Dil Haşlama
V
vaat etmek: 1) söz vermek, 2) umut vermek
vadesi dolmak: bk. vadesi gelmek
vadesi gelmek: ömrü sona ermek, e.a. vadesi dolmak
vakit geçirmek: oyalanmak amacıyla bir şeyle uğraşmak
vakit kazanmak: süreyi azaltmak, oyalamak
vakitli vakitsiz: uygun zaman gözetmeden, rastgele zamanlarda
vakit vakit: bk. zaman zaman
vakti gelmek: ölmek üzere olmak
vaktini almak: epeyce zaman harcamasını gerektirmek, bir süre uğraştırmak, e.a. vaktini yemek
vaktini çalmak (birinin): çalışmasına engel olmak
vaktini geçirmek: belirlenmiş olan süreyi aşmak
vaktini öldürmek: zamanını boş şeylerle ya da hiç iş yapmadan geçirmek
vaktini yemek: bk. vaktini almak
vakti olmak: aceleye, telâşa gerek bulunmamak
vara yoğa: her şeye
varıncaya kadar: hiç akla gelmeyecek şeyleri de hesaba katarak, tüm olasılıklar içinde olarak
varı yoğu: (birinin): sahip olduğu her şey, nesi varsa
varlık göstermek: yaptığı işle beğeni kazanmak, kendini kanıtlamak
varlık içinde yaşamak: sıkıntısız yaşam sürmek
varlık içinde yokluk çekmek: herhangi bir engel yüzünden elindeki olanaktan yararlanamamak, e.a. varlıkta darlık çekmek
varlıkta darlık çekmek: bk. varlık içinde yokluk çekmek
var olsun yerinde olsun: bk. sağ olsun yerinde olsun
varsa o, yoksa o: o her şeyin üstünde, en beğendiği, en sevdiği varlık o, yalnız onu düşünüyor
vartayı atlatmak: tehlikeli bir durumdan kurtulmak
var, yok: 1) belli bir ölçüye ya ulaşır ya ulaşmaz, 2) herhangi bir ölçüye, miktara yakın, 3) tam belli değil
vatan tutmak (bir yeri): kendine yurt edinmek
vaveyla kopmak: çığlıklar atarak ağlamalar duyulmak
vay anam vay: bk. vay anasını
vay anasını: şaşılacak şey; olacak şey değil, e.a. vay anam vay; vay be; vay canına
vay be: bk. vay anasını
vay canına: bk. vay anasını
vaziyeti kurtarmak: herhangi bir güç durumdan sıyrılmak
vebal altında kalmak: manevî sorumluluk yüklenmek
vebali boynuna: bk. günahı boynuna
vefa borcu: bağlılığın, sevginin gereği,
velveleye vermek (ortalığı): gereksiz telâşa düşürmek
ver elini (şu ya da bu yer, falan yer): aklıma estiği an, karar verir vermez haydi falan yere
verip veriştirmek: (birine): ağır sözler söylemek
veryansın etmek: ağır sözlerle acımadan saldırmak
ver yiyeyim, ört yatayım, bekle canım çıkmasın: herkes bana hizmet etsin, bense hiçbir iş yapmadan oturayım
vıcık vıcık: sulu, gevşek
vıdı vıdı etmek: çevresini rahatsız edecek biçimde yerli yersiz çok konuşmak, e.a. vır vır etmek
vır vır etmek: bk. vıdı vıdı etmek
vız gelir, tırıs gider (birine bir şey): önem vermem, aldırış etmem
vidaları gevşetmek: kendini tutamayıp çok gülmek
viraj almak: dönemeçten geçmek
viraneye çevirmek (bir yeri): hor kullanmaktan, bakımsızlıktan yıkıntı durumuna getirmek
virt etmek: aynı şeyi yineleyip durmak, diline dolamak
volta atmak: bir aşağı, bir yukarı dolaşmak
vur abalıya: bütün özverinin yumuşak huylu kişiye yüklenmesi, sessiz, güçsüz kişinin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumu
vur aşağı tut yukarı: uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek, b.a. vur tut
vur dedikse öldür demedik ya: sizden bir istekte bulunmuştuk, fakat bu denli zarar vereceğinizi, aşırı davranacağınızı ummamıştık
vurduğu yerden ses gelmek: eli ağır olmak, çok kuvvetli vurmak
vurdukça tozumak: bir şeyin üzerinde çalışıldıkça, kurcalandıkça yeni sorunlar çıkarır, işi artar olmak
vurdum duymaz: anladığı halde anlamamış gibi davranan, umursamaz, aldırmaz
vurdumduymaz Kör Ayvaz: duygusuz
vur emri: olağanüstü durumlarda “dur” komutuna uymayan kuşkulu kişilerin öldürülmesi için kolluk kuvvetlerine verilen yetki
vur kaç: baskın biçiminde düzenlenen silâhlı çatışma
vur patlasın, çal oynasın: yarını düşünmeden elindeki avucundaki parayı zevk ve eğlencesi uğruna harcayan kişinin durumu
vur tut: tüm olasılıkları düşündükten sonra, b.a. vur aşağı tut yukarı
vurucu güç: en etkin silâhlarla donatılmış, özel eğitim görmüş askerî birlik