İkilemeler
D
dağıla dağıla,1) toplu haldeyken ayrılıp birbirinden uzaklaşarak; 2) bölünerek; 3) parçalanıp yayılarak, ufalanarak, 4) düzeni bozularak, karışık duruma gelerek, 5) birliği beraberliği bozularak; 6) varlığı son bularak; 7) etkisi, gücü azalarak
dağınık dağınık, 1) yaygın; 2) birbiriyle bağlantısız; 3) düzensiz, karışık; 4) toparlanamayan
dağıta dağıta, 1) birbirinden uzaklaştırarak, ayırarak; 2) pay ederek, bölüştürerek; 3) var olan düzeni bozarak; 4) güç kullanıp zarara yol açarak; 5) bir topluluğun varlığına son vererek; 6) etkisini, gücünü azaltarak, gidererek
dağlaya dağlaya, dağlayarak
dağlana dağlana, dağlanarak
dağlata dağlata, dağlatarak
daha daha, başka, başka neler oldu
daire daire, bağımsız daireler durumunda
dakika dakika, dakika başı
dakikası dakikasına, tam zamanında
dala çıka, güçlüklerle, güç bela, bata çıka
dalaşa dalaşa, 1) ağız kavgası ederek; 2) köpekler: boğuşup birbirini ısırarak
dal budak, sarmak: 1) söz konusu olgu giderek karmaşık bir biçimde yayılıp genişlemek; 2) soy yönünden genişleyip yayılmak
daldan dala, konmak: ikide birde iş, konu ya da düşünce değiştirmek
daldıra daldıra, daldırarak
dalga dalga, 1) renk: açıklı koyulu; 2) nesne ya da yer: düzgün olmayan, alçaklı yüksekli, 3) saç: kıvrımlı
dalgalana dalgalana, dalgalanarak
dalgalı dalgalı, dalga dalga görünen
dalgın dalgın, çevresinde olup bitenlerle ilgilenmeden, düşünceli olarak
dallı budaklı, karışık durumda, çapraşık
dallı güllü, çok renkli, canlı
damar damar, çok damarlı, katmanlı
damdan çardağa, atlamak: mantık bağı kurmaksızın konudan konuya geçmek
damla damla, azar azar
damlata damlata, damlatarak
damlaya damlaya, damlayarak
dan dan, kaba, kırıcı
dan dun, silah sesleri
dangıl dungul, konuşması ve davranışları kaba
danışa danışa, danışarak, sorarak, görüş alarak
dara dar, güçlükle, ancak, son anda, uç uca, dar darına, darı darına
dar darına, dara dar
darı darına, dara dar
dargın dargın, 1) darılmış, küskün bir biçimde; 2) soğuk, ilgisiz bir davranışla
dayalı döşeli, döşemeden ve eşyadan yana bir eksiği yok
dayana dayana, dayanarak
dayata dayata, dayatarak
dayı dayı, efelenerek, yiğitlik taslayarak
dazara dazar, telaşla, koşturarak; dazara dazır
dazara dazır, dazara dazar
debelene debelene, çırpınarak, tepinerek
dede dede, çocuk dilinde: şaplak, tokat
dediği dedik, inatçı; her istediğini yaptırır; söylediği sözden dönmez
değişik değişik, farklı özelliklerde
değiş tokuş, bir şey verip yerine başka bir şey almak
deh deh, çocuk dilinde: at
deli deli, delice
deli divane, çılgın
delik delik, delik deşik
delik deşik, her yanı delinmiş
delikli delikli, delikleri olan
demet demet, demetler durumunda bağlanmış olarak; deste deste
demli demli, demlenmiş olarak; rengi, kokusu, tadı tam
denetleye denetleye, denetleyerek; inceleyerek; kontrol ederek
deneye deneye, 1) sınarayak, deneyerek; 2) girişimde bulunarak
dengeli dengeli, dengesini, uyumunu, düzenini korur bir biçimde
dengi dengine, uygun olanıyla
deniz derya, göz alabildiğine deniz
denli densiz, söz söylemek: uygunsuz, yakışıksız ve saygısızca konuşmak
derbeder derbeder, yaşayışının ve davranışlarının düzensizliğine önem vermeden
derdi günü, birinin: en ilgilendiği, en düşündüğü, sürekli uğraştığı şey
derece derece, giderek, gittikçe, azar azar
dereden tepeden, konuşmak: gelişigüzel, rasgele konular üzerine söz etmek
dere tepe, inişli çıkışlı yer
derinden derine, uzaklardan
derin derin, en ince ayrıntısına kadar; derin olarak, derinlemesine
derli toplu (derlitoplu), 1) dağınık olmayan; 2) düzenli bir biçimde
derme çatma (dermeçatma), 1) aralarında uygunluk bulunmayan bir biçimde, gelişigüzel toplanmış; 2) değeri olmayan gereçlerle özenilmeden yapılmış
dertli dertli, 1) üzüntüsü; 2) hastalığı, ağrısı; 3) sorunu, kaygısı olduğu anlaşılır bir biçimde
deste deste, demet demet
deşe deşe, 1) oyarak, delerek, yazarak, yara açarak, içini açarak, karıştırarak; 2) kapanmış bir sorunu tazeleyerek, kurcalayarak
devine devine, sürekli hareket ederek
devir devir, değişik çağlarda, dönemlerde
devire devire, devirerek
devşire devşire, 1) bir araya getirerek, derleyerek, toplayarak; 2) katlayıp düzgün bir duruma getirerek
dığdığının dığdığı, yakınlık derecesi tartışılacak kadar uzak akraba, dızdığının dızdığı
dır dır, 1) sürekli, bezdirecek biçimde söylenmek; 2) etmek: bezginlik verecek biçimde söylenip durmak
dızdığının dızdığı, dığdığının dığdığı
didik didik, 1) çekiştirerek ya da ısırılıp parçalanarak; gagalanarak didiklenmiş; 2) etmek ya da olmak: didiklemek, didiklenmek
didikleye didikleye, didikleyerek
didine çırpına, didine didine
didine didine, geçimini sağlayabilmek için zor koşullarda çalışıp uğraşarak; didişe didişe
didişe didişe, 1) el ya da sözle birbirini hırpalayarak; 2) didine didine
dik dik, 1) inadına, dikine dikine; 2) bakmak: çok sert bir biçimde, sert sert; öfkeli öfkeli
diken diken, 1) bitki, hayvan: dikeni bol; 2) saç, kıl: dik durumda gelmiş, dikleşmiş
dikine dikine, dik dik
dikkat dikkat, dikkatli olmayı sağlamak için yapılan uyarı
diklene diklene, karşı gelerek, kafa tutarak; dikleşe dikleşe
dikleşe dikleşe, diklene diklene
dilene dilene, 1) sadaka toplayarak; 2) kendisini acındırarak
dili damağı, kurumak: çok susamak
dilim dilim, dilimlenmiş bir biçimde, parça parça
dinç dinç, gücü, sağlığı, zindeliği gözle görülür bir durumda
dinden imandan, çıkmak: çok öfkelenmek, çok sinirlenmek
dindire dindire, dinmesini sağlayarak, teskin ederek
dingil dingil, sallana sallana, yavaş yavaş
dini imanı, para: tek düşüncesi, değer verdiği tek şey para
din iman, Hak getire: inanç, ülkü arama
dinlene dinlene, dinlenerek; fazla yorulmadan; kendini yormadan
dinleye dinleye, dinleyerek; kulaklarını açarak
dinsiz imansız, Allah korkusu yok, her kötülük beklenir
dip bucak, göze çarpmayan yer; kıyı köşe
dip doruk, dipten tepeye kadar, baştan aşağı, tümüyle
direk direk, bağırmak: rahatsız edecek, huzur kaçıracak biçimde
direne direne, inatla, sebatla; kararlılıkla
direte direte, ısrarla
dirhem dirhem, çok az ölçülerde, az az, azar azar
diri diri, 1) canlı olarak, canlı canlı; 2) yemek: tam pişmemiş, çiğce
dirlik düzenlik, birlikte yaşayanlar ya da çalışanlar arasındaki iyi geçinme durumu
diş diş, 1) ince, sivri çıkıntıları olan; 2) çıkıntılı bir biçimde
dişli tırnaklı, geçimsiz, kavgacı, saldırgan; sözünü geçiren
diyar diyar, dolaşmak: gitmedik yer bırakmamak
diye diye, sürekli ve ısrarla aynı şeyi söyleyerek; söyleye söyleye
diz dize, oturmak: dizleri birbirine değecek biçimde ve yakın
dizi dizi, diziler durumunda
dobra dobra, söylemek, konuşmak: diyeceğini sakınmadan, çekinmeden demek
doğma büyüme, 1) doğduğu yerde yetişmiş; 2) başlangıçtan beri
doğrana doğrana, kesilerek, parça parça edilerek
doğraya doğraya, keserek, parçalayarak
doğrudan doğruya, araçsız, aracısız, resen
doğru doğru, dosdoğru: doğru olanı, en doğrusu şudur ki
doğruya doğru, gerçek olan bu; yadsımaya, karşı çıkmak için neden aramaya gerek yok
dokuna dokuna, dokunarak
dokunaklı dokunaklı, etkili, insanın içine işleyen bir biçimde,
dokundura dokundura, üstü kapalı ve sitem yollu anımsatarak
dokuya dokuya, dokuyarak
dokuzar dokuzar, her birine dokuz; her defasında dokuzu bir arada
dola boşala, sürekli dolup boşalarak
dolana dolana, 1) bir şeyin çevresinde dönerek: 2) gelişigüzel gezerek
dolaşa dolaşa, 1) gezerek, gezinerek; 2) saç, iplik gibi şeyler: birbirine karışarak, güç çözülür duruma gelerek
dolaya dolaya, dolayarak
doldura doldura, doldurarak
dolgun dolgun, şişmana yakın, balık etinde
dolu dolu, 1) yetecek de artacak kadar; 2) her anı iyilikle anımsanacak güzellikte; 3) göz: buğulu buğulu
domur domur, 1) boncuk gibi iri taneler durumunda; 2) kabarık kabarık
domuzuna domuzuna, inadına
dona dona, aşırı soğuğun etkisiyle çok üşüyerek
don gömlek, bir don bir gömlekle kalmış denecek kadar soyunmuş durumda
donuk donuk, canlılığı azalmış; durgun; uyuşuk bir durumda
dosta düşmana, karşı: herkese; ele güne karşı; dostları üzmemek, düşmanları da sevindirmemek için
dost düşman, herkes
dostu postu, olmamak: kimse tarafından sevilmemek
doya doya, doyuncaya kadar
doyura doyura, 1) açlığını gidererek; 2) inandırarak, tatmin ederek
döke döke, dökerek
döke saça, dağıtarak, ziyan ederek
dökülüp saçılarak, 1) soyunarak, çok açılarak; 2) bir şeyin uğruna çok para harcayarak
döndüre dolaştıra, sözü: dolaylı yoldan anlatarak
döndüre döndüre, sürekli döndürerek
döne döne, dönerek, çevrilerek
dönem dönem, kimi zaman
dönüm dönüm, alan: dönümlerle
dörder dörder, her birine dört; her defasında dördü bir arada
dört bucak, her taraf, her yer
dört dörtlük, tam, kusursuz, mükemmel
döve döve, 1) döverek; 2) ezerek, çırparak
dövüşe dövüşe, dövüşerek
dudak dudağa, öpüşmek
dura dura, arada bir duraklayarak
dura kalka, isteksiz, keyfince
durdu durdu, onca zaman bekledi
dur durak, yok: durup dinlenmeden, sürekli çalışarak
durgun durgun, canlılık göstermeden
durmuş oturmuş, 1) olgun; 2) tutarlı
duru duru, 1) durulmuş, bulanıklığı olmayan, temiz; 2) yalın, anlaşılır, karışık olmayan
durup dururken, 1) gereği ya da nedeni yokken; 2) birdenbire, ansızın
duvardan duvara, yer döşemesi: her yanı kaplayacak bir biçimde
duyar duymaz, duyduğu anda
duygulana duygulana, duygulanarak, mütehassis olarak
duygulu duygulu, içli, hassas bir biçimde
duyulur duyulmaz, 1) ses: çok alçak, zor işitilebilen; 2) haber: öğrenilir öğrenilmez
duyura duyura, 1) duymasını sağlayarak; 2) ilan ederek; 3) sezdirerek
düğüm düğüm, çok düğümlü, üzerinde düğümler olan
düğün dernek, evlilik töreni, eğlencesi
dünden bugüne, az zamanda, çabucak
dürte dürte, 1) dürterek; 2) uyararak
dürüm dürüm, 1) kıvrılarak silindir biçimde sarılmış; 2) sövgü sözü: dürüm dürüm dürzü
düşe kalka, 1) güçlükle; 2) biriyle yakın ilişki kurarak
düşleye düşleye, bir şeyi olmuş ya da varmış gibi belleğinde tasarlayarak, canlandırarak
düşman düşman, düşmanca
düşünceli düşünceli, kaygılı, tasalı bir biçimde
düşün düşün, boktur işin (kaba), bu kötü durumdan bakalım nasıl bir yol bulup çıkacaksın
düşüne düşüne, zihin yorarak, düşünce üreterek, aklından geçirerek, titiz davranarak
düşüne taşına, konuyu tüm yönleriyle inceleyerek
düşüp kalkmak, 1) erkek ve kadın arasında: yasa ve töre dışı ilişki kurmak; 2) biriyle: çok yakın arkadaşlık etmek
düzgün düzgün, doğru ve pürüzsüz bir biçimde
düzine düzine, düzinelerle, çok