Dil Haşlama
U
ucu bucağı bulunmamak: bk. ucu bucağı olmamak
ucu bucağı görünmemek: bk. ucu bucağı olmamak
ucu bucağı olmamak: (alan): sonu yok duygusunu uyandıracak kadar geniş olmak, çok geniş, göz alabildiğine, e.a. ucu bucağı bulunmamak; ucu bucağı görünmemek; uçsuz bucakız
ucu dokunmak (birine): zarar o kişiye de yansımak, biri o işten zarar görmek
ucunda bir şey olmak: gizli bir amaç içermek
ucunda ölüm yok ya: ölümle sonuçlanacak bir iş değil
ucunu bulmak: kolaylamak, sona erdirmek
ucunu kaçırmak (iş): çıkmaza girmek
ucunu ortasını bulmak: iki kişiyi uzlaştırmak
ucu ortası belli olmamak: işe neresinden başlanacağı kestirilemez durumda bulunmak
ucu ucuna (gelmek): ancak yetişmek, b.a. gücü gücüne
ucuza çıkmak: yaptırılan bir şey az masrafı gerektirmek
ucuz atlatmak: tehlikeli bir durumu az zararla geçiştirmek, e.a. ucuz kurtulmak
ucuz etin yahnisi: bu fiyata satılan malın niteliği bu kadar olur
ucuz kurtulmak: bk. ucuz atlatmak
ucuz pahalı: fiyatı yüksek mi, düşük mü bakmadan
uçan kuşa borcu olmak: çok kişi kendisinden alacaklı bulunmak
uçan kuştan medet ummak: düştüğü sıkıntıdan kurtulmak için her yolu denemek, en olmayacak kişilerden bile yardım beklemek
uçkur çözmek: cinsel ilişkide bulunmak, b.a. harama uçkur çözmek
uçkuru elinde: cinsel ilişki düşkünü, hemen ilişkiye hazır
uçkuruna gevşek olmak: namus kavramını önemsememek
uçkuruna sağlam olmak: namusunu titizlikle korumak
uçlarını ortalarını bulmak: bk. ucunu ortasını bulmak
uçsuz bucaksız: bk. ucu bucağı olmamak
uçta yatıp ortada bulunmak: kâr beklemediği bir işte, olayların etkisiyle kârlı duruma gelmek
uçup gitmek: birden yok olmak, kaybolmak
uç vermek: 1) bitki: filizlenmeye başlamak, 2) doğruluğu kesinleşmeyen bir olayı aydınlatacak bulgular belirmeye başlamak
ufacık tefecik: bk. ufak tefek
ufaktan ufağa: azar azar, küçük küçük
ufak tefek 1) canlı: kısa boylu, zayıf, çelimsiz, 2) nesne, iş: önemsiz, küçük
ufak tefek gördün de Karamürsel sepeti mi sandın (beni ya da onu): görünüşüme/görünüşüne bakıp da bir işe yaramaz, elinden bir şey gelmez sanma
ufkunu genişletmek: daha geniş, daha fazla bilgi ve görüş edinmek
uğur getirmek: bk. uğurlu gelmek
uğur ola: iyi yolculuklar dilerim, e.a. uğurlar ola
uğurlar ola: bk. uğur ola
uğurlu gelme: (bir kimsenin, bir şeyin): iyilik, şans, bereket getirdiğine inanmak, e.a. uğur getirmek
uğurlu kademli olsun: bu olayın getirdiği mutluluk hiç eksilmesin
Uhut dağı gibi şişmek: bk. Hüt dağı gibi şişmek
ukalâ dümbeleği: aklı ermediği konularda bilgiçlik taslayan, bilir bilmez her şeye karışan, zevzek
uluorta söz söylemek: aslını bilmeden, düşünüp tartmadan, rastgele, açıktan açığa konuşmak
uma uma döndük muma: olmasını istediğimiz şeyin gerçekleşmesini beklemek bizi bitirdi
umudunu kırmak: güvenini sarsmak
umurumun teki (ters anlamı, bir işe hiç ilgi gösterilmediğini belirtir, alay olarak): ilgilendiğim tek şey
umurunda değil: aldırmaz, önemsemez
ununu elemiş, eleğini asmış: üzerine düşen görevleri zamanında yapıp bitirmiş, ömrünün bundan sonrasını bir iş yapmadan geçiriyor, b.a. okunu atmış, yayını asmış
usanç getirmek (biri): usanacak duruma gelmek
usanç vermek (birine): usanacak duruma getirmek, usandırmak
usta elinden çıkmak: işini çok iyi bilen, çok becerikli biri tarafından yapılmış olmak
ustamın adı Hıdır, bildiğim budur: bk. babamın adı Hıdır, elimden gelen budur
ustura tutunmak: vücuttaki gereksiz kılları temizlemek
usturubuna getirmek: bk. biçimine getirmek
uşaklık etmek (birine): ona kul olmak, onun her dediğini yapmak zorunda olmak
utancından yere geçmek: çok utanmak, saklanacak yer arayacak kadar mahçup olmak, e.a. utancından yerin dibine geçmek
utancından yerin dibine geçmek: bk. utancından yere geçmek
ut yeri: vücutta cinsel organların bulunduğu yer, vücudun utanılacak yeri
uygun bulmak: yakışır, yaraşır olduğu kanısında bulunmak, e.a. uygun görmek
uygun düşmek: yakışmak, yaraşmak, uymak, e.a. uygun gelmek
uygun gelmek: bk. uygun düşmek
uygun görmek: bk. uygun bulmak
uyku bastırmak: çok uykusu gelmek
uyku çekmek: iyice, doya doya uzun bir süre uyumak
uykuda olmak (bir iş): olduğu gibi bekletilmek, üzerinde çalışılmamak
uyku getirmek: bk. uyku vermek
uyku gözünden akmak: çok uykusu geldiği gözlerinin kapanır gibi olmasından anlaşılmak
uyku kestirmek: kısa bir süre uyumak
uykuları kaçmak: bk. uykusu kaçmak (2)
uykusu açılmak: uykulu durumu geçmek, e.a. uykusu dağılmak
uykusu ağır: uyuduktan sonra kolay kolay uyanmayan, derin uyuyan
uykusu başına sıçramak: 1) uyumak olanağını bulamadığı için sersemleşmek, 2) uykusunu iyi alamadığından hırçınlaşmak, e.a. uykusu başına vurmak
uykusu başına vurmak: bk. uykusu başına sıçramak
uykusu bölünmek: yeterince uyumadan uyanmak ya da uyandırılmak
uykusu dağılmak: bk. uykusu açılmak
uykusu gelmek: uyuma isteği duymak, uyuması gerekmek
uykusu kaçmak: 1) uyumak için yatmışken herhangi bir nedenle uyuyamamak, :2) bir durum nedeniyle kaygı duymak, tedirgin olmak
uykusunu alamamak: tam olarak uyuyamamak
uykusunu almak: tam olarak uyumak
uyku tutmamak: uyuyamamak
uyku vermek: 1) ilgi uyandırmamak, uyuma isteği yaratmak. 2) uyutucu özelliği olmak, e.a. uyku getirmek
uykuya dalmak: 1) rahat, derin bir biçimde uyumak, 2) çevrede olup bitenlerle ilgilenmemek
uyur uyanık: yarı uykuda, yarı aklı başında, tam uyanmamış
uyuyan yılanın kuyruğuna basmak: kötülük yapabilecek bir kimsenin kötülük yapmasına yol açacak davranışta bulunmak, e.a. yılanın kuyruğuna basmak
uyuz etmek (bir şey birini): sinirlendirmek
uyuz olmak (birine, bir şeye): sinirlenmek
uzağı görmek: ileride, gelecekte olacakları kestirebilmek, e.a. ileriyi görmek
uzak akraba: soyca yakınlığı, ilgi derecesi az olan hısım
uzaktan kumandalı: kendisi yönetici olduğu halde kimi gizli güçler tarafından yönetilen kimse
uzaktan merhaba: dostluğumuzu koruyalım ama fazla da yakın olmayalım
uzaktan uzağa: 1) fazla yakınlaşmadan ilgilenerek, 2) çok uzaktan
uzaktan yakından: her iki şıkta da, herhangi bir bakımdan
uzatmalı nişanlı: nişanlılık süresi gereğincen çok uzamış olan kadın ya da erkek
uzun boylu: ayrıntılarıyla, derinlemesine, gereken süreyi ayırarak, e.a. uzun uzadıya
uzun etmek: 1) inadından vazgeçmemek, 2) sözü uzatmak
uzun hikâye: ayrıntıları çok olduğundan anlatması zaman alacak olay
uzun kulaktan haber almak: olanları uzaktan uzağa duymak
uzun oturmak: 1) ayaklarını uzatarak yarı yatmış durumda bulunmak, 2) şaka yollu: yatmak
uzun sözün kısası: kısacası, özet olarak, e.a. uzun lâfın kısası
uzun uzadıya: bk. uzun boylu
Ü
üç aşağı beş yukarı: yaklaşık olarak, belli bir sayıdan biraz eksik ya da biraz fazla olarak, e.a. beş aşağı beş yukarı
üç aşağı beş yukarı dolaşmak: kısa bir arada kararsızlıkla gezinmek
üç buçuk atmak: aşırı kaygılanmak, beklenti içinde korku geçirmek
üç beşe bakmamak (alıcı ya da satıcı): pazarlığı uzatmamak
üçkâğıda bağlamak: bk. üçkâğıda getirmek
üçkâğıda getirmek: karşısındakini şaşırtarak aldatmak
üç nalla bir ata kalmak: eline geçen değersiz bir şeyi, elde etmek istediği çok büyük değerin bir parçası saymak
üç otuzluk: bk. üç otuzunda
üç otuzunda: çok yaşlı, e.a. üç otuzluk
ümit bağlamak: olmasını, olacağını ummak
ümide kapılmak: düş kurmak, olacağını düşünmek
ümidini kesmek: artık olacağını beklememek
ümidi sönmek: bk. ümidi suya düşmek
ümidi suya düşmek: umudu kalmamak, e.a. ümidi sönmek
üst baş: bk. giyim kuşam
üst başa geçmek: bir kurulda büyükler için ayrılan yere oturmak
üste çıkmak: kendisi suçlu olduğu halde suçlu olduğunu bilenleri suçlamayı başarmak
üstesinden gelmek: ele aldığı işi başarmak, becermek
üste vermek: fazladan ödemek
üst perdeden (konuşmak): üstünlük taslamak
üstü başı dökülmek: kılığı kıyafeti pek bakımsız olmak
üstü kapalı konuşmak: sözlerini açıkça söylemeyip, ne demek istediğini dinleyenin kavrayışına bırakmak
üstüme iyilik sağlık: 1) Tanrı beni korusun, esirgesin, 2) şaşılacak şey, böylesini görmedim, hayret
üstünde durmak (bir işin): yakından ve sürekli ilgilenmek, önem vermek, e.a. üzerinde durmak
üstünde kalmak: bir mal ya da hizmet: artırma ya da eksiltme sonunda kendisine bırakılmak
üstündeki üstünde, başındaki başında: yola çıkarken, bir yere giderken: üstündekinden başka hiçbir şey almadan
üstünden akmak: içinde bulunduğu durum her halinden açıkça belli olmak, e.a. yüzünden akmak
üstünden atmak: ödev olarak kabul etmemek, görevi başkasına yıkmak, e.a. üzerinden atmak
üstünden dökülmek (giysi): bol ve biçimsiz durmak
üstünden zaman geçmek: araya epey süre girmek, e.a. üzerinden zaman geçmek
üstüne almak: 1) bir davranışın kendisine karşı olduğu sanarak tedirgin olmak, alınmak, 2) bir işi yapmaya söz vermek, görev bilmek, e.a. üzerine almak
üstüne atlamak: başkasına kaptırmamak için atik davranmak
üstüne atmak (bir suçu birinin): bir suçu, suçsuz olan bir kişinin işlediğini söylemek, birine suç yüklemek, e.a. üzerine atmak
üstüne basmak: doğru bir oranlamada bulunmak, durum onun tahmin ettiği gibi olmak, e.a. üzerine basmak
üstüne başına etmek: bk. üstüne başına yapmak
üstüne başına yapmak: 1) birine ağır sövgülerle hakaret etmek, 2) büyük abdestini tutamayarak giysilerini kirletmek, e.a. üstüne başına etmek, b.a. altına etmek
üstüne bir bardak su içmek: verdiği ödünç ya da borcu geri almaktan umudunu kesmek, e.a. üzerine bir bardak su içmek
üstüne çevirmek: bk. üstüne geçirmek
üstüne düşmek: 1) sevme ve korumada çok ileri gitmek, 2) bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
üstüne evlenmek (karısının): karısı varken bir kadınla daha evlenmek
üstüne fenalık gelmek: aşırı derecede sıkılmak, pek bunalmak
üstüne geçirmek: 1) bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak, e.a. üstüne çevirmek, 2) evlât edindiği çocuğu aile nüfusuna yazdırmak, e.a. üzerine geçirmek
üstüne gelmek (bir şeyin, bir sözün): bir şey yapılırken ya da bir şey konuşulurken orada bulunanlara katılmak, e.a. üzerine gelmek
üstüne gitmek: engel olmak amacıyla bir şeye karışmak
üstüne gül koklamamak (karısının): karısından başka bir kadınla ilişki kurmamak
üstüne güneş doğmamak: güneş doğmadan yataktan kalkmayı âdet edinmiş olmak
üstüne mal etmemek: ilgilenmemek
üstüne olmamak: daha iyisi, daha üstünü bulunmamak
üstüne oturmak: hakkı olmayan bir şeyi kendisine mal etmek, e.a. üstüne yatmak
üstüne perde çekmek: istiyerek örtmek, gizlemek
üstüne sevmek: birini severken bir başkasını daha sevmek
üstüne titremek: çok sevdiği kimseyi, şeyi, bir zarar gelmesin diye, özenle korumak, e.a. üzerine titremek
üstüne toz kondurmamak: sevdiği kimse ya da şeyin: bir kusuru, eksiği olabileceğini kabul etmemek, e.a. üzerine toz kondurmamak
üstüne tuz biber ekmek: bk. tuz biber ekmek, e.a. üzerine tuz biber ekmek
üstüne tüy dikmek: bk. tüy dikmek, e.a. üzerine tüy dikmek
üstüne üstüne gitmek: sonucu tehlikeli olabilecek bir şeyden yılmayıp sürekli onunla uğraşmak
üstüne varmak (birinin): 1) bir şey yapmasını diretmek, 2) kadın, evli bir kadının kocasıyla evlenmek, e.a. üzerine varmak
üstüne yaptırmak: bk. üstüne geçirmek (1)
üstüne yatmak: bk. üstüne oturmak
üstüne yıkmak: işi, suçu başkasına yüklemek, e.a. üzerine yıkmak
üstüne yok: bundan iyisi olamaz, hepsinden üstünü bu
üstüne yürümek: saldırırcasına ona doğru ilerlemek, e.a. üzerine yürümek
üstün gelmek (birinden, bir şeyden): daha iyi, daha ileri olduğu kabul edilmek
üstünlük duygusu: kendini bazı yönlerden ya da genellikle herkesten üstün görme tutkusu, k.a. aşağılık duygusu
üstünlük taslamak: herkesten farklı bir yanı olmadığı halde, kendisini öyle göstermeye çalışmak
üst üste: tekrar tekrar, birbiri ardından
üstünü görmek: kadın gebeyken aybaşı olmak
üzerinde durmak: bk. üstünde durmak
üzerinde kalmak: bk. üstünde kalmak
üzerinden atmak: bk. üstünden atmak
üzerinden zaman geçmek: üstünden zaman geçmek
üzerinden sünger geçirmek: bkz sünger geçirmek
üzerine almak: bk. üstüne almak
üzerine atmak: bk. üstüne atmak
üzerine basmak: bk. üstüne basmak
üzerine bir bardak su içmek: bk.üstüne bir bardak su içmek
üzerine düşmek: bk. üstüne düşmek
üzerine geçirmek: bk. üstüne geçirmek
üzerine gelmek: bk. üstüne gelmek
üzerine titremek: bk. üstüne titremek
üzerine toz kondurmamak: bk. üstüne toz kondurmamak
üzerine tuz biber ekmek: bk. üstüne tuz biber ekmek
üzerine tüy dikmek: bk. üstüne tüy dikmek
üzerine varmak: bk. üstüne varmak
üzerine yaptırmak: bk. üstüne yaptırmak
üzerine yıkmak: bk. üstüne yıkmak
üzerine yürümek: bk. üstüne yürümek