İkilemeler

S

saati saatine, tam vaktinde
sabah sabah, erkenden, ortalık daha yeni yeni aydınlanırken
sabrede sabrede, telaş göstermeden bekleyerek, sabırlı davranarak
saç baş, saçların tümü
saçı başı, saçlarının tümü
saçını başını, saçlarının tümünü
saçma sapan, tutarsız, boş, değersiz
safha safha, aşamalar, evreler durumunda
saf saf, 1) sıra sıra, diziler durumunda; 2) kolayca aldatılacağını belli eder bir durumda 
sağa sola, rasgele yerlere
sağı solu, her iki yanı da
sağını solunu, her iki yanını da
sağlı sollu, 1) her iki yanda; 2) her iki yandan
sağ salim, 1) sağlığı yerinde; 2) hiçbir zarar görmeden
sahne sahne, birbirini izleyen bölümler durumunda
sahte sahte, içten olmayan, yapmacık davranışlarla
sakar sakar, sürekli küçük, önemsiz kazalar yaparak
sakat sakat, 1) bedensel özürlü olduğunu önemsemeden; 2) bozuk ya da eksik bir durumda
sakına sakına, olabilecek kötülüklere karşı önlem almaya özen göstererek
sakır sakır, aralıksız titrer bir biçimde
sakin sakin, 1) durgun, dingin bir biçimde; 2) heyecanını, telaşını, kızgınlığını belli etmemeye çalışarak
saklana saklana, kendini belli etmemeye çalışarak
saklaya saklaya, 1) koruyarak, esirgeyerek; 2) gizleyerek
salak salak, 1) akılsızlığını belli eder bir biçimde; 2) salakça, salağa yakışır bir biçimde
salak sulak, salak gibi
saldıra saldıra, 1) hücum ederek; 2) yıkıcı ve sert eleştiriler yaparak
salına salına, 1) yürürken bir sağa bir sola hafifçe eğilerek; 2) ağırdan alarak
salise salise, saliseleri bile hesaba katarak
salkım saçak, 1) dağınık, düzensiz bir biçimde; 2) parçaları ayrılmış bir durumda
salkım salkım, öbek öbek, küme küme
sallana sallana, 1) sallanarak; 2) ağırdan alarak
sallaya sallaya, 1) sallayarak; 2) erteleyerek, savsaklayarak
samimi samimi, 1) içtenlikle; 2) candan, açık yüreklilikle; 3) içli dışlı, senli benli bir durumda
sandık sandık, sandıklar dolusu
sandık sepet, eşya: görünürde olanların hepsi, ortada ne varsa
saniye saniye, her saniyeyi hesaba katarak
sapık sapık, delice davranışlarda bulunarak
sapır sapır, çok sayıda, kendiliğinden
sapıta sapıta, 1) saçmalayarak; 2) şaşırarak
saplana saplana, 1) saplanarak; 2) ilgisini kesmeyi, takılıp kalmayı başaramayarak
saplaya saplaya, saplayarak
saptıra saptıra, 1) saptırarak; 2) belirli görüş, düşünüş, amaç ya da davranıştan ayrılarak; 3) doğruluktan ayrılarak
sarara sola, sararıp solarak
sara sara, 1) çevreleyerek, kuşatarak; 2) kucaklayarak; 3) yumak yaparak; 4) dürerek; 5) sözle saldırarak
sardıra sardıra, 1) sardırarak; 2) sürekli aynı konuyu düşünerek
sargılı sargılı, sargı sarılmış, sargısı olan bir biçimde
sarhoş sarhoş, sarhoşluğu, esrikliği geçmemiş bir durumda
sarıla sarıla, 1) sarılarak, dolanarak; 2) kucaklayarak; 3) bütün gücüyle ele alarak; 4) büyük bir istekle kendini vererek, benimseyerek
sarıp sarmalamak, sıkıca sarmak
sarı sarı, renginin sarılığı belirgin bir biçimde
sarkık sarkık, sarkmış bir durumda
sarkıta sarkıta, sarkıtarak
sarmaş dolaş, birbirine sarılmış, kucaklaşmış bir durumda
sarpa sarmak, güçlükler belirmek; çözülmesi çok güç bir duruma gelmek
sarsak sarsak, sarsakça, sarsılarak
sarsak sursak, sarsak sarsak
sarsa sarsa, 1) sarsarak; 2) zarar verecek yolda etkileyerek, aksatarak
sarsıla sarsıla, 1) sarsılarak; 2) güçsüz durumda kalarak; 3) beklenmedik olaylardan çok etkilenerek
sası sası, kokmak: genellikle yiyecekler için, bozulmuş, çürümüş olmak
sataşa sataşa, 1) rahatsız edici davranışlardan bulunarak; 2) sarkıntılık ederek
satıp savmak, elindeki malı yok pahasını satmak zorunda kalmak
satır satır, yazı: her satırıyla ilgilenerek
savaşa savaşa, 1) savaşarak, çarpışarak; 2) güçlükleri yenmeye uğraşarak, mücadele ederek
savruk savruk, 1) dikkatsiz bir biçimde; 2) düzensiz, dağınık bir biçimde
savrula savrula, dağılıp saçılarak
savsaklaya savsaklaya, ağırdan alarak, geciktirerek, umursamayarak, erteleyerek, ihmal ederek
savuna savuna, 1) saldırılara karşı koyarak, müdafaa ederek; 2) tuttuğu, yanında olduğu bir hareket ya da düşüncenin doğruluğunu, haklılığını kanıtlamaya çalışarak
savura savura, 1) savurarak, dağıtarak, saçarak; 2) yalan ya da küfürlü konuşarak; 3) savurganlık ederek
saya saya, 1) sayarak; 2) saygı göstererek; 3) arka arkaya sıralayarak
sayfa sayfa, sayfalar dolusu
saygılı saygılı, saygısını belli eder bir biçimde
sayıklaya sayıklaya, 1) sayıklayarak; 2) sürekli, istediği, özlediği şeyden söz ederek
sazlı sözlü, saz çalıp şarkı söyleyerek yapılan eğlence
sebepli sebepsiz, bir gereği, dayanağı yokken; nedeni olsun ya da olmasın
seçe seçe, 1) seçerek; 2) hoşuna gittiğinden ya da yararlanmak için ayırarak; 3) ne olduğunu anlamaya çalışarak; 4) farkı ve üstün olduğunu görerek
seçile seçile, seçilip ayrılarak
sefil sefil, yoksul bir biçimde
seğirte seğirte, seğirterek
sekizer sekizer, her birine sekiz, her defasında sekizi bir arada
seke seke, sekerek
selam sabah, selamlaşıp hatır sorma
selamsız sabahsız, saygısız bir biçimde, selamlaşmadan
semire semire, semizleyerek, şişmanlayarak
semiz semiz, semirmiş, şişmanlamış bir durumda
sen ben, çekişme, anlaşmazlık
sendeleye sendeleye, 1) sendeleyerek; 2) ne yapacağını şaşıracak kadar sarsılarak
senet sepet, bir sözleşmeyi belgeleyecek senet ya da senet yerine geçebilecek şey
senetsiz sepetsiz, bir işi yazılı bir belgeye dayandırmadan, gelişigüzel yaparak
seni seni, seni gidi seni; seni yaramaz, seni haylaz, seni çapkın
senli benli, aşırı derecede samimi bir biçimde, teklifsizce
sepet sepet, sepetler dolusu
sere serpe, rahat, çekinmeden, serbestçe
serile serpile, 1) rahat bir biçimde yatarak; 2) gelişerek
serin serin, hoşa giden bir serinlik verecek biçimde
serpiştire serpiştire, yağmur ya da kar: ince ince, azar azar yağarak; 2) gelişigüzel serperek
sersem sepelek, sersemliği tam geçmeden, sersem bir biçimde
sersem sepet, sersem sepelek
sersem sersem, 1) sersemlemiş bir durumda; 2) sersemce, ne yaptığının farkında olmadan
serseri serseri, 1) başıboş bir biçimde; 2) hoşa gitmeyen, tutarsız davranışlarla
sertlene sertlene, sert tavırlar alarak
sertleşe sertleşe, 1) sertleşerek, katılaşarak; 2) gücü giderek artıp, zorlu bir durum alarak; 3) sert, kırıcı durumunu artırarak
sert sert, 1) katılıkla, peklikle; 2) gönül kırıcı bir biçimde
seslene seslene, seslenerek, sesini duyurmaya çalışarak
ses seda, haber, tepki
sessiz sedasız, 1) sakin, kendi halinde; 2) kimse duymadan, kimse görmeden, sessiz ve gürültüsüz bir biçimde
sessiz sessiz, kimseye duyurmadan
ses soluk, 1) haber; 2) gürültü, patırtı
sevdalı sevdalı, 1) âşıkcasına, sevdaya tutulmuş bir biçimde; 2) gereğinden çok düşkünlük göstererek
seve seve, 1) istekle; 2) karşı koymadan, tüm olanakları uygun bularak, kabullenerek
sevindire sevindire, sevinmesini sağlayarak
sevine sevine, sevinç duyarak
sevişe sevişe, birbirini severek
seyrek seyrek, 1) aralıklı olarak; 2) arada sırada
seyrede seyrede, 1) seyrederek; 2) bir olaya karışmadan bakarak
seyrele seyrele, seyrekleşerek
seze seze, olacağını anlayarak, kestirerek, hissederek
sıcağı sıcağına, zaman yitirmeden, hemen, arayı açmadan, unutulmasına fırsat vermeden
sıcak sıcak, soğumadan, sıcaklığını korur bir durumdayken
sıça sıça (kaba), bozarak, berbat ederek
sıça sıvaya (kaba), öfke sonucu kaba sözler söyleyerek, küfürler ederek
sıfıra sıfır, istenilen sonuç alınamadı; bütün çabalar boşa gitti
sıka sıka, 1) sıkarak; 2) baskı altına alarak, üzerek, zorlayarak; 3) sıkıntı vererek
sıkı fıkı, birbirine bağlı ve teklifsiz bir biçimde
sıkıla sıkıla, 1) sürekli sıkılarak; 2) utanıp çekinerek; 3) can sıkıntısı duyarak; 4) sürekli sıkıntıya düşerek
sıkı sıkı, iyice, adamakıllı
sıkı sıkıya, 1) sımsıkı, çok sıkı olarak; 2) iyice, adamakıllı
sık sık, 1) az aralıklarla; 2) arayı fazla açmadan, sıkça
sınaya sınaya, 1) deneyerek, tecrübe ederek; 2) yoklayarak, imtihan ederek
sıralı sırasız, yeri mi, zamanı mı demeden
sıram sıram, sıra ya da sıralar oluşturacak biçimde dizilerek; yan yana, arka arkaya gelerek
sıra sıra, 1) sıralanmış biçimde, sıra biçiminde; 2) sıraya, düzene konulmuş bir biçimde
sırıta sırıta, sırıtkanlıkla, sırıtarak
sırnaşa sırnaşa, sırnaşıklık yaparak, sırnaşıkça davranarak
sırnaşık sırnaşık, can sıkan, rahatsız eden, huzur kaçıran bir biçimde
sırtı sıra, birinin: peşinden, izinden, arkasından
sırt sırta, 1) sırtları birbirine değecek bir biçimde; 2) vermek: işbirliği yapmak
sıska sıska, zayıflamış, sıskalaşmış bir durumda
sıvaştıra sıvaştıra, 1) bulaştırarak; 2) sıvık ya da sıvışık bir duruma getirerek
sıvaya sıvaya, 1) sıvayarak; 2) okşayarak
sıvazlaya sıvazlaya, 1) sıvazlayarak; 2) okşayarak
sıvışa sıvışa, 1) sıvaşarak; 2) haber vermeden, sessizce gidivererek, kaçarak
sıyıra sıyıra, 1) sıyırarak; 2) üstündeki örtüyü çekip alarak; 2) kazırcasına silerek
sıyrıla sıyrıla, 1) sıyrılarak; 2) bir yerden ya da bir durumdan kurtularak
sıza sıza, 1) sızarak; 2) gizli tutulması gereken yayılarak; 3) gizlice girerek; 4) uyuyakalarak
sızdıra sızdıra, 1) sızmasına yol açarak; 2) duyurarak, yayarak; 3) süzerek; 4) baskı ya da sözde nedenlerle birinden para çekerek
sızım sızım, 1) hafiften ve inceden ağrır bir biçimde; 2) sızlanarak, yakınarak
sızlana sızlana, sızlanarak
sızlata sızlata, sızlatarak
sızlaya sızlaya, 1) sızlayarak; 2) sızlanarak
sile sile, 1) silerek; 2) kazıyarak; 3) yok ederek; 4) rakiplerini ikinci plana atarak
sile süpüre, 1) evi, ortalığı temizleyerek; 2) ne varsa yiyip bitirerek; 3) ne var ne yok hepsini alıp götürerek ya da yok ederek
silik silik, 1) silinmiş, bozulmuş, aşınmış bir biçimde; 2) önemsiz, belirsiz, dikkati çekmeyen bir biçimde
silkeleye silkeleye, 1) silkeleyerek; 2) sarsarak; 3) üzerinden atarak
silkine silkine, 1) silkerek; 2) silkelenerek
sille tokat, vura vura; döve döve
sindire sindire, 1) sinmesine neden olarak; 2) hazmederek; 3) korku, yılgınlık vererek
sine sine, kendini göstermeden
sinirlene sinirlene, sinirlenerek, öfkelenerek
sinirli sinirli, sinirlendiği belli eder bir biçimde
sinsi sinsi, 1) gizliden; 2) yavaştan
sisli puslu, sislenmiş, bulanık
sitemli sitemli, üzüldüğünü, kırıldığını öfkelenmeden belli ederek
sivrile sivrile, 1) sivrilerek; 2) ün kazanarak
sivri sivri, 1) sivrileşmiş bir biçimde; 2) göze batar bir biçimde, aşırı
siyah siyah, siyahlığı belirgin bir biçimde
soğuk soğuk, 1) sevgisizliğini, duygusuzluğunu, ilgisizliğini belli eder bir biçimde; 2) sevimsiz ya da yersiz
sokak sokak, bir sokaktan öbürüne
sokula sokula, 1) sokularak; 2) yaklaşarak, yanaşarak
sola sola, 1) solarak, rengi uçarak; 2) tazeliğini, diriliğini ya da parlaklığını yitirerek
solgun solgun, solmuş; tazeliğini, parlaklığını yitirmiş bir durumda
soluk soluğa, 1) koşmaktan sık sık ve kesik kesik soluklar alıp vererek; 2) yorgun, bitkin ya da telaşla
soluk soluk, solgun solgun
somun somun, somunlarla
somurta somurta, küskünlüğünü, canının sıkıldığını, keyifsizliğini belli edecek bir biçimde; asık suratla
sopalaya sopalaya, 1) sopayla vurarak; 2) döverek, dayak atarak
sora sora, sorarak
sorgulaya sorgulaya, suç nedenini bulmaya çalışarak
sorgu sual, soruşturma
sorgusuz sualsiz, sormadan, soruşturmadan
soruştura soruştura, inceden inceye sorarak
soya soya, 1) soyarak; 2) çıkararak; 3) çalarak, alıp götürerek
soylu soplu, eski, köklü ve bilinen bir aileden
soy sop, aynı soydan gelenlerin, hısımların hepsi
soyuna soyuna, 1) soyunarak; 2) kendini kanıtlamaya, göstermeye çalışarak
soyu sopu, soy sop
söke söke, 1) sökerek; 2) engelleri, güçlükleri hiçe sayarak
söküle söküle, 1) sökülerek; 2) isteği dışında vererek, harcayarak
sölpük sölpük, pörsümüş bir durumda
sönük sönük, 1) sönmüş bir durumda: 2) parlaklığı, hızı az ya da azalmış; etkisiz, zayıf bir durumda; 3) göz çarpmayan, silik bir durumda
söve saya, aralıksız küfürler sıralayarak; uzun uzadıya sövüp yererek
söve söve, onur kırıcı kaba sözler söyleyerek, küfrederek
söylene söylene, 1) söylenerek; 2) çıkışarak, azarlayarak, sızlanarak
söyleşe söyleşe, 1) karşılıklı konuşarak, sohbet ederek; 2) karşılıklı birbirine danışarak, müzakere ederek
söylete söylete, söylemek zorunda bırakarak, itiraf ettirerek
söyleye söyleye, 1) düşündüklerini ya da bildiklerini sözle anlatarak; 2) isteklerini sözle belirterek; 3) anımsatarak
sözleşe sözleşe, 1) birbirine karşılıklı söz vererek; 2) kararlaştırarak
suçlu suçlu, suçunu, kabahatini belli eder bir biçimde
sulana sulana, 1) sulu duruma gelerek; 2) sulama işi yapılarak; 3) göz: yaşararak; 4) (argo) imrendiğini açığa vurarak; 5) (argo) duyduğu cinsel isteği o kişiye sezdirerek
sulaya sulaya, 1) sulayarak, su vererek; 2) (argo) para: ödeyerek, vererek, harcayarak
sululaşa sululaşa, yersiz, yavan şakalar yaparak
sulu sulu, 1) çok sulu; 2) sululuklar yaparak, sululaşarak, çevresini tedirgin ederek
sumsuklaya sumsuklaya, yumruklayarak
sunturlu sunturlu, 1) yaman, adamakıllı, dehşetli bir biçimde; 2) gösterişli, görkemli bir biçimde
suratsız suratsız, huysuzluğu, somurtkanlığı, aksiliği yüzünden belli olacak bir biçimde
susaya susaya, 1) su içme gereksinimi duyarak; 2) özleyerek
suskun suskun, sessiz, sakin bir biçimde
sustura sustura, 1) susmasına neden olarak; 2) etkisini, gücünü azaltarak, bastırarak
suyunun suyu, tavşanın: uzaktan uzağa
süfli süfli, 1) aşağı, bayağı, adi bir biçimde; 2) kılıksız, hırpani bir biçimde
süklüm püklüm, suçlu gibi utanç ya da korku içinde
sümküre sümküre, sümkürerek
sümsükleşe sümsükleşe, uyuşuk bir duruma gelerek, miskinleşerek, pısırıklaşarak
sümsük sümsük, uyuşuk, miskin, aptal, sünepe, pısırık bir biçimde
sünepe sünepe, kılıksız ve uyuşuk bir biçimde
süngü süngüye, birbirine süngüyle saldırarak
süpüre süpüre, 1) süpürerek; 2) tüketerek, bitirerek
süratli süratli, çabuk, hareketli, hızlı bir biçimde
sürçe sürçe, 1) sürçerek; 2) dalgınlıkla yanlış yaparak, yanılarak
sürdüre sürdüre, 1) sürmek işini yaptırarak; 2) bir durumun ya da bir şeyin sürmesini, olmasını sağlayarak
süre süre, 1) zaman zaman, bir süre; 2) sürmek işini yaparak; 3) dokundurarak, değdirerek; 4) olmaya devam ederek
sürgüleye sürgüleye, 1) kapı sürgüsü: kapayarak; 2) tapan: düzelterek
sürmeli sürmeli, 1) sürmeyle boyanmış bir biçimde; 2) sürgüyle kapatılmış, sürmelenmiş bir biçimde
sürte sürte, 1) sürterek; 2) dokundurarak; 3) başıboş dolaşarak
sürtük sürtük, evinde oturmayıp, gezip dolaşarak
sürtüne sürtüne, 1) sürtünerek; 2) kavga etmek için neden arayarak
sürtüşe sürtüşe, 1) birbirine sürtünerek; 2) anlaşmazlığını, uyuşmazlığını sürdürerek
sürüklene sürüklene, 1) sürüklenerek; 2) tekne: akıntı ya da rüzgârın etkisiyle gelişigüzel dolaşarak
sürükleye sürükleye, 1) sürükleyerek; 2) isteksiz birini bir yere götürmeye, getirmeye ya da bir işi yapmaya zorlayarak; 3) birini, bir konuyu kötü bir duruma, sona doğru götürerek
sürüm sürüm, sürünmek: yoksulluk, perişanlık için yaşamak
süründüre süründüre, 1) sürünmek işini yaptırarak; 2) güçlük ve sıkıntıya uğratarak
sürüne sürüne, 1) sürünerek; 2) kendi üzerine sürerek; 3) yoksulluk ve perişanlık içinde yaşayarak
sürü sepet, birçok kimse ya da şey hep birlikte
sürü sürü, pek çok
sürüye sürüye, 1) yerden kaldırmadan çekerek, iterek, sürükleyerek; 2) bir şeyi peşine takıp götürerek; 3) devam ettirerek
süslene süslene, kendini süsleyerek
süsleye süsleye, süsleyerek
süslü püslü, göze çarpacak derecede süslü
süslü süslü, süslenmiş, bezenmiş bir biçimde
süs püs, küçümser anlamda: süs
sütlü sütlü, sütü bol
sütun sütun, sütunlarla, kolonlarla
süzdüre süzdüre, süzdürerek
süze süze, 1) süzerek; 2) incelemek amacıyla dikkatle bakarak; 3) baygın ve anlamlı bir biçimde bakarak
süzgün süzgün, 1) oldukça zayıflamış, güçsüzleşmiş bir durumda; 2) bakışları süzgünleşmiş bir durumda
süzük süzük, 1) zayıf, güçsüz, süzgün bir durumda; 2) süzgünleşmiş, süzülmüş bir durumda
süzüle süzüle, 1) süzmek işine konu olarak; 2) kanat çırpmadan uçarak; 3) sesini ve hareketlerini belli etmeden ilerleyerek; 4) sürekli zayıflayarak