanmak
punduna getirmek: e.a. pundunu bulmak, bk. biçimine getirmek
pundunu bulmak: bk. biçimine getirmek
pupa yelken: 1) yelkenler rüzgârla tam şişmiş olarak, :2) hiçbir şeye bağımlı olmadan, alabildiğine
pusu kurmak: saldıracağı kimseye görünmemek için bir yere gizlenip beklemek
pusulayı şaşırmak: 1) doğru tutum ve davranıştan ayrılmak, :2) güç bir duruma düşerek ne yapacağını bilememek
pusuya düşmek: pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek
pusuya düşürmek: önceden tasarlayıp, hazırlanarak birine kötülük etmek, b.a. kuyusunu kazmak
pusuya yatmak: pusuda beklemek
put kesilmek: sessiz, hareketsiz durmak
püf desen uçacak: çok zayıf
püf noktası: bir işin en ince ve önemli yeri
püsküllü bela: büyük sıkıntı ve zarar veren şey ya da kimse