İkilemeler
E
ebleh ebleh, akılsızca, budalaca, alık alık
ebru ebru, yanak: dalga dalga, kırmızı
eciş bücüş, düzgün bir yanı olmayan; çarpık çurpuk; eğri büğrü
eçhel eçhel, hepten cahilce, bilgisizce
edalı edalı, nazlı, işveli tavırlarla
edepli edepli, ince, terbiyeli bir kimseye yakışır biçimde; uslu uslu
edepsiz edepsiz, sıkılmaz, utanmaz, terbiyesize yakışır bir biçimde
efendi efendi, saygıdeğer, ince, çelebi bir kimseye yaraşır biçimde; efendice; uslu uslu
efil efil, 1) saç, giysi gibi hafif şeylerin rüzgârda dalgalanış biçimi; ifil ifil 2) esmek: yazın rüzgâr serin serin esmek; 3) etmek: rüzgârda dalgalanmak
efkârlı efkârlı, tasalanmış, kaygılı, tasalı bir biçimde
eften püften, şey: özenilmeden, baştan savma yapılmış, çürük, derme çatma, değersiz
eğik eğik, bükülmüş bir durumda
eğile eğile, gördüğü baskıyı ve zoru kabullenerek
eğite eğite, 1) birini: bilgi ve görgü aşılayarak, onun belirli bir yönde gelişmesini sağlayarak, terbiye ederek; 2) hayvanı: birtakım davranışları yapabilecek biçimde yetiştirerek
eğitile eğitile, sürekli eğitim görerek
eğlene eğlene, oyalanarak, zaman öldürerek, eğleşe eğleşe
eğleşe eğleşe, eğlene eğlene
eğreti eğreti, uyumsuz bir biçimde
eğri büğrü, yer yer eğrilip bükülmüş bir biçimde; çarpık çurpuk
eklene eklene, eklenerek
ekleye ekleye, eklemeler, ilaveler yaparak
ekli püklü, ekli, yamalı bir biçimde, düzensiz
eksile eksile, sürekli azalarak
ekstra ekstra, en iyi
ekşi ekşi, ekşiliği belirgin biçimde
ekti püktü(ler), bir eve dadanan, çevrede dolaşan asalak kimseler
el ayak, çekilmek: ortalıkta hiç kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek
elden ele, bir kişiden öbürüne
el ele, 1) birbirinin elini tutarak; 2) birbirine yardım ederek
elene elene, elenerek, elekten geçirilerek
eleştire eleştire, gerçek değerini gölgeleyen yanlışları ısrarla vurgulayarak, tenkit ederek
eleye eleye, iyisini kötüsünden ayırmaya çalışarak
el gün, yabancılar, başkaları
elifi elifine, tam, tastamam, noktası noktasına
ellene ellene, elle karıştırılarak, dokunularak, yoklanarak
ellenmiş dillenmiş, kadın: namusu, iffetiyle kötü ün salmış
elleşe elleşe, elle itişip kakışıp (itişip kakışmak) şakalaşarak
elleye elleye, elle karıştırarak
ellişer ellişer, her birine elli, her defasında ellisi bir arada
elvan elvan, çeşit çeşit, türlü türlü
eme eme, emerek
emekleye emekleye, 1) çocuk: dizleri ve elleri üzerinde yürümeye çalışarak; 2) yeni başlanılan bir işte deneyimsizlikten ötürü acemilik çekerek
emrede emrede, buyurarak, emir vererek
endişeli endişeli, tasalı, kaygılı; kuşkulu, korkulu bir biçimde
engellene engellene, engel olunarak
engelleye engelleye, bir şeyin gelişmesini, oluşmasını önleyerek
eni konu, iyice, iyiden iyiye, enine boyuna
eninde sonunda, ne zaman olsa; başta da sonda da; evvel ve ahir
enine boyuna, 1) gösterişli, iri yarı; 2) tüm olasılıkları düşünerek; eksiksizce, eni konu
ense kulak, yerinde: 1) erkek: iri yarı; 2) kelli felli
er geç, erken ya da geç, ne zaman olursa
erim erim, erimek: çok zayıflamak
eriye eriye, eriyerek
erkek erkeğe, arada kadın ya da çocuk olmadan; yalnız erkekler arasında
erkekli kadınlı, her iki cins de bir arada
erken erken, 1) daha zaman varken; 2) alışılan zamandan önce
erteleye erteleye, sürekli başka bir zamana bırakarak
esik kesik, inişli çıkışlı arazi
eski püskü, iyice eski, çok eski; yırtık, dağınık, perişan
eskite eskite, yıpratarak, çok kullanıp eskimiş duruma getirerek
eskiye eskiye, sürekli eskiyerek
esrik esrik, esrimiş, sarhoş bir durumda
estek köstek, anlamsız, değersiz, yersiz
eş dost, tanıdıklar, bildikler
eşe eşe, eşeleye eşeleye
eşeleye eşeleye, 1) kazılabilir şeyleri hafifçe karıştırarak; 2) bir sorunun aslını anlamaya çalışarak; kurcalayarak; eşe eşe
eşile eşile, eşilerek
eşine eşine, hayvan: ayağıyla yeri kazarak, eşinerek
etekleye etekleye, yaranmaya çalışarak, dalkavukluk ederek
etelemek betelemek, kötü davranmak
etkileye etkileye, etkisi altına alarak
etle tırnak, birbirine candan bağlı, sıkı ilişkili kimseler
etli butlu, şişmanca, tombulca
etli canlı, sağlıklı, güçlü
etli etli, yemek: eti bol
etme bulma, dünyası: kötülük eden kötülük bulur
etme eyleme, kötü ya da haksız bir davranış karşısında “yapma” anlamında kullanılır
ev bark, 1) ev, mülk; 2) aile, çoluk çocuk
evelemek gevelemek, lafı tam söyleyememek, ağzının içinde birtakım sözler mırıldanmak
ev ev, bir evden öbürüne
evire çevire, iyice, adamakıllı
evlenmek barklanmak, evlenerek aile kurmak
evli barklı, evlenmiş, çocukları olmuş
evvel ve ahir, eninde sonunda
eza cefa, baskı ve acımazlık
eze eze, 1) çiğneyerek; 2) üzerek, sıkıntıya sokarak; 3) baskı altında tutarak; 4) yorarak; 5) sindirerek
ezik büzük, ezilmiş ve büzülmüş, eğri büğrü
ezile büzüle, sıkılarak, utanarak
ezilip büzülmek, düştüğü güç durumdan utandığını davranışlarıyla belli etmek
ezim ezim, 1) ezmek: birini üzmek, sıkıntıya sokmak; 2) ezilmek: biri tarafından üzülmek, sıkıntıya sokulmak