İkilemeler

Ö

öbek öbek, kümeler, yığınlar durumunda, toplu bir biçimde
öbelek öbelek, yürüyüş: aksaya aksaya, topallayarak
öde öde, bitmiyor: ödemesi uzun süre alan borç
ödene ödene, ödenerek
ödeşe ödeşe, ödeşerek, arada alacak verecek bırakmayarak
ödeye ödeye, ödeyerek
ödlek ödlek, korkağa, tabansıza, yüreksize yaraşır bir biçimde
öfkelene öfkelene, öfkeye kapılarak, kızarak, hiddetlenerek
öfkeli öfkeli, öfkelenmiş, kızgın, hiddetli bir biçimde
öğlen öğlen, tam öğle zamanı
öğrene öğrene, 1) bilgi edinerek; 2) becerisini geliştirerek; 3) haber alarak
öğrete öğrete, 1) belli bir konuda bilgi, beceri ve yetenek kazandırarak; 2) bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlayarak
öğüne öğüne, övüne övüne
öğüre öğüre, öğürerek
öğüte öğüte, öğüterek
öğütleye öğütleye, yapılması ya da yapılmaması gerekeni salık vererek, nasihat ederek
öksüre öksüre, sürekli öksürerek
öksüre tıksıra, öksürerek
öksürüklü tıksırıklı, sağlıksız
öksüz öksüz, yoksul, kimsesiz bir durumda
ölçe biçe, inceden inceye düşünerek
ölçülü biçili, her yönüyle düşünülmüş, iyice hesaplanmış, özenle hazırlanmış
ölçülü ölçülü, davranış ve düşüncelerinde aşırılığa kaçmadan, ılımlı, hesaplı bir biçimde
ölçüşe ölçüşe, yarışarak
öldüre öldüre, çok üzerek, aşırı yorarak
ölgün ölgün, 1) diriliği, canlılığı, tazeliği kalmamış, pörsümüş, solmuş bir durumda; 2) gücü azalmış, zayıflamış bir durumda
ölüm dirim, ölüm kalım
ölüm kalım, her türlü tehlikeyi göze alma
ölüp ölüp, dirilmek: 1) çok sıkıntı, acı çekmek; 2) çok ağır bir hastalık geçirmek
önden önden, 1) öncelikle; 2) öne düşerek, yol göstericilik yaparak
önleye önleye, durdurarak, önüne geçerek, engel olarak
önünde sonunda, ne zaman olsa, eninde sonunda
öpe öpe, memnunlukla, minnetle
öre öre, örerek
örgülü örgülü, örgüsü olan biçimde
örgütlene örgütlene, birleşerek, birlik olarak
örseleye örseleye, 1) yıpratarak, eskiterek, hırpalayarak, zedeleyerek; 2) gücünü azaltarak, canlılığını gidererek, sarsarak
örte örte, 1) örterek; 2) kapayarak; 3) kaplayarak; 4) gizleyerek, saklayarak
örüle örüle, örülerek
öte beri (öteberi) ufak tefek önemsiz şeyler
ötede beride, değişik yerlerde; şurada burada; şurda burda
öteden beri, uzun zamandır, epeyi bir zamandan beri, eskiden beri
öteden beriden, türlü yerlerden ya da şeylerden; şuradan buradan; şundan bundan
öteki beriki, şu bu, olur olmaz kişiler, kimseler
öte öte, 1) öterek; 2) (argo) anlamsız, boş konuşarak; 3) (argo) sarhoşluk nedeniyle kusarak
ötesi berisi, 1) ne kadar eşyası varsa, neyi varsa, bütün eşyaları; 2) türlü yerleri ya da şeyleri
ötesinde berisinde, türlü, dağınık yerlerde
öteye beriye, türlü yerlere, sağa sola
öteyi beriyi, 1) nesi var nesi yoksa hepsini; 2) her yerini
öttüre öttüre, öttürerek
öve öve, iyiliklerini, üstünlüklerini dile getirerek; överek
övüne övüne, kendisiyle iftihar ederek, övünerek
öyküne öyküne, başkası gibi olmaya ya da ona benzemeye çalışarak; taklit ederek
öyle öyle, böylece, yavaş yavaş
öz be öz, gerçek, öz
özü sözü, bir: düşündüğü neyse onu aynen söyleyen ya da davranan
özene bezene, istekle, itinayla, özenle
özene özene, özen göstererek
özlene özlene, kendisine özlem duyularak
özleye özleye, özleyerek, kavuşmak isteyerek, göreceği gelerek
özümleye özümleye, özümseyerek
özümseye özümseye, edindiği bilgileri kendi öz malı durumuna getirerek
özürlü özürlü, eksik, sakat ya da kusurlu yanları olduğunu belli eder bir biçimde