Dil Haşlama

T

ta­bak­ha­ne­ye bok mu gö­tü­rü­yor­sun (alay yol­lu): bu ne te­lâş, ne koş­tu­rup du­ru­yor­sun, yap­tı­ğın iş çok mu önem­li san­ki
ta­ba­na kuv­vet: bi­ne­cek bir şey yok, ya­ya ola­rak git­mek zo­run­da­yız, yü­rü­mek ge­re­ki­yor
ta­ba­nı yan­mış it gi­bi do­laş­mak: git­ti­ği yer­ler­de du­ra­ma­yıp sü­rek­li ola­rak gez­mek, e.a. aya­ğı yan­mış it gi­bi do­laş­mak
ta­ban­la­rı kal­dır­mak: ka­çar­ken koş­ma­ya baş­la­mak
ta­ban­la­rı pat­la­mak: çok ayak­ta dur­mak­tan, çok yü­rü­mek­ten aşı­rı yo­rul­mak
ta­ban­la­rı yağ­la­mak: 1) uzun bir yo­la yü­rü­ye­rek git­me­ye ha­zır­lan­mak, 2) hız­lı­ca koş­mak, kaç­mak
ta­ban pat­lat­mak: bk. ta­ban tep­mek
ta­ban ta­ba­na zıt: bi­ri öbü­rü­nün tam ter­si, kar­şı­tı, uyar yan­la­rı yok
ta­ban tep­mek: uzun yol yü­rü­mek, iki yer ara­sın­da çok gi­dip gel­mek, e.a. ta­ban pat­lat­mak
ta­ban­vay­la git­mek: yü­rü­mek
tabir etmek (rüya): yorumlamak
ta­bur­cu ol­mak: has­ta iyi­le­şip has­ta­ne­den çık­mak
ta­dı da­ma­ğın­da kal­mak: ye­nen ya da ho­şa gi­den, zevk alı­nan bir şe­yi unu­ta­ma­mak
ta­dı­na bak­mak: bi­ra­zı­nı ağ­zı­na alıp lez­ze­ti­ni yok­la­mak
ta­dı­na do­yum ol­ma­mak: do­yu­la­ma­ya­cak ka­dar lez­zet­li bul­mak
ta­dı­na var­mak: far­kı­nı, ay­rı­ca­lı­ğı­nı bü­tün ay­rın­tı­la­rıy­la duy­mak
ta­dın­da bı­rak­mak: sü­rüp gi­den bir şe­yin gü­zel­li­ği­ni ko­ru­mak, aşı­rı­lı­ğa ka­ça­rak onu zevk­siz bir du­ru­ma dö­nüş­tür­me­mek
ta­dın­dan yen­me­mek (alay yol­lu ter­si­ni çağ­rış­tır­mak için): çok tat­lı, çok ho­şa gi­der ol­mak
ta­dı­nı al­mak: 1) is­tek­siz baş­la­dı­ğı bir işin gi­de­rek zev­ki­ne var­mak, 2) bir şe­yin ne tat­ta ol­du­ğu­nu an­la­ya­bil­mek
ta­dı­nı çı­kar­mak: bir şe­yin gü­zel­li­ğin­den, sağ­la­dı­ğı ola­nak­tan bol bol ya­rar­lan­mak
ta­dı­nı ka­çır­mak: aşı­rı­lı­ğa gi­de­rek, gü­zel bir şe­yi zevk­siz du­ru­ma sok­mak
ta­dı tu­zu kal­ma­mak (bir kim­se­nin, bir ye­rin, bir şe­yin): es­ki gü­zel­li­ği, zev­ki, ho­şa gi­den ya­nı kal­ma­mak, b.a. tat­sız tuz­suz
ta­dı tu­zu yok: bk. tat­sız tuz­suz
taf­ra sat­mak: bk. yük­sek­ten at­mak
tah­ta­lı köy: me­zar­lık
tah­ta­sı ek­sik: bk. ak­lı­nın çi­vi­si ek­sik
ta ken­di­si (bi­ri için): hiç kuş­ku­suz o, baş­ka kim­se de­ğil (ta kı­sa söy­le­nir)
ta­kım el­bi­se: ce­ket, pan­to­lon ve ye­le­ği ay­nı ku­maş­tan giy­si­
ta­kım tak­la­vat: 1) ta­kı­mı oluş­tu­ran bü­tün par­ça­lar, 2) erkeklik organları, a.
ta­kım tut­mak: bir spor ta­kı­mı­nı des­tek­le­mek
ta­kıp ta­kış­tır­mak: özen­le süs­le­nip ta­kı­lar tak­mak
ta ki: so­nun­da, ye­ter ki (ta uzun söy­le­nir)
tak­ke düş­tü, kel gö­rün­dü: bir ayı­bı, ku­su­ru giz­le­yen şey or­ta­dan kal­kın­ca ger­çek an­la­şıl­dı
tak­la at­tır­mak: 1) bir şe­yi be­ce­riy­le kul­lan­mak, 2) bi­ri­ne is­te­di­ği her şe­yi yap­tır­mak
tak­la kıl­mak: bir kim­se­ye ya­ran­mak için onun ho­şu­na gi­de­cek bi­çim­de dav­ran­mak, dal­ka­vuk­luk et­mek
ta­li­him ol­say­dı anam­dan kız do­ğar­dım: ya­şam ko­şul­la­rı­nın ağır­lı­ğı­na kat­lan­ma­da ka­dın­lar er­kek­le­re gö­re da­ha ra­hat, dün­ya­ya kız ola­rak gel­mek var­mış
ta­li­hi­ne küs­mek: kö­tü bir du­rum ya da olay­la kar­şı­laş­tı­ğın­da yal­nız­ca ta­li­hi­ni suç­lu gör­mek, e.a. ka­de­ri­ne küs­mek
ta­li­hi yâr ol­mak: bk. bah­tı açık ol­mak, e.a. ta­li­hi ya­ver git­mek
ta­li­hi ya­ver git­mek: bk. bah­tı açık ol­mak
ta­lim et­mek (her­han­gi bir şe­ye): 1) az pa­ra kar­şı­lı­ğın­da ça­lış­mak, 2) hep ay­nı şe­yi ye­mek zo­run­da ol­mak
ta­lim­li may­mun: özel eği­tim gör­müş­ce­si­ne say­gı­lı, söz din­le­yen, her is­te­ği ye­ri­ne ge­ti­ren
ta­nış çık­mak: da­ha ön­ce­den ta­nış­mış ol­mak
tam­ta­kır, ku­ru ba­kır: bom­boş, için­de hiç­bir şey yok
Tan­rı mi­sa­fi­ri: ken­di­li­ğin­den ge­ce ya­tı­ya ge­len ve hoş tu­tu­lan ko­nuk
Tan­rı’nın gü­nü: bk. Al­lah’ın gü­nü
Tan­rı ya­rat­tı de­me­mek: hiç acı­ma­dan kı­ya­sı­ya döv­mek, vur­mak
ta­raf tut­mak: bk. yan tut­mak
ta­rih at­mak: bir şe­yin üze­ri­ne o gü­nü yaz­mak
ta­ri­he geç­mek: öne­mi ba­kı­mın­dan hiç unu­tul­ma­ya­cak bir du­rum ka­zan­mak, e.a. ta­rih yaz­mak
ta­ri­he ka­rış­mak: unu­tu­la­rak yal­nız adı kal­mak
ta­rih yaz­mak: bk. ta­ri­he geç­mek
ta­sa­sı sa­na mı düş­tü: se­ni il­gi­len­di­ren bir şey yok, ni­çin üzü­lü­yor­sun, sen ka­rış­ma
ta­sı ta­ra­ğı top­la­mak (bir yer­den): iz bı­rak­ma­ya­cak bi­çim­de ay­rıl­mak, kaç­mak, uzak­laş­mak
ta­şa öl­çe­yim: onun vü­cu­dun­da­ki kö­tü bir du­ru­mu ken­di vü­cu­dum­da gös­te­ri­yo­rum, ben de ay­nı şey ol­ma­sın, e.a. ben­zet­mek gi­bi ol­ma­sın
taş at­mak (bi­ri­ne): do­lay­lı ola­rak do­ku­na­cak bir söz söy­le­mek, söz do­kun­dur­mak
taş at­tı da ko­lu mu yo­rul­du: bu ka­zan­cı en kü­çük bir ça­ba har­ca­ma­dan sağ­la­dı
taş be­bek: çok gü­zel fa­kat so­ğuk ka­dın
ta­şa tut­mak: 1) bi­le­yi­le­mek, 2) üst üs­te taş at­mak, ara­lık­sız taş­la­mak
taş çat­la­sa: ne ya­pıl­sa, ne den­li zor­lan­sa (ger­çek­leş­mez, ola­nak­sız)
taş çı­kart­mak (bi­ri baş­ka­sı­na): kar­şı­laş­tı­rıl­dık­la­rı ko­nu­da bi­ri öte­kin­den çok üs­tün ol­mak
taş dü­şür­mek: iç or­gan­la­rın­da olu­şan ta­şı vücut ken­di­li­ğin­den dı­şa­rı­ya at­mak
ta­şı ba­şa, ba­şı ta­şa vur­mak: bk. ba­şı ta­şa, ta­şı ba­şa vur­mak
ta­şı ge­di­ği­ne koy­mak: söy­le­me­si ge­re­ke­ni en uy­gun za­ma­nı bek­le­yip, tam ye­rin­de söy­le­mek
ta­şı top­ra­ğı al­tın (ol­mak): bir yer, ça­lı­şıp ka­zan­mak için çok ve­rim­li ola­nak­la­ra sa­hip bu­lun­mak
ta­şı sık­sa su­yu­nu çı­kar­mak: çok sağ­lık­lı, çok güç­lü ol­mak
taş ke­sil­mek: şa­şı­rıp kal­mak, hiç­bir şey söy­le­mez ol­mak
taş taş üs­tün­de bı­ra­kma­mak: bk. taş üs­tün­de taş bı­rak­ma­mak
taş­tan yağ çı­kar, on­dan çık­maz: kim­se­ye bir ya­ra­rı ol­maz, çok cim­ri
taş üs­tün­de taş bı­rak­ma­mak: bir yer­de­ki ya­pı­la­rı yok eder­ce­si­ne yık­mak, e.a. yer­le bir et­mek, e.a. taş taş üs­tün­de bı­rak­ma­mak
taş ya­ğar kı­ya­met ko­par­ken: or­tam bun­ca te­lâş­lı, teh­li­ke­liy­ken, her­kes ne ya­pa­ca­ğı­nı şa­şır­mış­ken
taş yü­rek­li: bk. ka­tı yü­rek­li
tat­lı be­lâ: ver­di­ği sı­kın­tı ve üzün­tü­ye se­vil­di­ği için kat­la­nı­lan kim­se, ço­luk ço­cuk
tat­lı dil: gö­nül alı­cı söz
tat­lı dil gü­ler yüz: se­ve­cen ko­nuş­ma ve dav­ra­nış
tat­lı sert: in­cit­me­yen fa­kat yu­mu­şak da ol­ma­yan söz ya da dav­ra­nış
tat­lı su Frenk’i: ya­kın­do­ğu­lu ol­du­ğu hal­de ba­tı­lı gi­bi dav­ra­nan Hı­ris­ti­yan
tat­lı­ya bağ­la­mak (bir işi): bir an­laş­maz­lı­ğı ta­raf­la­rı hoş­nut ede­cek bir çö­zü­me ulaş­tır­mak
tat­lı yi­ye­lim, tat­lı ko­nu­şalım: ar­ma­ğan ola­rak ge­tir­di­ğim bu tat­lı, soh­be­ti­miz sı­ra­sın­da gü­zel söz­ler söy­le­me­miz için bi­ze esin kay­na­ğı ol­sun
tat­sız tut­suz: çok tat­sız, e.a. ta­dı, tu­zu yok; ta­dı, tu­zu kal­ma­mak
ta­va gel­mek: yu­mu­şa­mak, kan­mak, di­ren­ci kı­rıl­mak
ta­van ba­şı­na çök­mek: al­dı­ğı kö­tü bir ha­ber ya da kar­şı­laş­tı­ğı olum­suz bir du­ru­mun ruh sı­kın­tı­sı al­tın­da kal­mak, e.a. ta­van ba­şı­na yı­kıl­mak, b.a. te­pe­sin­den kay­nar su dö­kül­mek
ta­van ba­şı­na yı­kıl­mak: bk. ta­van ba­şı­na çök­mek
ta­vı­na ge­tir­mek (işi): ya­pı­la­cak en uy­gun za­ma­nı seç­mek, en el­ve­riş­li du­rum­dan ya­rar­lan­mak
tavla atmak: tavla oynamak
tav­şa­na kaç, ta­zı­ya tut de­mek: bir­bi­ri­ne kar­şıt iki ta­ra­fı da des­tek­le­yip yü­rek­len­dir­mek
tav­şan bo­ku gi­bi: bk. ne ko­kar, ne bu­la­şır
tav­şan bo­ku gi­bi, ne ko­kar ne bu­la­şır: bk. ne ko­kar, ne bu­la­şır
tav­şa­nın ka­çı­şı­nı gör­düm, etin­den iğ­ren­dim: onun du­ru­mu­na ya­kın­dan ta­nık ol­duk­tan son­ra, içi­mi bir is­tek­siz­lik kap­la­dı
tav­şa­nın su­yu­nun su­yu: bk. su­yu­nun su­yu
tav­şan uy­ku­su: te­dir­gin, te­tik­te, en kü­çük ses­te uya­nı­lan uy­ku
tav­şan yü­rek­li: çok kor­kak, ür­kek
tay dur­mak: he­nüz yü­rü­ye­me­yen ço­cuk, bir­kaç sa­ni­ye iki ayak üze­rin­de den­ge­si­ni sağ­la­ya­bil­me
ta­zı o ta­zı ama çu­lu de­ğiş­miş: o bil­di­ği­miz sı­ra­dan ki­şi, iş ba­şı­na geç­ti­ği ya da gi­yim ku­şa­mı­nı dü­zelt­ti­ği için ta­nın­maz ol­muş
ta­zı­ya dön­mek: 1) çok za­yıf­la­mak, kar­nı içe­ri­ye çök­mek, sıs­ka­laş­mak, 2) sırılsıklam
teb­dil gez­mek: ta­nın­ma­mak için kı­lık de­ğiş­ti­re­rek do­laş­mak
te­bel­leş ol­mak: as­kın­tı­lık yap­mak, b.a. ba­şı­na bit­mek
tec­rü­be tah­ta­sı­na dön­mek: ba­şa­rı­sız bir­çok de­ne­ye ko­nu ol­mak, üze­rin­de de­ney­ler ya­pıl­mak
tef çal­san oy­na­ya­cak: or­ta­lık öy­le­si­ne da­ğı­nık ki, her şey ayak­ta, bü­tün eş­ya kar­ma­ka­rı­şık
te­fe koy­mak: bi­ri­nin eleş­ti­ri­le­bi­le­cek yan­la­rı­nı alay­lı bir dil­le baş­ka­la­rı­na yay­mak, e.a. te­fe ko­yup çal­mak
te­fe ko­yup çal­mak: bk. te­fe koy­mak
tef gö­tü gi­bi: yü­zü gö­zü, özen­siz ve çok bo­ya­lı (ka­dın)
teh­dit sa­vur­mak: kor­kut­mak, göz­da­ğı ver­mek
tek ba­şı­na: bk. bir ba­şı­na
te­ke­den süt çı­kar­mak: ola­ma­ya­cak şe­yi olur du­ru­ma ge­tir­mek
te­ke­ri­ne ço­mak sok­mak: dav­ra­nı­şıy­la: bi­ri­nin yo­lun­da gi­den işi­ni ak­sat­mak, en­gel­le­mek, e.a. ço­mak sok­mak; b.a. te­ke­ri­ne taş koy­mak
te­ke­ri­ne taş koy­mak: bk. te­ke­ri­ne ço­mak sok­mak
te­ker me­ker yu­var­lan­mak: 1) bir şey: te­ker­le­ği an­dı­ra­cak bi­çim­de dö­ne dö­ne yu­var­lan­mak, 2) bir kim­se: iyi olan du­ru­mu­nu bir­den­bi­re yi­tir­mek
te­ke tek: bi­re kar­şı bir
te­kin de­ğil: 1) ak­lın ala­ma­ya­ca­ğı şey­le­ri ya­pa­bi­le­cek giz­li, do­ğa­üs­tü bir gü­cü ol­du­ğu­na ina­nı­lan ki­şi, 2) için­de cin, pe­ri gi­bi do­ğa­üs­tü var­lık­la­rın bu­lun­du­ğu­na ina­nı­lan yer
tek kü­rek­le meh­ta­ba çık­mak: 1) ha­zır­lı­ğı­nı tam yap­ma­dan bir işe kal­kış­mak, 2) be­ce­rik­siz­ce alay et­me­ye kalkışmak
tek­me­yi vur­mak: kov­mak, e.a. kı­çı­na tek­me­yi at­mak
tek­ne ka­zın­tı­sı: yaş­lı iler­le­miş çift­le­rin do­ğan son ço­cuk­la­rı
tek tük: sey­rek, az, bir iki ta­ne
tel çek­mek: 1) tel­le sı­nır­lan­dır­mak, 2) telg­raf yol­la­mak
te­li kır­mak: bk. ipi ko­par­mak
tel­lâl ça­ğırt­mak: bir ha­be­ri, bil­di­ri­yi, tel­lâl ara­cı­lı­ğıy­la çar­şı­da, pa­zar­da hal­ka du­yur­mak
tel­ler ta­kın­mak: bk. tel­ler tak­mak
tel­ler tak­mak: se­vin­ci­ni aşı­rı dav­ra­nış­lar­la bel­li et­mek, e.a. tel­ler ta­kın­mak
tel­le­yip pul­la­mak: ge­lin tel­le­ri ve ben­ze­ri be­ze­me ge­reç­le­riy­le süs­le­mek, e.a. süs­le­yip püs­le­mek
te­mas­ta bu­lun­mak: 1) gö­rü­şüp ko­nuş­mak, 2) de­ğin­mek, 3) cin­sel iliş­ki kur­mak
tem­cit pi­lâ­vı gi­bi ısı­tıp ısı­tıp öne sür­mek: ay­nı şe­yi sık sık yi­ne­le­yip dur­mak
te­mel at­mak: 1) bir ya­pı­ya baş­la­mak, 2) bir gi­ri­şi­me ön­der­lik ede­rek, ba­şa­rı­sın­da ve ge­liş­me­sin­de et­ki­li ol­mak
te­mel di­re­ği: bk. te­mel ta­şı
te­mel ta­şı: bir şe­yin ayak­ta dur­ma­sı­nı­da­ki en güç­lü da­ya­na­k olan ki­şi ya da öge
te­mi­ze çek­mek: dü­zelt­me­ler ya­pıl­mış ya­zı­ya son bi­çi­mi­ni ver­mek
te­mi­ze çık­mak: suç zan­lı­sı ki­şi­nin suç­suz ol­du­ğu an­la­şıl­mak
te­mi­ze ha­va­le et­mek: 1) yi­ye­ce­ği ne var­sa yi­yip bi­tir­mek, 2) uza­yıp gi­den bir işi so­na er­di­ri­ver­mek, 3) so­ru­nu, so­run ya­ra­tan ki­şi­yi öl­dü­re­rek çö­züm­le­mek, b.a. te­miz­lik yap­mak
te­miz­lik yap­mak: za­rar­lı şey­le­ri yok et­mek, b.a. te­mi­ze ha­va­le et­mek (3)
ten­ce­re­de pi­şi­rip ka­pa­ğın­da ye­mek (ge­çim ko­nu­sun­da): ol­du­ğu ka­da­rıy­la ye­tin­mek
ten­ce­re di­bin ka­ra; se­nin ki ben­den ka­ra: baş­ka­sın­da ku­sur bu­lu­yor, oy­sa ken­di­si­nin da­ha çok ku­sur­la­rı, ayıp­la­rı var, e.a. ten­ce­re gö­tün ka­ra; se­nin­ki ben­den ka­ra
ten­ce­re gö­tün ka­ra; se­nin­ki ben­den ka­ra: bk. ten­ce­re di­bin ka­ra; se­nin­ki ben­den ka­ra
ten­ce­re ta­va, her­kes­te bir ha­va: her­kes bil­di­ği gi­bi dav­ra­nı­yor, or­ta­da bir dü­şün­ce bir­li­ği yok
ten­ce­re yu­var­lan­mış, ka­pa­ğı­nı bul­muş: iki­si de ay­nı dü­zey­de, ay­nı ni­te­lik­tey­di, bir­le­şip bir­bir­le­ri­ni ta­mam­la­mış­lar
te­ne­ke çal­mak (ar­ka­sın­dan): te­ne­ke­ye gü­rül­tü­lü ses­ler çı­ka­ra­cak bi­çim­de vu­ra­rak, gi­den bir ki­şi­ye ha­ka­ret et­mek
te­ne­şir pak­lar: öy­le­si­ne kir­li iş­le­re bu­laş­mış bir ki­şi ki an­cak ölü­sü yı­ka­nın­ca arı­nır
te­pe­den bak­mak (bi­ri­ne): kü­çüm­se­mek, ken­di­ni kar­şı­sın­da­kin­den üs­tün gör­mek, e.a yu­kar­dan bak­mak; yük­sek­ten bak­mak
te­pe­den in­me: 1) buy­ruk: yük­sek bir ma­kam­dan ge­len, 2) ki­şi ya da şey: ka­çı­nıl­ma­sı ola­nak­sız bu­lu­nan, an­sı­zın ge­len
te­pe­den tır­na­ğa (can­lı­lar için): bü­tün vü­cu­du, her ya­nı, e.a. baş­tan aşa­ğı; te­pe­den tır­na­ğa ka­dar
te­pe­den tır­na­ğa ka­dar: bk. te­pe­den tır­na­ğa
te­pe­si at­mak: bir­den­bi­re çok öf­ke­len­mek, e.a. te­pe­si­nin ta­sı at­mak; bey­ni at­mak
te­pe­sin­de bit­mek: bk. ba­şın­da bit­mek
te­pe­sin­de ha­van döv­mek: 1) üst kat­ta­ki­ler gü­rül­tü ya­pa­rak alt kat­ta­ki­le­ri ra­hat­sız et­mek, 2) bir kim­se­den dur­ma­dan bir şey yap­ma­sı­nı is­te­mek ya da yap­tı­ğı­nı ba­şı­na kak­mak, ta­ka­za et­mek, b.a. ba­şın­da de­ğir­men çe­vir­mek
te­pe­sin­den kay­nar su­lar dö­kül­mek: bek­len­me­dik olum­suz, üzü­cü bir du­rum­dan bü­yük sı­kın­tı duy­mak, b.a. ta­van ba­şı­na çök­mek
te­pe­si­ne bin­mek: ge­nel­lik­le ken­di­sin­den da­ha güç­süz kim­se­ler üze­rin­de bas­kı kur­mak, ezi­yet et­mek, b.a. te­pe­si­ne çık­mak
te­pe­si­ne çı­kart­mak: ço­cu­ğun her de­di­ği­ni ya­pa­rak şı­mart­mak
te­pe­si­ne çık­mak: şı­ma­rık­lık ede­rek her is­te­di­ği­ni yap­tır­ma­ya ça­lış­mak, b.a. te­pe­si­ne bin­mek
te­pe­si­ne di­kil­mek: ra­hat­sız­lık ve­re­cek bi­çim­de ya da sü­re­de bi­ri­nin ya­nın­da dur­mak
te­pe­si­nin ta­sı at­mak: bk. te­pe­si at­mak
te­pe­si üs­tü: ba­şa­şa­ğı, te­pe­tak­lak
te­pe­tak­lak git­mek: top­lum­sal ve eko­no­mik du­ru­mu hız­la bo­zul­mak
te­pe te­pe kul­lan­mak (bi­ri­ni, bir şe­yi): sağ­lam­lı­ğı­na gü­ve­ne­rek es­ki­ye­ce­ği­ni, yıp­ra­na­ca­ğı­nı dü­şün­me­den hoy­rat­ça ya­rar­lan­mak
tep­tim ke­çe ol­du, siv­rilt­tim kü­lâh: is­te­ni­len şe­yi yap­mak için çe­şit­li bi­çim­sel yak­la­şım­lar de­ne­dim
te­ra­zi­ye vur­mak: dü­şün­ce­yi tar­tı­dan ge­çir­mek
ter­bi­ye­li may­mun gi­bi: bo­yun eğer, buy­ru­ğu he­men ye­ri­ne ge­ti­rir
ter bas­mak: sı­kın­tı­dan her ya­nı ter­le­mek
ter dök­mek: zor bir iş­le uğ­raş­mak
te­re­ci­ye te­re sat­mak: bir şe­yi çok iyi bi­len bir kim­se­ye o şey üze­ri­ne bil­gi ver­me­ye kalk­mak
te­re­ya­ğın­dan kıl çe­ker gi­bi: ken­di­si­ne ya da bir kim­se­ye za­rar ver­me­den, ko­lay­ca
ters düş­mek: kar­şıt ol­mak, ay­kı­rı du­rum­da bu­lun­mak
ter­si dön­mek: bu­lun­du­ğu ye­ri, gi­de­ce­ği yö­nü şa­şır­mak
ter­sin­den oku­mak: söy­le­ne­ni, oku­du­ğu­nu yan­lış an­la­mak
ters pers ol­mak (bi­ri): 1) yü­zü­ko­yun düş­mek, 2) çok kız­mak, içer­le­mek
ters ta­ra­fın­dan kalk­mak: huy­suz­luk, ak­si­lik et­mek, so­run çı­kar­mak, e.a. sol ta­ra­fın­dan kalk­mak
ters ters bak­mak: ba­kış­la­rı düş­man­ca, öf­ke­li bi­çim­de ol­mak
ters türs: 1) ge­li­şi­gü­zel, rast­ge­le, 2) düz­gün git­me­yen, iyi iş­le­me­yen
ters­yüz et­mek: kul­la­nıl­mış bir giy­si­nin içi­ni dı­şı­na çe­vir­mek
ters yü­zü ge­ri dön­mek: git­ti­ği bir yer­den is­te­di­ği­ni el­de ede­me­den gel­mek
ter ter te­pin­mek: bir is­te­ği­nin ye­ri­ne gel­me­si için si­nir­li bir bi­çim­de inat et­mek, di­ren­mek
tes­lim bay­ra­ğı­nı çek­mek: 1) ye­nil­gi­yi ka­bul et­ti­ği­ni açık­ça be­lirt­mek, 2) çe­kiş­me so­nun­da, kar­şı­sın­da­ki­nin is­te­di­ği­ni yap­ma­ya ra­zı ol­du­ğu­nu bil­dir­mek
tes­ti­yi kır­mak: kı­çı üze­ri­ne düş­mek, k.
te­tik dav­ran­mak: bk. te­tik­te ol­mak
te­tik dur­mak: bk. te­tik­te ol­mak
te­tik­te bu­lun­mak: bk. te­tik­te ol­mak
te­tik­te ol­mak: anın­da ve çok ça­buk dav­ra­na­bil­mek için ha­zır, bek­ler bu­lun­mak, e.a. te­tik dav­ran­mak; te­tik dur­mak; te­tik­te bu­lun­mak
tez be­ri: ko­lay­lık­la, ça­buk­ça
tez can­lı: bk. ca­nı tez
tez el­den: çar­ça­buk, e.a. bir ayak ön­ce
tez­gâh­ba­şı yap­mak: mey­ha­ne­de, ma­sa­ya otur­ma­dan, tez­gâ­hı­ın önün­de aya­küs­tü iç­mek
tez­gâ­hı kur­mak: işe baş­la­mak üze­re ça­lış­ma araç­la­rı­nı ha­zır­la­mak
tez­ke­re­si­ni eli­ne ver­mek: kov­mak, iş­ten çı­kar­mak
tez­ki­ye­si bo­zuk (ki­şi): doğ­ru­lu­ğu­na gü­ve­nil­mez, ah­lâk­ça iyi ta­nın­ma­mış
tez va­kit­te: en kı­sa sü­re­de
tı­ğı te­ber, şa­hı mer­dan: elin­de avu­cun­da ne var­sa tü­ket­miş, asa­sıy­la do­la­şan der­viş­le­re dön­müş
tı­ka ba­sa dol­dur­mak: dol­du­rur­ken bas­tı­ra bas­tı­ra sı­kış­tır­mak
tı­ka ba­sa ye­mek: mi­de­ye sı­kın­tı ve­re­cek ka­dar çok ye­mek
tı­kı­rın­da git­mek: iş­le­ri yo­lun­da, iyi ve düz­gün ol­mak
tı­kı­rı­nı yo­lu­na koy­mak: kendine iyi bir ge­çim dü­ze­ni­ sağlamak
tı­kı­rı yo­lun­da: pa­ra­sal ka­zan­cı, geliri iyi
tır­mar­ha­ne kaç­kı­nı: de­li­ce iş­ler ya­pan
tı­mar­ha­ne kaç­kı­nı gi­bi: gi­yi­mi, üs­tü ba­şı ba­kım­sız
tın­gır elek tın­gır saç, elim ha­mur kar­nım aç: bk. elim ha­mur kar­nım aç
tıngırı yolunda: kazancı iyi
tın­gır mın­gır: 1) ağır ağır fa­kat dü­zen­li, yol al­mak, yü­rü­mek, git­mek, 2) ku­ru, yan­kı­lı ma­de­ni bir ses­le
tın­maz me­la­ike: ken­di ha­lin­de, ses­siz kim­se
tı­pış tı­pış yü­rü­mek: ça­buk ve kı­sa adım­lar­la ço­cuk gi­bi yü­rü­mek
tı­pış tı­pış git­mek: ya da gel­mek: is­te­me­di­ği hal­de zo­run­lu ola­rak bir yer­den ay­rıl­mak
tı­pı tı­pı­na: ay­nen, tı­pa­tıp
tı­raş et­mek: bık­kın­lık ve­re­cek ka­dar uzun ko­nuş­mak
tır­hal­lı hep bir hal­lı (her şey, her­kes): ay­nı ko­şul­lar al­tın­da, kim­se­nin farkı, im­re­ni­le­cek ya­nı yok
tır­na­ğı ola­ma­mak (bi­ri­nin): bi­rin­den, de­ğer­ce çok aşa­ğı ol­mak
tır­nak­la­rı­nı sök­mek (bi­ri­nin): elin­de­ki güç­ten yok­sun bı­rak­mak
tır­nak­la­rıy­la ka­zan­mak: bir şe­yi el­de et­mek ya da or­ta­ya çı­kar­mak için, kimseden yardım görmeden dar ola­nak­lar­la ça­lış­mış ol­mak, e.a. tır­nak­la­rıy­la kaz­mak
tır­nak­la­rıy­la kaz­mak: bk. tır­nak­la­rıy­la ka­zan­mak
tır­nak sü­rüş­tür­mek: iki ki­şi ara­sın­da­ki çe­kiş­me­nin, kav­ga­nın bü­yü­me­si­ne ça­lış­mak
tır­pan at­mak: 1) is­te­me­di­ği ki­şi­le­rin işi­ne son ve­re­rek ça­lı­şan­lar ara­sın­da ayık­la­ma yap­mak, 2) top­lu­ca öl­dür­mek
tıs yok: 1) o yer­de: hiç can­lı var­lık bu­lun­mu­yor, hiç ses çık­mı­yor, 2) biri: ya­nıt ve­re­mi­yor, ağ­zın­dan ses çık­mı­yor
til­ki uy­ku­su: bk. tav­şan uy­ku­su
ti­ri­di çık­mak: iyi­ce yaş­lan­mak, ayak­ta du­ra­ma­ya­cak ka­dar za­yıf­la­mak, gü­cü kal­ma­mak
tir tir tit­re­mek: çok üşü­mek ya da çok kork­mak
ti­ye al­mak (bi­ri­ni): alay et­mek, eğ­len­mek
to­hu­ma kaç­mak: ev­len­me ça­ğı ge­çip kart­laş­mak, yaş­lan­mak
to­hu­mu dö­kül­mek: ge­çi­ril­miş bir kor­ku ne­de­niy­le döl­le­me ye­te­ne­ği­ni yi­tir­mek
to­kat aşk et­mek: hız­lı şa­mar at­mak, avucunun içiyle vurmak
to­ka et­mek: ver­mek
tok evin aç ke­di­si: evin­de be­ğen­me­yip ye­me­di­ği şe­yi ya­ban­cı yer­de is­te­yen ço­cuk
tok göz­lü: mal, mülk düş­kü­nü ol­ma­yan, k.a. aç göz­lü
tok kar­nı­na: ye­mek­ten son­ra, kar­nı doy­muş­ken
tok söz­lü: ha­tır, gö­nül din­le­me­den, hiç­bir şey­den çe­kin­me­den ko­nu­şan, ho­şa git­me­ye­cek de ol­sa dü­şün­dü­ğü­nü esir­ge­me­den söy­le­yen
tok tu­tu­cu ol­mak: acık­ma duy­gu­su­nu uzun sü­re gi­der­me özel­li­ği bu­lun­mak
ton­ga­ya bas­mak: bk. tu­za­ğa düş­mek, e.a. ton­ga­ya düş­mek
ton­ga­ya düş­mek: bk. tu­za­ğa düş­mek, e.a. ton­ga­ya bas­mak
to­pal eşek­le ker­va­na ka­rış­mak: önem­li bir iş ya­pan­la­rın ara­sın­da ye­ter­siz ola­nak­la­rıy­la yer al­ma­ya yel­ten­mek, e.a. to­pal eşek­le ker­va­na ka­tıl­mak
to­pal eşek­le ker­va­na ka­tış­mak: bk. to­pal eşek­le ker­va­na ka­rış­mak
to­par­lak he­sap: bk. yu­var­lak he­sap
to­par­lak sa­yı: bk. yu­var­lak sa­yı
top at­mak: işi ba­tır­mak, if­lâs et­mek
to­pa tut­mak (bir ye­ri, bi­ri­ni): 1) bir ye­re top­la art ar­da ateş et­mek, 2) bir kim­se­ye birbiri ardına ağır söz­ler söy­le­mek
top­ra­ğa bak­mak: ölü­mü ya­kın gö­rül­mek
top­ra­ğı bol ol­sun: (Müs­lü­man ol­ma­yan bir ölü anıl­dı­ğın­da) iyi­lik­le anı­la­cak ki­şiy­di, me­za­rın­da ra­hat uyu­sun, hu­zur için­de yat­sın
top­ra­ğı çek­miş: sü­rek­li ola­rak ya­şa­dı­ğı yer­den kı­sa bir sü­re kal­mak üze­re baş­ka bir ye­re git­miş­ti, ora­da öl­dü, san­ki gö­mü­le­ce­ği top­rak ken­di­si­ni ora­ya ça­ğır­mış gi­bi
top­ra­ğı­na ağır gel­me­sin: bk. sün­gü­sü dep­reş­me­sin
to­pu at­mak: 1) öğ­ren­ci: sı­nıf­ta kal­mak, 2) işa­da­mı: if­lâs et­mek
to­puk çal­mak: yü­rür­ken ayak­la­rın iç ke­mik­le­ri bir­bi­ri­ne vur­mak
to­pun ağ­zın­da: 1) sal­dı­rı­ya ilk uğ­ra­ya­cak yer, 2) ça­tı­la­cak, he­sap so­ru­la­cak, ko­vu­la­cak ilk ki­şi
to­pu to­pu (azım­sa­nan, sa­yı­ca çok az olan şe­yin): hep­si bu
top ye­kün: top­lam ola­rak
tor­ba­da tek­lik: bk. çan­ta­da kek­lik
tor­ba­ya koy­mak: sağ­la­mak, el­de et­mek
to­run tor­ba: ev­lât ve to­run­lar
toz­dan du­man­dan fer­man okun­ma­mak: or­tam, kim­se­ye söz an­la­tı­la­ma­ya­cak ka­dar ka­rı­şık ol­mak 
toz kon­dur­ma­mak (bir şe­ye, bir kim­se­ye): her­han­gi bir ku­su­ru bu­lun­du­ğu­nu ka­bul et­me­mek
toz ol­mak (bir ki­şi): or­ta­dan kay­bol­mak, kayıplara karışmak
toz­pem­be gör­mek (or­ta­lı­ğı, dün­ya­yı): ak­sak­lık­la­rı, olum­suz­luk­la­rı, üzü­cü du­rum­la­rı iyim­ser­lik­le kar­şı­la­mak, kötülememek
to­zu du­ma­na kat­mak: 1) hız­la koş­mak,:2) or­ta­lı­ğı al­tüst et­mek
to­zu­nu al­mak: döv­mek, e.a. to­zu­nu at­mak; to­zu­nu sil­ke­le­mek; to­zu­nu silk­mek
to­zu­nu at­mak: bk. to­zu­nu al­mak
to­zu­nu sil­ke­le­mek: bk. to­zu­nu al­mak
to­zu­nu silk­mek: bk. to­zu­nu al­mak
töv­be­ler ol­sun: çok piş­ma­nım, bir da­ha yap­ma­ma­ya çok ka­rar­lı­yım, e.a. töv­be­ler töv­be­si
töv­be­ler töv­be­si: bk. töv­be­ler ol­sun
tu­ha­fı­na git­mek: şa­şı­la­cak bir şey ola­rak gör­mek, ga­rip­se­mek
tu­haf­lık et­mek: gül­dü­re­cek şey­ler yap­mak
tu­haf ol­mak: ne ya­pa­ca­ğı­nı, ne söy­le­ye­ce­ği­ni bi­le­me­mek, şa­şı­rıp kal­mak
tu­lum çı­kar­mak: 1) hay­va­nın de­ri­si­ni yar­ma­dan yüz­mek, 2) bir par­ti­nin lis­te­sin­de­ki bü­tün aday­lar se­çi­mi ka­zan­mak
tun­dan tu­na at­mak: bir ki­şi­yi bir uzak yer­den di­ğe­ri­ne sür­gün ola­rak gön­der­mek
tu­ra çık­mak: gezinti yapmak
tur at­mak: faz­la uzak­laş­ma­dan şöy­le bir do­la­şıp gel­mek
tur­na gö­zü gi­bi: du­ru sa­rı, sı­vı
tur­na­yı gö­zün­den vur­mak: çok önem­li bir ola­na­ğı ele ge­çir­mek
turp gi­bi: sa­pa­sağ­lam, sağ­lı­ğı ,gücü kuvveti ye­rin­de
tur­şu gi­bi ol­mak: çok yor­gun düş­mek
tur­şu­su çık­mak: 1) bk. tur­şu gi­bi ol­mak, 2) bir şey: iyi­ce ezil­mek
tur­şu­su­nu kur­mak: har­can­ma­sı, el­den çı­ka­rıl­ma­sı ge­rek­ti­ği hal­de bir tür­lü kı­ya­ma­yıp sak­la­mak
tu­ta­ra­ğı tut­mak: huy­suz­lu­ğu dep­reş­mek
tut ke­lin per­çe­min­den: bi­rin­den on­da bu­lun­ma­yan şe­yi is­te­mek­le eli­ne ne ge­çer ki
tut­tu­ğu dal elin­de kal­mak: gü­ven­di­ği, da­yan­dı­ğı kim­se­den hiç­bir ya­rar sağ­la­ya­ma­mak
tut­tu­ğu­nu ko­par­mak: her işi ba­şa­rıy­la so­nuç­lan­dır­ma ye­te­ne­ği bu­lun­mak
tu­tuk­luk yap­mak: si­lâh ya da mo­tor düz­gün iş­le­me­mek
tu­tu­na­cak da­lı ol­ma­mak: gü­ve­ne­ce­ği bir kim­se ya da şey bu­lun­ma­mak
tu­za­ğa düş­mek: ken­di­si­nin kö­tü­lü­ğü için ha­zır­la­nan dü­ze­nin kur­ba­nı ol­mak, e.a. oyu­na gel­mek
tuz bi­ber ek­mek (üs­tü­ne, ya­ra­ya): çe­ki­len üzün­tü­yü, acı­yı ar­tı­ra­cak şey­ler yap­mak
tuz buz ol­mak (cam tü­rün­den şey­ler): kı­rı­la­rak çok kü­çük par­ça­la­ra ay­rıl­mak, e.a. tuz­la buz ol­mak
tuz­la buz ol­mak: bk. tuz buz ol­mak
tuz ek­mek ha­ini: sof­ra­sın­da ye­mek ye­di­ği, iyi­lik gör­dü­ğü kim­se­ye kö­tü­lük eden
tuz ek­mek hak­kı: ye­me­ği­ni ye­di­ği, iyi­li­ği­ni gör­dü­ğü kim­se­ye kar­şı bes­le­nen duy­gu­sal borç
tuz­la­yım da kok­ma (alay yollu): tu­tar­sız şey­ler söy­le­yip du­ru­yor­sun, ak­lın bir şe­ye er­mi­yor, bu ne­den­le çok iyi ko­run­ma­sı ge­re­ken de­ğer­li bir ki­şi­sin
tuz­lu­ya mal ol­mak: el­de et­mek için çok pa­ra har­can­mış bu­lun­mak, e.a. tuz­lu­ya otur­mak
tuz­lu­ya otur­mak: bk. tuz­lu­ya mal ol­mak
tu­zu ku­ru: iş­le­ri yo­lun­da, bir za­ra­ra uğ­ra­mış­lı­ğı yok
tü­kür­dü­ğü­nü ya­la­mak: ver­di­ği söz­den dö­ne­rek kü­çük düş­mek, k.a. tü­kür­dü­ğü­nü ya­la­ma­mak
tü­kür­dü­ğü­nü ya­la­ma­mak: ver­di­ği sö­zün eri ol­mak, ne pa­ha­sı­na olur­sa ol­sun sö­zün­de dur­mak, k.a. tü­kür­dü­ğü­nü ya­la­mak
tü­men tü­men: pek çok
tü­nel geç­mek: bk. dal­ga geç­mek (1)
tür­kü­sü­nü ça­ğır­mak (bi­ri­nin): yan­da­şı ol­mak, dav­ra­nış­la­rı­nı ona uy­dur­mak
tü­tü­nü te­pe­sin­den çık­mak: çok ta­ze bir acı­nın üzün­tü­sü için­de ol­mak
tüy dik­mek: kö­tü bir du­ru­mu da­ha kö­tü du­ru­ma ge­tir­mek
tüy ka­ba­sı (kuş): vü­cu­du kü­çük ol­du­ğu hal­de tüy­le­ri ne­de­niy­le iri gö­rü­nen
tüy­le­ri di­ken di­ken ol­mak: üşü­mek­ten, aşı­rı kor­ku­dan kıl dip­le­ri ka­bar­mak
tüy­le­ri ür­per­mek: kor­ku ve tik­sin­ti duy­mak
tüyo ver­mek: bil­gi sız­dır­mak
tüyü bozuk: melez
tü­yü düz­mek: da­ha iyi bir ya­şa­ma ka­vu­şup, gü­zel bi­çim­de gi­yiinir ol­mak