İkilemeler
B
babacan babacan, erkek: cana yakın, olgun, güvenilir bir biçimde
babalana babalana, diklenerek, kabadayıca davranarak
babayani babayani,gösterişi ve özentisi olmayan bir biçimde
badi badi, yürümek; gitmek; koşmak: ördek gibi iki yana sallanarak
bağıra çağıra, öfkeyle bağırarak, bağırıp çağırmak
bağırıp çağırmak, öfkeyle bağırmak
bağırış çağırış, bkz. bağrış çağrış
bağırta bağırta, bağırtarak
bağrış çağrış, 1) gürültü, şamata;
2) gürültüyle, şamata ederek
bağrışa çağrışa, büyük gürültü ederek
bak bak, şaşma anlatır
bakına bakına, bakınarak, göz gezdirerek
bakışa bakışa, karşılıklı birbirine bakışarak, bakarak
bakkal çakkal, bakkallık ve benzeri işleri yapan kimseler
baklava börek, 1) bir başka iş örnek alındığında: çok kolay ve zevkli;
2) karnı iyice doymuş olma durumunda “baklava börek olsa yemem” biçiminde kullanılır
baldır bacak, açık saçık görülen kadın bacağı
ballandıra ballandıra, imrendirecek biçimde överek
ballı börek, çok lezzetli
bandıra bandıra, banarak
bangır bangır, yüksek sesle, gürültülü biçimde
bar bar, bağırmak: yüksek sesle ve öfkeyle
basa basa, belirgin, anlaşılır biçimde söylemek, vurgulamak; bastıra bastıra
basamak basamak, yükselme: yavaş yavaş
bas bas, bağırmak: yüksek sesle ve öfkeyle
bastıra bastıra, basa basa
başa baş, eşit, eşdeğerde; biri öbüründen üstün olmadan
baş baş, çocuk dilinde: allahaısmarladık
baş başa, birlikte, beraberce
başka başka, değişik; her biri ayrı
başlı başına, kendi başına, tek başına
baştan ayağa, baştan başa
baştan aşağı, baştan başa
baştan başa, hepsi, tamamı, bütünü, bir uçtan öbür uca
bata çıka, güçbela, zorlukla
baygın baygın, insanı kendinden geçirir gibi; süzülerek; süzgün süzgün
bayıla bayıla, severek, isteyerek, canı gönülden
bazı bazı, kimi zaman; arada bir; ara sıra
beğene beğene, iyi ya da güzel olduğuna inanarak
bekleye bekleye, usanmadan, umutla bekleyerek
bel bel, bakmak: durgun, anlamsız
belerte belerte, gözlerini akı çok görünecek biçimde açarak
beleye beleye, bulayarak, bulaştırarak
belirli belirsiz, belli belirsiz
belli başlı, 1) belirli; kesin olarak belirlenmiş; 2) önemli
belli belirsiz, tam belli olmayan; yarı belli yarı belirsiz; güçlükle seçilebilen
benek benek, üzeri beneklerle donalı; benekli
benlik senlik, ben sen
ben sen, kavga; çekişme; ikilik
beş beş, gereken parayı zamanında ve bol bol ödemek
beşer beşer, her birine beş, her defasında beşi bir arada
beş on, az sayıda, biraz
bet beniz, kalmamak: yüzü sararıp solmak
bet bet, bakmak: kötü kötü; bir kötülük yapacakmış gibi
beti benzi, solmak; uçmak: yüzü sararmak
bezdire bezdire, bıktırarak; usandırarak; bıkkın vererek
bezeye bezeye, süsleyerek, donatarak
bezgin bezgin, yaşama ya da iş görme isteğini yitirmiş durumda
bıcı bıcı, yapmak: çocuk dilinde: yıkanmak
bıcır bıcır, konuşmak: sürekli ve çok
bıçak bıçağa, gelmek: kavgayı birbirine bıçakla saldıracak boyuta vardırmak
bıçkın bıçkın, korkusuz, gözüpek bir biçimde; kabadayıca
bıkkın bıkkın, bıkmış, usanmış, bezmiş durumda
bıl bıl, titrek yanan gaz lambası
bıllık bıllık, çok tombul, etli butlu
bıngıl bıngıl, dolgun ve pelte gibi titrek
biçim biçim, değişik ve türlü biçimlerde
bildik bileli, bildim bileli
bildim bileli, öteden beri
bile bile, bilerek; isteyerek; önceden tasarlayarak
bilgiç bilgiç, çok bilmiş bir biçimde
bili bili, kümes hayvanlarını çağırmak için çıkarılan ses
bilir bilmez, yarım bilgiyle; bilip bilmediğini düşünmeden
bilmiş bilmiş, her şeyi bilir geçinen bir biçimde
bin bir, pek çok, çok sayıda
biner biner, her defasında bini bir arada olarak; her birine bin
biraz biraz, tam değil
bir bir, ayrı ayrı, birer birer
bire bir, etkisi kesin olan
birer birer, her biri ayrı olarak
birer ikişer, tek ya da birkaçı birlikte olarak
birike birike, 1) toplanıp yığılarak;
2) birbirine eklenip çoğalarak
biriktire biriktire, 1) toplayıp yığarak; 2) birbirine ekleyip çoğaltarak
birinden biri, içlerinden biri; birkaç kişiden herhangi biri
bir tane, biricik; yegâne
bir tek, içki içmek: bir kadeh
bitip tükenmez, bitmez tükenmez
bitkin bitkin, gücü tükenmiş, çok yorgun bir durumda
bitmez tükenmez, hiç bitmeyen, bitmek bilmeyen; sonu gelmeyen; uçsuz bucaksız
biz bize, aramıza yabancı bir kimse katmaksızın, yalnız biz
blok blok, bloklar durumunda
boğaz boğaza, gelmek: kavgada birbirine öldürürcesine saldırmak; gırtlak gırtlağa
boğazlaya boğazlaya, gaddarca, kan dökerek öldürecek bir biçimde
boğmak boğmak, boğum boğum
boğuk boğuk, boğuk bir biçimde; kısık kısık
boğum boğum, çok boğumlu; boğulmak: çok bunalmak
boku bokuna (kaba), yok yere; boşu boşuna
bol bol, büyük miktarda; fazla; sıkıntıya uğramadan
boncuk boncuk, boncuğa benzer yuvarlak taneler durumunda
borç harç, borçlanarak, zorlanarak
borda bordaya, yan yana
boş boş, yemek: katıksız; durmak: işsiz kalmak; çalışmamak
boşu boşuna, gereksiz yere, boş yere
boy bos, 1) beden yapısı bakımından biçimi, 2) geçerlilik, değer
boy boy, türlü büyüklük ve nitelikte
boydan boya, bir uçtan öbür uca
boylu boslu, uzun boylu, yakışıklı
boylu boyunca, boyu uzunluğunca
boyu bosu, devrilesi: “ölsün” anlamında ilenç sözü
bozara bozara, rengini atarak, bozararak
bozuk bozuk, bozuk durumda
bozula bozula, 1) bozularak; 2) kokuşarak; 3) yozlaşarak, soysuzlaşarak
böbür böbür, böbürlenme: çok böbürlenmek
böbürlene böbürlene, övünmeyle kabararak, kurumlanarak
böcül böcül, bakmak: gözlerini iki yana oynatarak
böğüre böğüre, bağırarak
böğürte böğürte, bağırtarak
böğürüşe böğürüşe, 1) hayvan: böğürerek, bağırarak; 2) insan: anlaşılmaz yüksek sesler çıkararak
bölge bölge, ayrı bölgeler durumunda, yer yer
bölme bölme, bölmelere ayrılmış durumda
bölük bölük, parçalara ayrılmış durumda, kısım kısım
bölüm bölüm, kısım; birim; çağ, devir: bölümlere ayrılmış durumda
bölüne bölüne, bir bütün, belirli bölümlere, parçalara ayrılarak
bölüşe bölüşe, herhangi bir şeyi iki ya da daha çok kimse arasında paylaşarak
bön bön, bakmak: anlamayarak, safça, şaşkın şaşkın
börtü böcek, türlü böcekler
böyle böyle, böylelikle
bre bre, şaşkınlık, coşku anlatır
bucak bucak, her yerde, her yanda
budala budala, budalaca, budala gibi
budana budana, sürekli budanarak
bugüne bugün, şunu iyi bil ki; unutma ki
bugünkü günde, içinde bulunduğumuz zamanda, şimdi, şimdiki koşullarda
bugünlük yarınlık, bugün yarın
bugün yarın, neredeyse, çok yakında
buğulu buğulu, üzerinde buğu bulunan, buğulanmış; göz: dolu dolu, nemli, yaşlı
bula bula, 1) var olanların en değersizini seçmek; 2) kötü bir rastlantıya konu olmak
bulaştıra bulaştıra, bulaştırarak
bulaya bulaya, bulayarak
bul buluştur, sağlamak, yaratmak için gereken çabayı göster; bulup buluşturmak
bunak bunak, bunak gibi
bunala bunala, aşırı sıkıntı, tedirginlik duyarak
buram buram, duman, koku: pek çok
burcu burcu, koku: güzel güzel, pek güzel
burdura burdura, burdurarak
burka burka, burarak
buruk buruk, 1) tadı kekreleşmiş; 2) alınmış, küsmüş, gücenmiş bir biçimde
burum burum, burulmak: çok fazla sancımak, ağrımak
burun buruna, birbirine çok yakın ve yüz yüze
buruş buruş, çok buruşmuş
buruş kırış, her yanı buruşuk, kırışık
buzlu buzlu, buz tutmuş olarak
büke büke, bükerek
büklüm büklüm, çok büklümlü, kıvrım kıvrım
büküle büküle, 1) bükülerek; 2) eğilerek
bürüm bürüm, bürülmüş, dürülmüş, katlanmış olarak
bütün bütün, büsbütün, eksiksiz
büyük büyük, büyük parçalar halinde
büyük küçük, herkes
büyüklene büyüklene, büyüklük taslayarak, kibirlenerek
büyüklü küçüklü, büyük, küçük hepsi bir arada
büyüye büyüye, sürekli büyüyerek
büzdüre büzdüre, büzdürerek
büze büze, buruşturarak, sıkıştırarak, kıvrım yaparak
büzgü büzgü, büzük büzük
büzük büzük, büzülmüş durumda