Dil Haşlama
Z
zahmete katlanmak: biri için yorulmak ya da masrafa girmek
zahmete sokmak: birine yorgunluk vermek ya da masraf ettirmek
zahmetine değmek: verilen emeği karşılamak
zahmet olmazsa: “rica ederim”
zamanı geçmek (bir şeyin): 1) artık o şey gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak, 2) mevsimi bitmek
zaman öldürmek: boş şeylerle vakit geçirmek
zaman zaman: bazen, belli olmayan zamanlarda, ara sıra, e.a. vakit vakit
zamkinos etmek: kaçmak, savuşmak, sıvışmak, a.
zar gelmek: şansı iyi olmak
zartayı çekmek: ölmek
zar tutmak: tavla oyununda: istediği sayıyı getirmek için atmadan önce zarlara parmakları arasında biçim vermek
zart zurt etmek: önemli kişi halleri takınarak bağırıp çağırmak, kaba kuvvet gösterisinde bulunmak
zar zor: 1) istemeye istemeye, 2) güçlükle, kıt kanaat, ucu ucuna, e.a. zor zar
zebunu olmak (birinin): onu çok sevmek, bağlanmak, onsuz yapamamak, ondan ayrılamamak
zehir hafiye: göz açtırmaz, hem zeki hem sert kimse
zehir zemberek (söz): son derece acı, ağır, e.a. zehir zıkkım
zehir zıkkım: bk. zehir zemberek
zehir zıkkım olsun: yedirdiklerimi, içirdiklerimi, hakkımı helal etmiyorum
zembereği boşanmak: kendini tutamayarak uzun uzun, kahkahalarla gülmek, e.a. makaraları koyvermek
zemheri zürefası: kışın soğukta ince giyinen
zemin hazırlamak: uygun ortam yaratmak, b.a. kapısını yapmak
zemin ve zamana uygun (söz): konu ve içinde bulunulan koşullar doğrultusunda
zemzemle yıkanmış (biri ötekine oranla): ikisi de kötü ama biri ötekine göre daha iyi
zerre kadar: yok denecek ölçüde, hiç mi hiç
zerresi kalmamak: hiç bulunmamak
zevahiri kurtarmak: bir işi gereği gibi değil, yapılıyor dedirtmek için üstünkörü yapmak, yapıyor görünmek
zevkine varmak (bir şeyin): tadını, güzelliğini gereği gibi duymak
zevkini çıkarmak (bir şeyin): onun hoşlandığı, tat aldığı, keyiflendiği yanından olabildiğince çok yararlanmak, e.a. tadını çıkarmak
zevkini okşamak (bir şey birinin): hoşuna gitmek
zevkten dört köşe olmak: çok keyiflenmek, aşırı zevk duymak
zeytinyağı gibi üste çıkmak: haksız olduğu halde kurnazlığıyla kendisinin haklı olduğuna herkesi inandırmak
zıddına gitmek (bir şey birinin): anlayışına, zevkine ters geldiği için kendisini sinirlendirmek
zılgıt yemek: bk. papara yemek
zınk diye durmak: birdenbire durmak
zıp diye çıkmak: beklenmedik anda birdenbire ortaya çıkmak
zırıltı çıkarmak: anlaşmazlık nedeniyle kavga etmek
zırnık bile koklatmamak: en ufak, en değersiz, en işe yaramaz bir şey bile vermekten kaçınmak, e.a. zırnık vermemek
zırnık vermemek: bk. zırnık bile koklatmamak
zıt gitmek (biri, biriyle): birine karşı sürekli ters davranmak, isteklerinin tersini yapmak
zıvanadan çıkmak: 1) aklını oynatmak, delirmek, 2) dengesiz davranışlarda bulunmak
zifos atmak (birine): 1) sataşmak, 2) kara sürmek, karalamak
ziftin pekini yesin: bu verilenleri beğenmiyorsa, ne yerse yesin
zihin jimnastiği: bk. beyin jimnastiği
zihin yormak: bk. kafa yormak
zihni açılmak: daha iyi anlar, daha çabuk kavrar olmak
zihni bulanmak: bk. zihni karışmak
zihni karışmak: düşüncesi dağılmak, ne yapacağını şaşırmak, karar verememek, e.a. zihni bulanmak
zihnini çelmek: bk. aklını çalmak
zihnini kurcalamak (bir konu birinin): sık sık aklına takılıp kendisini düşündürmek
zihni saplanmak: aklına yer eden düşünceden kendini kurtaramamak
zihni takılmak: bk. aklına takılmak
zikri geçmek: adından söz edilmek, anılmak
zil takıp oynamak: çok sevinmek, coşmak, keyiflenmek
zilzurna sarhoş: kendini bilmeyecek durumda, aşırı derecede sarhoş
zindan kesilmek (bir yer): çok karanlık duruma gelmek, :2) çok sıkıcı ve içinde yaşanmaz duruma gelmek
zindan olmak (bir yer): bk. zindan kesilmek (2)
ziyade olsun: Tanrı sofranıza bolluk, bereket versin
ziyan zebil olmak: boşuna, boş yere, amaçsız, gereksiz harcanmak, bir işe yaratılmadan heder edilmek
zokayı yutmak: aldatılarak büyük zarara uğratılmak
zom olmak: çok sarhoş olmak
zora binmek (iş): iş, ancak zor kullanmakla, baskı yapmakla sonuçlanacak bir durum almak
zora gelememek: baskıya, sıkıntıya, sıkı çalışmaya katlanamamak
zor belâ: bk. güç belâ
zorun ne: 1) kendini neden zorluyorsun; seni zorlayan durum ne, 2) ne istiyorsun; niçin sıkıştırıyorsun
zoru olmak: kendisini zorlayan bir durumu, bir sıkıntısı bulunmak
zoru zoruna : bk. güç belâ
zor zar: bk. zar zor
zurnacının karşısında limon yemek: birinin zihnini çelip işini göremeyecek duruma getirmek
zurna gibi: çok dar pantolon
zurnanın zırt dediği yer: sürdürülmekte olan işin en dikkatli, en duyarlı davranılması gereken noktası, e.a. can alacak yer
züğürt tesellisi: hiç yoktan iyidir ya da elde edemediğimi aratmaz diyerek kendini avutma
zülfü yâre dokunmak: hatırlı, güçlü bir kimseyi ya da yüksek bir makamı gücendiren söz söylemek, kırılmasına neden olan davranışta bulunmak