İkilemeler

K

kabadayı kabadayı, kabadayılık taslayarak
kabahatli kabahatli, suçunu, kusurunu kabul eder bir biçimde
kaba kaba, 1) görgüsüzce; 2) özensiz bir biçimde; 3) sıradan, adi, bayağı bir biçimde
kabalaşa kabalaşa, 1) giderek daha kabalaşarak; 2) kabalık ederek
kabara kabara, 1) gittikçe kabararak, coşarak; 2) böbürlenerek, gururlanarak; 3) kafa tutarak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranarak
kabarcık kabarcık, kabarcıklanmış bir biçimde
kabarık kabarık, 1) kabarmış bir biçimde; 2) çıkıntılı, tümsekli, şişkin bir biçimde
kaba saba, 1) görgüsüz; 2) özensiz
kabız kabız, güçlükle; zorlana zorlana
kabuk kabuk, 1) kabuklanmış bir durumda; 2) kabuk oluşmuş, üzeri kabuk bağlamış bir durumda
kabullene kabullene, isteyerek ya da istemeden razı olarak
kaça kaç, 1) bir yarışmanın sayısal sonucu; 2) yarışma, tartışma, kavga ve benzeri durumlarda taraf olanların oransal durumu
kaça kaça, 1) firar ederek; 2) saklanarak; gizlenerek; 3) kaçınarak
kaçık kaçık, delice davranışlarla
kaçına kaçına, bir işi yapmak ya da özveride bulunmak isteği göstermeden
kaçırta kaçırta, kaçmasına engel olamayarak
kaçışa kaçışa, hep birlikte kaçıp dağılarak
kaç kaç, 1) hemen uzaklaş buradan, kaçmaya bak; 2) kaça kaç (1)
kadeh kadeh, kadehler dolusu
kademe kademe, basamak basamak; derece derece
kadın kadıncık, hanım hanımcık; hanımefendi, ev işleri iyi bilen, terbiyeli, ağırbaşlı kadın
kadın kadına, yalnız kadınlar arasında, araya erkek ya da çocuk katmadan
kafa kafaya, 1) vermek: iki ya da daha çok kişi bir yanı geçilip konuşmak; 2) gelmek: iki araç birbirine çarpacak kadar yaklaşmak
kafasız kafasız, düşüncesiz, anlayışsız, kavrayışsız bir biçimde
kafes kafes, kafes biçiminde
kâfir kâfir, 1) acımasızca, zalimce; 2) sevimli, hoşa giden hallerle
kağşak kağşak, eşya, yapı: eskimiş, gevşemiş, dağılmaya yüz tutmuş bir biçimde
kağşaya kağşaya, 1) ihtiyarlayarak; 2) giderek zayıflayıp güçsüzleşerek; 3) eskiyerek, dağılmaya yüz tutarak
kakalaya kakalaya, aldatıp kötü mal satmayı başararak
kakara kikiri, olur olmaz nedenle gülüşme
kakavan kakavan, sevimsizliğini, kendini beğenmişliğini; düşüncesiz, bilgisiz, budala olduğunu belli eder bir biçimde
kakır kakır, 1) kakırtı sesi çıkararak; 2) gülmek: sesli ve sürekli
kala kala, bütünü, olup olacağı, ne kaldıysa
kalaylaya kalaylaya, 1) kalaylayarak; 2) bolca sövüp sayarak
kaldıra kaldıra, 1) kaldırarak; 2) katlanarak, tahammül ederek; 3) çalarak, aşırarak
kalem kalem, 1) çeşit çeşit; 2) bir bir; 3) sırasıyla
kalender kalender, alçak gönüllülükle
kalın kalın, 1) incelikten uzak; 2) gür; 3) yoğun; 4) etli, dolgun
kalıp kalıp, kalıplar durumunda
kalkına kalkına, ekonomik açıdan gelişerek
kalkışa kalkışa, 1) girişerek, teşebbüs ederek; 2) olanaklarını, gücünü aşan işleri başarmaya çalışarak
kambur kambur, kambur ve eğri büğrü; kambur zambur
kambur zambur, kambur kambur
kamçılaya kamçılaya, 1) kamçıyla vurarak; 2) yağmur, kar, rüzgâr: hızla çarparak; 3) isteklendirerek, özendirerek
kamyon kamyon, kamyonlar dolusu
kana kan, istemek: öç alma duygusu beslemek; öldürenin öldürülmesi gerektiğine inanmak
kana kana, kanıncaya kadar, doya doya
kancık kancık, kancıkça davranarak; döneklik ederek; gizlice kötülükte bulunarak
kandıra kandıra, 1) ikna ederek, inanmasını sağlayarak, inandırarak; 2) aldatarak
kangal kangal, kangallarla
kanıksaya kanıksaya, 1) çok yinelenme nedeniyle etkilenmez olarak, alışarak; 2) bıkkınlık getirerek, usanarak
kanıra kanıra, eğip zorlayıp, kanırtıp yerinden çıkarmaya çalışarak
kanırta kanırta, kanıra kanıra
kanlı bıçaklı, birbirlerini öldürecek kadar düşman
kanlı canlı, bedensel sağlığı yüzünden belli, sapasağlam, sağlıklı
kansız cansız, kanı az, bitkin, zayıf
kapan kapana, yağma gidiyor, çok ucuz fiyatla satılıyor
kapı kapı, 1) aramak: aramadık yer bırakmamak; 2) gezmek: birçok eve uğramak; 3) dolaşmak: başvurmadık devlet dairesi bırakmamak
kapıla kapıla, duyduğu güven nedeniyle aldanarak
kapışa kapışa, 1) bir an önce almak için bir şeyin üzerine üşüşerek; 2) kavgaya tutuşarak
kapış kapış, büyük bir istek göstererek
kap kacak, sahan, tava, tencere gibi mutfak gereçleri
kaptıra kaptıra, kaptırarak
kara kara, 1) siyahı bol; 2) düşünmek: çok üzüntülü olmak; düşünceye dalmak
karalaya karalaya, 1) kirleterek; 2) çizerek; 3) leke sürerek, kötülük yükleyerek
karamsar karamsar, bedbin, pesimist, kötümser bir görüşle, karamsarlıkla
kararlı kararlı, kesin kararlı olduğunu, kararında direneceğini belli eder bir biçimde
kardeş kardeş, dostlukla, sevgiyle, birbirine inanarak
kare kare, 1) kareleri olan; 2) film: her karesini ayrı ayrı
kargacık burgacık, yazı: okunaksız, düzensiz, çarpık
karı koca, birbiriyle evli kadın ve erkek
karı kocalık, karı koca olma durumu
karılı kocalı, karı koca birlikte, ikisi de
karışanı görüşeni, yok: işine kimse karışmıyor, özgür
karış karış, her yanı ve inceden inceye
karıştıra karıştıra, 1) anlamak ve aramak amacıyla elle yoklayarak; 2) alt üst ederek; 3) kurcalayarak, oynayarak; 4) araştırarak, inceleyerek; 5) üstünkörü okuyarak; 6) tam seçemeyerek, ayırt edemeyerek
karman çorman, 1) çok karışık ve düzensiz; 2) etmek: çok karışık ve düzensiz duruma getirmek; 3) olmak: çok düzensiz ve karışık duruma gelmek
karşıdan karşıya, 1) bir yandan öbür yana; 2) uzaktan, karışmıyormuş gibi görünerek
karşı karşıya, 1) yüz yüze; 2) gelmek: birden karşılaşmak
kasa kasa, kasalar dolusu
kasa kavura, 1) baskıcı, kıyıcı davranışlarla ezerek, zalimlik ederek; 2) çok zarar vererek, mahvederek
kasıla kasıla, büyüklenerek, kurumlanarak, gururlanarak
kasım kasım, kasılmak: büyüklenmek, gururlanmak
kasıntı kasıntı, büyüklene, gururlana
kasvetli kasvetli, iç sıkıcı, sıkıntılı bir durumda
kaş göz, etmek: bakışlarıyla, göz işaretleriyle bir şey anlatmaya çalışmak
kaşık kaşık, kaşıkla ölçerek
kaşıklaya kaşıklaya, severek, iştahla yiyerek
kaşına kaşına, 1) sürekli kaşınarak; 2) kötü bir karşılığı hak edecek davranışlarda bulunarak
katar katar, katarlar durumunda, dizi dizi
katı katı, 1) katılaşmış bir durumda; 2) sert ve kırıcı sözlerle
katıla katıla, katılacak kadar, katılacak derecede
katır kutur, 1) sert ve kaba ses çıkararak; 2) sertleşmiş
kat kat, 1) çok, pek çok; 2) üst üste
katlana katlana, 1) katlanarak; 2) dayanarak, tahammül ederek
katlaya katlaya, katlayarak
katman katman, tabaka tabaka, küme küme
katmer katmer, kat kat, üst üste
katmerli katmerli, 1) katmeri olan, kat kat; 2) aşırı, çok fazla olan
kavanoz kavanoz, kavanozlarla
kavraya kavraya, anlayarak, algılayarak
kavruk kavruk, 1) kavrulmuş; 2) yaşının ilerlemesine karşın iyi gelişmemiş; 3) kurumaya yüz tutmuş
kavrula kavrula, 1) kavrularak; 2) kavruk kalarak
kavura kavura, kavurarak
kaya kaya, 1) kayarak; 2) görüş, düşünce ya da tutumunu değiştirerek
kaydıra kaydıra, kaydırarak
kaygılı kaygılı, üzüntülü, endişeli, tasalı bir biçimde
kayıra kayıra, 1) birini: koruyarak; 2) birine: haksız yere kolaylıklar sağlayarak
kayıtsız kayıtsız, aldırmazlıkla, ilgisizlikle, umursamazlıkla
kaynaşa kaynaşa, 1) ayrılmayacak bir biçimde birleşerek; 2) birbirine iyice uyarak; uyuşarak; 3) birleşerek
kaynata kaynata, 1) kaynatarak; 2) kaynak yaparak; 3) sohbet ederek; 3) (argo) belli etmeden alarak, unutturarak
kaynaya kaynaya, 1) kaynayarak; 2) birbirine yapışarak; 3) yara: kapanarak, iyileşerek; 4) mide: ekşiyerek; 5) huzursuzluk, tedirginlik artarak; 6) (argo) arada kaybolarak
kaypak kaypak, sözünde durmayarak, döneklik ederek
kaytara kaytara, işten kaçınarak
kazana kazana, 1) kazanç sağlayarak; 2) kendinden yana çekerek; 3) ele geçirerek; 4) yenerek, galip gelerek
kazandıra kazandıra, kazanmasını sağlayarak
kazan kazan, kazanlarla
kazasız belasız, kazaya uğramadan
kazıklana kazıklana, aldatılarak
kazıklaya kazıklaya, aldatarak
kazıla kazıla, kazılarak
kazıta kazıta, kazıtarak
kazıya kazıya, kazıyarak
kazma kazma, büyük, kocaman
kederli kederli, acılı, üzüntülü bir biçimde
kekeleye kekeleye, ne söyleyeceğini şaşırarak, sözcükleri birbirine karıştırarak
kelek külek, yer yer çıplak ya da boş
kelime kelime, her kelimenin hakkını vererek
kelimesi kelimesine, hiçbir kelimesini atlamadan, aynen, harfiyen, tıpkı, olduğu gibi
kelli felli, kılığı kıyafeti düzgün, olgun ve gösterişli; kerli ferli
kemire kemire, 1) dişleriyle azar azar kopararak; 2) aşındırarak; 3) bir şeyin içine işleyip onu harap ederek
kem küm, verecek yanıt bulunamayınca gelişigüzel söylenen anlamsız sözler
kenarda köşede, dikkati çekmeyen ya da umulmayan yerlerde
kenar kenar, kıyı kıyı
kendi kendine, 1) kimseye danışmadan; kimseyle ilgisi, ilişkisi olmadan; 2) yalnız başına; 3) başkasının yardımı, ortaklığı olmadan; 4) kendiliğinden
kerli ferli, kelli felli
kerte kerte, azar azar, yavaş yavaş
kertik kertik, kertilmiş bir biçimde
kese kese, keselerle
keseleye keseleye, keseleyerek
kesik kesik, ara vererek ve kısa kısa
kesişe kesişe (argo), kadın ve erkek, bakışlarıyla anlaşarak
keskin keskin, 1) iyi kesen bir biçimde; 2) etkili, sert bir biçimde; 3) ses: tiz
 
kestire kestire, 1) kesilmesini sağlayarak; 2) karar vererek; 3) kısa bir süre uyuyarak
keyifli keyifli, neşesi yerinde olduğunu belli eder bir biçimde
kıçın kıçın, geri geri
kıç kıça (kaba), birbirine çok yakın bir durumda
kıkır kıkır, içinden gelerek, sesli bir biçimde gülmek
kılçıklı kılçıklı, 1) kılçığı olan; 2) pürüzlü, çapraşık, karışık
kılık kıyafet, üst baş ve dış görünüş
kılıklı kıyafetli, üstü başı ve görünümü düzgün, iyi giyinmiş
kıllı kıllı, çok kıllı, her yanı kılla kaplı
kımıl kımıl, sürekli kımıldayan
kınalı kınalı, 1) kınayla boyanmış; 2) kına renginde ya da kızıl renkte
kınaya kınaya, ayıplayarak, doğru bulmayarak
kıpırdaya kıpırdaya, sürekli ve hafifçe oynayarak, kımıldayarak
kıpır kıpır, yerine duramayarak, sürekli ve aralıksız kımıldayarak
kıra döke, dikkatsizlik ya da öfkeyle bir şeyin kırılmasına neden olarak
kıran kırana, öldüresiye
kırçıl kırçıl, kırçıllaşmış durumda
kırgın kırgın, gücenmiş, gönlü kırılmış olduğunu belli eder bir biçimde
kırık dökük, 1) eski, çürük, sağlam olmayan, değersiz şey; 2) söz: düzgün olmayan, parça parça
kırık kırık, kırılmış bir durumda
kırıla büküle, konuşmak: kırıtarak, kibarlığa özenerek
kırıla döküle, 1) kibar görünmeye çalışarak; 2) hor kullanılmanın sonucu
kırıla kırıla, 1) kırılarak; 2) gücendirilerek, incitilerek; 3) yürümek: salına salına, nazlı nazlı
kırım kırım, kırıtarak, kırıta kırıta
kırış kırış, çok kırışık
kırıştıra kırıştıra, 1) kırışmasına neden olarak; 2) karşı cinsten biriyle kurduğu yakın ilişkiyi sürdürerek
kırıta kırıta, kırıtarak, cilve yaparak
kırıtım kırıtım, kırıtarak
kırkar kırkar, her birine kırk, her defasında kırkı bir arada
kırmalı kırmalı, üzerinde kırmaları bulunan
kırmızı kırmızı, dikkati çekecek kadar kırmızı
kırpa kırpa, 1) parçalara ayırarak, keserek, kırkarak; 2) göz kapaklarını açıp kapayarak
kırpık kırpık, 1) kırpılmış durumda; 2) bölük pörçük
kırpıla kırpıla, sürekli kırpılarak
kırpıntı kırpıntı, 1) kırpılmaktan oluşmuş küçük parçalar durumunda; 2) kırpıntı biçiminde
kırtış kırtış, diş diş, girintili çıkıntılı, pürüzlü
kısa kısa, uzun olmayan
kısala kısala, 1) kısa duruma gelerek; 2) süresi azalarak
kısalta kısalta, kısa duruma getirerek
kısık kısık, 1) kısılmış durumda; 2) ses: boğuk, güçlükle çıktığı anlaşılır biçimde; 3) göz kapakları: hafifçe aralanmış, yumulmuş bir biçimde
kısıla kısıla, azala azala
kısım kısım, 1) parçalara ayrılmış bir durumda; 2) bir bölümü; 3) ayrı ayrı, bölük bölük
kısırlaşa kısırlaşa, verimsizliği, yararsızlığı sürekli artarak
kısıtlana kısıtlana, 1) sahip olduğu hak ve özgürlükler daraltılarak; 2) sınırlandırılarak 
kısıtlaya kısıtlaya, sınırlayarak, daraltarak
kıskana kıskana, 1) kıskanarak; 2) esirgeyerek, çok görerek
kıs kıs, gülmek: sessiz ve alaylı
kıstıra kıstıra, 1) sıkıştırarak; 2) kaçamayacak bir duruma getirerek
kışkırta kışkırta, 1) kümes hayvanı: ürkütüp kaçırarak; 2) tahrik ederek
kış kış, kümes hayvanlarını kovalamak, kaçırmak için çıkarılan ses
kıtı kıtına, gereksinimi zor karşılayacak kadar
kıtık kıtık, içi kıtıkla doldurulmuş bir durumda
kıtır kıtır, 1) çok pişirildiği ya da kızartıldığı için kuru ve gevrek bir duruma gelmiş olan; 2) yemek, kesmek, doğramak gibi eylemlerle birlikte kullanıldığında, o eylemin yapılış biçim: gevrek bir ses çıkararak
kıvamlı kıvamlı, koyuluğu, zamanı, durumu en uygun bir biçimde
kıvana kıvana, övünç duyarak, sevinerek, iftihar ederek, memnun olarak
kıvıl kıvıl, kaynaşırcasına hareketli
kıvıra kıvıra, 1) bükerek; 2) katlayarak; 3) kalçalarını iki yana sallayıp oynayarak ya da yürüyerek; 4) başararak, başa çıkarak, becererek; 5) uydurup söyleyerek; 6) bir işi yapmaktan kaçınarak, yan çizerek
kıvırcık kıvırcık, küçük küçük kıvrımları olan bir biçimde
kıvır kıvır, kıvrımlı, büklümlü
kıvırta kıvırta, kıvıra kıvıra
kıvır zıvır, 1) önemsiz, değersiz, derme çatma; 2) önemi olmayan ayrıntı
kıvrak kıvrak, 1) canlılıkla, hareketlilikle, atiklikle; 2) akıcı, işlek bir biçimde; 3) aceleyle, telaşla
kıvrana kıvrana, 1) acı çekerek, üzülerek; 2) bir şeye çok gereksinim duyarak
kıvrık kıvrık, eğrilip bükülmüş, yuvarlak bir biçim verilmiş durumda
kıvrıla kıvrıla, 1) eğilip bükülerek; 2) yuvarlak bir biçim alarak; 3) büzülüp yatarak; 4) dönerek, saparak
kıvrım kıvrım, 1) dalgalı, kıvrımlı, bükümlü bir biçimde; 2) kıvranmak: kıvrandıracak derecede acı çekerek; çektiği sıkıntı yüzünden yalvaracak duruma gelerek
kıya kıya, çok ince ve küçük parçalar halinde doğrayarak
kıyıdan kıyıdan, kıyın kıyın
kıyı kıyı, kıyıya yakın bir biçimde
kıyıla kıyıla, çok ince ve küçük parçalar halinde doğranarak
kıyım kıyım, ince ince
kıyın kıyın, kıyıdan, gizli gizli
kıymık kıymık, kıymıklar durumunda
kıymıklı kıymıklı, üzerinde ya da içinde kıymıklar olan
kıza kıza, 1) sıcaklığı artarak; 2) öfkelenerek, sinirlenerek
kızara bozara, utanç,öfke gibi duyguların etkisiyle yüzünün rengi değişerek
kızara kızara, kırmızı ya da ona yakın bir renk alarak
kızarta kızarta, 1) yüzünü: utançla, utanarak bir şey istemek; 2) kızartarak, kızarmasını sağlayarak
kızdıra kızdıra, 1) ısıtarak, kızmasını sağlayarak; 2) öfkelendirerek
kızgın kızgın, 1) çok ısıtılmış, kızdırılmış bir durumda; 2) öfkelenmiş, sinirlenmiş bir durumda
kızışa kızışa, 1) ısınması artarak; 2) zorlu, sert, kızışık bir durum alarak
kızıştıra kızıştıra, isteklendirerek, gayret vererek
kız kıza, ikisi de kız olarak
kız kızan, çoluk çocuk, ev halkı
kibar kibar, kibara yaraşır bir biçimde
kibirli kibirli, 1) büyüklük, ululuk taslayarak; 2) büyüklenerek; 3) onurlu, gururlu bir biçimde
kifil kifil, yel: serin ve hafif hafif
kifir kifir, gevrek yiyeceklerin yenirken çıkardığı ses
kilo kilo, kilolarla
kim kim, hangi kişiler, kim kim ile birlikte, birlikte olanlar kimler
kim kime, dum duma: kimsenin kimseyle ilgilendiği yok
kinayeli kinayeli, üstü kapalı, sitemli, dokunaklı sözlerle
kinli kinli, kin tuttuğunu, öç almak istediğini belli eder bir biçimde
kirli kirli, 1) olanca kiriyle, kirli olduğunu umursamadan; 2) kadın: ay başı halinde olduğunu bilerek
kir pas, kir
koca koca, büyük büyük
kocaman kocaman, koca koca
kocaya kocaya, yaşı ilerleyerek, yaşlanarak
koka koka, çıkardığı kokuyu belli edecek bir biçimde
koklaşa koklaşa, anlaşarak, birbirini severek
koklata koklata, tam yararlandırmadan, esirgenerek
koklaya koklaya, 1) koklayarak; 2) pintilik ederek
kokulu kokulu, güzel koktuğunu belli edecek bir biçimde
kokuşuk kokuşuk, kokuşmuş, bozulmuş bir durumda
kokuta kokuta, hoş olmayan bir koku bırakarak
kolay kolay, olumsuz cümlelerde: kolay olmaz, kolay değildir
kol kola, yan yana ve kollarını birbirine geçirerek
kollaya kollaya, 1) olmasını, ortaya çıkmasını bekleyerek, gözeterek; 2) koruyarak
koltuklaya koltuklaya, kıvanç verecek biçimde överek; koltuklarını kabartacak sözler söyleyerek; pohpohlayarak
komşu komşuya, komşular arasında
konaklaya konaklaya, yolculuk sırasında bir yerde kalıp geceleyerek
kona göçe, dura kalka
kona kona, istediklerini emeksiz edinerek
konu komşu, bütün komşular, birbirlerine yakın yerlerde oturan kişiler
konuşa konuşa, bir konuda karşılıklı konuşarak, sohbet ederek
kopara kopara, 1) kopararak; 2) zor kullanarak, güçlükle elde ederek
kopuk kopuk, 1) bütünlüğünü, sürekliliğini yer yer yitirmiş bir durumda; 2) erkek: toplum kurallarına aldırmadan, işsiz güçsüz, serseri bir durumda
korka korka, 1) korku duyarak, ürkerek; 2) kaygı duyarak, endişe ederek; 3) çekinerek, sakınarak, saygı duyarak; 4) cesaret gösteremeyerek
korkuta korkuta, göz dağı vererek
koruna koruna, sakınarak
koruya koruya, uzak tutarak, koruyarak
kostak kostak, 1) zarif, kibar görünerek; 2) yiğitçe, kabadayıcı, yüreklilikle
kostaklana kostaklana, çalım satarak, gösteriş yaparak
koşa koşa, 1) koşarak; 2) büyük bir istekle
koştura koştura, çabalayarak, uğraşarak
koşuşa koşuşa, birlikte ve birden koşarak, koşuşturarak
koşuştura koşuştura, bir işi izlemek ya da değişik işleri yapmak için sürekli gidip gelerek, koşuşarak
kotara kotara, ele aldığı işleri tamamlayarak, bitirerek
kovalaya kovalaya, 1) yakalamaya çalışarak; 2) bir sonuca bağlayana kadar işin peşini bırakmayarak
kovula kovula, kovularak
kovuştura kovuştura, suçlu olanı ortaya çıkarmak için gerekli araştırma ve soruşturmayı yaparak
koya koya, katarak, ekleyerek
koyu koyu, 1) çok koyu; 2) aşırı; 3) derin, hararetli
koyulaştıra koyulaştıra, 1) koyu duruma gelmesini sağlayarak; 2) derinleştirerek
koyun koyuna, yatmak: birbirine sarılmış bir durumda
köhne köhne, 1) eskimiş, modası geçmiş; 2) çağ dışı kalmış
köklene köklene, kök salarak
kökleşe kökleşe, güçlü bir biçimde yerleşerek; yer ederek; kök salarak
köpekleşe köpekleşe, onursuzca yaltaklanarak
köpük köpük, bol köpüklü
köpüre köpüre, çok kızarak; birden öfkelenip taşarak
köpürte köpürte, 1) köpürterek; 2) öfkelendirerek, kızdırarak
körpe körpe, 1) bitki: dalından yeni koparılmış, tazeliği üstünde; 2) hayvan: büyümemiş; 3) genç, yıpranmamış, henüz bozulmamış
körükleye körükleye, 1) körükle hava üfleterek; 2) kızıştırarak, kışkırtarak
körü körüne, niçin yaptığını, nasıl sonuçlanacağını bilmeden, düşünüp taşınmadan
kös kös, başı önünde, üzgün, bıkkın, düşünceli bir durumda
köşe bucak, göze çarpmayan yer
köşeli köşeli, köşeleri olan
kötü kötü, bakmak; davranmak; düşünmek; söylemek: istenilmeyen, hoşa gitmeyen biçimde
kötüleye kötüleye, yererek, çekiştirerek, kötüleyerek
kötümser kötümser, karamsar karamsar
köz köz, közlenmiş bir durumda
kubara kubara, çalımlı tavırlarla
kucak kucağa, birbirine sarılmış bir durumda
kucak kucak, 1) bol bol; 2) her biri kucaklanabilecek miktarda
kuçu kuçu, köpekleri çağırırken söylenir
kudura kudura, 1) davranışları taşkınlaşarak; 2) yaramazlaşarak; 3) tehlikeli bir durum alarak; 4) çok kızarak, çok öfkelenerek
kul köle, olmak: doğruluk ve özveriyle bağlanmak
kullana kullana, 1) kullanarak; 2) hizmetinde çalıştırarak; 3) kendi amacına alet ederek, sömürerek
kura kura, 1) kurarak, oluşturarak; 2) düşünerek; 3) zihninde büyüterek; 4) başkasına karşı kışkırtarak
kurcalaya kurcalaya, 1) elleyip karıştırarak; 2) zorlayarak; 3) eşeleyerek
kurdukça kurmak, zihninde büyütmek
kurnaz kurnaz, kurnazlıkla
kurtara kurtara, 1) kurtulmasını sağlayarak; 2) gelecek zararı önleyerek; 3) ceza görmesine engel olarak
kurtula kurtula, tehlike ya da kötülüklerden kurtularak
kuru kuru, katıksız, yanında yiyecek başka bir şey olmadan
kuru kuruya, boşu boşuna, boş yere, yararsız yere
kurula kurula, 1) övünür biçimde davranışlarda bulunarak, kasılarak; 2) rahatça oturup yerleşerek
kurulana kurulana, kurulanarak
kurulaya kurulaya, kurulayarak
kurum kurum, kurulmak; kurumlanmak: büyüklenmek, böbürlenmek
kurumlu kurumlu, kendini büyük ve önemli göstererek, kibirlenerek
kuruntulu kuruntulu, yanlış ve yersiz düşüncelere dalmış bir biçimde
kuruş kuruş, kuruşu bile hesap ederek
kuruşu kuruşuna, hesabı kuruş bile yanılmadan, tam çıkararak
kuruta kuruta, 1) kurutarak; 2) cılız duruma getirerek, zayıflatarak; 3) uğursuzluk getirerek, yok ederek
kusa sıça (kaba), ortalığı berbat ederek
kuşana kuşana, giyinerek
kuşata kuşata, kuşatarak
kuşkulana kuşkulana, kuşku duyarak, şüphelenerek
kuşkulu kuşkulu, kararsız, işkilli, şüpheci bir biçimde
kutu kutu, 1) kutularla; 2) her biri kutu biçiminde
kuvvetli kuvvetli, gücünü, etkisini, üstünlüğü belli eder bir biçimde
kuytu kuytu, ıssız, sessiz, tenha, güneş almayan bir biçimde
kuzu kuzu, karşı gelmeden, hiç ses çıkarmadan
küçük küçük, büyük olmayan boyutlarda
küçüklü büyüklü, küçüğü de büyüğü de birlikte
küflü küflü, küflenmiş, köhnemiş bir biçimde
kükreye kükreye, 1) kükreyerek; 2) taşkınlık göstererek; 3) öfkeyle ve yüksek sesle bağırarak
küfür küfür, esinti: tatlı, serin ve hafif bir biçimde
külçe külçe, külçelerle
küllene küllene, 1) kül oluşarak; 2) acı, sıkıntı: unutulur gibi olarak
küme küme, kümelerle, yığınlarla
kümelene kümelene, kümelenerek
kürek kürek, küreklerle
küreye küreye, küreyerek
küskün küskün, gücenik, dargın bir biçimde
küstüre küstüre, küsmesine yol açarak
küt küt, birbiri ardına küt sesi çıkararak
kütlete kütlete, birbiri ardına küt sesi çıkartarak
kütürdete kütürdete, kütürtü sesi çıkarttırarak
kütürdeye kütürdeye, kütür kütür diye ses çıkararak
kütür kütür, 1) gevrek şeyler kesilir ya da ısırılırken çıkan ses; 2) taze