Dil Haşlama

U

ucu bu­ca­ğı bu­lun­ma­mak: bk. ucu bu­ca­ğı ol­ma­mak
ucu bu­ca­ğı gö­rün­me­mek: bk. ucu bu­ca­ğı ol­ma­mak
ucu bu­ca­ğı ol­ma­mak: (alan): so­nu yok duy­gu­su­nu uyan­dı­ra­cak ka­dar ge­niş ol­mak, çok ge­niş, göz ala­bil­di­ği­ne, e.a. ucu bu­ca­ğı bu­lun­ma­mak; ucu bu­ca­ğı gö­rün­me­mek; uç­suz bu­ca­kız
ucu do­kun­mak (bi­ri­ne): za­rar o ki­şi­ye de yan­sı­mak, bi­ri o iş­ten za­rar gör­mek
ucun­da bir şey ol­mak: giz­li bir amaç içer­mek
ucun­da ölüm yok ya: ölüm­le so­nuç­la­na­cak bir iş de­ğil
ucu­nu bul­mak: ko­lay­la­mak, so­na er­dir­mek
ucu­nu ka­çır­mak (iş): çık­ma­za gir­mek
ucu­nu or­ta­sı­nı bul­mak: iki ki­şi­yi uz­laş­tır­mak
ucu or­ta­sı bel­li ol­ma­mak: işe ne­re­sin­den baş­la­na­ca­ğı kes­ti­ri­le­mez du­rum­da bu­lun­mak
ucu ucu­na (gel­mek): an­cak ye­tiş­mek, b.a. gü­cü gü­cü­ne
ucu­za çık­mak: yap­tı­rı­lan bir şey az mas­ra­fı ge­rek­tir­mek
ucuz at­lat­mak: teh­li­ke­li bir du­ru­mu az za­rar­la ge­çiş­tir­mek, e.a. ucuz kur­tul­mak
ucuz etin yah­ni­si: bu fi­ya­ta sa­tı­lan ma­lın ni­te­li­ği bu ka­dar olur
ucuz kur­tul­mak: bk. ucuz at­lat­mak
ucuz pa­ha­lı: fi­ya­tı yük­sek mi, dü­şük mü bak­ma­dan
uçan ku­şa bor­cu ol­mak: çok ki­şi ken­di­sin­den ala­cak­lı bu­lun­mak
uçan kuş­tan me­det um­mak: düş­tü­ğü sı­kın­tı­dan kur­tul­mak için her yo­lu de­ne­mek, en ol­ma­ya­cak ki­şi­ler­den bi­le yar­dım bek­le­mek
uç­kur çöz­mek: cin­sel iliş­ki­de bu­lun­mak, b.a. ha­ra­ma uç­kur çöz­mek
uç­ku­ru elin­de: cin­sel iliş­ki düş­kü­nü, hemen ilişkiye hazır
uç­ku­ru­na gev­şek ol­mak: na­mus kav­ra­mı­nı önem­se­me­mek
uç­ku­ru­na sağ­lam ol­mak: na­mu­su­nu ti­tiz­lik­le ko­ru­mak
uç­la­rı­nı or­ta­la­rı­nı bul­mak: bk. ucu­nu or­ta­sı­nı bul­mak
uç­suz bu­cak­sız: bk. ucu bu­ca­ğı ol­ma­mak
uç­ta ya­tıp or­ta­da bu­lun­mak: kâr bek­le­me­di­ği bir iş­te, olay­la­rın et­ki­siy­le kâr­lı du­ru­ma gel­mek
uçup git­mek: bir­den yok ol­mak, kay­bol­mak
uç ver­mek: 1) bit­ki: fi­liz­len­me­ye baş­la­mak, 2) doğ­ru­lu­ğu ke­sin­leş­me­yen bir ola­yı ay­dın­la­ta­cak bul­gu­lar be­lir­me­ye baş­la­mak
ufa­cık te­fe­cik: bk. ufak te­fek
ufak­tan ufa­ğa: azar azar, kü­çük kü­çük
ufak te­fek 1) can­lı: kı­sa boy­lu, za­yıf, çe­lim­siz, 2) nes­ne, iş: önem­siz, kü­çük
ufak te­fek gör­dün de Ka­ra­mür­sel se­pe­ti mi san­dın (be­ni ya da onu): gö­rü­nü­şü­me/gö­rü­nü­şü­ne ba­kıp da bir işe ya­ra­maz, elinden bir şey gelmez san­ma
uf­ku­nu ge­niş­let­mek: da­ha ge­niş, da­ha faz­la bil­gi ve gö­rüş edin­mek
uğur ge­tir­mek: bk. uğur­lu gel­mek
uğur ola: iyi yol­cu­luk­lar di­le­rim, e.a. uğur­lar ola
uğur­lar ola: bk. uğur ola
uğur­lu gel­me: (bir kim­se­nin, bir şe­yin): iyi­lik, şans, be­re­ket ge­tir­di­ği­ne inan­mak, e.a. uğur ge­tir­mek
uğur­lu ka­dem­li ol­sun: bu ola­yın ge­tir­di­ği mut­lu­luk hiç ek­sil­me­sin
Uhut da­ğı gi­bi şiş­mek: bk. Hüt da­ğı gi­bi şiş­mek
uka­lâ düm­be­le­ği: ak­lı er­me­di­ği ko­nu­lar­da bil­giç­lik tas­la­yan, bi­lir bil­mez her şe­ye ka­rı­şan, zev­zek
ulu­or­ta söz söy­le­mek: as­lı­nı bil­me­den, dü­şü­nüp tart­ma­dan, rast­ge­le, açık­tan açı­ğa ko­nuş­mak
uma uma dön­dük mu­ma: ol­ma­sı­nı is­te­di­ği­miz şe­yin ger­çek­leş­me­si­ni bek­le­mek bi­zi bi­tir­di
umu­du­nu kır­mak: gü­ve­ni­ni sars­mak
umu­ru­mun te­ki (ters an­la­mı, bir işe hiç il­gi gös­te­ril­me­di­ği­ni be­lir­tir, alay ola­rak): il­gi­len­di­ğim tek şey
umu­run­da de­ğil: al­dır­maz, önem­se­mez
unu­nu ele­miş, ele­ği­ni as­mış: üze­ri­ne dü­şen gö­rev­le­ri za­ma­nın­da ya­pıp bi­tir­miş, öm­rü­nün bun­dan son­ra­sı­nı bir iş yap­ma­dan ge­çi­ri­yor, b.a. oku­nu at­mış, ya­yı­nı as­mış
usanç ge­tir­mek (bi­ri): usa­na­cak du­ru­ma gel­mek
usanç ver­mek (bi­ri­ne): usa­na­cak du­ru­ma ge­tir­mek, usan­dır­mak
us­ta elin­den çık­mak: işi­ni çok iyi bi­len, çok be­ce­rik­li bi­ri ta­ra­fın­dan ya­pıl­mış ol­mak
us­ta­mın adı Hı­dır, bil­di­ğim bu­dur: bk. ba­ba­mın adı Hı­dır, elim­den ge­len bu­dur
us­tu­ra tu­tun­mak: vü­cut­ta­ki ge­rek­siz kıl­la­rı te­miz­le­mek
us­tu­ru­bu­na ge­tir­mek: bk. bi­çi­mi­ne ge­tir­mek
uşak­lık et­mek (bi­ri­ne): ona kul ol­mak, onun her de­di­ği­ni yap­mak zo­run­da ol­mak
utan­cın­dan ye­re geç­mek: çok utan­mak, sak­la­na­cak yer ara­ya­cak ka­dar mah­çup ol­mak, e.a. utan­cın­dan ye­rin di­bi­ne geç­mek
utan­cın­dan ye­rin di­bi­ne geç­mek: bk. utan­cın­dan ye­re geç­mek
ut ye­ri: vü­cut­ta cin­sel or­gan­la­rın bu­lun­du­ğu yer, vü­cu­dun uta­nı­la­cak ye­ri
uy­gun bul­mak: ya­kı­şır, ya­ra­şır ol­du­ğu ka­nı­sın­da bu­lun­mak, e.a. uy­gun gör­mek
uy­gun düş­mek: ya­kış­mak, ya­raş­mak, uy­mak, e.a. uy­gun gel­mek
uy­gun gel­mek: bk. uy­gun düş­mek
uy­gun gör­mek: bk. uy­gun bul­mak
uy­ku bas­tır­mak: çok uy­ku­su gel­mek
uy­ku çek­mek: iyi­ce, do­ya do­ya uzun bir sü­re uyu­mak
uy­ku­da ol­mak (bir iş): ol­du­ğu gi­bi bek­le­til­mek, üze­rin­de ça­lı­şıl­ma­mak
uy­ku ge­tir­mek: bk. uy­ku ver­mek
uy­ku gö­zün­den ak­mak: çok uy­ku­su gel­di­ği göz­le­ri­nin ka­pa­nır gi­bi ol­ma­sın­dan an­la­şıl­mak
uy­ku kes­tir­mek: kı­sa bir sü­re uyu­mak
uy­ku­la­rı kaç­mak: bk. uy­ku­su kaç­mak (2)
uy­ku­su açıl­mak: uy­ku­lu du­ru­mu geç­mek, e.a. uy­ku­su da­ğıl­mak
uy­ku­su ağır: uyu­duk­tan son­ra ko­lay ko­lay uyan­ma­yan, de­rin uyu­yan
uy­ku­su ba­şı­na sıç­ra­mak: 1) uyu­mak ola­na­ğı­nı bu­la­ma­dı­ğı için ser­sem­leş­mek, 2) uy­ku­su­nu iyi ala­ma­dı­ğın­dan hır­çın­laş­mak, e.a. uy­ku­su ba­şı­na vur­mak
uy­ku­su ba­şı­na vur­mak: bk. uy­ku­su ba­şı­na sıç­ra­mak
uy­ku­su bö­lün­mek: ye­te­rin­ce uyu­ma­dan uyan­mak ya da uyan­dı­rıl­mak
uy­ku­su da­ğıl­mak: bk. uy­ku­su açıl­mak
uy­ku­su gel­mek: uyu­ma is­te­ği duy­mak, uyu­ma­sı ge­rek­mek
uy­ku­su kaç­mak: 1) uyu­mak için yat­mış­ken her­han­gi bir ne­den­le uyu­ya­ma­mak, :2) bir du­rum ne­de­niy­le kay­gı duy­mak, te­dir­gin ol­mak
uy­ku­su­nu ala­ma­mak: tam ola­rak uyu­ya­ma­mak
uy­ku­su­nu al­mak: tam ola­rak uyu­mak
uy­ku tut­ma­mak: uyu­ya­ma­mak
uy­ku ver­mek: 1) il­gi uyan­dır­ma­mak, uyu­ma is­te­ği ya­rat­mak. 2) uyu­tu­cu özel­li­ği ol­mak, e.a. uy­ku ge­tir­mek
uy­ku­ya dal­mak: 1) ra­hat, de­rin bir bi­çim­de uyu­mak, 2) çev­re­de olup bi­ten­ler­le il­gi­len­me­mek
uyur uya­nık: ya­rı uy­ku­da, ya­rı ak­lı ba­şın­da, tam uyan­ma­mış
uyu­yan yı­la­nın kuy­ru­ğu­na bas­mak: kö­tü­lük ya­pa­bi­le­cek bir kim­se­nin kö­tü­lük yap­ma­sı­na yol aça­cak dav­ra­nış­ta bu­lun­mak, e.a. yı­la­nın kuy­ru­ğu­na bas­mak
uyuz et­mek (bir şey bi­ri­ni): si­nir­len­dir­mek
uyuz ol­mak (bi­ri­ne, bir şe­ye): si­nir­len­mek
uza­ğı gör­mek: ile­ri­de, ge­le­cek­te ola­cak­la­rı kes­ti­re­bil­mek, e.a. ile­ri­yi gör­mek
uzak ak­ra­ba: soy­ca ya­kın­lı­ğı, il­gi de­re­ce­si az olan hı­sım
uzak­tan ku­man­da­lı: ken­di­si yö­ne­ti­ci ol­du­ğu hal­de ki­mi giz­li güç­ler ta­ra­fın­dan yö­ne­ti­len kim­se
uzak­tan mer­ha­ba: dost­lu­ğu­mu­zu ko­ru­ya­lım ama faz­la da ya­kın ol­ma­ya­lım
uzak­tan uza­ğa: 1) faz­la ya­kın­laş­ma­dan il­gi­le­ne­rek, 2) çok uzak­tan
uzak­tan ya­kın­dan: her iki şık­ta­ da, her­han­gi bir ba­kım­dan
uzat­ma­lı ni­şan­lı: ni­şan­lı­lık sü­re­si ge­re­ğin­cen çok uza­mış olan ka­dın ya da er­kek
uzun boy­lu: ay­rın­tı­la­rıy­la, de­rin­le­me­si­ne, ge­re­ken sü­re­yi ayı­ra­rak, e.a. uzun uza­dı­ya
uzun et­mek: 1) ina­dın­dan vaz­geç­me­mek, 2) sö­zü uzat­mak
uzun hi­kâ­ye: ay­rın­tı­la­rı çok ol­du­ğun­dan an­lat­ma­sı za­man ala­cak olay
uzun ku­lak­tan ha­ber al­mak: olan­la­rı uzak­tan uza­ğa duy­mak
uzun otur­mak: 1) ayak­la­rı­nı uza­ta­rak ya­rı yat­mış du­rum­da bu­lun­mak, 2) şaka yollu: yatmak
uzun sö­zün kı­sa­sı: kı­sa­ca­sı, özet ola­rak, e.a. uzun lâfın kısası
uzun uzadıya: bk. uzun boy­lu
 
 
 
 
 
Ü
 
üç aşa­ğı beş yu­ka­rı: yak­la­şık ola­rak, bel­li bir sa­yı­dan bi­raz ek­sik ya da bi­raz faz­la ola­rak, e.a. beş aşa­ğı beş yu­ka­rı
üç aşa­ğı beş yu­ka­rı do­laş­mak: kı­sa bir ara­da ka­rar­sız­lık­la ge­zin­mek
üç bu­çuk at­mak: aşı­rı kay­gı­lan­mak, bek­len­ti için­de kor­ku ge­çir­mek
üç be­şe bak­ma­mak (alı­cı ya da sa­tı­cı): pa­zar­lı­ğı uzat­ma­mak
üç­kâ­ğı­da bağ­la­mak: bk. üç­kâ­ğı­da ge­tir­mek
üç­kâ­ğı­da ge­tir­mek: kar­şı­sın­da­ki­ni şa­şır­ta­rak al­dat­mak
üç nal­la bir ata kal­mak: eli­ne ge­çen de­ğer­siz bir şe­yi, el­de et­mek is­te­di­ği çok bü­yük de­ğe­rin bir par­ça­sı say­mak
üç otuz­luk: bk. üç otu­zun­da
üç otu­zun­da: çok yaş­lı, e.a. üç otuz­luk
ümit bağ­la­mak: ol­ma­sı­nı, ola­ca­ğı­nı um­mak
ümi­de ka­pıl­mak: düş kur­mak, ola­ca­ğı­nı dü­şün­mek
ümi­di­ni kes­mek: ar­tık ola­ca­ğı­nı bek­le­me­mek
ümi­di sön­mek: bk. ümi­di su­ya düş­mek
ümi­di su­ya düş­mek: umu­du kal­ma­mak, e.a. ümidi sönmek
üst baş: bk. gi­yim ku­şam
üst ba­şa geç­mek: bir ku­rul­da bü­yük­ler için ay­rı­lan ye­re otur­mak
üs­te çık­mak: ken­di­si suç­lu ol­du­ğu hal­de suç­lu ol­du­ğu­nu bi­len­le­ri suç­la­ma­yı ba­şar­mak
üs­te­sin­den gel­mek: ele al­dı­ğı işi ba­şar­mak, be­cer­mek
üs­te ver­mek: faz­la­dan öde­mek
üst per­de­den (ko­nuş­mak): üs­tün­lük tas­la­mak
üs­tü ba­şı dö­kül­mek: kı­lı­ğı kı­ya­fe­ti pek ba­kım­sız ol­mak
üs­tü ka­pa­lı ko­nuş­mak: söz­le­ri­ni açık­ça söy­le­me­yip, ne de­mek is­te­di­ği­ni din­le­ye­nin kav­ra­yı­şı­na bı­rak­mak
üs­tü­me iyi­lik sağ­lık: 1) Tanrı be­ni ko­ru­sun, esir­ge­sin, 2) şa­şı­la­cak şey, böy­le­si­ni gör­me­dim, hayret
üs­tün­de dur­mak (bir işin): ya­kın­dan ve sü­rek­li il­gi­len­mek, önem ver­mek, e.a. üze­rin­de dur­mak
üs­tün­de kal­mak: bir mal ya da hiz­met: ar­tır­ma ya da ek­silt­me so­nun­da ken­di­si­ne bı­ra­kıl­mak
üs­tün­de­ki üs­tün­de, ba­şın­da­ki ba­şın­da: yo­la çı­kar­ken, bir ye­re gi­der­ken: üs­tün­de­kin­den baş­ka hiç­bir şey al­ma­dan
üs­tün­den ak­mak: için­de bu­lun­du­ğu du­rum her ha­lin­den açık­ça bel­li ol­mak, e.a. yü­zün­den ak­mak
üs­tün­den at­mak: ödev ola­rak ka­bul et­me­mek, gö­re­vi baş­ka­sı­na yık­mak, e.a. üze­rin­den at­mak
üs­tün­den dö­kül­mek (giy­si): bol ve bi­çim­siz dur­mak
üs­tün­den za­man geç­mek: ara­ya epey sü­re gir­mek, e.a. üze­rin­den za­man geç­mek
üs­tü­ne al­mak: 1) bir dav­ra­nı­şın ken­di­si­ne kar­şı ol­du­ğu sa­na­rak te­dir­gin ol­mak, alın­mak, 2) bir işi yap­ma­ya söz ver­mek, gö­rev bil­mek, e.a. üze­ri­ne al­mak
üs­tü­ne at­la­mak: baş­ka­sı­na kap­tır­ma­mak için atik dav­ran­mak
üs­tü­ne at­mak (bir su­çu bi­ri­nin): bir su­çu, suç­suz olan bir ki­şi­nin iş­le­di­ği­ni söy­le­mek, bi­ri­ne suç yük­le­mek, e.a. üze­ri­ne at­mak
üs­tü­ne bas­mak: doğ­ru bir oran­la­ma­da bu­lun­mak, du­rum onun tah­min et­ti­ği gi­bi ol­mak, e.a. üze­ri­ne bas­mak
üs­tü­ne ba­şı­na et­mek: bk. üs­tü­ne ba­şı­na yap­mak
üs­tü­ne ba­şı­na yap­mak: 1) bi­ri­ne ağır söv­gü­ler­le ha­ka­ret et­mek, 2) bü­yük abdestini tu­ta­ma­ya­rak giy­si­le­ri­ni kir­let­mek, e.a. üs­tü­ne ba­şı­na et­mek, b.a. al­tı­na et­mek
üs­tü­ne bir bar­dak su iç­mek: ver­di­ği ödünç ya da bor­cu ge­ri al­mak­tan umu­du­nu kes­mek, e.a. üze­ri­ne bir bar­dak su iç­mek
üs­tü­ne çe­vir­mek: bk. üs­tü­ne ge­çir­mek
üs­tü­ne düş­mek: 1) sev­me ve ko­ru­ma­da çok ile­ri git­mek, 2) bir şe­yi el­de et­mek için çok uğ­raş­mak
üs­tü­ne ev­len­mek (ka­rı­sı­nın): ka­rı­sı var­ken bir ka­dın­la da­ha ev­len­mek
üs­tü­ne fe­na­lık gel­mek: aşı­rı de­re­ce­de sı­kıl­mak, pek bu­nal­mak
üs­tü­ne ge­çir­mek: 1) bir ma­lın ta­pu­su­nu ken­di adı­na yaz­dır­mak, e.a. üs­tü­ne çe­vir­mek, 2) ev­lât edin­di­ği ço­cu­ğu ai­le nü­fu­su­na yaz­dır­mak, e.a. üze­ri­ne ge­çir­mek
üs­tü­ne gel­mek (bir şe­yin, bir sö­zün): bir şey ya­pı­lır­ken ya da bir şey ko­nu­şu­lur­ken ora­da bu­lu­nan­la­ra ka­tıl­mak, e.a. üze­ri­ne gel­mek
üs­tü­ne git­mek: en­gel ol­mak ama­cıy­la bir şe­ye ka­rış­mak
üs­tü­ne gül kok­la­ma­mak (ka­rı­sı­nın): ka­rı­sın­dan baş­ka bir ka­dın­la iliş­ki kur­ma­mak
üs­tü­ne gü­neş doğ­ma­mak: gü­neş doğ­ma­dan ya­tak­tan kalk­ma­yı âdet edin­miş ol­mak
üs­tü­ne mal et­me­mek: il­gi­len­me­mek
üs­tü­ne ol­ma­mak: da­ha iyi­si, da­ha üs­tü­nü bu­lun­ma­mak
üs­tü­ne otur­mak: hak­kı ol­ma­yan bir şe­yi ken­di­si­ne mal et­mek, e.a. üs­tü­ne yat­mak
üs­tü­ne per­de çek­mek: is­ti­ye­rek ört­mek, giz­le­mek
üs­tü­ne sev­mek: bi­ri­ni se­ver­ken bir baş­ka­sı­nı da­ha sev­mek
üs­tü­ne tit­re­mek: çok sev­di­ği kim­se­yi, şe­yi, bir za­rar gel­me­sin di­ye, özen­le ko­ru­mak, e.a. üze­ri­ne tit­re­mek
üs­tü­ne toz kon­dur­ma­mak: sev­di­ği kim­se ya da şe­yin: bir ku­su­ru, ek­si­ği ola­bi­le­ce­ği­ni ka­bul et­me­mek, e.a. üze­ri­ne toz kon­dur­ma­mak
üs­tü­ne tuz bi­ber ek­mek: bk. tuz bi­ber ek­mek, e.a. üze­ri­ne tuz bi­ber ek­mek
üs­tü­ne tüy dik­mek: bk. tüy dik­mek, e.a. üze­ri­ne tüy dik­mek
üs­tü­ne üs­tü­ne git­mek: so­nu­cu teh­li­ke­li ola­bi­le­cek bir şey­den yıl­ma­yıp sü­rek­li onun­la uğ­raş­mak
üs­tü­ne var­mak (bi­ri­nin): 1) bir şey yap­ma­sı­nı di­ret­mek, 2) ka­dın, ev­li bir ka­dı­nın ko­ca­sıy­la ev­len­mek, e.a. üze­ri­ne var­mak
üs­tü­ne yap­tır­mak: bk. üs­tü­ne ge­çir­mek (1)
üs­tü­ne yat­mak: bk. üs­tü­ne otur­mak
üs­tü­ne yık­mak: işi, su­çu baş­ka­sı­na yük­le­mek, e.a. üze­ri­ne yık­mak
üs­tü­ne yok: bun­dan iyi­si ola­maz, hep­sin­den üs­tü­nü bu
üs­tü­ne yü­rü­mek: sal­dı­rır­ca­sı­na ona doğ­ru iler­le­mek, e.a. üze­ri­ne yü­rü­mek
üs­tün gel­mek (bi­rin­den, bir şey­den): da­ha iyi, da­ha ile­ri ol­du­ğu ka­bul edil­mek
üs­tün­lük duy­gu­su: ken­di­ni ba­zı yön­ler­den ya da ge­nel­lik­le her­kes­ten üs­tün gör­me tut­ku­su, k.a. aşa­ğı­lık duy­gu­su
üs­tün­lük tas­la­mak: her­kes­ten fark­lı bir ya­nı ol­ma­dı­ğı hal­de, ken­di­si­ni öy­le gös­ter­me­ye ça­lış­mak
üst üs­te: tek­rar tek­rar, bir­bi­ri ar­dın­dan
üs­tü­nü gör­mek: ka­dın ge­bey­ken ay­ba­şı ol­mak
üze­rin­de dur­mak: bk. üs­tün­de dur­mak
üze­rin­de kal­mak: bk. üs­tün­de kal­mak
üze­rin­den at­mak: bk. üs­tün­den at­mak
üze­rin­den za­man geç­mek: üs­tün­den za­man geç­mek
üze­rin­den sün­ger ge­çir­mek: bkz sün­ger ge­çir­mek
üze­ri­ne al­mak: bk. üs­tü­ne al­mak
üze­ri­ne at­mak: bk. üs­tü­ne at­mak
üze­ri­ne bas­mak: bk. üs­tü­ne bas­mak
üze­ri­ne bir bar­dak su iç­mek: bk.üs­tü­ne bir bar­dak su iç­mek
üze­ri­ne düş­mek: bk. üs­tü­ne düş­mek
üze­ri­ne ge­çir­mek: bk. üs­tü­ne ge­çir­mek
üze­ri­ne gel­mek: bk. üs­tü­ne gel­mek
üze­ri­ne tit­re­mek: bk. üs­tü­ne tit­re­mek
üze­ri­ne toz kon­dur­ma­mak: bk. üs­tü­ne toz kon­dur­ma­mak
üze­ri­ne tuz bi­ber ek­mek: bk. üs­tü­ne tuz bi­ber ek­mek
üze­ri­ne tüy dik­mek: bk. üs­tü­ne tüy dik­mek
üze­ri­ne var­mak: bk. üs­tü­ne var­mak
üze­ri­ne yap­tır­mak: bk. üs­tü­ne yap­tır­mak
üze­ri­ne yık­mak: bk. üs­tü­ne yık­mak
üze­ri­ne yü­rü­mek: bk. üs­tü­ne yürümek